AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
S.A./TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 74535/10)
KARAR
STRAZBURG
15 Aralık 2015
İşbu karar nihai olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
S.A./Türkiye davasında,
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla oluşturulan ve Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 24 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde, Rus vatandaşı S.A.’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) 19 Ekim 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 74535/10) bulunmaktadır. Bölüm Başkan Yardımcısı, başvuranın isminin açıklanmaması talebini kabul etmiştir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 47 § 4 maddesi).
2. Başvuran, İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlardan S.N. Yılmaz ve A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 21 Mayıs 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra reddetmiştir.
5. Mahkemenin, I/İsveç (no. 61204/09, §§ 40-46, 5 Eylül 2013) davası kapsamında varmış olduğu bulgular ışığında, mevcut başvuru, Rusya Federasyonu’na tebliğ edilmemiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran, 1972 doğumludur ve Sakarya’da ikamet etmektedir.
7. Başvuran, Çeçen asıllı bir Rus vatandaşıdır. Kendi ülkesinden 1993 yılında ayrılmış olup, Türkiye’ye yerleşmiş ve kendisine oturma izni verilmiştir. Başvuran, kendi ülkesine devam etmekte olan silahlı çatışma nedeniyle, oraya tehcir veya iade edilmesi halinde, yargısız olarak infaz edileceğini, hapsedileceğini ya da işkenceyle öldürüleceğini ileri sürmüştür.
8. Bakırköy Cumhuriyet savcısının emri üzerine, başvuran, sahte pasaport kullanmak suretiyle Türkiye’ye yasa dışı giriş yaptığı gerekçesiyle, 9 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanında polis tarafından yakalanmıştır.
3. 10 Mayıs 2010 tarihinde saat 8.15’te polis, havaalanında başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran sonrasında, herhangi bir adli karar olmaksızın, havaalanı polis merkezinde üç gün tutulmuştur. Başvuran, çok kalabalık bir odada tutulduğunu ileri sürmüştür.
10. Başvuran, sınır dışı edilmek üzere, polis tarafından 12 Mayıs 2010 tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezine götürülmüştür.
11. Başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde, hijyenik olmayan, sağlıksız ve aşırı kalabalık koşullarda tutulduğunu ileri sürmüştür.
4. Başvuranın avukatı, başvuranın Devlet yetkilileri tarafından kanuna aykırı olarak tutulduğu iddiasıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü yabancılar şubesinde görevli polis memurları hakkında, 29 Eylül 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin aşırı kalabalık olduğunu, havalandırmanın yetersiz olduğunu ve ortamın hijyenik olmadığını öne sürerek, söz konusu yerdeki tutukluluk koşullarından şikayetçi olmuştur.
5. Başvuranın avukatı, başvuranın tutulmasının kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, başvuranın derhal serbest bırakılması talebiyle 30 Eylül 2010 ve 4 Ekim 2010 tarihlerinde, İçişleri Bakanlığına ve İstanbul Valiliğine başvuruda bulunmuştur.
6. Başvuranın avukatı, başvuranın tutulmasının kanuna uygun olmadığı iddiası ve başvuranın serbest bırakılması talebiyle 4 Ekim 2010 tarihinde İstanbul Sulh Ceza Mahkemesine de başvurmuştur.
7. Başvuran, oturma izninin yenilenmesi için başvuruda bulunması koşuluyla, 13 Ekim 2010 tarihinde, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden tahliye edilmiştir.
8. İstanbul Valiliği 6 Aralık 2010 tarihinde, başvuranın tutuklu kalmasına ilişkin şikâyetinin incelenmemesi yönünde karar vermiştir.
9. Başvuranın avukatı, 10 Ocak 2011 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Söz konusu avukat, diğer hususların yanı sıra, 19 Ekim 2010 tarihinde başvuranın dosyasının içeriğine erişim talebinde bulunduğuna, ancak kendisine 8 Kasım 2010 tarihinde yalnızca kısıtlı sayıda belgenin sunulduğuna işaret etmiştir. Avukat, “gizli” olarak nitelendirildiği gerekçesiyle bazı belgelere erişemediğini belirterek, polisin bu tür bir uygulamada bulunmasının kanunda öngörülmediğini öne sürmüştür.
10. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Valiliğin, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki polis memurları hakkında soruşturma yürütülmesine izin verilip verilmemesi konusunda bir kanaate varması gerektiğine hükmederek, kararı, 15 Mart 2011 tarihinde bozmuştur.
11. İstanbul Valiliği belirtilmeyen bir tarihte, polis memurları hakkında soruşturma yürütülmemesine karar vermiştir. Sonrasında, 13 Eylül 2011 tarihinde İstanbul Cumhuriyet savcısı, başvuranın talebi üzerine açılmış olan soruşturmayı sonlandırmıştır. Cumhuriyet savcısı, kararında, başvuranın Türkiye’ye girişinin yasak olduğunu ve kendisinin sahte bir pasaportla yakalandığını kaydetmiştir. Savcı ayrıca, başvuranın tutuklanmadığını, yalnızca gözaltında tutulduğunu dikkate almıştır.
II. İLGİLİ HUKUK VE UYGULAMA
20. İlgili zamanda yürürlükte olan, yabancılar ve mülteciler hakkında düzenlemelere yer veren iç hukuk ve uygulamalara ilişkin açıklamalara şu kararlardan erişilebilir: Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 30471/08, §§ 29-45, 22 Eylül 2009) ve Yarashonen/Türkiye (no. 72710/11, §§ 27-32, 24 Haziran 2014).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3, 4 maddesi ve 13. maddesine dayanarak, İstanbul Uluslararası Havaalanında ve sonradan Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde kanuna aykırı olarak tutulduğundan ve tutulmasının kanuna uygun olmadığı konusunda itiraz edebilme imkânının bulunmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, özgürlüğünden mahrum bırakılma gerekçelerinin kendisine usulüne uygun bir şekilde anlatılmadığından ve aynı zamanda hakim karşısına vakit kaybetmeksizin çıkarılmadığından şikayetçi olmuştur. Başvuran ilaveten, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca, söz konusu şikâyetleri bağlamında iç hukukta herhangi bir tazminat hakkının öngörülmediğini ileri sürmüştür.
Sözleşme’nin 5. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;
b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması;
e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması;
f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
23. Hükümet, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca tazminat davası açması gerektiğini dile getirmiştir.
12. Başvuran, bu hususta herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
13. Mahkeme, T. ve A./Türkiye (no. 47146/11, §§ 55-56, 21 Ekim 2014) davasında da benzer bir itirazı inceleyip reddettiğine vurgu yapmaktadır. Mahkeme, mevcut davada, yukarıda anılan davadaki bulgularından sapmasını gerektirecek herhangi bir özel sebep tespit etmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yolları bağlamındaki itirazını reddetmektedir.
14. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3, 4 ve 5 maddesi kapsamındaki geri kalan şikayetlerin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, söz konusu şikâyetlerin başka herhangi bir gerekçe ile de kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varmıştır.
B. Esas hakkında
1. Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
27. Mahkeme, dava dosyasının içeriği ve T. ve A. davasında (yukarıda anılan §§ 55-56) varmış olduğu bulgular ışığında, başvuranın tutulmasının Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi kapsamına girmediğini ve başvuranın, göç kontrolleri bağlamında, sınır dışı edilmek üzere özgürlüğünden yoksun bırakıldığını değerlendirmektedir.
15. Mahkeme, Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 30471/08, §§ 125-35, 22 Eylül 2009) ve T. ve A. (yukarıda anılan §§ 58-61) davalarında benzer şikâyetleri ele almış olup, bu davalarda, Türk hukukunun sınır dışı etmek üzere tutma usulünü öngören net bir hükmü içermediğini ve dolayısıyla, başvuranların tutulmasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin amaçları doğrultusunda “kanuna uygun” olmadığını değerlendirmiştir. Mevcut davayı inceleyen Mahkeme, yukarıda anılan kararlardaki bulgularından sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir.
