© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BİRİNCİ BÖLÜM
SABANCHIYEVA VE DİĞERLERİ – RUSYA DAVASI
(Başvuru no. 38450/05)
KARAR
[Alıntılar]
STRAZBURG
6 Haziran 2013
NİHAİ KARAR
06/09/2013
Bu karar Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına göre kesinleşecektir. Yazınsal düzeltmelere tabi tutulabilir.
Sabanchiyeva ve Diğerleri – Rusya davasında,
Daire olarak toplanan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi:
Isabelle Berro-Lefèvre, Başkan,
Elisabeth Steiner,
Khanlar Hajiyev,
Lino-Alexandre Siciliano,
Erik Møse,
Ksenija Turković,
Dmitry Dedov, yargıçlar,
ve André Wampach, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı’ndan oluşmuş,
14 Mayıs 2013 tarihinde gizli olarak müzakere ettikten sonra,
Son belirtilen tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, (“ekli metinde listelenen”) elli Rusya vatandaşı tarafından 26 Ekim ve 15 Kasım 2005 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel ve Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Rusya Federasyonuna karşı Mahkeme’ye bir başvuru (no. 38450/05) yapılmasından kaynaklanmıştır.
2. Başvurucular Mahkeme’de, Moskova’da bulunan Rusya Adalet Girişimi Vakfı’ndan avukatlar Bayan D. I. Straisteanu, Bayan N. Maltseva, Bayan E. Yezhova ve Bay A. Nikolayev ve Nalçik kentinde avukatlık yapan Bayan L. Dorogova tarafından temsil edilmiştir. Rus Hükümeti (“Hükümet”) başlangıçta Rusya Federasyonu’nun İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ndeki önceki temsilcileri Bay P. Laptev ve Bayan V. Milinchuk tarafından ve sonra kendi Temsilcileri Bay G. Matyushkin tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucular, Sözleşme’nin 3., 8. ve 9. maddelerinin tek başına ya da 13. ve 14. madde ile birlikte ihlal edilerek, özellikle ölmüş aile üyelerinin teşhis edilme şartlarının insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğunu ve bu kişilerin cesetlerinin ailelerine verilmemesi kararının hukuka aykırı ve orantısız olduğunu iddia etmişlerdir.
4. 6 Kasım 2008 tarihli bir kararla, Mahkeme başvuruyu kısmen kabul edilebilir ilan etmiştir.
5. Başvurucular ve Hükümet ayrı ayrı esas hakkında ek yazılı gözlemlerini sunmuşlardır (madde 59 § 1). Daire’nin, taraflara danıştıktan sonra, esas hakkında duruşma yapılmasına gerek olmadığına karar vermesinin ardından (madde 59 § 3 son), taraflar birbirlerinin gözlemlerini yazılı olarak cevaplamışlardır.
OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. 13 Ekim 2005 tarihli saldırı
6. 3 Ekim 2005 tarihinin sabah erken saatlerinde, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki Nalçik kentinde bulunan kolluk kuvvetlerine, yerel direnişçi oldukları anlaşılan, ağır silahlarla donatılmış çok sayıda kişi tarafından saldırı yapılmıştır. Saldırı yapılan kuvvetler içinde, [Kabardey-Balkar Cumhuriyeti] İçişleri Bakanlığı Depatmanı, İçişleri Bakanlığı Esas Depatmanı T. Merkezi, İçişleri Bakanlığı’nın çeşitli bölge birimleri, [Kabardey-Balkar Cumhuriyeti] İçişleri Bakanlığı Özel Amaçlı Polis Birimi, Trafik Polisinin çeşitli kontrol noktaları, [Kabardey-Balkar Cumhuriyeti] Federal Güvenlik Servisi Departmanı, [Kabardey-Balkar Cumhuriyeti] Federal Ceza İnfaz İdaresi Hizmetleri Departmanı, Federal Güvenlik Servisi Sınır Koruma Hizmeti bürosu ve özel mülkiyette bulunan birkaç silah satış mağazası bulunmaktadır. Hükümet’e göre, saldırıya iki yüz ellinin üzerinde kişi katılmıştır.
7. Hükümet güçleri ile direnişçiler arasında sonradan meydana gelen çatışmalar en az 14 Ekim 2005 tarihine kadar sürmüştür.
B. Başvurucular ve ölenlerin aile bağları
8. Başvurucular, 13 ve 14 Ekim 2005 veya hemen sonrasında ölen, saldırıya katılan kişilerin akrabaları olduklarını belirtmişlerdir (bakınız başvurucuların ölenlerle aile bağlantılarını listeleyen ek).
9. Hükümet, kendi görüşlerine göre, müteveffa Bay Ruslan Borisovich Tamazov ile hiçbir şekilde bağlantısı olmayan, on dokuzuncu başvurucu Bayan Zhanna Fyodorovna Ifraimova haricinde, bu iddiaya itiraz etmemiştir.
10. On dokuzuncu başvurucunun ilk ifadesine göre, müteveffa Bay Ruslan Borisovich Tamazov kocasıdır. Resmi olarak evli olmadıklarını fakat Şubat 2005’ten bu yana birlikte yaşadıklarını belirterek, daha sonra bu açıklamaları değiştirmiştir. Ekim 2005’teki olaylar zamanında sekiz aylık hamileydi. On dokuzuncu başvurucu, 8 Aralık 2005 doğumlu, S.T. ismine 9 Temmuz 2008 tarihinde düzenlenmiş bir doğum sertifikasının kopyasını sunmuştur. Sertifika Bay Ruslan Borisovich Tamazov’u kızın babası, on dokuzuncu başvurucuyu da annesi olarak göstermektedir.
11. Başlarda Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, 13 ve 14 Ekim 2005 tarihlerinde güvenlik güçleri saldırıları başarıyla püskürtmüş ve seksen yedi yerel direnişçiyi öldürmüştür. Hükümet öldürülen kişilerin isimlerini belirtmemiştir.
12. Hükümet aynı zamanda, başında ve göğsünde silah yaraları olan Bay Aslan Yuriyevich Bagov’u (ellinci başvurucunun iki yeğeninden birisi) 14 Ekim 2005 tarihinde tutukladıklarını belirtmiştir. Bu kişi 23 Ekim 2005 tarihinde hapishanede ölmüştür.
13. 18 Ekim 2005 tarihinde Bay Kazbulat Betalovich Kerefov (on yedinci başvurucunun oğullarından ve 13‑14 Ekim 2005 tarihli saldırılara katılanlardan birisi) yerel bir kontrol noktasında çalışan polis memurlarına ateş etmiş ve polis memurlarına verdiği karşılıkta öldürülmüştür.
14. Davanın kabul edilebilirliğine dair gözlemlerinde, Hükümet, 13 Ekim 2005 tarihli saldırıya karşılık olarak düzenlenen anti-terörist operasyonlarda yetkililerin toplam doksan beş direnişçiyi öldürdüğünü belirtmiştir.
15. Esas itibariyle, başvurucular tarafından belirtilen müteveffaların hepsinin yetkililer tarafından öldürülenler içinde olduğunu kabul etmişlerdir.
C. 25/78-05 sayılı ceza davası
1. 13 Ekim 2005 tarihli soruşturma başlatma kararı
16. 13 Ekim 2005 tarihinde yetkililerin Nalçik saldırısı ile bağlantılı olarak 25/78-05 sayılı ceza soruşturması başlattıkları görülmektedir.
17. Soruşturma sırasında, 1999 ile Şubat 2005 arasında, A. Maskhadov, Sh. Basayev, I. Gorchkhanov, A. Astemirov, Abu-Valid Khattab ve Abu‑Dzeit’in içinde bulunduğu bir grup bireyin terörist bir grup kurduğu saptanmıştır. Saldırıyı düzenleyen bu gruptur. Saldırıda, yüz otuz bir kolluk kuvveti görevlisi ve doksan iki sivil yaralanmış, otuz beş kolluk kuvveti görevlisi ile on beş sivil öldürülmüştür. Mal ve mülklere büyük çaplı hasar verilmiştir.
18. Başvurucular 25/78-05 sayılı ceza davası dosyasında herhangi bir prosedürel statüye sahip değillerdir.
2. Başvurucuların soruşturmanın ilk aşamalarında yetkililere gönderdiği mektuplar
19. Saldırının hemen sonrasında, 13, 20, 21 ve 25 Ekim 2005 tarihlerinde, belirtilmeyen sayıdaki (başvurucularının bazılarının da içinde olduğu) kişiler, savcı dâhil çeşitli yetkililerden cesetlerin kendilerine teslim edilmesini talep eden toplu dilekçeler imzalamıştır.
20. Ekim 2005 sonu ile en azından Nisan 2006’a kadar olan zaman arasında, başvurucular, savcılık ve diğer yetkililerden gelen, olayların soruşturması tamamlandığında kesin cevaplar alacaklarına dair bilgi veren yanıtlar almışlardır.
21. Bazı başvurucuların bu cevaplara iç hukuk mahkemelerinde itiraz etme girişimleri başarısız olmuştur, çünkü itirazları hem ilk derece mahkemelerinde hem de temyiz aşamasında zamansız olduğu için reddedilmiştir.
3. 13‑14 Nisan 2006 tarihli, saldırıda ölen direnişçileri yargılamama kararları
22. 13-14 Nisan 2006 tarihlerinde, soruşturma makamı doksan beş direnişçi bakımından, ölü oldukları gerekçesiyle ceza soruşturmasını durdurmuştur. Her bir direnişçi bakımından, bireysel katılımlarının derecesini ve niteliğini tanımlayan ve bu kişilerin saldırıda yer aldıkları ve sonraki çatışmanın sonucu olarak öldükleri sonucuna varan bireysel kararlar alınmıştır. Başvurucular tarafından belirtilen ölülerin, bu kararda ele alınan kişiler arasında olduğu anlaşılmaktadır.
23. Başsavcılık Makamı 14 Nisan 2006 tarihinde yukarıdaki kararları başvuruculara bildirmiştir, fakat söz konusu kararların herhangi bir kopyası bildirimlere eklenmemiştir.
24. Başvurucuların bazıları 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların kopyalarını yetkilerin kendilerine vermemesi ile bağlantılı olarak iç hukuk mahkemelerine başvurmuştur. Bu işlemlerin sonucunda, bu başvurucuların çoğuna ilgili kararın kopyası verilmiştir. Öte yandan, başvurucuların ölenlerin resmi temsilcileri olarak, ölenlere karşı yürütülen ceza soruşturmalarında yer almaları veya ölenin kişisel eşyalarının kendilerine teslim edilmesi reddedilmiştir.
25. Strazburg yargılamalarında, Hükümet başvurucuların akrabalarının her biri için 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların kopyalarını sunmuştur.
4. 15 Mayıs 2006 tarihli, ölenlerin cesetlerinin ailelerine teslim edilmemesi kararı
26. Hükümet’e göre, terörist olduğu tahmin edilen doksan beş ceset 22 Haziran 2006 tarihinde yakılmıştır. Başvurucuların sunumlarından, cesetlerin yakıldığını ilk defa Hükümet’in mevcut davadaki gözlemlerinde öğrendikleri anlaşılmaktadır.
27. Hükümet’e göre, ölülerin yakılması, ölenlerin cesetlerinin ailelerine teslim edilmemesine ilişkin 15 Mayıs 2006 tarihli kararına uygun olarak gerçekleşmiştir. 13-14 Nisan 2006 tarihli bireysel kararlara karşın, 15 Mayıs 2006 tarihli karar ölmüş kişilere topluca referans yapmıştır. Karar özellikle şöyle söylemektedir:
“... soruşturma grubunun başı ... [memur S.], 25/78-05 sayılı dosyadaki materyalleri inceledikten sonra şu saptamaları yapmıştır: ... saldırıyla mücadeleyi amaçlayan karşı-terör özel operasyonu esnasında, 95 terörist saf dışı bırakılmıştır, yani:
[Kararda, başvurucular tarafından belirtilen bütün ölenlerin isimleri yer almaktadır, bakınız ekteki liste.]
Hâlihazırda, moleküler genetik incelemeler ile, .... ölü teröristlerin cesetlerinin incelemesi de dahil olmak üzere, adli tıp uzmanları bütün incelemeleri sonuçlandırmış ve ölenlerin kimlikleri uygun usullerle belirlenmiştir.
13-14 Nisan 2006 tarihli kararlarla Nalçik kentindeki çeşitli yerlere ve kolluk kuvvetlerine karşı ... saldırı fiilini işleyen bu 95 kişi bakımından yürütülen ceza yargılamaları ... ölü oldukları gerekçesiyle, Ceza Usul Kanunu’nun 27. maddesinin birinci bölümünün 2. bendi ve 24. maddesinin 1. bölümünün 2. bendi gereğince, durdurulmuştur.
