Ruslan Yakovenko / Ukrayna – 5425/11 - 4.6.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, 12 Temmuz 2010 tarihinde, ağır yaralama fiilinden suçlu bulunmuş ve dört yıl yedi ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, söz konusu karar yürürlüğe girene kadar, önleyici tedbir kapsamında başvuranın tutulma merkezinde (SIZO) alıkonmasına karar vermiştir. Başvuranın söz konusu tutulma merkezinde uzun bir süre kalması nedeniyle, 15 Temmuz 2010 tarihinde başvuranın cezası sona ermiştir. Başvuran, SIZO idaresinden serbest bırakılmasını istemiş ancak bu talebi reddedilmiştir. 12 Temmuz’da verilen kararını temyiz etmesine yönelik on beş günlük süre sınırı 27 Temmuz 2010 tarihinde sona ermiştir ve herhangi bir temyiz başvurusu yapılmadığından, söz konusu karar kesinleşmiştir. Başvuran, SIZO’nun nihai kararın icra edilmesine yönelik mahkeme kararını aldığı 29 Temmuz 2010 tarihinde serbest bırakılmıştır.
Hukuki değerlendirme – Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi:
(a) Başvuranın 15 ile 27 Temmuz 2010 tarihleri arasında tutulması – Başvuranın belirtilen sürede tutulması, ceza davasında karar verildikten sonra gerçeklemiş ancak ulusal mevzuat uyarınca yine de “yargılama öncesi tutuklama” olarak değerlendirilmiştir. 12 Temmuz 2010 tarihli kararda, başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılması da dâhil olmak üzere iki farklı tedbir öngörülmüştür: bu tedbirlerden ilki, hapis cezası, diğeri ise karar kesinleşene kadar önleyici tedbir olarak başvuranın tutulmasıdır. Temyiz başvurusu yapılmasına yönelik on beş günlük süre sınırı dikkate alındığında, hapis cezası üç gün sonra sona erecekken, ikinci tedbir en az on iki gün daha devam edecekti. Temyiz başvurusu yapılması durumunda, başvuranın tutulma süresi hem daha uzun olurdu hem de temyiz mahkemesinin davayı incelemesine göre belirlenirdi. Bu nedenle, başvuranın söz konusu dönemde tutulması, her ne kadar hapis cezası tamamen bittikten sonra gerçekleşmiş olsa da, Sözleşme’nin 5 § 1 (a) maddesi anlamında “mahkumiyetten sonra” gerçekleşen “özgürlüğünden yoksun bırakma işlemini de içeren başka bir tedbir” olarak görülebilir.
Mahkeme, 12 Temmuz 2010 tarihli karar yürürlüğe girene kadar başvuranın tutulmasının ulusal mevzuata aykırı olduğu yönünde bir bulgu görmemiştir. Ancak kararda, hapis cezasına hükmeden mahkemenin, önleyici tedbir olarak başvuranı verilen hapis cezasının süresini açıkça aşan süre boyunca tutulma işlemine tabi tutmasına neyin yol açtığına dair bir gerekçe bulunmamaktadır. Başvuranın temyiz sürecinde adli yargılamalarda hazır bulunmasını güvence altına almayı amaçlayan önleyici bir tedbir olarak –hapis cezasının süresine bakılmaksızın- başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı çıkaran hususların bulunma ihtimali olsa da, kararda ne bu tür hususlar belirtilmiş ne de bu tür hususların bulunduğu sonucuna varılabilmiştir. Aksine mahkeme başvuranın soruşturma kapsamında işbirliği yürüttüğüne dikkat çekmiş ve bu itibarla yasal olarak öngörülenden daha hafif bir yaptırım uygulanmasına karar vermiştir. Dolayısıyla, davalı Hükümetin kabul ettiği üzere, başvuranın hapis cezası sona erdikten sonra tutulma işleminin devam etmesi gerekçelendirilmediğinden Sözleşme’nin 5 § 1 maddesine aykırıdır.
(b) Başvuranın 27 ile 29 Temmuz 2010 tarihleri arasında tutulması – 12 Temmuz 2010 tarihli kararın yürürlüğe girmesi sonrasında başvuranın tutulması için herhangi bir gerekçe kalmadıktan sonra, ulusal yetkililerin başvuranın serbest bırakılmasına yönelik işlemleri düzenlemeleri iki gün sürmüştür. Ukraynalı yetkililer bu nedenle, başvuranın serbest bırakılmasına yönelik kararın uygulanmasında yaşanan gecikmenin en az seviyede tutulması bakımından modern bütün iletişim araçlarını kullanmamışlardır. Başvuranın söz konusu dönemde tutulması bu nedenle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca gerekçelendirilmemiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi: Ulusal mahkemeler, ilk derece mahkemesinin kararı ile verilen hapis cezasının sona ermesinden sonra bile, söz konusu karar yürürlüğe girene kadar önleyici tedbir olarak başvuranın tutulmasını gerekli görmüştür. Temyiz başvurusu yapılmaması nedeniyle, bu süre on iki gün sürmüştür. Başvuran temyiz başvurusunda bulunsaydı, kararın yürürlüğe giriş tarihini belirsiz bir süre için uzatmış olurdu. Dolayısıyla, özellikle başvuranın tutulma süresi belirsiz olsaydı, başvuranın temyiz hakkı kendisinin özgürlüğüne mal olabilirdi. Bu durum, başvuranın 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde belirtilen hakkının özünü ihlal etmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: manevi tazminat olarak 3.000 avro
Full & Egal Universal Law Academy