16. Bu nedenle, mevcut davada Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlali söz konusudur.
2. Sözleşme’nin 5 § 2 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
30. Sözleşme’nin 5 § 2 maddesi ile düzenlenen temel korumaya ilişkin genel ilkelere Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan § 136) davasında yer verilmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 2 maddesi gereğince, yakalanan kişiye, yakalanmasına sebebiyet veren hukuki ve fiili gerekçelerinin basit, teknik terimler içermeyen ve kolayca anlayabileceği bir dilde anlatılması gerektiğini ve bu hususun, ilgili şahsın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, yakalanmasının kanuna uygun olup olmadığı konusunda bir incelemenin yapılması talebiyle bir mahkemeye başvurabilmesi için bir koşul teşkil ettiğini vurgulamaktadır.
17. Mahkeme, başvuranın havaalanında polis tarafından ifadesinin alındığı esnada, kendisinin ifade tutanağını imzaladığını gözlemlemektedir; bu tutanakta kendisine, sahte pasaport kullanmak ve yasadışı olarak ülkeye giriş yapmaya teşebbüs etmek şüpheleriyle yakalandığı beyan edilmiş, dolayısıyla yakalanma gerekçeleri bildirilmiştir. Ancak, Mahkemenin tespit ettiği üzere, başvuranın tutulma hali suç isnadı nedeniyle devam etmemiş olup, söz konusu tedbir, göç kontrolleri bağlamında uygulanmıştır (Bk. yukarıda 27. paragraf). Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın, havaalanında ya da sonrasında Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde, idari olarak tutulmasının gerekçelerinin kendisine resmi olarak tebliğ edildiğine dair bir belgenin dava dosyasında yer almadığını kaydetmektedir. Böyle bir belgenin mevcut olmadığını dikkate alan Mahkeme, başvuranın 9 Kasım 2010 saat 16.00 itibarıyla tutulmasının gerekçelerinin, ulusal makamlarca başvurana tebliğ edilmediğini değerlendirmiştir.
18. Bu nedenle, Sözleşme’nin 5 § 2 maddesi ihlal edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 5 § 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
33. Mahkeme, Türk hukuk sisteminin, başvuranın konumundaki kişilere Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin anlamı dâhilinde, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında adli inceleme yapılmasına imkân veren ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği şekilde, hukuka aykırı tutulmalarına ilişkin tazminat elde etmelerine olanak tanıyan bir hukuk yolu sağlamadığı sonucuna vardığı benzer davalarda, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddelerinin ihlâl edildiğine karar verdiğini kaydetmektedir (Bk. diğerleri arasında, yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 142; Yarashonen/Türkiye, no. 72710/11, §§ 48‑50, 24 Haziran 2014). Yerel mahkemelerin, talepleri hızlı bir şekilde inceleyip, bir sığınmacının hukuka aykırı olarak tutulduğu gerekçesiyle serbest bırakılmasına ve söz konusu sığınmacıya tazminat ödenmesine hükmettiği bir örnek Hükümet tarafından sunulmadığından, Mahkeme, yukarıda anılan davalardaki değerlendirmesinden farklı bir sonuca varmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
19. Ayrıca, Mahkeme hâlihazırda, başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının gerekçeleri hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmediğini tespit etmiştir (Bk. yukarıda 32. paragraf). Mahkeme bu durumun, başvuranın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutulma işlemine itiraz etmesi hakkının esastan yoksun kalmasına yol açtığını değerlendirmektedir (Bk. Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda anılan, § 141).
20. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesini ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN KENDİ BAŞINA VE SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİ İLE BAĞLANTILI OLARAK İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, İstanbul Atatürk Uluslararası Havaalanı’nda ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmasının maddi koşullarından şikâyet etmiştir. Başvuran özellikle, açık hava egzersizi yapma imkanının bulunmadığını, aşırı kalabalık bir ortamda tutulduğunu ve hijyen koşullarının kötü olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, yukarıda bahsi geçen tesislerdeki olumsuz tutukluluk koşulları hakkında şikâyette bulunabilmek amacıyla erişebileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığını iddia etmiştir.
Sözleşme’nin 3. ve 13. maddeleri aşağıdaki şekildedir:
3. Madde
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
13. Madde
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
37. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın idari veya adli makamlara başvurmuş ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. ve 125. maddeleri uyarınca tazminat talep etmiş olması gerektiğini öne sürmüştür.