Federal Defin ve Cenaze Kanunu’nun (Kanun no. 8-FZ) 15(1) maddesine göre: “terörist faaliyetin durdurulmasını takiben terör faaliyetleriyle ilgili aleyhlerindeki ceza soruşturmaları ölümleri nedeniyle kapatılan kişiler, Rusya Federasyonu Hükümeti’nin belirlediği usule uygun olarak defnedilirler. Cenazeleri tören için teslim edilmez ve gömülme yerleri açıklanmaz.”
20 Mart 2003 tarihinde Rusya Federasyonu Hükümeti tarafından onaylanan, “Ölümleri yürüttükleri terörist faaliyetlerin bastırılması sırasında meydana gelen kişilerin defnedilmesi” ile ilgili 164 sayılı Kararname’nin 3. bölümüne göre, “[bu] kişilerin defni ölümün meydana geldiği mahalde yapılır ve Rusya Federasyonu süjelerinin yürütme organının idari birimleri veya yerel yönetim organlarınca kurulan, cenaze törenleri konusunda uzmanlaşmış temsilcilikler tarafından icra edilir ...”
[Yukarıdakilere göre, memur S. aşağıdaki kararları vermiştir:]95 teröristin cesedinin gömülmesi ...;kararın uygulanması Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Başkanı’na gönderilmesi;bu kararlar hakkında [amirlerinin] bilgilendirilmesi”.
28. Hükümet 15 Mayıs 2006 tarihli kararı yetkililerin başvuruculara bildirdiğini iddia etmiştir, fakat kararın kopyasının bu kişilere verilmediğini kabullenmiştir.
29. Başsavcılık Makamının, cesetlerin tesliminin reddedildiği konusunda başvurucuları esasında birçok kez bilgilendirdiği anlaşılmaktadır. Başvuruculara 15 Mayıs 2006 tarihli kararın bir kopyasının verildiği belli değildir.
30. Başvurucular 15 Mayıs 2006 tarihli kararın bir kopyasını, davanın kabul edilebilirliğine ilişkin gözlemleri ile birlikte ilk defa Mayıs 2007’de aldıklarını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular aynı zamanda ölen akrabalarının cesetlerinin yakıldığını Eylül 2007’de öğrendiklerini belirtmişlerdir (bakınız yukarıda paragraf 26).
5. Başvurucuların bu iki karar bakımından adli takibat girişimleri
31. Başvurucuların 13-14 Nisan ve 15 Mayıs 2006 tarihli kararların yargısal denetimini sağlamak için ilk girişimleri, mahkemelerin argümanlarını incelemeyi reddetmesi nedeniyle başarısız olmuştur.
(a) Anayasa Mahkemesi’ndeki yargılamalar
32. Başvurucuların bazıları teröristlerin defnedilmesini düzenleyen mevzuata Anayasa Mahkemesi’nde itiraz etmiştir. İlk başvuru zamansız olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Sonunda, on üçüncü ve yirmi dördüncü başvurucuların şikâyetlerinin incelenmesi kabul edilmiştir.
33. 28 Haziran 2007 tarihinde Anayasa Mahkemesi, esas olarak, Federal Defin ve Cenaze Kanunu’nun 14(1) bölümü ve 20 Mart 2003 tarihli Rusya Federasyonu Hükümet’inin 164 sayılı Kararnamesi’nin Anayasaya aykırı olduğu iddiasına ilişkin şikâyetleri reddeden bir karar vermiştir (no. 8-P). Karar özellikle tartışmalı yasal hükümlerin, bu koşullar altında gerekli ve haklı olduğunu belirtmektedir. Mahkeme söz konusu mevzuatın meşru amaçları ve gerekliliği bakımından aşağıdaki sonuçlara ulaşmıştır:
“... Aynı zamanda, kitlesel kargaşa, değişik etnik gruplar arasında çatışma ve genel olarak topluma ve emniyet görevlilerine karşı terörist faaliyete karışan kişilerin akrabalarının saldırma riski ve son olarak insan yaşamına ve maddi varlığına tehdit riski ile birleşen terörizmle mücadele, genel ve özel olarak terörizmi önleme ve terörist eylemin etkilerinden dolayı giderim sağlama menfaati, terörist eylemlerin durdurulması sonrasında ölümleri nedeniyle terörist faaliyetle bağlantılarından dolayı yargılanamayan kişilerin gömülmesini düzenleyen, Federal Kanun’un 14(1) maddesi tarafından öngörülene benzer, özel hukuksal bir rejimin kurulmasını, belli bir tarihsel bağlamda, haklı kılabilir ... Bu hükümler, seküler ideolojiler (milliyetçi ya da devrimci) yanında, cesur şehadet, fedakârlık, kıyamet ya da kutsal savaş gibi belli bir kültür veya dinin unsurlarının aşırı yorumu da, terörist eylemlerin meşrulaştırılmasında kullanılabildiğini vurgulayan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin kültür vasıtasıyla terörizmle mücadeleye dair, 23 Kasım 2005 tarihli, 1687 sayılı (2004) Tavsiye Kararı’nın 4. paragraf hükümleri ile mantıken bağlantılıdır.
3.2. Propaganda etkilerini zayıflatmak dâhil olmak üzere, terörist eylemin nüfus üzerindeki enformasyonel ve psikolojik etkilerini azaltma faaliyeti, kamu güvenliğini ve vatandaşların maneviyatını, sağlığını, hak ve yasal menfaatlerini korumak için gerekli araçlardan birisidir. Bundan dolayı, tamamen, Rusya Federasyonu Anayasası ve uluslararası hukuksal belgelerin ilgili hak ve özgürlükler üzerinde sınırlamalara izin veren amaçlarını izler.
Bir terör eyleminde yer alan kişilerin, kendi eylemlerinin kurbanlarının mezarlarına çok yakın bir yerde gömülmesi ve definin dini ayinle yapılması ve sembolik ibadet eylemi olarak onurlandırmak amacıyla yapılan anma törenleri, terörist fikirler bakımından bir propaganda amacı olarak hizmet eder ve aynı zamanda, etnik ve dinsel gruplar arası gerilimin artmasının ön şartlarını yaratarak, söz konusu eylemlerin kurbanlarının ailelerinde gücenmeye neden olur.
Çok sayıda insanın mağdur olmasına neden olan, yaygın negatif sosyal tepkiyle sonuçlanan ve kolektif bilinç üzerinde büyük etkiler yapan bir kaç terör eyleminin işlenmesinin sonucu olarak Rusya Federasyonu’nda ortaya çıkan koşullarda, cesetlerin akrabalarına teslim edilmesi, daha fazla mağdurun ortaya çıkmasına neden olabilecek nefretin kışkırtılması ve vandalizm, şiddet, kitlesel karışıklık eylemlerine ve çatışmalara katılımın kışkırtılması dâhil olmak üzere, sosyal düzene ve barışa ve diğer kişilerin haklarına ve güvenliğine ... bir tehdit oluşturabilir. Bu arada, terörist eylemlere katılanların gömülme yerleri bazı aşırı bireyler için bir türbe haline gelebilir ve bunlar tarafından terörist ideolojilerin propaganda ve terörist faaliyetlere katılım aracı olarak kullanılabilir.
Bu koşullarda, federal mevzuat, ölümleri, yer aldıkları terörist bir eylemin önlenmesi sonucu olarak meydana gelen bireylerin gömülmelerini düzenleyen özel düzenlemeler getirebilir. ...”
34. Karar ayrıca, etkili yargısal denetim gibi, bireyleri keyfiliğe karşı korumak bakımından usul güvenceleri mevcutsa, mevzuatta öngörülen tedbirlerin uygulanmasının haklı görülebileceğini not etmiştir. Mahkeme böyle bir denetimi sağlayan Ceza usul Kanunu’nun 123-127. maddelerini kaydetmiştir (...).
35. Özetle, Anayasa Mahkemesi Anayasaya uygun olduğu için, tartışmalı hükümleri onamıştır, fakat aynı zamanda bu hükümleri yetkili makamın kararı bir mahkeme tarafından onaylanmadıkça, yetkililerin cesetleri gömmekten kaçınmasını gerektirdiği şeklinde yorumlamıştır. Mahkeme’nin gerekçelerine göre:
“... Mevcut normların anayasal ve yasal anlamları, şüphelinin ölümü nedeniyle aleyhinde açılan ceza davasının durdurulması veya bir terör eylemine katılanların yargılanması kararına itiraz etmek için adli işlem yapabilme ihtimalinin bulunduğunu varsayar. Dolayısıyla, bu normlar aynı zamanda mahkemeler üzerinde şikâyetin özünü; yani kararın hukukiliği ve sağlam bir temele dayandığını ve bu karardaki söz konusu kişinin terör eylemine katılımı ve [şüphelilerin] rehabilitasyonu nedenlerinin bulunmadığının saptanması ve ceza davasına devam etmeme bakımlarından varılan sonuçların doğrulanmasını inceleme yükümlülüğü bulunduğunu varsayar. Anayasal ve yasal kurallar böylece, bahsi geçen sınırlayıcı tedbirlerin uygulanmasındaki hukuka uygunluğunun incelenmesini zorunlu kılar. Mahkeme kararı yürürlüğe girinceye kadar ölünün cesedi gömülemez; ilgili Devlet organları ve yetkililer, özellikle, mümkünse, ayrı ayrı olarak, cesetlerin gelenek ve göreneklere uygun olarak toprağa gömmek ... veya [yakmak] yoluyla defninin sağlanması amacıyla ve ayrıca, ölünün kimliğinin ve ... zamanının, yerinin ve ölüm nedeninin saptanması ile ilgili gereklere uygunluğun önceden sağlanması için ... bütün gerekli tedbirleri almak durumundadırlar.”
36. Yargıç G.A. Gadzhiyev, tartışmalı hükümlerin anayasaya uygun olduğunu kabul ettiği, fakat bu hükümlerin nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin ayrı görüş belirtmiştir. Ayrı görüşe göre:
“... Yetkili kolluk kuvvetleri, hazırlık soruşturmanın bir sonucu olarak bir terör eyleminin işlendiğini ve belli bir kişinin bu eyleme karıştığını, fakat bu kişiye karşı yürütülen ceza soruşturmasının, terör eyleminin önlenmesi sonrasında öldüğü gerekçesiyle durdurulduğunu ... saptarsa ve o dönemde defin için cesedin ailelere verilmesi kararının kamu düzenini ve barışı ve başkalarının sağlığını, maneviyatını, haklarını, hukuki menfaatlerini ve güvenliğini tehdit edebileceği sonucuna ulaşırlarsa, cesedin aileye verilmesini reddeden ve defin için özel ayarlamalar uygulayan bir karar alma hakkına sahiptirler.
Aynı zamanda, işlediği terör suçunun önlenmesinin sonucu olarak ölen bir bireyin cesedinin teslim edilmesinin reddi halinde, defin ile ilgili karar almakla yetkili makamlar ölünün kimliğinin belirlenmesi, ölüm zamanı ve yeri, ölüm nedeni, defin yeri ve mezarın tam olarak ayırt edilmesi için gerekli bilgiler (belirlenmiş yer ve numara) ile ilgili bütün gerekleri yerine getirmek zorundadırlar. Cenazenin defni, gelenek ve göreneklere uygun olarak ve ölüye insani saygı gösterilerek, akrabaların katılımı ile yapılmalıdır. Hukuk devleti ile yönetilen bir Devletin idari makamları, çok etnikli bir toplumda nesilden nesle aktarılan kültürel değerlere saygı göstermelidir. ...”
37. Yargıç A.L. Kononov söz konusu mevzuatı Anayasaya aykırı olarak tanımladığı muhalif görüşünü açıklamıştır. Yargıç özellikle aşağıdakileri not etmiştir:
“... Ölülerin cesetlerinin ailelerine verilmesini yasaklayan ve bu kişilerin anonim olarak gömülmesini düzenleyen tartışmalı normlar, bizim görüşümüze göre kesinlikle ahlaka aykırıdır ve en gayri medeni, vahşi ve önceki nesillerin en rezil görüşlerini yansıtır ...
Herkesin, ailesinin geleneklerine ve örf adetlerine uygun olarak, onurlu bir şekilde gömülme hakkı, özel meşrulaştırmaya ve hatta kanunda yazılı biçimde güvence altına alınmaya nadiren gerek gösterir. Bu, açıkça tartışmasız bir haktır ve belki de başka hiçbir doğal hakta görülmediği kadar insan doğasından kaynaklanır. Herkesin, akrabası olan ve kendisine çok yakın olan bir kişiyi defnetme, ahlaki görevlerini yerine getirme fırsatına sahip olma ve insan niteliğini gösterme, son yolculuğuna uğurlama, kederlenme, matem tutma ve ölüyü anma hakkı ile toplum ve devlet tarafından nasıl görülürse görülsün, bütün medeniyetlerde kutsal bir değeri ve hatıra sembolü olan bir mezara sahip olmak hakkı da, aynı derecede doğal ve tartışmasızdır. ...”
