Olaylar – Başvuran, B. ile birlikte işlediği soygundan dolayı suçlu bulunmuş ve başvurana yedi yıl hapis cezası verilmiştir. B. başka bir davada daha önce suçlu bulunmuş ve hapis cezasına mahkûm edilmişti. Yargılamayı yürüten mahkeme, B.’nin kendi davasında verdiği ifadelere dayanmıştır. Bu ifadeler başvuranın davasında okunmuştur ve mahkeme B.’nin çapraz sorguya alınmasına ilişkin talebi reddetmiştir. Yargılamayı yürüten hâkim B.’nin davasına baktığı gerekçesiyle geri çekilmek için izin istemiş, ancak talebi reddedilmiştir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde B.’nin davasında tespit edilen olaylara dayalı olarak suçlu bulunduğundan ve davasına ilişkin önemli tanıklardan biri olan B.’nin çapraz sorguya alınmamasından şikâyet etmiştir.
Hukuki değerlendirme- Madde 6 § 1 ve Madde 6 § 3 (d): Duruşmada hazır bulunmayan tanığın verdiği ifadenin kabul edilebilmesi için iyi bir gerekçe olması şartı, bu kanıtın yegâne veya belirleyici olup olmadığı konusundaki değerlendirme yapılmadan önce incelenmesi gereken bir husustur. Duruşmada hazır bulunmayan tanığın verdiği ifadenin yegâne veya belirleyici olmaması durumunda bile, tanığa soru sorulmamasına ilişkin iyi bir gerekçe gösterilmemesi halinde, Mahkeme 6 §§ 1 ve 3 (d) maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu durum tanıkların genel bir kural olarak duruşmada ifade vermeleri gerektiğinden ve duruşmaya katılımlarının sağlanması için gereken tüm çabaların gösterilmesi gerektiğinden kaynaklanmıştır. Bu nedenle, tanıkların duruşmada hazır bulunarak ifade vermemeleri durumunda, bu durumun haklı bir nedene dayanıp dayanmadığını sorgulamak gerekir.
Mevcut davada B., yargılamayı yürüten hakiminin kendisini duruşmaya çağırmamasından dolayı başvuranın duruşmasına katılmamıştır. Esasında dava dosyasında, B.’nin duruşmaya olmasa bile, ön soruşturma safhasında başvuran aleyhine yürütülen yargılamalara katılımını sağlamak amacıyla herhangi bir girişimde bulunulmadığını gösterecek bir bulgu yoktur. B.’nin cezaevinde mahkûm olarak bulunduğu dikkate alındığında, yetkililerin B.’nin yerini bulma ve duruşmaya katılımını sağlama konusunda zorluk yaşamamaları gerekirdi. Ayrıca B.’nin başvuranın davasıyla bağlantılı olarak ifade vermesinin kendisinden talep edildiği ancak B.’nin bunu reddettiği hususunda da herhangi bir delil bulunmamaktadır.
Mahkeme Hükümet’in, başvuranın yargılamanın uygun olmayan bir aşamasında B.’nin katılımını talep ettiğine ve bu talebinde yeterince ısrarcı olmadığına ilişkin beyanını kaydetmiştir. Ancak Hükümet, başvuranın tutumunun B.’nin ifadelerinin duruşmada okunmasına rıza gösterdiğinin işareti olduğunu dikkate almamıştır. Ancak bu durum, Mahkeme’nin, başvuranın tanığa soru sorma hakkından feragat ettiği sonuna varması için yeterli değildir. Aslına bakılacak olursa, başvuran daha önce, B.’ye soru soramadığından dolayı, temyiz mahkemesi ve Yargıtay nezdinde şikâyette bulunmuştur.
Yukarıdaki görüşler Mahkeme’nin, başvuranın mahkûm edilmesi için ifadesinden yararlanılan tanığa soru sorma hakkını elde etmesinin kısıtlanması için, iyi bir gerekçe bir yana, herhangi bir gerekçe bulunmadığı sonucuna varması için yeterli olmuştur. Bu koşullar altında Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetinin yalnızca veya belirleyici ölçüde B.’nin verdiği ifadelere dayanıp dayanmadığına ilişkin değerlendirmesinin ikinci kısmına devam etmeye gerek duymamıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme ayrıca, 6 § 1 maddesinin (“bağımsız mahkeme” koşulu) yanı sıra, 5 §§ 1 ve 3 maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
41. madde: manevi tazminat olarak 10.000 Avro ödenmesi
(Bk. ayrıca, Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık [BD], no. 26766/05 ve 22228/06, 15 Aralık 2011, Bilgi notu 147)
Full & Egal Universal Law Academy