21. Başvuran, şikâyetine ilişkin olarak yeterli bir hukuk yolunun bulunmadığını belirterek, Hükümet’in iddiasına itiraz etmiştir.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin meselenin, başvuranın tutulduğu insanlık dışı ve aşağılayıcı koşullar hakkında şikâyette bulunmak üzere başvurabileceği etkin bir hukuk yolunun olmamasına ilişkin şikâyetinin esasıyla yakından bağlantılı olduğu kanısındadır. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet’in itirazını, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikâyetin esasıyla birleştirmeyi gerekli görmektedir (Bk, diğer kararlar arasında, Sergey Babushkin/Rusya, no. 5993/08, § 34, 28 Kasım 2013 ve yukarıda anılan Yarashonen, § 54).
B. Esas hakkında
1. Sözleşme’nin 13. maddesi
40. Hükümet, yukarıda 37. paragrafta belirtildiği üzere, başvuranın yararlanabileceği etkili iç hukuk yollarının mevcut olduğunu ileri sürmüş olup, başvuranın tutukluluk koşulları nedeniyle yaşamış olduğu sıkıntılar bakımından tazminat talebiyle idari veya adli makamlara başvurabileceğini beyan etmiştir.
23. Başvuran, Hükümetin bahsettiği iç hukuk yollarının yalnızca teoride mevcut olup, uygulamada herhangi bir etkisinin bulunmadığını iddia etmiştir.
24. Mahkeme, benzer davalarda Hükümet tarafından ileri sürülmüş olan benzer iddiaları hâlihazırda inceleyip reddettiğini ve Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin bir ihlal tespit ettiğini kaydetmektedir (Bk. yukarıda anılan Yarashonen, §§ 56-66). Somut davanın kendine özgü koşulları ışığında ve idari veya adli bir makama yapılan başvurunun, tutulma koşullarının iyileşmesiyle ve/veya olumsuz maddi koşullar nedeniyle yaşanılan ızdırap karşılığında tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını gösteren herhangi bir adli veya idari karar örneğinin Hükümet tarafından ibraz edilmemiş olması nedeniyle, Mahkeme, yukarıda bahsi geçen davalarda ulaştığından farklı bir sonuca varmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
25. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını reddetmiş olup, İstanbul Uluslararası Havaalanı ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluk koşullarındaki yetersizlik hakkında şikâyette bulunmak üzere etkili bir hukuk yolunun mevcut olmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
2. Sözleşme’nin 3. maddesi
(a) Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulması hakkında
44. Hükümet, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki koşulların Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağdaştığını belirtmiştir. Hükümet bu bağlamda, söz konusu merkezin 300 kişilik kapasitesi bulunduğunu ve başvuranın orada kaldığı esnada tutulan toplam kişi sayısının toplam kapasiteyi geçmediğini beyan etmiştir. Erkekler için ayrılmış olan on odada on beş ila yirmi yatak bulunmakta olup, tüm odalar yeterli havalandırmaya sahiptir. Tutulan kişilerin uygun hava koşullarında dışarıya çıkıp egzersiz yapma hakları bulunmakta olup, kendilerine her gün kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği sağlanmıştır. Tesiste Perşembe günleri doktor bulunmaktadır ve acil durumlarda tutulan şahısların tıbbi yardıma erişebilmeleri mümkün kılınmıştır. Tesisteki hijyen koşulları bağlamında ise, tam zamanlı çalışan altı temizlik personeli mevcut olup, gerekli görüldüğünde bina dezenfekte edilmektedir.
Üç farklı tarihte tesiste tutulan erkek sayısı oranlarını gösteren kayıtlar aşağıdaki şekildedir:
Tarih
Tutulan Erkek Sayısı
31 Mayıs 2010
149
29 Temmuz 2010
160
12 Ağustos 2010
160
26. Başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde beş aydan fazla bir süre tutulduğunu iddia etmiştir. Bu kapsamda, tüm zamanını yetersiz havalandırmaya sahip ve aşırı kalabalık olan 40-50 metrekarelik bir odada geçirdiğini, söz konusu odada on yedi ranzanın bulunduğunu ve her seferinde kırk ila elli kişinin bu odada kaldığını öne sürmüştür. Başvuran ayrıca, tutulduğu süre boyunca bir kez bile temiz hava almak için dışarıya çıkmasına izin verilmediğini, ayrıca bina içinde ne sosyal ne de eğlendirici aktivitelerin sağlandığını beyan etmiştir. Aynı zamanda, söz konusu merkezdeki hijyen koşulları da –kalabalık ve böcek problemleriyle ikiye katlanmıştır- oldukça yetersiz olup, bulaşıcı hastalıkların yayılmasına yol açmıştır. Diğer taraftan, merkezde sağlanan yemek de yeterli olmamıştır.
