Bu çeviri Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Araştırma – İçtihat Biriminin () desteğiyle hazırlanmış ve Anayasa Mahkemesinin intranet sayfasında yayınlanmıştır. Bu belgenin tekrar yayınlanma izni sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin HUDOC sayfasında yer alması amacına yöneliktir ().
This translation was made available with the support of the Turkish Constitutional Court Research and Case-law Department () and published on its intranet. The permission of reproducing this document has been granted for the sole purpose of its publication on the Court’s case-law database HUDOC ().
Cette traduction a été préparée avec le soutien de la Division de Recherche et de Jurisprudence de la Cour constitutionnelle turque () et publié sur son intranet. L’autorisation de reproduction de ce document est limitée à sa publication sur la page de jurisprudence HUDOC de la Cour européenne des droits de l’homme ().
ARAŞTIRMA VE İÇTİHAT BİRİMİ (ar-iç)
BİLGİ NOTU
AİHM KARARLARI
2013/40
RINGIER AXEL SPRINGER SLOVAKYA, A. S. v. SLOVAKYA (no. 3)
( 37986/09, 7/1/2014)
Karar metni
İlgili Maddeler
AİHS 10
Hak ve Özgürlükler
İfade Özgürlüğü
Anahtar Kelimeler
İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, insan onuru.
Davanın Özü
İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğü arasında çok yakın bir ilişki vardır.
Mahkemeler, ifade özgürlüğünün kullanımında kamusal çıkarlar ile bireysel çıkarlar arasındaki dengeyi gözeten değerlendirmeler yapmak zorundadırlar.
KARARIN ÖZETİ
Olaylar ve Olgular
2004 yılında Slovakya’da ulusal bir televizyon kanalında gösterilen “Kim Milyoner Olmak İster” adlı yarışmaya katılan A., sorulan 14. Soruya yanlış cevap vererek elenmiş, böylece 50.000 Avroluk ödül yerine 2.500 Avro kazanmıştır. A. Yarışmayı organize eden şirkete başvurarak, söz konusu sorunun belirsiz olduğunu, bu nedenle verdiği cevabın doğru olduğunu iddia ederek şikâyette bulunmuş, bu şikâyeti kabul edilmemiştir. Ardından organizasyon şirketi, A.’nın (ve kimliği belirsiz diğer kişilerin) yarışmaya hile karıştırdığını iddiasını dile getirerek cezai bir soruşturma açılması talebiyle şikâyette bulunmuştur. 2006 yılında yapılan soruşturma sonucunda, A.’nın söz konusu şikâyete konu olabilecek bir eylemde bulunduğunun tespit edilemediği sonucuna varılmıştır. Bu olaylara ilişkin gelişmeler, ulusal basında geniş yer bulmuştur. Bu basın organlarından biri de Nový Čas’tır.
Gazete’nin ilk sayfasında 11, 18 ve 22 Mayıs 2004 tarihlerinde yayınlanan üç yazının başlıkları sırasıyla şunlardır; “Hile mi Yaptı? Derhal Soruşturma Başlatıldı”, “Dolandırıcı Yarışmacı” ve “Kim Milyoner Olmak İster Yarışmasında Skandal”.
Söz konusu manşetlerin atılmasının ardından 16 Haziran 2004 tarihinde A., Gazetenin sahibi olan şirkete başvurarak, bir miktar tazminat ve özür dilenmesinin karşılığında olayın mahkemeye taşınmadan sona erdirilmesini teklif etmişse de bu teklifi reddedilmiş ve A., 22 Şubat 2005 tarihinde kişi bütünlüğünün zarar gördüğü gerekçesiyle mahkemeye başvurmuştur. Bu çerçevede izni olmadan adının, fotoğrafının ve yaşının kullanılmasının kendisini ve ailesini zor durumda bıraktığını, iş hayatının olumsuz etkilendiğini ve toplumda “bir sahtekâr olduğu yönünde” yanlış bir algının oluşturulduğunu iddia etmiştir. 18 Aralık 2006 tarihinde kararını açıklayan Mahkeme, gazetenin bir özür yazısını yayınlamanın yanı sıra, davacıya 1450 Avro tazminat ödemesine hükmetmiştir. Karara karşı başvurucunun Bölge Mahkemesine yaptığı temyiz başvurusu da reddedilmiştir. Başvurucu daha sonra Anayasa Mahkemesine başvurmuş fakat Mahkeme, söz konusu başvuruyu açıkça dayanaktan yoksunluktan kabul edilemez bulmuştur. Buna ilişkin verdiği kararda derece mahkemesinin verdiği kararın gerekçesinde (önceki içtihatlarını da dikkate alındığını belirterek) bir keyfiliğin veya hukuka aykırılığın olmadığını belirtmiş, bu nedenle başvuruyu değerlendirmeye alamayacağını ifade etmiştir. Bunun üzerine başvurucu AİHM’e başvuruda bulunmuştur.
İddialar:
Başvurucu (şirket), hakaret suçlaması ile başlatılan dava sürecinde derece mahkemesinin keyfi bir biçimde yarışmacı A.’nın özel hayat hakkının ihlal edildiğine odaklandığını oysa kendisinin sahip olduğu ifade özgürlüğünün korunması hakkını göz ardı ettiğini belirterek, Sözleşme’nin ifade hürriyetini düzenleyen 10. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Hükümetin Savunması:
Davalı hükümet, yaptığı savunmada, söz konusu olaya ilişkin yargılamanın gerektiği gibi yapıldığını ayrıca başvurucunun, yarışmacı A. tarafından talep edilen özür yazısını yayınlamayı reddettiğini, buna ilişkin görgü tanığının da olduğunu, dolayısıyla mahkemelerin bu çerçevede gerekli kararı verdiklerini iddia etmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
Mahkeme başvuruyu 10. madde açısından ele almaya karar vermiştir.
10. madde yönünden;
Mahkeme yaptığı değerlendirmede, öncelikle olarak 10. madde kapsamında bir ihlalin olup olmadığının, ihlal iddiasına konu olan başvuruda “demokratik bir toplumda zorunluluk” kriterlerinin test edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Buna göre Mahkeme, ifade özgürlüğüne yapılacak olan bir müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığının test edilmesini beklemektedir. Bunu söylerken ifade hürriyetinin demokratik bir toplumun temel taşlarından biri olduğunun altını çizerek, bu özgürlüğün birey hak ve özgürlükleri ile toplumun haber alma özgürlüğü dengelenerek kullanılması gerektiğinin altını çizmiştir.
Bu kapsamda mevcut davaya ilişkin yaptığı değerlendirmede öncelikle yarışmacı A.’nın ulusal bir televizyon kanalında yayınlanan bir yarışmaya katılmasının, tüm medyada olduğu gibi Nova Čas adlı yayın kuruluşu açısından da dikkat çekici bulunmasının doğal olduğunu ifade etmiştir. Böylesi bir durumun doğal bir sonucu ise A.’nın kamusal bir figür olarak kabul edilmesi zorunluluğudur. A.’nın kamusal bir figür olması ise beraberinde (hakkındaki iddialar test edildiği sürece) onunla ilgili değer yargısı içeren ifadelerin basında yer alabileceğinin altını çizmiştir. Bu aşamada elde edilen bilginin doğruluğunun tespit edilmesi gerektiğini belirten Mahkeme, bunun derece mahkemesi tarafından mevcut davada uygulandığını da belirtmiştir. Derece mahkemesi, “görüldüğü kadarıyla”, “belki” ve “şüpheli” gibi kavramların yayın organları tarafından kullanılmasının bilgilerin doğruluğunu, güvenilirliğini ve basın organlarının hesap verebilirliklerini sağlamadığını belirtmiştir. AİHM, derece mahkemesinin bu yaklaşımının amacın sorgulanması sonucunu doğurduğunu ve bilgi kaynağının incelenmesini ihmal ettiğini belirtmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı da değerlendiren AİHM, Mahkemenin kendi içthadlarını dikkate alarak, kamu yararı-özel yarar dengesini değerlendirmeden bir karar vermiş olmasını da eleştirmiştir.
Bu çerçeveden hareket edildiğinde ulusal mahkemelerden beklenenin, kişisel çıkarlar ile kamunun çıkarları arasındaki dengeyi gözeten dikkatli bir değerlendirme yaparak, basının Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafında belirtilen sınırlama nedenleri çerçevesinde görev ve sorumluluğunu yapıp yapmadığının denetlenmesi olduğunun altını çizmiştir. Başvurucu, kullanılan ifadelerin kamusal yarar çerçevesinde olduğunu belirtmesine rağmen ulusal mahkemeler, bu iddiayı dikkate almadıkları gibi Sözleşme’nin 10/2. maddesindeki kriterlere ilişkin olarak da herhangi bir değerlendirmede bulunmamışlardır. AİHM açıklanan bu gerekçelerle, 10. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Full & Egal Universal Law Academy