(b) Sonraki yargılamalar
38. 28 Haziran 2007 tarihli Anayasa Mahkemesi kararından sonra iç hukuk mahkemeleri yaklaşımlarını açıkça değiştirmişlerdir ve 13-14 Nisan ve 15 Mayıs 2006 tarihli kararların şekil olarak yasallığını incelemeyi kabul etmişlerdir.
39. Üç başvurucu (no. 12, 21 ve 33) ölü akrabaları ile ilgili olarak 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların kopyasını elde edebilmişlerdir, fakat bu bağlamda veya 15 Mayıs 2006 tarihli karar bağlamında hiçbir işlem yürütmemişlerdir.
40. On beş başvurucu (no. 1, 2, 4, 8, 18, 25, 26, 32, 34, 35, 37, 39, 42, 43 ve 44) 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların bir kopyasını talep etmemişler veya almamışlardır ve bu davada bu kararların herhangi birisi ile ilgili yargısal süreç başlatmamışlardır.
41. Üç başvurucu dışında (no. 39, 42 ve 43) geri kalan başvurucular akrabaları ile ilgili 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların bir kopyasını elde etmiş ve bu kararlara itiraz etmek için adli takibat başlatmıştır.
42. Yedi başvurucu (no. 3, 15, 17, 30, 38, 41 ve 49 ...), bazı yargılamaların ardından, hem 13‑14 Nisan 2006 hem de 15 Mayıs 2006 tarihli kararları hukuka aykırılık nedeniyle iptal eden, son derece yargılaması olarak, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi tarafından, lehe bir karar elde etmişlerdir. 13-14 Nisan 2006 tarihli kararlar bakımından, Mahkeme, bu kararların Ceza Kanunu’nun 205. maddesinde yapılan son değişiklikleri dikkate almadığını (bakınız aşağıda paragraf 76) ve davayı yeni bir inceleme için soruşturma makamına gönderdiğini not etmiştir. 15 Mayıs 2006 tarihli karar, 13‑14 Nisan 2006 tarihli kararlara dayandığından ötürü ve aynı zamanda yetkili bir resmi görevli tarafından alınmadığı için iptal edilmiştir. Başvuruculara göre bu kararlar uygulanmamıştır.
43. İç hukuk mahkemelerinin sonradan Ceza Kanunu’nun 205. maddesinin değişikliklerini göz önünde alma gerekliliği ile bağlantılı olarak yaklaşımlarını değiştirdikleri ve denetim yoluyla kararları iptal etmeye başladıkları anlaşılmaktadır (bakınız aşağıda paragraf 45).
44. On dokuz başvurucu (no. 5, 6, 9, 10, 11, 13, 14, 16, 19, 20, 22, 24, 27, 28, 31, 40, 45, 46, 50 ...), bazı yargılamalardan sonra, son derecede mahkemesi olarak Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi tarafından verilen, lehe bir karar elde etmişlerdir. Bu kararlar sadece 13-14 Nisan 2006 tarihli kararlarla ilgilidir ve hukuka aykırı olmaları nedeniyle, bunları iptal etmektedir. Mahkeme, kararların Ceza Kanunu’nun 205. maddesinde yapılan son değişiklikleri göz önünde tutmadığını not etmiştir ve dosyayı yeni inceleme için soruşturma makamına göndermiştir. Bu başvurucular 15 Mayıs 2006 tarihli karar bakımından açıkça ayrı bir adli takibat başlatmamışlardır. Başvuruculara göre, bu kararlar uygulanmamıştır.
45. On üçüncü başvurucu tarafından yapılan yargısal işlemler bağlamında Hükümet tarafından sunulan bilgiye göre, davanın daha alt derece mahkemelerinde yürütülen yeni bir incelemesi, 13-14 Nisan 2006 kararlarını tamamen onayan 3 Kasım 2007 tarihli bir kesin kararla sonuçlanmıştır.
46. İç hukuk yargılamalarında üç başvurucuya (no. 7, 23 ve 47 ...) ölen akrabaları ile ilgili 13‑14 Nisan 2006 tarihli kararların bir kopyasının verilmesi açıkça reddedilmiş ve bunun bir sonucu olarak, yetkili mahkemeler 13-14 Nisan ve 15 Mayıs 2006 kararlarının hukukiliğini inceleyememişlerdir. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, soruşturma makamının 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların kopyalarını başvuruculara ve mahkemelere verilmesini ve bu başvurucuların ölü aile üyeleri bakımından ilgili dava dosyasındaki materyallere erişim sağlanmasını hukuka aykırı olarak reddettiğini, kararlarında özel olarak belirtmiştir. Yaptıkları sunumlarda davalı Hükümet, söz konusu başvurucuların ölü aile bireyleri bakımından soruşturmada toplanan delillerin aynı zamanda saldırıda hayatta kalan saldırıya katılanlara karşı ceza yargılamalarında da kullanıldığını ve söz konusu ret kararlarının verilmesinin, bu ceza yargılamalarının bütünlüğünü koruma ihtiyacından kaynaklandığını açıklamıştır.
47. İki başvurucu (no. 29 ve 36 ...) ölü akrabalarına ilişkin 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların bir kopyasını elde etmiştir ve mahkemede ret ile sonuçlanan bir itirazda bulunmuştur. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi temyiz başvurularını reddetmiş ve kararları hukuki olduğu gerekçesiyle onamıştır. Bu başvurucular daha sonra aynı Mahkeme’den, yetkili bir memur tarafından alınmadığı için 15 Mayıs 2006 kararını hukuka aykırı ilan eden lehe bir karar elde etmeyi başarmışlardır.
48. Kırk sekizinci başvurucu, Bayan Oksana Nikolayevna Daova, erkek kardeşi Bay Valeriy Nikolayevich Tleuzhev ile kocası Bay Zurab Nazranovich Daov bakımından 13-14 Nisan 2006 kararlarının bir kopyasını alabilmiştir ve mahkemeye, ret ile sonuçlanan itirazda bulunmuştur. 6 Şubat 2007 ve 8 Temmuz 2008 tarihli son kararları ile Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi sırasıyla erkek kardeşi ve kocası bakımından itirazlarını reddetmiştir. Bu başvurucunun 15 Mayıs 2006 tarihli karar bakımından hiçbir yargısal işlem yapmadığı anlaşılmaktadır.
49. Hükümet başvurucuların 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların ve ilgili dava dosyası belgelerinin kopyalarını istedikleri zaman alabileceklerini iddia etmiştir.
50. Kırk sekiz başvurucu sadece bazı başvuruculara böyle bir erişim sağlandığına işaret etmişlerdir.
D. 13 Ekim 2005 saldırısı sonrası ölülerin cesetlerinin saklanma ve teşhis edilme koşulları
1. Başvurucuların ilk anlatımı
51. Cesetlerin teşhisinde yer alan başvuruculara göre, 13 ve 14 Ekim 2005 olaylarının sonrasındaki birkaç gün boyunca cesetler tamamen yetersiz koşullarda, kent morgunda ve diğer yerlerde tutulmuşlardır. Özellikle, yeterli soğutma olmaması nedeniyle cesetler yoğun koku yaymış ve birbirlerinin üstüne karmakarışık yığılmıştır.
52. Belirtilmeyen bir tarihte, otuzuncu başvurucunun akrabası olduğu anlaşılan Bayan G.G. Kushkhova, bazı cesetlerin çürümeye başladığını ve yoğun bir çürüme kokusu yaydığını ekleyerek, cesetlerin üst üste yığıldığından ve dışarı sıcaklığında saklandığından yazılı olarak şikayette bulunmuştur. Belirtilmeyen bir tarihte, kırk ikinci başvurucu Bayan F.N. Arkhagova, söz konusu olaydan sonra dokuzuncu günde cesetleri gördüğünü ve bunlardan bazılarının çürümekte olduğunu ve üzerlerinde kurtlar bulunduğunu belirtmiştir. On altıncı başvurucunun kocası Bay Kereshev, 15 Ekim 2005 tarihinde teşhis prosedürüne katıldığında cesetlerin çıplak ve birbirlerinin üzerinde olduğunu söylemiştir. Benzer yazılı gözlemler, beşinci başvurucunun kocası ve ilk başvurucu, Bayan Sabanchiyeva tarafından da yapılmıştır.
53. Başvurucular, açıkça soğutuculu taşıma arabalarında filme alınan ve cesetlerin çıplak olduğunu ve bazılarının birbirlerinin üzerine atıldığını doğrulayan bir video kaydını vermişlerdir.
2. Hükümet’in 6 Aralık 2005 tarihli cevabı
54. Mahkeme tarafından sorulan 4 Kasım 2005 tarihli bir soruya cevap olarak, Hükümet, kente saldıran kişilerin bedenlerinin, “cesetlerin uzun süreli muhafazası için özel olarak tasarlanmış ve bütün gerekli donanımı içeren yerlerde” tutulduğunu belirtmiştir.
3. Başsavcının 14 Nisan 2006 tarihli mektubu
55. Başvurucuların, korkunç muhafaza koşulları için bir açıklama talep eden bir mektubuna cevap olarak, Başsavcılık makamı 14 Nisan 2006 tarihli bir mektupta, cesetler bakımından usule ilişkin bir karar alınıncaya kadar, cesetlerin özel olarak donatılmış odaların uygun sıcaklığa ayarlanan soğutulmuş kısımlarında tutulduklarını belirtmiştir. Yetkililer, cesetlerin nerede muhafaza edildiğini açıklamamışlardır.
4. Hükümet’in cesetlerin saklanması ile ilgili gözlemleri
56. 22 Mayıs 2007 tarihli kabul edilebilirlik üzerine gözlemlerinde, Hükümet, olayların sonrasında, cesetlerin başlangıçta Nalçik morguna nakledildiğini açıklamıştır. Giysileri o zaman çıkarılmış ve adli tıp uzmanlarının incelemesi için gönderilmiştir. Daha sonra cesetlerin tamamı, gerekli bütün muhafaza olanaklarına sahip, soğutulmuş iki taşıma arabasına yerleştirilmiş ve genetik inceleme için Rostov-na-Donu kentine gönderilmiştir. Hükümet aynı zamanda saldırıdan hemen sonra cesetleri muhafaza etmek için hiçbir imkanın mevcut olmadığını ve başvurucular tarafından sunulan kayıtlarda muhtemelen bunun filme alındığını da açıklamıştır.
5. Başvurucuların cesetlerin teşhis edilmesine ilişkin gözlemleri
57. Başvurucuların sunumlarında, dört başvurucunun, no. 2, 8, 26 ve 32, ilgili teşhis prosedürüne katıldığını teyit eden hiçbir bilgi yoktur.
58. On üç başvurucu (no. 4, 5, 6, 11, 14, 16, 30, 33, 36, 41, 44, 46 ve 50) teşhis prosedürüne şahsen katılmamıştır çünkü söz konusu cesetler başka birileri tarafından teşhis edilmiştir.
59. Geride kalan otuz üç başvurucu (no. 1, 3, 7, 9, 10, 12, 13, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 27, 28, 29, 31, 34, 35, 37, 38, 39, 40, 42, 43, 45, 47, 48 ve 49) kimlik teşhis prosedürüne şahsen katıldıklarını doğrulayan, el yazısı ile yazılmış ifadelerini sunmuşlardır ...
60. Başvuruculara göre, cesetlere hem Nalçik kent morgunda hem de İçişleri Bakanlığına ait bir arsaya park etmiş iki soğutulmuş taşıma arabasında erişmişlerdir. Cesetlere rasgele erişim sağlanmıştır, çünkü teşhis prosedüründe yer almak isteyen herkese izin verilmemiştir. Bazı hallerde erişimin sağlanması uygun şekilde belgelenmiştir.
61. Erişimin sağlanması sınırlı olduğundan, ilgili binalar genel olarak ölülerin akrabalarının oluşturduğu kalabalıkla çevrelenmişti.
6. Cesetlerin teşhis edilmesine ilişkin Hükümet’in ek gözlemleri
62. Hükümet başvurucuların sunumlarına kısmen karşı çıkmıştır. 57. paragrafta listelenen dört başvurucunun hepsinin ve kırk dördüncü başvurucu Bayan Lyubov Mikhaylovna Gonibova’nın teşhiste yer aldıklarını teyit eden teşhis protokollerine atıfta bulunmuştur. Hükümet, dokuzuncu (Bayan Anzhelika Yuryevna Arkhestova), on yedi ile yirmi arasındaki başvurucuların (Bay Betal Muradinovich Kerefov, Bay Magomed Khassimovich Attoyev, Bayan Zhanna Fyodorovna Ifraimova ve Bayan Aysha Ismailovna Chagiran) ve otuz dokuzuncu başvurunun teşhis prosedürüne şahsen katılımına karşı çıkmıştır. Yukarıda 59. paragrafta listelenen diğer başvurucularının katılımını ise teyit etmişlerdir.
63. Hükümet’in sunumlarına göre bütün cesetler başlangıçta Nalçik morgunda tutulmuştur. Başvurucular 14 ve 18 Ekim 2005 tarihler arasında cesetleri ve giysileri incelemiştir. 19 Ekim 2005 tarihi itibariyle cesetler iki soğutulmuş taşıma arabasına yerleştirilmiştir. 1 Kasım 2005 tarihinde, taşıma arabaları genetik inceleme için Rostov-na-Donu kentine hareket etmiştir ve 22 Haziran 2006 tarihinde cesetlerin hepsi yakılmıştır. 13 ve 22 Ekim 2005 tarihleri arasında, teşhis prosedüründen sorumlu olan kişi soruşturma grubunun başı olan, soruşturmacı P.’ydi. 22 Ekim 2005 tarihi itibariyle yerini soruşturmacı S almıştır.
64. Hükümet’in en son sunumlarına göre, 13 Ekim 2005 olaylarının sonucu olarak toplam ölü sayısı on iki sivil, otuz beş polis ve kolluk görevlisi ve saldırıya katılan seksen iki kişidir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Defin ve Cenaze Kanunu’nun ilgili hükümleri
65. Federal Defin ve Cenaze Kanunu (12 Ocak 1996 tarih, 8-FZ sayılı) aşağıdaki hükümleri içermektedir:
Bölüm 3: Cenazenin defni
“Yürürlükteki Federal Kanun defni; bir kişinin ölümünden sonra cesedinin (veya kalıntılarının) hijyen veya diğer gerekliliklere aykırı olmayan, örf adetlere uygun olarak gömülmesi töreni olarak tanımlamaktadır. Defin, cesedin (veya kalıntılarının) toprak içine (mezara veya mezar odasına), ateşe (yakılma, külleri içeren kupanın sonradan gömülmesi) veya denize (denize gömme) konulması yollarıyla uygulanabilir. ...”
Bölüm 4: Defin yerleri
“1. Defin yerleri, ... ölünün defnini yapmak için tasarlanmış olan diğer binaların yanında, ölünün cesedinin [veya kalıntılarının] gömülmesi için mezarlıkları, ölünün küllerini içeren kupaların muhafazası için yas duvarları..., yakım evleri ... olan ... [ilgili kurallara uygun olarak] özel olarak tasarlanmış alanlardır. ...”
Bölüm 5: Bir kişinin ölümden sonra cesede onurlu muamele yapılması ile ilgili istek beyanı
“1. Bir kişinin ölümünden sonra cesedine onurlu muamele yapılması ile ilgili istek beyanı (ölünün vasiyeti) tanıkların huzurunda veya yazılı olarak açıklanan aşağıdaki belirtilenlerle ilgili bir istektir:
- otopsi yapılma onayı olması ya da olmaması;
- cesedin bazı parçalarının veya organlarının alınması onayının olması ya da olmaması;
- belli örf adetlere uygun olarak, daha önceden ölen belli bir kişinin yanındaki belli bir yere gömülmek;
- yakılmak;
- bu isteklerin yerine getirilmesinde belli bir kişiye güvenmek.
2. Ölü bir kişinin cesedine onurlu muamele yapılması ile ilgili faaliyetler [bu kişinin] isteklerine uygun olarak yürütülür; meğer ki bu isteklerin yerine getirilmesini imkansız kılacak koşullar bulunsun veya [ulusal] mevzuat farklı kurallar içersin.
3. Bir ölünün herhangi bir istek açıklamasının bulunmaması halinde, bu bölümün 1. kısmında belirtilen eylemleri karara bağlanmasında yetkilendirme hakkı; ölünün eşine, yakın aile bireylerine (çocuklar, ebeveynler, evlatlıklar ve evlatlık alan aileler, kardeşler, torun ve büyükanne, büyükbabalar), diğer akrabalara veya yasal temsilcisine ve bu kişilerin olmaması halinde ölü kişiyi gömme sorumluluğu bulunduğu varsayılan diğer kişilere aittir.”
Bölüm 6: Ölünün vasiyetini yerine getirenler
“Ölünün istek beyanını yerine getiren kişi, bu şekilde hareket etmeyi kabul etmişlerse, beyanda belirtilen kişidir. İstek beyanını yerine getirecek kişi ile ilgili özel bir açıklama bulunmaması veya önerilen kişinin bu şekilde hareket etmeyi kabul etmemesi halinde, beyandaki direktifler, ölünün hayatta olan eşi, yakın aile üyeleri veya diğer akrabalar veya yasal temsilcileri tarafından yerine getirilir. Ölünün istek beyanlarındaki direktiflerinin, yerine getirilmesi önerilen kişi tarafından gerekçeli olarak reddedilmesi halinde, cenaze, bu yükümlülüğü almayı kabul eden diğer bir kişi veya uzmanlaşmış cenaze hizmetleri tarafından gömülür.”
Bölüm 7: Ölünün defin bakımından vasiyetini yerine getirenler
“1. Rusya Federasyonu topraklarında, yürürlükteki Federal Kanun’a uygun olarak istekleri dikkate alınarak, herkes için ölümünden sonra cesedinin (kalıntılarının) veya küllerinin gömülmesi için ücretsiz bir toprak arazisi sağlanarak defnedilmesi imkanı güvence altına alınmıştır ...”
Bölüm 8: Ölünün gömülmesi sırasındaki güvenceler
“Ölen kişinin eşi, yakın aile üyeleri, diğer akrabaları, yasal temsilcileri veya ölüyü gömme yükümlülüğü olduğu varsayılan diğer kişi, aşağıdaki güvencelerden yararlanır:
(1) ölüm nedeninin saptanmasından sonra bir gün içinde ölünün defnedilmesi için gerekli dokümanlar hazırlanır; otopsi için ölünün bir morga konulmasının hiç bir nedeninin olmadığı hallerde, eşin, yakın aile üyelerinin, diğer akrabaların, yasal temsilcinin veya ölüyü gömme sorumluluğu olduğu varsayılan diğer kişilerin talebi üzerine ölünün cesedinin teslimi, ölüm nedeninin saptandığı zamandan itibaren iki günden fazla geciktirilemez; ...”
B. Terörist faaliyet ve terörizmin hukuksal tanımları
66. 130-FZ sayılı Rusya Federasyon Kanunu’nun (Terör Eylemlerinin Önlenmesi Kanunu) 3. bölümü terörizmi aşağıdaki gibi tanımlamaktadır:
“...kamu güvenliğini zayıflatmak, toplumu ürkütmek, teröristler lehine karar almak veya onların hukuka aykırı malvarlıklarını veya diğer çıkarlarını korumak amacıyla işlenen, gerçek kişilere veya kuruluşlara karşı şiddet veya şiddet kullanılması tehdidi, ve aynı zamanda kişilerin yaşamları için tehlike yaratan, önemli ölçüde mülkiyet kaybına neden olan veya diğer sosyal olarak tehlikeli sonuçlar içeren malları ve diğer önemli nesneleri tahrip etme (veya zarar verme) veya tahrip etme (veya zarar verme) tehdidinde bulunma; siyasi faaliyetten alıkoymak veya bu tür faaliyetlerin intikamını almak için bir Devlet adamına veya kamusal kişiliğe suikast girişiminde bulunmak; veya eylemin savaşı kışkırtmak veya uluslararası ilişkilere zarar vermek amacıyla işlenmesinde, yabancı bir Devletin temsilcisine veya uluslararası koruma altındaki uluslararası bir örgütün görevlisine veya uluslararası koruma altındaki kişilerin resmi bina ve eklentilerine veya taşıma araçlarına saldırmak”
67. Kanun çerçevesinde terör faaliyeti aşağıdakileri içerir:
“(1) terör eyleminin organizasyonu, planlanması, hazırlanması ve işlenmesi;
(2) gerçek kişilere, kuruluşlara karşı terör eylemi işlenmesini veya şiddet uygulanmasını veya terör amaçlarıyla önemli nesnelerin tahrip edilmesini kışkırtmak;
(3) bir terör eylemi işlenmesi için illegal silahlı oluşum, bir suç oluşumu (suç örgütü) veya örgütlü bir grup organize etmek veya bunlara katılmak;
(4) örgüte üye bulunması, silahlandırılması, eğitilmesi ve kullanılması;
(5) bir terör örgütünün veya terör grubunun kasıtlı olarak finansmanı veya bunlara bu amaçla başka yardım sağlanması.”
68. 3. bölüm bir terör eylemini şöyle tanımlamaktadır:
“... terör niteliğindeki bir suçun, bir patlama biçiminde, yakma eylemi olarak, nükleer patlayıcı aygıtların veya radyoaktif, kimyasal, biyolojik, patlayıcı, toksik veya güçlü etkiye sahip zehirli maddeleri kullanma veya kullanma tehdidiyle; taşıma araçlarını veya diğer eşyaları tahrip etme, zarar verme veya ek koyma yoluyla; Devlet adamlarına ya da kamusal kişiliklere veya ulusal, etnik, dini veya diğer nüfus gruplarının temsilcilerine suikast teşebbüsünde bulunarak; rehine alma veya kişilerin kaçırılması şeklinde; kaza veya teknojenik nitelikte felaket veya böyle bir tehlikeye neden olacak gerçek bir tehdit koşullarını yaratarak, çok sayıda kişinin yaşamına, sağlığına veya malına yönelik tehlikeye neden olarak; herhangi bir şekil veya araçla tehdit yayarak insanların yaşamlarını tehlikeye atan, önemli ölçüde mülkiyet kaybına neden olan veya sosyal açıdan tehlikeli başka sonuçlar içeren diğer eylemlerle doğrudan işlenmesi.”
69. Aynı bölümde terörist şöyle tanımlanmaktadır:
“... herhangi bir çeşit terör faaliyetinin yürütülmesinde yer alan kişi.”
C. Teröristlerin defnedilmesini düzenleyen mevzuat
70. 26 Ekim 2002 tarihinde Moskova şehrindeki Nord-Ost tiyatrosunda, bir kaç düzine rehinenin ölümü de dahil olmak üzere, ağır kayıplara yol açan rehine olayı ile sonuçlanan bir terörist saldırı meydana gelmiştir (bakınız Finogenov ve Diğerleri - Rusya, no. 18299/03 ve 27311/03, §§ 8-14, ECHR 2011 (alıntılar).
71. Saldırıdan kısa süre sonra, 11 Aralık 2002 tarihinde, Rusya, 16(1) bölümü ekleyerek, Terörizmin Önlenmesi Kanunu’nda değişiklikler yapmıştır; buna göre:
“ Bir terör eyleminin bastırılmasının sonucu olarak ölen teröristlerin defni, Rusya Federasyonu Hükümeti tarafından öngörülen usule uygun olarak yürütülür. Teröristlerin cesetleri defin için teslim edilmez ve defin yeri açıklanmaz.”
72. Aynı tarihte Rusya ayrıca 14(1) bölümünü ekleyerek, Federal Defin ve Cenaze Kanunu’nda (FZ - no. 170) değişiklikler yapmıştır; buna göre:
“Terörist faaliyetleri nedeniyle hakkındaki ceza soruşturmaları, söz konusu terör eyleminin bastırılmasını takiben öldükleri gerekçesiyle kapatılan kişiler, Rusya Federasyonu Hükümeti tarafından öngörülen usule uygun olarak defnedilir. Teröristlerin cesetleri defin için teslim edilmez ve defin yeri açıklanmaz.”
73. Rusya Federasyonu Hükümeti’nin, Terörizmin Önlenmesi Kanunu’nun 16(1) bölümüne uygun olarak kabul edilen, 20 Mart 2003 tarihli 164 sayılı Kararnamesi, kendileri tarafından yürütülen terör eylemlerinin sonlandırılması sırasında ölen kişilerin defnedilmesi prosedürünü tanımlamaktadır:
“... 3. [Bu] kişilerin defnedilmesi ölümün meydana geldiği yerde yapılır ve Rusya Federasyonu süjelerinin yürütme organının idari birimleri veya yerel yönetim organları tarafından kurulmuş cenaze ayarlamalarında uzmanlaşmış temsilcilikler tarafından icra edilir...
4. [Bu] kişilerin defnedilmesi ile bağlantılı olarak uzmanlaşmış cenaze temsilciliği tarafından sağlanan hizmetler, defin için gerekli dokümanların incelenmesini; cesedin defnedilmesi için gerekli dokümanların hazırlanmasını; cesedin giydirilmesini; bir mezar sağlanmasını; cesedin (kalıntılarının) gömülme (yakılma) yerine nakledilmesini ve gömülmeyi içerir.
Cesedin (kalıntılarının) gömülme (yakılma) yerine demiryolu veya hava yolu ile nakledilmesi, belirlenen prosedüre göre verilmiş olan nakil iznine dayanılarak yürütülecektir.
Cenazenin gömülme yeri, Federal Defin ve Cenaze Kanunu tarafından getirilen sınırlamalar dikkate alınarak belirlenir .
5. Gömülme amaçları bakımından, ön soruşturmayı yürüten görevli, uzmanlaşmış cenaze temsilciliğine, ceza davasının kapanma kararının ve [bu] kişilerle ilgili ceza soruşturmasının bir kopyası dahil gerekli dokümanları gönderir; Bu görevli aynı zamanda kişinin en son daimi adresinin bulunduğu yerdeki nüfus kayıt bürosuna ölümü doğrulayan bir beyan gönderir.
6. [İlgili] kişinin akrabalarına ön soruşturmayı yürüten görevli tarafından ölüm belgesi alabilecekleri kayıt bürosunun yeri bildirilir.
7. Ön soruşturmayı yürüten görevlinin takdirinde olmak üzere, [bu] kişilerin akrabalarına bir tıp kuruluşu tarafından düzenlenen ölüm ile ilgili tıbbi dokümanlar ve (eğer yapılmışsa) otopsi raporu verilebilir; el koyma işlemine tabi tutulmamışsa, kişisel eşyalar da iade edilir.
8. Uzmanlaşmış cenaze temsilciliği, ön soruşturmayı yürüten görevliye gönderilmek üzere, tamamlanmış defin hakkında bir rapor hazırlar; bu belge ceza davası dosyasının bir parçasını oluşturur.”
D. Anayasa Mahkemesi’nin 14 Temmuz 2011 tarih ve 16-P sayılı kararı
74. 114 Temmuz 2011 tarihinde, Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Ceza Usul Kanunu’nun 24. maddesinin 1. bölümünün 4. bendi (Ceza soruşturması açılması veya durdurulmasını reddeden kararın nedenleri) ile 254. maddesinin 1. bölümünün (Duruşmada ceza davasının durdurulması) anayasaya aykırılığı iddiasıyla, iki birey tarafından yapılan bir şikayeti incelemiştir. Mahkeme, yukarıda belirtilen yasal hükümlerin, şüphelinin (veya sanığın) ölümü nedeniyle, kişinin yakın akrabalarının rızasını almadan ceza davasının durdurulması ihtimalini öngörmesinden dolayı Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme özellikle aşağıdakileri not etmiştir:
“... masumiyet karinesi dahil, bireysel hakların temel usul güvencelerine saygı gösterilmesi, rehabilitasyona elverişsiz koşullara referansla bir ceza davasının durdurulmasına ilişkin sorunun çözülmesinde de güvence altına alınmalıdır. Bir ceza davası açma veya yargılamanın duruşma öncesi aşamalarında ceza davasını durdurmayı reddeden kararı alırlarken, yetkili organlar, kendisine karşı ceza yargılaması durdurulan [bir fiilden dolayı suçlu ilan edilmeyen] kişilerin suçlu olarak kabul edilemeyeceğini, başlangıç noktası olarak dikkate almalıdırlar – anayasal anlamda bu kişiler sadece ilgili şüphe veya suçlama nedeniyle söylenen aşamada ceza soruşturmasına katılan kişiler olarak görülebilir ...
Aynı zamanda, şüphelinin (veya sanığın) ölümü nedeniyle ceza davasına devam edilmemesi halinde, [yetkili makam] aynı zamanda o kişinin suçluluğunun kanıtlanması sürecini de durduracaktır, fakat bunu yaparken suçlama veya şüphe kaldırılmaz, tam tersine: gerçekte [yetkili makam] cezai fiilin ... belli bir kişi tarafından işlendiği ve kişinin ölümü nedeniyle ceza yargılamasının imkansızlığı bakımından bir sonuca ulaşır. Bu mantıkla, söz konusu kişi, herhangi bir hüküm verilmeden veya uygulamaya girmeden suçlu ilan edilmektedir ve bu Devletin, ... Anayasa’nın [çeşitli hükümleriyle] korunan kişinin şeref ve haysiyetini ve namusunu güvence altına alma görevinin bir ihlalini oluşturur ve menfaatleri bu kararla etkilenebilecek olan kişiler bakımından – mahkemeye erişim haklarının bir ihlalini oluşturur...
... [diğer bir söyleyişle,] bir ceza davasının genel olarak rehabilitasyona elverişsiz koşullara atıfta bulunularak durdurulması, sadece ceza soruşturmasına katılanların haklarına saygı gösterilirse mümkündür; bunun anlamı, özellikle, şüphelinin (veya sanığın) böyle bir kararın alınmasında rızasının güvence altına alınmasına ihtiyaç vardır] ...
... Öte yandan, eğer söz konusu kişi, [böyle bir karara itiraz ederse], dava mahkemesi tarafından davasının inceleneme aşamasının devam ettirilmesi hakkına sahiptir ...
[Mahkeme, uygulanabilir iç hukuk hükümlerini inceledikten sonra] Ceza Usul Kanunu’nun, [kendisi ile ilgili ceza davası durdurulan ölü kişinin akrabalarının] eskiden sanık olan ölen akrabalarının haklarını korumalarına izin verecek herhangi bir hak sağlamadığı [sonucuna varır]. İlgili kişilerin, ve esas olarak ölenin yakın akrabalarının, yargılamalara katılmalarına izin verilmediğinden dolayı, [ilgili] usul kararları ... savunma tarafının katılımı olmadan bir soruşturmacı veya bir mahkeme tarafından alınmaktadır...
Bu sınırlamalar objektif ve makul gerekçelere sahip değildir ve [söz konusu kişinin anayasal haklarının] ihlaline yol açar ...
[Mahkeme ayrıca] ölen kişinin yakın akrabalarının rehabilitasyonunun sağlanması amacına yönelik olarak bu kişilerin haklarının ve hukuki menfaatlerinin korunmasının, ceza yargılaması çerçevesinde kendilerine gerekli hukuki statünün ve bundan kaynaklanan hakların verilmesi yoluyla gerçekleştirilmesi gerektiğine [karar verir] ...
[Mahkeme, Ceza Usul Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen hakların söz konusu kişiler bakımından yeterli düzeyde yargısal korumayı güvence altına almak için yetersiz olduğu sonucuna varır]...
[Böylece] yakın akrabaların önceden şüphelenilen veya suçlanan kişilerin ölümü nedeniyle yargılamanın durmasına itiraz ettikleri hallerde, yetkili soruşturma organı veya mahkeme davanın incelenmesine devam eder. Aynı zamanda, ölen kişinin [bizzat] yararlandığı aynı haklardan ilgili kişiler de yararlanır ...”
E. Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri
75. Söz konusu dönemde yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 105. maddesine (“İnsan Öldürme”) göre:
“1. İnsan öldürme, yani başka bir kişinin kasıtlı olarak ölümüne yol açmak, altı yıldan on beş yıla kadar bir süre için özgürlük mahrumiyeti ile cezalandırılabilir.”
76. 27 Temmuz 2006 tarihli, 153-F sayılı Federal Kanun’un 1 Ocak 2007’de yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 205. maddesi (“Terör”) uyarınca:
“1. Terörizm, yani insanların yaşamları için tehlike oluşturan veya önemli ölçüde maddi zarara veya sosyal olarak tehlikeli sonuçlara neden olan diğer bir patlama, yangın veya diğer eylemlerin işlenmesi, eğer bu eylemler kamu güvenliğini zayıflatmak, halkı tehdit etmek veya yetkililerin karar almalarını etkilemek amacıyla işlenmişse veya aynı amaçlarla bu eylemlerin işlenmesi tehdidinde bulunulmuşsa, sekiz yıldan on iki yıla kadar özgürlük mahrumiyeti ile cezalandırılabilir ...”
77. 27 Temmuz 2006 tarihli aynı Federal Kanun, Ceza Kanunu’nun 205. maddesini yeniden isimlendirmiş ve değiştirmiştir; artık başlığı “Terör eylemi” olan maddeye göre:
“1. Yetkililerin veya uluslararası örgütlerin karar almaları üzerinde baskı uygulamak amacıyla halk arasında korku ve insanların yaşamları için tehlike yaratan veya önemli ölçüde maddi zarara veya başka ciddi sonuçlara neden olan bir patlama, yangın veya diğer eylemlerin işlenmesi veya aynı amaçlarla bu eylemleri işleme tehdidi sekiz yıldan on iki yıla kadar özgürlük mahrumiyeti ile cezalandırılabilir.”
...
III. DİĞER İLGİLİ KAYNAKLAR
91. Başvurucular başka hiçbir Avrupa ülkesinin kanunları arasında Federal Defin ve Cenaze Kanunu’nun 14(1) bölümündekine benzer bir kural bulunmadığını belirtmişlerdir.
92. Başvurucular aynı zamanda benzer bir uygulamanın İsrail’de fiilen mevcut olduğunu ve kanunda düzenlenmeksizin idari düzeyde kullanıldığını da belirtmişlerdir. Başvurucular, İsrail Yüksek Mahkemesi’nin uygulamayı mahkum ettiği, 14 Nisan 2002 tarihli ve HCJ 3114/02 sayılı Barake ve Diğerleri – Savunma Bakanlığı & Diğerleri davasında ki karara atıfta bulunmuşlardır. Başvuruculara göre, İsrail makamları 2004 yılında, “istisnai durumlar dışında” Filistinlerinin cesetlerinin teslim edilmesini reddetme uygulamasına son verdiklerini açıklamıştır.
93. Başvurucular, aynı zamanda, BM İnsan Hakları Komitesi’nin, Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi kapsamında Beyaz Rusya, Tacikistan ve Özbekistan aleyhindeki davalarda, yetkililerin bir ölüm cezası mahkumunun akrabalarını infaz tarihi hakkında bilgilendirmeyi, defin için cesetlerin teslimini veya defin yerini açıklamayı reddetmesine ilişkin olarak verdiği yedi görüşüne atıfta bulunmuşlardır (no. 886/1999, Bondarenko – Beyaz Rusya, 3 Nisan 2003, paragraf 10.2; no. 887/1999, Lyashkevich - Beyaz Rusya, 3 Nisan 2003, paragraf 9.2; no. 915/2000, Sultanova - Özbekistan, 30 Mart 2006, paragraf 7.10; no. 959/2000, Bazarova - Özbekistan, 14 Temmuz 2006, paragraf 8.5; no. 973/2001, Khalilova - Tacikistan, 30 Mart 2005, paragraf 7.7; no. 985/2001, Aliboeva - Tacikistan, 18 Ekim 2005, paragraf 6.7; no. 1044/2002, Shukurova - Tacikistan, 17 Mart 2006, paragraf 8.7). Özellikle, Aliboeva - Tacikistan (no. 985/2001) davasında İnsan Hakları Komitesi aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
“6.7 Komite, yetkililerin [kendisini] kocasının infazı hakkında bilgilendirmediklerini, fakat infaz sonrasında kocası adına kendisinin aracılık etmesini tanımaya devam ettiklerine ilişkin başvurucunun iddialarını not etmiştir. Komite o dönemde yürürlükte olan kanunun ölüm cezasına çarptırılan bir bireyin ailesinin hem infaz tarihi hem de infaz edilen mahkumun gömülme yerinin mevkii hakkında bilgilendirilmesine izin vermediğini not eder. Komite, mezarının mevkii kadar, infaza yol açan koşulların süregelen belirsizliğinin, mahkum edilen kişinin karısı olarak başvurucuda neden olduğu sürekli acı ve zihinsel stresi anlamaktadır. Defin için cesedin tesliminin reddinin yanında, infaz tarihini ve gömülme yerini çevreleyen gizliliğin, aileleri kasıtlı olarak belirsizlik ve zihinsel stres içinde bırakarak, onları küçük düşürme veya cezalandırma etkisine sahip olduğunu hatırlatır. Komite, yetkililerin kocasının infazını başvurucuya başlangıçta bildirmemelerinin ve gömülme yeri hakkında bilgi vermemelerinin, Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ederek başvurucunun insanlık dışı muameleye tutulması ile aynı anlama geldiğini düşünmektedir.”.
94. Başvurucular aynı zamanda, İnter-Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi’nin 15 Haziran 2005 tarihli Moiwana Köyü - Surinam (Inter-Am Ct. H.R., (Ser. C) No. 145 (2005) davasındaki kararına dayanmışlardır. Bu davada Devlet görevlileri 1986’da Moiwana köyüne saldırmış, otuz dokuz N’djuka klanı üyesini öldürmüştür (paragraf 86 (15)). Yetkililer aynı zamanda hayatta kalanların cesetleri geri almasını da önlemiştir. Cesetlerin bazılarının da yakıldığı ayrıca rapor edilmiştir. Mahkeme aşağıdakileri not ederek, N’djuka özel cenaze törenlerinin ayrıntılı bir açıklamasını yapmıştır:
“86(7). N’djuka, bir topluluk üyesinin ölümü üzerine kesin olarak uygulanması gereken özel tören kurallarına sahiptir. Tamamlanması için altı ay ile bir yıl süre gerektiren bir dizi dini tören yapılmalıdır; bu ritüeller, N’djuka toplumunun diğer bütün törensel olaylarına göre, topluluk üyelerinin çoğunun katılımını ve daha fazla kaynak kullanılmasını gerektirir.
86(8). N’djuka cenaze törenleri süresince cesetlere özel bir biçimde muamele edilmesi ve aynı soydan gelenlerin kabrine konulmaları gerektiği için, ölünün cesedinden kalanlara sahip olmak son derece önemlidir. Sadece uğursuz farz edilen kişilere onurlu bir cenaze töreni yapılmamaktadır. Ayrıca, Maroon topluluklarının hepsinde, yakılma düşüncesi son derece onur kırıcı olarak kabul edilmektedir.
86(9). Çeşitli ölüm ritüelleri N’djuka geleneğine göre icra edilmezse, bu, sadece ölen bireyin ruhunu kızdırmayacak fakat aynı zamanda topluluğun diğer atalarını gücendirecek ahlaki bir kural ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu, gerçek fiziksel hastalıklarla açıkça ortaya çıkan bazı ‘ruhani nedenli hastalıklara’ yol açmakta ve potansiyel olarak bütün doğal nesebi etkileyebilmektedir. N’djuka bu hastalıkların kendini tedavi edemeyeceğini fakat daha ziyade kültürel ve törensel araçlarla çözülebileceğini; aksi halde şartların nesiller boyunca kötüleşeceğini kabul etmektedir.”
95. Inter-Amerikan Mahkemesi’nin kararının 100. paragrafında başvurucuların İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesi’nin 5. maddesine aykırı olarak insanlık dışı muameleye maruz kaldıkları sonucuna ulaşmıştır, çünkü:
“... Moiwana topluluğu üyelerinin en büyük ıstırap kaynaklarından birisi sevdiklerinden geriye kalanlara ne olduğunu bilmemeleridir ve bunun sonucunda, N’djuka kültürünün temel normlarına uygun olarak ölenleri onurlandıramamaları ve defnedememeleridir. Mahkeme, cesetlerden bazılarının gömülmüş olduğunu açıklayan raporlar nedeniyle topluluk üyelerinin o zamanlar endişeli olmalarının anlaşılabilir olduğunu not eder...”.
96. Adil karşılık hükmünün bir parçası olarak (kararın 208. paragrafı), Surinam Hükümet’ine aşağıdakileri yerine getirmesi emredilmiştir:
“... 1986 saldırısı sırasında öldürülen Moiwana topluluğu üyelerinin cesetlerinin kalıntılarını derhal bulmak. Devlet tarafından bu kalıntıların bulunması halinde, ölünün N’djuka kültürü törenlerine göre onurlandırılabilmesi için, bulunduktan sonra olabildiğince kısa süre içinde hayatta kalan topluluk üyelerine teslim edilecektir”.
KARAR
...
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
101. Başvurucular teşhis süreci sırasında ölmüş akrabalarının cesetlerinin muhafaza edildiği koşullar hakkında şikayette bulunmuşlardır. Başvurucular aynı zamanda teşhis sürecindeki katılım şartlarından da memnun olmamışlardır. Başvuruculara göre, yetkililerin bu muameleleri Sözleşme’nin aşağıda belirtilen 3. maddesinin ihlaline yol açacak nitelikte manevi ıstıraba neden olmuştur:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
A. Tarafların sunumları
102. Başvurucular şikayetlerini devam ettirmişlerdir. Hükümet’in sunduğu teşhis prosedürüne katılanların listesinin tam olmadığını iddia etmişlerdir.
103. Hükümet buna karşı çıkmıştır. Olaydan sonra, cesetlerin önce Nalçik morguna konulduğunu, burada giysilerinin çıkarıldığını ve kıyafetlerin adli tıp incelemesi için gönderildiğini söylemişlerdir. Daha sonra bütün cesetler, bütün gerekli muhafaza olanaklarına sahip, iki soğutulmuş taşıma arabasına yerleştirilmiştir. Bir süre sonra cesetler genetik inceleme için Rostov-na-Donu kentine gönderilmiştir. Hükümet saldırıdan hemen sonra cesetleri muhafaza etmek için hiçbir imkanın mevcut olmadığını ve başvurucular tarafından sunulan kayıtlarda muhtemelen bunun filme alındığını açıklamıştır. Hükümet aynı zamanda başvurucuların teşhis prosedürüne katılımlarının gönüllü olduğunu da belirtmiştir.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
1. Genel ilkeler
104. Mahkeme çok sayıda durumda 3. maddenin demokratik bir toplumun temel değerlerinden birisini içerdiğini gözlemlemiştir. Terörizmle veya organize suçla mücadele gibi çok zor koşullarda bile işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleyi Sözleşme kesin ifadelerle yasaklamaktadır. Sözleşme’nin ve Protokolleri’nin maddi hükümlerinin çoğunun tersine, 3. madde hiçbir istisna hükmü getirmemekte ve ulusun yaşamını tehdit eden bir olağanüstü hal durumunda bile 15. madde kapsamında bu maddedeki yükümlülüğe aykırı tedbire izin vermemektedir (diğer kararlar arasında bakınız Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996, § 62, Reports of Judgments and Decisions 1996-VI). Kötü muamelenin 3. madde kapsamına girmesi için minimum düzeyde ciddiliğe sahip olması gerekir. Bu minimumum değerlendirilmesi görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel ve/veya ruhsal etkileri ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlığı gibi davanın bütün koşullarına dayanır (diğer kararlar arasında bakınız, İrlanda - Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 162, Series A no. 25).
105. Yetkililer tarafından yürütülen güvenlik operasyonlarının mağduru olduğu iddia edilen kişilerin akrabalarınca Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına sokulan manevi ıstırap ile ilgili şikayetler bakımından, Mahkeme, “kaybedilen kişi”nin aile bireylerinden birisinin 3. maddeye aykırı muamelenin mağduru olduğunu iddia edebilse de (bakınız Kurt - Türkiye, 25 Mayıs 1998, §§ 130-34, Reports 1998‑III), aynı ilkenin nezaret altına alınan kişinin daha sonra ölü bulunduğu durumlara genel olarak uygulanmadığını belirterek, sınırlı bir yaklaşım kabul etmiştir. (örneğin bakınız Tanlı - Türkiye, no. 26129/95, § 159, ECHR 2001‑III; Yasin Ateş - Türkiye, no. 30949/96, § 135, 31 Mayıs 2005 ve Bitiyeva ve Diğerleri - Rusya, no. 36156/04, § 106, 23 Nisan 2009). Bu tip davalarda Mahkeme normal olarak bulgularını 2. madde ile sınırlamaktadır. Diğer yandan, Mahkeme, evlerini ve mallarını gözleri önünde yakan güvenlik güçlerinin eylemlerinin sonucu olarak, başvurucular tarafından çekilen manevi ıstırap nedeniyle 3. maddenin ihlalini saptamıştır (bakınız Selçuk ve Asker - Türkiye, 24 Nisan 1998, §§ 77-80, Reports 1998‑II; Yöyler - Türkiye, no. 26973/95, §§ 74-76, 24 Temmuz 2003 ve Ayder ve Diğerleri - Türkiye, no. 23656/94, §§ 109-11, 8 Ocak 2004).
106. Son olarak, Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğine ilişkin yerleşik içtihadını tekrarlar (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız Klaas - Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, Series A no. 269). Bu delili değerlendirmek için, Mahkeme “makul şüphenin ötesinde” kanıt standardını benimsemektedir fakat bu tür bir kanıtın yeterince sağlam, açık ve uyumlu çıkarımların veya benzer aksi ispatlanmamış maddi karinelerin bir arada olmasından çıkarılabileceğini eklemektedir (bakınız yukarıda belirtilen İrlanda - Birleşik Krallık, § 161).
2. Bu ilkelerin uygulanması
107. Taraflar, 14 ve 18 Ekim 2005 tarihleri arasında 13-14 Ekim 2005 olaylarının sonucu olarak ölen kişilerin cesetlerinin Nalçik kent morgunda muhafaza edildiği ve 19 Ekim’den 31 Ekim 2005 tarihine kadar Nalçik’in dışında iki soğutulmuş taşıma arabasına konulduğu konusunda hemfikirdir (bakınız yukarıda paragraf 51-53 ve 63). Saldırıdan kaynaklanan toplam ölü sayısının, ilgili yerel imkanların muhafaza kapasitesini büyük oranda aştığı ve ilk dört gün boyunca bazı cesetlerin dışarıda muhafaza edildiği de tartışmasızdır.
108. Mahkeme’nin, cesetlerin muhafaza koşulları dikkate alındığında, ölenlerin akrabaları olarak başvurucuların bu bağlamda manevi ıstırap çekmiş olduğu konusunda çok az şüphesi vardır. Hatta bu ıstırap teşhis prosedürüne gönüllü olarak şahsen katılmışlarsa daha da fazladır. Mahkeme’nin elinde bulunan bilgilere göre, en az otuz sekiz başvurucu; 1, 2, 3, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 31, 32, 34, 35, 37, 38, 39, 40, 42, 43, 44, 45, 47, 48 ve 49 numaralı başvurucular teşhis prosedüründe şahsen yer almışlardır (bakınız paragraf 57‑59 ve 62).
109. Mahkeme’nin görevi, davanın özel koşulları ışığında bu ıstırabın davayı 3. maddenin kapsamına getirebilecek bir boyuta sahip olup olmadığını açıklığa kavuşturmaktır.
110. Mahkeme ilk olarak mevcut davanın “kaybedilme” veya güvenlik kuvvetleri tarafından işlenen yargısız infaz mağdurlarının aile bireyleri tarafından Mahkeme’ye getirilen davalardan farklı olduğunu not eder (örneğin bakınız Luluyev ve Diğerleri - Rusya, no. 69480/01, §§ 116-118, ECHR 2006‑XIII (alıntılar)). Mevcut davadaki başvurucuların akrabalarının ölümü, yetkililerin Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı eyleminden kaynaklanmamıştır (bakınız, yukarıda paragraf 6 ve 7, başvurucuların akrabalarının ölümü ile sonuçlanan ve örneğin, Esmukhambetov ve Diğerleri - Rusya, no. 23445/03, §§ 138‑151 ve 190, 29 Mart 2011 davası ile karşılaştırınız). Başvurucuların saldırıdan kısa süre sonra gerçekleştirilen teşhis sürecine gönüllü katılımlarının amacı tamamen akrabalarının cesetlerinin yerini saptamak için olduğundan, akrabalarının akıbeti ile ilgili olarak uzayan belirsizlikten dolayı ıstırap çektikleri söylenemez (bakınız yukarıda paragraf 63 ve yukarıda belirtilen Luluyev ve Diğerleri, §§ 116-118 ile karşılaştırınız).
111. Mahkeme ayrıca mevcut davanın başvurucuların tanık olmaya zorlandığı mülkiyetin kasıtlı tahribine ilişkin Türkiye ile ilgili davalardan ayrılabilir olduğunu not eder. Özellikle, Selçuk ve Asker davasında Mahkeme, başvurucuların evlerinin tahrip edilme yöntemini ve özellikle, uygulamanın kasıtlı olarak yapıldığı ve aşağılayıcı olduğu ve itirazları göz ardı edilen başvurucuların duygularına saygı gösterilmeksizin yürütüldüğü olgusunu dikkate almış (bakınız yukarıda belirtilen Selçuk ve Asker, § 77), ve bunu akılda tutarak, güvenlik güçlerinin eylemelerinin Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında “insanlık dışı muamele” oluşturduğuna karar vermiştir. Benzer bir gerekçelendirmenin (her ikisi de yukarıda belirtilen) Yöyler ve Ayder ve Diğerleri davalarında üstü kapalı olarak bulunduğu görülmektedir. Yukarıda belirtilen davalarda, güvenlik güçlerinin, ruhsal acı vermek amacıyla başvurucuların evlerini ve mal-mülklerini yakmaları, Mahkeme’ye bu sebepten 3. maddenin ihlalini saptama olanağı vermiştir.
112. Öte yandan, Mahkeme mevcut davada, aynı sonuca varmasını sağlayacak hiçbir delile sahip değildir. Hükümet tarafından kabul edildiği üzere, ilk dört gün boyunca cesetlerin soğutulmuş muhafaza koşulları bakımından uygun yerel olanakların cesetlerin hepsini almakta yetersiz olabileceği (bakınız yukarıda paragraf 56) ve hatta daha sonra bile cesetlerin soğutulmuş taşıma arabalarındaki muhafazalarında birbirinin üstüne yığılmak zorunda kaldığı doğrudur (bakınız yukarıda paragraf 53). Öte yandan bu hatalar 13-14 Ekim 2005 olaylarının niteliğinden ve çok sayıda zayiattan ortaya çıkan objektif lojistik sıkıntılardan kaynaklanmıştır ve bu muamelelerin amacının, başvurucuları insanlık dışı muameleye maruz bırakmak ve özellikle, başvuruculara psikolojik ıstırap vermek olduğu söylenemez.