27. Mahkeme, Yarashonen (yukarıda anılan §§ 70-73) davası kapsamında tespit edilen tutukluluk koşullarına ilişkin ilkelere atıfta bulunmaktadır.
28. Mevcut davanın koşullarını değerlendiren Mahkeme, Hükümetin, başvuranın tutulmuş olduğu odanın boyutu veya bu odada tutulan kişi sayısı hakkında herhangi bir bilgi ibraz etmediğini kaydetmektedir. Hükümet yalnızca, erkekler için tahsis edilmiş olan oda sayısı hakkına genel bilgi sunmuştur; her bir odadaki yatak sayısı –on beş ila yirmi arasında değişmektedir-; odaların boyutları ve başvuranın tutulduğu esnada çeşitli tarihlerde her bir kattaki kişi sayısı. Hükümet, başvuranın hangi katta tutulduğundan da bahsetmemiştir.
29. Hükümet tarafından sağlanan bilgilerin kısıtlı olması nedeniyle, odada başvurana düşen kişisel alanı tam olarak tespit edebilmek mümkün değildir. Bu koşullarda Mahkemenin tek seçeneği, erkekler için tahsis edilmiş olan odaların toplam alanını (674 metrekare) toplam kişi sayısına bölmek suretiyle, her bir kişi başına düşen yaklaşık alan boyutunu hesaplamaktır. Dolayısıyla, Hükümet tarafından sunulan rakamlar dikkate alındığında, tutulan kişi sayısının en düşük olduğu (toplam 149 kişi) 30 Mayıs 2010 tarihinde, tutulan her bir erkek şahıs başına yaklaşık 4.5 metrekarelik bir alan düşmüş olup, bu alan önerilen minimum alan olan 4 metrekareden çok az büyüktür. Mahkeme, Hükümetin ibraz ettiği kayıtlar doğrultusunda, tutulan erkek sayısının 160 olduğu 29 Temmuz 2010 ve 12 Ağustos 2010 tarihlerinde, kişi başına düşen alanın 4.21 metrekare olduğunu dikkate almaktadır. Odalardaki demirbaş eşyalar göz önünde bulundurulduğunda oldukça düşük olan bu rakamlar ışığında, Hükümet tarafından sunulan en olumlu bilgiler bağlamında dahi, başvuranın tutulduğu koğuşta yeterli kişisel alanın bulunmadığı kanaati ortaya çıkmaktadır.
30. Mahkeme ayrıca, başvuranın tesiste tutulduğu tarihten kısa süre sonrasını konu alan bir davada, özellikle aşırı kalabalık olma durumu ve açık hava egzersizi imkânının yokluğu hakkında, CPT tarafından da doğrulanmış olan net deliller ışığında, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziksel tutulma koşulları bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini tespit ettiğine vurgu yapmaktadır (Bk. yukarıda anılan Yarashonen, §§ 74-81). Mahkeme, yapmış olduğu tespitten başka bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir delil ya da iddianın Hükümet tarafından sunulmamış olması sebebiyle, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutulma koşullarının kendisini, tutulma işleminin esasında mevcut olan ızdırap seviyesini aşan ve Sözleşme’nin 3. maddesinde yasaklanan aşağılayıcı muamele seviyesine ulaşan derecede bir sıkıntıya maruz bıraktığı sonucuna varmasına yol açmıştır (Bk. yukarıda anılan Yarashonen, § 80).
31. Dolayısıyla, başvuranın tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki koşullar nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
(b) Başvuranın İstanbul Atatürk Havaalanında tutulması hakkında
51. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde kısa süreliğine tutulduğu ve İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki tutulma koşulları nedeniyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalinin tespit edildiği dikkate alındığında, Mahkeme başvuranın bu başlık altındaki şikâyetleri hakkında ayrı bir karar verilmesine gerek olmadığı kanısındadır (Bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan T. ve A., §100).
III. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
52. Başvuran ayrıca, tutulduğu süre boyunca ailesini görmesine izin verilmediğinden şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda Sözleşme’nin 8. maddesine dayanmıştır.
32. Mahkeme, başvuranın aile fertlerinin kendisini görmeye gerçekten geldiği ancak izin verilmediği hususunda herhangi bir delil sunmadığını gözlemlemektedir. Başvuran, ailesiyle görüşme talebinde bulunduğuna dair herhangi bir belge göndermemiş olup, talebinin reddine ilişkin herhangi bir karara karşı itirazda da bulunmamıştır.
33. Bu nedenle Mahkeme başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesinin anlamı dâhilinde, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu değerlendirmektedir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
55. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
56. Başvuran, maddi tazminata ilişkin olarak herhangi bir miktar talep etmemiş olup, Sözleşme ile korunan haklarının ihlali bakımından manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmiştir.
34. Hükümet, aşırı olduğu gerekçesiyle bu miktara itiraz etmiştir.
35. Mahkeme, başvuranın, yalnızca ihlal bulgusuyla telafi edilemeyecek türden manevi zarara uğramış olduğu kanaatindedir. Tespit edilen ihlallerin ciddiyet düzeyi ve hakkaniyet bakımından yapılan değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvurana bu başlık altında 10.000 avro ödenmesini uygun görmektedir.
B. Masraf ve Giderler
59. Başvuran ilaveten, avukatlık ücreti olarak 6.136 avro, Mahkeme ve yerel makamlar önünde gerçekleşen, kırtasiye, fotokopi, tercüme ve posta ücretleri gibi diğer masraf ve giderler adı altında ise 845 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, kanuni temsilcilerinin elli iki saatlik çalışmalarında saat başına 100 avro (artı uygulanan vergiler) ödendiğini gösteren bir iş cetvelini, temsilcileriyle birlikte imzalamış olduğu avukatlık hizmet sözleşmesini ve geri kalan masraf ve giderlere ilişkin faturaları ibraz etmiştir.
36. Hükümet, söz konusu taleplerin dayanaksız olduğunu ileri sürerek, talep edilen miktara itiraz etmiştir.
37. Mahkemenin içtihatlarına göre, başvuran, talep ettiği miktarların gerçekten ve gerekli olarak ortaya çıktığını ve miktar bakımından makul olduğunu ispatlamak suretiyle, masraf ve giderlerin kendisine geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mevcut davada Mahkeme, kendisine ibraz edilmiş olan belgeleri ve yukarıda bahsi geçen kriterleri dikkate alarak, başvurana, tüm başlıklar altındaki masraflar için 3.845 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
62. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına yüzde üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE;
1. Hükümetin, İstanbul Atatürk Havalimanı ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki olumsuz fiziki koşullara ilişkin olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazını, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında sunduğu şikâyetinin esaslarıyla birleştirir ve reddeder;
2. Başvuranın özgürlük hakkı bağlamında Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesi kapsamındaki şikâyetlerini ve İstanbul Atatürk Havalimanı ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutukluluk koşulları ve aynı zamanda bu koşullar hakkında etkili başvuru yollarının bulunmaması ile ilgili olarak Sözleşme’nin 3. ve 13. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini kabul edilebilir, başvurunun geri kalanını ise kabul edilemez olarak nitelendirir;
3. Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
4. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutukluluk koşulları bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
5. Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutukluluk koşulları hakkında şikâyette bulunmak için etkili başvuru yollarının bulunmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak, 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
6. Başvuranın İstanbul Atatürk Havaalanındaki tutukluluk koşulları ile ilgili olarak Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri kapsamında sunduğu şikâyetlerini incelemeye yer olmadığına karar verir;
7. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak 10.000 avro (on bin avro) ve ortaya çıkabilecek vergilerin ödenmesine;
(ii) Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, 3.845 avro (üç bin sekiz yüz kırk beş avro) ve ortaya çıkabilecek vergilerin ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına yüzde üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
karar verir.
8. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 15 Aralık 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel Campos Nebojša Vučinić
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy