162 No’lu (Nisan 2013) Bilgi Notu’ndan alıntıdırRohlena / Çek Cumhuriyeti – 59552/08 - Karar 18 Nisan 2013 [5. Daire]
Olaylar ve Olgular – Başvurana, 2000 yılı ile 2006 yılının Şubat ayı arasında alkollü vaziyette eşini birden fazla kez fiziksel ve zihinsel olarak taciz etme suçlamaları resmen yöneltilmiştir. 2007 yılında mahkeme, başvuranın aynı çatı altında beraber yaşadığı bir kişiyi birden fazla kez taciz etme suçunu sabit bulmuştur ve başvuran hakkında iki yıl altı aylık hapis cezasına hükmedilmiş ve beş yıllığına koşullu salıverilmiştir. 1 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Kanunu’nun 215a maddesinde belirtilen suç tanımının, söz konusu zamanda diğer bir suça, yani en azından Ceza Kanunu’nun 197a maddesi çerçevesinde bireye veya bireylere karşı işlenmiş bir suça eşdeğer olmaları halinde, bu tarihten önce işlenmiş eylemleri de kapsadığını dikkate alarak Mahkeme, tanımlanan suçun işlenmiş olduğu kararına varmıştır. Bu karar Temyiz Mahkemesi ve Yüksek Mahkeme tarafından onaylanmıştır. Yüksek Mahkeme, içtihadına atıfta bulunarak, tek bir eylem olarak değerlendirilen mütemadi bir suçun işlendiği durumlarda, söz konusu eylemin cezai niteliğinin, suç teşkil eden son eylemin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte olan kanun çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ve önceki kanunda cezai eylemler olarak tanımlanmış olma koşuluyla, önceden işlenen eylemler için de bu kuralın geçerli olduğunu gözlemlemiştir. Mevcut davada başvuranın Ceza Kanunu’nda 1 Haziran 2004 tarihinde yapılan değişikliklerden önceki eylemleri, Ceza Kanunu’nun 197a maddesinin anlamı dâhilinde birey veya bireylere karşı şiddet anlamında olup, aynı kanunun 221. maddesinin anlamı dâhilinde saldırı teşkil etmiştir. 2008 yılında Anayasa Mahkemesi, başvuranın davasında mahkeme kararlarının Anayasa tarafından yasaklanan, geriye dönük bir etkisi olmadığını göz önünde bulundurarak, başvuran tarafından yapılan anayasal temyiz başvurusunu açıkça temelden yoksun olması gerekçesiyle reddetmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 7. Madde: Mahkeme tarafından kararlaştırılması gereken konu, kanunda belirtildiği şekilde 1 Haziran 2004 tarihinden itibaren Ceza Kanunu’nun uygulanmasının, bu tarihten önce gerçekleştirilmiş eylemlere de uygulanmasının 7. maddede yer alan güvencelerin ihlaline yol açıp açmayacağı olmuştur. Başvuranın eylemlerinin yerel mevzuat uyarınca mütemadi bir suç olarak sınıflandırılıp sınıflandırılamayacağı konusunu incelemede yerel mahkemelerin yerini almak gibi bir görevi olmayan Mahkeme, Çek Cumhuriyeti mevzuatı uyarınca ceza yasasının geriye dönük herhangi bir uygulaması bulunmadığını kabul etmiştir. Mahkeme ayrıca Ceza Kanunu’nun 89§3 maddesinde tanımlanmış olan mütemadi suç kavramının yorumlanmasının Yüksek Mahkeme’nin açık ve yerleşik içtihatlarına ve akademik çevreden yorumcuların görüşlerine dayandırılmış olduğunu gözlemlemiştir. Bu yorumlamaya itiraz eden başvuranın görüşüne göre, bu yorum geriye dönük gerçek bir etkiye neden olmuş olduğundan, Mahkeme’nin mevcut davada söz konusu etkilerin suçun esasına uygun olarak ve makul bir şekilde öngörülebilir olup olmadığına karar vermesi gerekmiştir. Devam eden bir suçun, tanım itibarı ile belirli bir süreye yayıldığını ve son saldırının gerçekleştirildiği tarihte sona ermiş olduğunu değerlendirmenin keyfi olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, mahkemeler tarafından mevcut davada benimsenen yorum mantıksız bulunmamıştır. Mahkemeler, başvuranın gerçekleştirmiş olduğu münferit eylemleri değil, söz konusu süreye devamlı olarak yayılan davranışını cezalandırmıştır. Ayrıca Çek yetkililer başvuranın eylemlerinin tüm zamanlarda cezai suçlar olarak cezalandırılabilir olduğunu gözlemlemişlerdir. Son olarak, başvuranın, gerekli olduğu takdirde uygun tavsiyelere başvurarak, mahkemelerin bu davayı yorumlayış biçiminin yerleşik içtihada aykırı olduğu veya öngörülebilir olmadığına yönelik bir iddiada bulunmamış olduğu gözlemlenmelidir. Bu şartlar altında yorumlayıcı içtihat ile ilgili yasal hükümler başvurana davranışını düzeltme imkânı verecek nitelikte olmuştur. Mahkeme bu bağlamda içtihadın başvuranın eşine ilk saldırdığı tarihten önce geliştirilmiş olduğunu gözlemlemiştir. Aynı çatı altında birlikte yaşanılan bir kişiye kötü muamele yapma suçunun Ceza Kanunu’nda yer aldığı tarih olan 1 Haziran 2004’ten sonra da eylemlerini sürdürerek başvuran, devam eden bir suçtan mahkûm edilme ve son saldırısı sırasında yürürlükteki yasalarda öngörüldüğü şekilde cezalandırılma tehlikesini göze almıştır. Dolayısıyla başvuranın eylemlerinin yasal sonuçlarını öngörebilme ve davranışını buna göre düzeltebilme imkânına sahip olmuş olduğu kararına varılmıştır.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (oybirliğiyle).
Full & Egal Universal Law Academy