AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SAAT / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 23939/20)
KARAR
STRAZBURG
6 Eylül 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Saat / Türkiye davasında,
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1992 doğumlu, Rize’de ikamet eden Türk vatandaşı Ahmet Saat’in (“başvuran”) 1 Haziran 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 23939/20),
Başvurunun, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Mahkemenin, Hükümetin, başvurunun komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazını reddettiği kararı göz önünde bulundurarak,
28 Haziran 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın Konya Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sırada -22 Mart ila 12 Nisan 2018 tarihleri arasında- kontakt lenslerini takmaktan mahrum bırakılması ile ilgilidir.
2. Anayasa Mahkemesi 26 Kasım 2019 tarihli kararla, başvuranın 28 Haziran 2018 tarihli başvurusu üzerine, bireysel başvurusunu açıkça dayanaktan yoksun bularak reddetmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
4. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başkaca bir gerekçeden dolayı kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
5. Ulusal makamların, özgürlükten yoksun bırakılan kişilerin sağlığını korumaya ve uygun tıbbi bakımın izlenmesine ve uygulanmasına ilişkin yükümlülükleri ile ilgili genel ilkeler, diğerlerinin yanı sıra Kudła/Polonya ([BD], no 30210/96, § 94, AİHM 2000‑XI), Valašinas/Litvanya (no. 44558/98, § 98, AİHM 2001‑VIII), Sliousarev/Rusya (no. 60333/00, § 37, 20 Nisan 2010), Umar Karatepe/Türkiye (no. 20502/05, §§ 67 ve 70, 12 Ekim 2010), V.D./Romanya, (no. 7078/02, § 92, 16 Şubat 2010) ve Oyğur/Türkiye (no. 6649/10, § 50, 5 Mart 2013 ve burada atıf yapılan içtihatlar) kararlarında özetlenmiştir.
6. Mahkeme ilk olarak, tarafların iddialarının, başvuranın Konya Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu sırada kontakt lenslerini takmaktan yoksun bırakıldığı dönemle ilgili olarak farklılık gösterdiğini kaydetmektedir. Taraflar daha sonrasında, başvuranın Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurunun ardından yaşanan gelişmelere ilişkin olgusal bilgiler iletmektedirler. Bu bağlamda Mahkeme, mevcut başvurunun konusunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında, ikincillik ilkesine uygun olarak, başvuranın yaptığı bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesi tarafından incelenen şikâyetlerinin incelenmesiyle sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır.
7. Mevcut davada, tarafların görüşlerinden ve dava dosyasındaki belgelerden, başvuranın üç hafta boyunca, yani 22 Mart ila 12 Nisan 2018 tarihleri arasında kontakt lenslerinden açıkça yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır (yukarıda anılan Sliousarev kararı ile karşılaştırınız, § 42, Mahkeme, yetkili yerel makamların, başvurana tutuklu bulunduğu sırada gözlüklerini vermelerinin yaklaşık beş ay sürmesi nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır). Mahkeme, başvuranın, tutuklanırken ceza infaz kurumu yetkililerine kontakt lensleri olduğunu ve bunları düzenli olarak değiştirmesi gerektiğini bildirdiğini kaydetmektedir. Ayrıca, Hükümetin de kabul ettiği üzere, ceza infaz kurumu yetkilileri, tıbbi reçete ibraz edilmediği için başvuranın avukatına, ilgiliye yedek kontakt lens verme izni vermemiştir. Hükümet, bu ret kararının, ceza infaz kurumlarında güvenliğe ve tutukluların sağlığının korunmasına bağlı gerekçelere dayandığını iddia etse bile, Mahkeme bu argümanı ikna edici bulmamıştır. Nitekim mevcut davada, başvuranın sağlığı, yetkili cezaevi makamlarının, ilgiliye kontakt lenslerini vermelerini veya derhal başka bir çift lens temin etmelerini gerektirmekteydi.
8. Bu nedenle, yukarıda belirtilen içtihadının genel ilkelerinden ortaya çıkan kriterleri göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın kontakt lenslerini üç hafta boyunca kullanamadığını kaydetmektedir. Hükümet, ceza infaz kurumu yetkililerinin, başvurana acısını hafifletmek amacıyla başkaca kontakt lensler hatta gözlük vermemiş olmalarının zorunlu nedenlerini açıklamamaktadır. Başvuran, kontakt lensleri olmaması sebebiyle bu üç hafta boyunca, esas itibarıyla yetkili ceza infaz kurumu makamlarına isnat edilebilecek acılar çekmiştir. Mahkeme bu durumdan, söz konusu yoksunluğun, yetkili yerel makamların, başvuranın sağlık durumuyla ilgili sorumluluğu üstlenmemelerinin bir neticesi olduğu sonucunu çıkarmaktadır. Bunun, başvuran için aşağılayıcı muamele teşkil ettiği sonucuna varmaktadır.
9. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
10. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından başka bir şikâyet ileri sürmüştür. Başvuran, talep etmediği halde kendisine Anayasa Mahkemesi tarafından adli yardım verildiğini iddia etmektedir. Buradan, Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvurusunu gerektiği şekilde inceleyemeyeceği sonucunu çıkarmaktadır. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında, Anayasa Mahkemesi önünde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
11. Mahkeme, sahip olduğu tüm bilgiler ışığında ve ihtilaf konusu olay ve olgular yetkisine girdiği ölçüde, bu şikâyetin, Sözleşme veya Protokolleriyle tanınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini göstermediğini tespit etmektedir.
12. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
13. Başvuran maruz kaldığını iddia ettiği maddi zarar bağlamında 1.500 avro (EUR); manevi zarar bağlamında 10.000 avro talep etmektedir.
14. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır.
15. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı görmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu bağlamda ileri sürülen talebi reddetmektedir. Mahkeme, başvurana, bu bağlamda ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 3.000 avro ödenmesine hükmetmektedir.
16. Başvuran, avukat tarafından temsil edilmemiştir. Mahkeme önünde yürütülen yargılama için masraf ve giderler bağlamında talepte bulunmamıştır. Sonuç olarak Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilir; başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilmek üzere:
Manevi tazminat olarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 3.000 avro (üç bin avro) ödemesine;b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 6 Eylül 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdürü Başkan