113. Özetle, Mahkeme, yukarıda 108. paragrafta listelenen ve akrabalarının ölü bedenlerinin zor koşullarda muhafaza edildiğinin açıkça farkında olan başvurucuların üzüntüsünün, benzer bir durumda herhangi bir ölünün ailesinden olan kişilerin kaçınılmaz olarak yaşayacağı duygusal sıkıntılardan daha üst bir boyut ve nitelikte olduğu sonucuna varmamıştır. Bu nedenle Mahkeme, somut olaydaki koşullar nedeniyle, 3. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
114. Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, başvurucular aynı zamanda yetkililerin ölü akrabalarının cesetlerini kendilerine teslim etmeyi reddetmelerinden şikayet etmişlerdir. Bu Sözleşme hükmüne göre:
Sözleşme’nin 8. maddesi
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş̧ ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç islenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
A. Tarafların sunumları
1. Başvurucular
115. Başvurucular, 15 Mayıs 2006 tarihli cesetleri ailelerine teslim etmeme kararının hukuka aykırı ve orantısız olduğunu belirtmiştir. İlk olarak, ret kararının hukuka aykırı olduğunu, çünkü Anayasa Mahkemesi kararının, cesetlerin ailelerine teslim edilip edilmemesine karar vermeden önce yetkililere soruşturmanın sonucunu bekleme yükümlülüğü getirdiğini ve yetkililerin açıkça bu yükümlülüğü yerine getiremediğini iddia etmektedirler. İkinci olarak, Kanun “terör eylemi”, “terör faaliyeti” gibi belirsiz kavramlar içermektedir ve cesetlerin yakılma politikası (başvurucular akrabalarının gömülmekten ziyade yakılmasından dolayı üzülmüşlerdir); karar almakla yetkili özel görevli; itiraz başvurusu yapma olasılığı; defin tarihlerinin açıklanmaması ile ilgili politika ve defin süresince gömme törenlerini yerine getirme ihtiyacı bakımlarından açık değildir. Üçüncü olarak, başka hiçbir Avrupa ülkesi benzer bir mevzuata sahip olmadığından, söz konusu tedbirin orantısız olduğunu; İsrail makamlarının benzer bir idari politikaya sahip olmasına karşın, bu politikanın o tarihlerden bu yana İsrail mahkemeleri tarafından mahkum edildiğini ve daha az sınırlayıcı diğer tedbirlerin terörizm bağlantılı kaygıların ele alınması için yetkililerin kullanımına açık olduğunu ileri sürmüşlerdir.
2. Hükümet
116. Hükümet cesetlerin başvurucuların akrabalarına verilmemesi kararının Terörizmin Önlenmesi Kanunu, Federal Defin ve Cenaze Kanunu ve terörizmle mücadele kararnamesine uygun olarak alındığının ve Anayasa Mahkemesi’nin 28 Haziran 2007 tarihli kararında belirtilen gerekçelerle haklı görüldüğünü ileri sürmüştür (bakınız paragrafı 33‑35). Bütün başvurucular yetkililerden resmi bildirim ve açıklama almıştır ve söz konusu kararlarla bağlantılı olarak bir mahkemeye erişim üzerinde hiçbir sınırlama uygulanmamıştır.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
1. 8. maddenin mevcut davaya uygulanabilirliği
117. Mahkeme 8. madde kapsamındaki içtihatlarına göre, “özel yaşam” ve “aile yaşamı” kavramlarının tüketici olarak tanımlanmaya elverişli olmayan geniş kavramlar olduğunu tekrarlar (örneğin bakınız Pretty - Birleşik Krallık, no. 2346/02, § 61, ECHR 2002‑III). Pannullo ve Forte - Fransa (no. 37794/97, §§ 35-36, ECHR 2001‑X) ve Girard - Fransa (no. 22590/04, § 107, 30 Haziran 2011) davalarında Mahkeme, otopsi sonrasında veya ilgili ceza yargılamalarının tamamlanması üzerine bedensel numunelerin yerine konulmasındaki aşırı gecikmenin hayatta kalan aile üyelerinin hem “özel hayatına” hem de “aile hayatına” bir müdahale oluşturabileceğini kabul etmiştir. Elli Poluhas Dödsbo - İsveç davasında (no. 61564/00, § 24, ECHR 2006‑I), Mahkeme başvurucunun kocasının küllerini içeren bir kasenin naklinin reddedilmesinin, 8. maddenin alanına girdiğinin kabul edilebileceğini saptamıştır. Son olarak, Hadri‑Vionnet – İsviçre davasında (no. 55525/00, § 52, 14 Şubat 2008) Mahkeme, ilgili nakil ve tören düzenlemeleri ile birlikte, başvurucunun ölü doğmuş çocuğunun cenazesinde bulunma ihtimalinin de 8. madde anlamında hem “özel” hem de “aile yaşamı” alanına girmeye elverişli olduğuna karar vermiştir.
118. Mahkeme ilk olarak, on dokuzuncu başvurucu, Bayan Zhanna Fyodorovna Ifraimova dışında ..., Hükümet’in, 15 Mayıs 2006 tarihli cesetlerin teslim edilmemesi kararının, Sözleşme’nin 8. maddesinde korunduğu üzere başvurucuların özel ve aile hayatlarına bir müdahale oluşturduğunu tartışmadığını not eder.
119. On dokuzuncu başvurucu bakımından, Mahkeme kendisinde bulunan dokümanlara dayanarak, esas olarak sadece bir aylık bir arada yaşama ve sekiz aydan fazlaca süre ara sıra gizlice buluşmadan oluşan Bayan Ifraimova ve Bay Tamazov arasındaki ilişki (bakınız yukarıda paragraf 10), Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında “aile yaşamı” alanına girecek kadar yeterince uzun ve istikrarlı olmamasına karşın, bu kişilerin arasında Sözleşme’nin bu hükmü anlamında bir “özel hayat” bulunduğu konusunda çok az şüphe bulunduğunu saptar.
120. Mahkeme ayrıca 15 Mayıs 2006 tarihinde, ölen kişilerin cesetleri ile ilgili soruşturma işlemlerinin sonlandırılmasının ardından, soruşturmacının, cesetlerin ailelerine teslim edilmemesine ve açıklanmayan bir yere gömülmelerine karar verdiğini gözlemler (bakınız yukarıda paragraf 27). Bu karar, yetkili makamların bir terör saldırısının durdurulması sonucunda ölen teröristlerin teslim edilmesini engelleyen 20 Mart 2003 tarihli 164 sayılı Kararname’nin 3. maddesine ve Federal Defin ve Cenaze Töreni Kanunu’nun 14(1) bölümüne göre alınmıştır.
121. Mahkeme uygulanabilir iç hukuk mevzuatını inceledikten sonra, Rusya’da, ölen kişinin defnini organize etmeye istekli akrabaların, genel olarak, ölüm nedeninin saptanmasından sonra, gömülmesi için, kişinin cesedinin derhal teslim edilmesi açısından kanuni güvenceden yararlandıklarını not eder. Akrabalar aynı zamanda, defin işlemleri bakımından ya kendilerini ölenin istek beyanını yerine getirmelerine ya da definin nasıl yapılacağına karar vermelerine izin veren, sadece kamu güvenliği ve hijyen kurallarına tabi, iki seçenekli bir hukuki rejimden de yararlanırlar (bakınız 65. paragraftaki Defin ve Cenaze Kanunu’nun 3. ve 8. bölümleri ).
122. Bu arka plan karşısında, Mahkeme, yetkililerin başvurucuların akrabalarının cesetlerini Federal Defin ve Cenaze Töreni Kanunu’nun 14(1) bölümüne ve 20 Mart 2003 tarihli, 164 sayılı Kararname’nin 3. maddesine atıfta bulunarak reddetmelerinin, bu genel kurala bir istisna oluşturduğunu ve başvurucuları, akrabalarının cesetlerinin defnedilmesini organize etme ve cenazeye katılma ve aynı zamanda mezarlıklarının yerini bilme ve sonradan ziyaret etme olanağından açıkça mahrum bıraktığını not eder.
123. İçtihatları ve davanın yukarıda belirtilen koşulları dikkate alındığında, Mahkeme, on dokuzuncu başvurucu hariç olmak üzere, söz konusu tedbirin, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvurucuların “özel hayat” ve “aile hayat”larına bir müdahale oluşturduğunu saptar. On dokuzuncu başvurucu bakımından, Sözleşme’nin bu hükmü anlamında 15 Mayıs 2006 tarihli karar “özel hayat”a bir müdahale oluşturmuştur. Geriye, bu maddenin ikinci paragrafı gereğince, bu müdahalenin haklı olup olmadığın anlaşılması kalmaktadır.
2. Müdahalenin haklı görülüp görülmeyeceği
(a) “Kanunla öngörülme”
124. Mahkeme’nin içtihatları kapsamında, 8. maddenin 2. fıkrasında yer alan “kanunla öngörülme” ifadesi, diğer şeyler arasında, söz konusu tedbir veya tedbirlerin iç hukukta bazı temellerinin bulunmasını gerektirir (örneğin bakınız, Aleksandra Dmitriyeva - Rusya, no. 9390/05, §§ 104-07, 3 Kasım 2011) fakat aynı zamanda, ilgili kişiler bakımından ulaşılabilir ve etkileri bakımından öngörülebilir olmasını gerektirerek, söz konusu kanunun niteliğine yollama yapar (bakınız Rotaru – Romanya [BD], no. 28341/95, § 52, ECHR 2000-V). Kanunun öngörülebilirlik ölçütünü yerine getirmesi için, ilgili kişilerin, -gerekirse, uygun tavsiye alarak- davranışlarını düzenleyebilmesi amacıyla, bir tedbirin uygulanabileceği şartları yeterli kesinlikle düzenlemesi gerekir.
125. Mahkeme söz konusu tedbirin Terörizmin Önlenmesi Kanunu, Federal Defin ve Cenaze Töreni Kanunu ile 20 Mart 2003 tarih ve 164 sayılı Kararname’nin, “Bir terör eyleminin durdurulması sonucunda ölen teröristlerin [cesetlerinin]” defin için teslim edilmeyeceği ve defin yerinin açıklanmayacağını düzenleyen, ilgili hükümlerine uygun olarak alındığını not eder.
126. Mahkeme, başvurucular tarafından da tartışmasız olduğu üzere, 13-14 Nisan 2006 tarihli kararların başvurucuların ölen akrabalarının 13 Ekim 2005 saldırısında yer aldıklarını açıkça gösterdiğini saptar. Kendi önünde bulunan materyallere dayanılarak (bakınız 22., 25. ve 26. paragraflar), Mahkeme, yetkililerin, başvurucuların akrabalarına defin için cesetleri teslim etmeyi reddetmelerinin Rusya hukukunda hukuki bir temelinin bulunduğuna ikna olmuştur.
127. Mahkeme’nin görüşüne göre, öngörülebilirlik ile yasal işlemlerin kesinliği ve özellikle, kuralın otomatik niteliği, belli kavramlarının belirsizliği iddiası ve yargısal denetim bulunmayışı gibi tedbirin hukukiliğine ilişkin geri kalan sorular, orantılılık konusu ile yakından ilgilidir ve 8. maddenin 2. paragrafı uyarınca, bu yön açısından incelemeyi gerektirir (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız T.P.ve K.M. - Birleşik Krallık, [BD], no. 28945/95, § 72, ECHR 2001-V ve Chapman - Birleşik Krallık [BD], no. 27238/95, § 92, ECHR 2001-I).
(b) Meşru amaç
128. Mahkeme, Federal Defin ve Cenaze Töreni Kanunu’nun 14(1) bölümü ve 20 Mart 2003 tarih ve 164 sayılı Kararname ile ilgili olarak “kitlesel kargaşa, değişik etnik gruplar arasında çatışma ve genel olarak topluma ve emniyet görevlilerine karşı terörist faaliyete karışan kişilerin akrabalarının saldırma riski ve son olarak insan yaşamına ve maddi varlığına tehdit riski ile birleşen terörizmle mücadelenin, genel ve özel olarak terörizmi önleme ve terörist eylemin etkilerinden dolayı giderim sağlama menfaati” ile kuralın kabul edilmesinin haklı kılındığını belirten Anayasa Mahkemesi’nin 28 Haziran 2007 tarihli, 8-P sayılı kararına atıfta bulunan Hükümet’in tedbiri haklı gösterdiğini not eder. Hükümet aynı zamanda, “propaganda etkisini azaltmak dahil, terör eyleminin nüfus üzerinde enformasyonel ve psikolojik etkisini azaltmak” ihtiyacından bahsetmiştir. Bundan başka, Anayasa Mahkemesi şu görüşe ulaşmıştır: “Terörist bir eylemde yer alan kişilerin, kendi eylemlerinin kurbanlarının mezarlarına çok yakın bir yerde gömülmesi ve definin dini ayinle yapılması ve sembolik ibadet eylemi olarak onurlandırmak amacıyla yapılan anma törenleri terörist fikirler bakımından bir propaganda amacı olarak hizmet eder ve aynı zamanda, etnik ve dinsel gruplar arası gerilimin artmasının ön koşullarını yaratarak, söz konusu eylemlerin kurbanlarının ailelerinde gücenmeye neden olur”.
129. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, Mahkeme söz konusu tedbirin kamu güvenliği menfaatleri, düzensizliğin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla alınmış olarak görülebileceğine ikna olmuştur.
130. Geriye, benimsenen tedbirin belirtilen amaçlar bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının anlaşılması kalmaktadır.
(c) Demokratik bir toplumda gereklilik
i. Genel ilke
131. Bir müdahale, “zorlayıcı bir sosyal ihtiyaca” cevap veriyorsa ve özellikle, izlenen amaçla orantılıysa ve ulusal makamlarca müdahaleyi haklı kılmak için ileri sürülen gerekçeler “ilgili ve yeterli” ise, meşru amaç bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” olarak görülebilecektir (örneğin bakınız Coster - Birleşik Krallık [BD], no. 24876/94, § 104, 18 Ocak 2001 ve S. ve Marper - Birleşik Krallık [BD], no. 30562/04 ve 30566/04, § 101, ECHR 2008).
132. Objektif temellerle bireylerin hayatını koruyan bir insan hakları antlaşması olan Sözleşme’nin kapsam ve amacı (bakınız Neulinger ve Shuruk – İsviçre [BD], no. 41615/07, § 145, ECHR 2010), Sözleşme hükümlerinin, Sözleşme’deki güvenceleri pratik ve etkili kılacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir (diğer kararlar arasında bakınız Artico - İtalya, 13 Mayıs 1980, § 33, Series A no. 37). Bu nedenle, 8. maddenin anlamı içinde özel ve aile hayatına “saygı”yı güvence altına almak amacıyla, iç hukukun belli bir duruma mekanik olarak uygulanmasından kaçınmak için, her bir davanın gerçekleri dikkate alınmalıdır (yeni tarihli bir karar için bakınız, Nada – İsviçre [BD], no. 10593/08, §§ 181-185, 12 Eylül 2012).
133. Mahkeme daha önceden, bir tedbirin orantılı ve demokratik bir toplumda gerekli olarak görülmesi için, aynı amacı taşımasına karşın söz konusu temel hakka daha az zarar verecek alternatif bir tedbirden yararlanma imkanı bulunmamasının gerekli olduğunu saptamıştır (bakınız yukarıda belirtilen Nada, § 183).
134. Müdahalenin gerekli olup olmadığına ilişkin son değerlendirme Sözleşme’nin gereklerine uygunluğu ortaya çıkarmak için Mahkeme’nin incelemesine tabidir. Bu bağlamda yetkili ulusal makamlara bir takdir marjı bırakılmalıdır. Bu marjın aralığı değişmektedir ve niteliği dahil, söz konusu Sözleşme hakkının birey açısından önemi, müdahalenin niteliği ve müdahale ile izlenen amaç gibi bazı faktörlere dayanır (bakınız yukarıda belirtilen S. ve Marper, § 102). Mahkeme birkaç kez, Devletlerin terörizm ve terör şiddetinin yarattığı belli zorluklar ile yüz yüze olduğunun farkında olduğunu vurgulamıştır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, Brogan ve Diğerleri - Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 61, Series A no. 145‑B; Öcalan - Türkiye [BD], no. 46221/99, §§ 104, 192-196, ECHR 2005‑IV; Ramirez Sanchez - Fransa [BD], no. 59450/00, §§ 115-116, ECHR 2006‑IX ve Finogenov ve Diğerleri - Rusya, no. 18299/03 ve 27311/03, § 212, ECHR 2011 (alıntılar)). Tehlikede olan hakkın, bireye sıkı sıkı bağlı veya asli hakları etkili kullanması için önemli olduğu hallerde takdir marjı, daha dar olmaya eğilimlidir (diğer referanslarıyla birlikte bakınız Connors - Birleşik Krallık, no. 66746/01, § 82, 27 Mayıs 2004). Bir bireyin varlığı veya kimliğinin özellikle mühim bir yönünün tehlikede olması halinde, Devlete tanınan takdir marjı sınırlanacaktır (bakınız Evans - Birleşik Krallık [BD], no. 6339/05, § 77, ECHR 2007‑I).
ii. Bu ilkelerin uygulanması
135. Ölen akrabalarının cesetleri ile ilgili olarak başvurucular bakımından alınan tedbirlerin izlendiği varsayılan amaçlarla orantılı olup olmadığı ve ulusal makamlar tarafından verilen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığı sorusunu cevaplamak için, Mahkeme Rusya yetkililerinin davanın özel niteliğini yeterince dikkate alıp almadığını ve takdir marjları içinde benimsenen tedbirin davanın ilgili koşulları ışığında haklı görülüp görülemeyeceğini incelemelidir.
136. Bunu yaparken, Mahkeme, 15 Mayıs 2006 kararlarından önceki olayları ve başka saldırı tehdidini veya Nalçik’te yerleşik çeşitli etnik ve dini gruplar arasındaki çatışmaların oldukça ciddi olduğu olgusunu göz önünde tutmaya hazırdır. Öte yandan, söz konusu tedbirin kullanılması her bir dava bakımından ikna edici bir şekilde açıklanmalı ve haklı kılınmalıdır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız yukarıda belirtilen Nada, § 186).
137. Mahkeme, bazı kavramların aşırı derecede geniş olduğu iddiası ile uygulanabilir mevzuat hükümlerinin iddia edilen diğer kusurları bakımından, bireysel başvurulardan kaynaklanan görevinin, genel olarak ilgili mevzuatı veya belli bir uygulamayı soyut olarak incelemek olmadığını başından not eder. Aksine, genel kapsamı gözden kaçırmadan, kendi önüne gelen davalarda ortaya çıkan sorunları incelemek için mümkün olduğunca kendisini sınırlamalıdır. Dolayısıyla, Mahkeme’nin buradaki görevi, yukarıdaki kuralın Sözleşme ile bağdaşırlığını soyut olarak gözden geçirmek değildir; fakat başvurucuların özel ve aile yaşamları hakkına müdahalenin etkilerini somut olarak belirlemektir (yeni bir karar için bakınız Nejdet Şahin ve Perihan Şahin - Türkiye [BD], no. 13279/05, §§ 68-70, 20 Ekim 2011).
138. Mevcut davanın koşullarına dönüldüğünde, Mahkeme, 15 Mayıs 2006 tarihli kararın sonucu olarak başvurucuların, Rusya’da ölen kişilerin yakın akrabaları için ölen aile bireyinin cesedinin gömülmesini organize etme ve cenazeye katılma ve aynı zamanda mezarının yerini öğrenme ve sonradan ziyaret etme amaçları bakımından güvence altına alınan bir olanaktan mahrum kaldıklarını not eder (bakınız yukarıda paragraf 65). Mahkeme, başvurucuların söylenen tedbirden kaynaklanan 8. madde haklarına müdahalenin, başvurucuların ilgili cenaze törenlerine katılmasını tamamen engellediği ve mezarın yeri konusunda açıklama yasağı getirdiği ve böylece başvurucular ile ölüden kalanların bulunduğu yer arasındaki bağlantıyı daimi olarak kestiği için özellikle ciddi olduğunu saptar. Bu bağlamda Mahkeme, benzer tedbirlerin uygulandığı başvuruları içeren davalarda başvurucuların bu haklarına bu tip müdahalelerin özellikle ciddi olarak görüldüğü, çeşitli uluslararası kurumların uygulamasına da atıfta bulunmuştur (bakınız paragraf 91-96).
139. Mahkeme ayrıca, başvurucular tarafından atıfta bulunulan ölü kişilerin silahlı direnişe katıldıklarının ve 13 Ekim 2005 tarihinde Nalçik kentine terörist bir saldırı yaptıklarının soruşturmalarda saptadığını gözlemler (bakınız yukarıda 22. paragraf). Mahkeme dava dosyasındaki materyalleri inceledikten sonra, daha fazla analiz yapmak için bu olgusal bulguları kullanmaya hazırdır.
140. Ölenlerin faaliyetlerinin niteliği, öldükleri koşullar ve Rusya’nın bu bölgesinde aşırı derecede hassas etnik ve dini durum göz önünde tutulduğunda, Mahkeme, ölen kişilerin cenaze düzenlemeleri ile ilgili olarak başvurucuların haklarını sınırlayan tedbirlerin, Hükümet tarafından belirtilen amaçları yerine getirmeye çalışırken Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında haklı gösterilebileceğinin saptanabileceğini göz ardı edemez.
141. Mahkeme, ölen kişinin faaliyetlerinin niteliği ve sonuçları ile diğer ilgili bağlamsal bilgileri göz önünde tutarak, cenaze töreninin ve definlerin yapılacağı kesin yere bağlı olarak, bu çerçevede Hükümet tarafından ortaya çıkabileceği belirtilen diğer konuları ele almanın yanında, olası karışıklıklardan veya ilgili törenler süresince veya sonrasında ölünün eylemlerini destekleyen veya karşı çıkan insanların hukuk dışı eylemlerinden kaçınmak amacıyla yetkililerin müdahalesinin makul olarak beklenebileceğini ilke olarak kabul eder.
142. Mahkeme aynı zamanda, yetkililerin ilgili müdahaleyi organize etmekle, terör eyleminin nüfus üzerindeki bilgisel ve psikolojik etkilerini azaltmak ve terör eylemlerinin kurbanlarının akrabalarının duygularını korumak amacıyla hareket etmeye hakkı olduğunu da kabul etmeye hazırdır. Böyle bir müdahale başvurucuların ilgili cenaze törenlerinin ve definlerin yapılacağı zamanı, yeri ve yöntemi seçme veya bu tip işlemleri doğrudan düzenlemek yeterliliğini kesinlikle sınırlar.
143. Aynı zamanda, Mahkeme belirtilen amaçların söz konusu tedbirin bütün yönlerini doğrulama yeterliliğine sahip olduğunu kabul etmekte zorlanmaktadır. Daha spesifik olarak, başvurucuların söz konusu cenaze törenlerine katılımının veya en azından ölen kişilere son saygılarını gösterme fırsatının reddedilmesinde, bu amaçlarla uygun bir haklı neden görememektedir.
144. Mahkeme yetkililerin mevcut davada böyle bir değerlendirme yapamadıklarını saptar. Gerçekte, ilgili görevliler vaka bazında yaklaşımla karar almamıştır ve her bir ölünün ve bunların akrabalarının bireysel koşullarını dikkate alan hiçbir analize yer vermemişlerdir (bakınız paragraf 27). Bunun nedeni, 15 Mayıs 2006 kararı tamamen otomatik bir tedbir olduğundan, uygulanabilir hukuk bütün bu soruları ilgisiz görmektedir. Başvurucular açısından neyin tehlikede olduğu göz önüne alınacak olursa, Mahkeme, bu “otomatik” niteliğin, özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkına müdahalenin davanın özel şartları çerçevesinde haklı görülmesi ve orantılı olması bakımından, 8. madde kapsamında yetkililerin uygun özeni gösterme yükümlülüğünün tersine işlediğini düşünmektedir (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız Płoski - Polonya, no. 26761/95, §§ 35-39, 12 Kasım 2002 ve yukarıda belirtilen Nada, § 182).
145. Mahkeme, 8. maddenin orantılılık gereklerine uygun davranmak için, yetkililerin ilk olarak, aynı amacı taşımakla beraber söz konusu temel hakka daha az zarar verebilecek alternatif bir tedbirden yararlanma ihtimalini bertaraf etmesi gerektiğini tekrarlar (bakınız yukarıda belirtilen Nada, § 183 ve yukarıda belirtilen Płoski § 37). Böyle bir kişileştirilmiş yaklaşım yokluğunda, benimsenen tedbir, ölen kişinin faaliyetleri ile ilgili aleyhteki sonuçların yükünü bu kişilerden alıp akrabalarına veya aile üyelerine aktararak, başvurucular üzerinde çoğu kez cezalandırıcı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir.
146. Özetle, tedbirin otomatik niteliği, yetkililerin orantılılık ilkesine gereken önemi verememeleri göz önüne alındığında, Mahkeme söz konusu tedbirin bir yandan, başvurucuların özel ve aile hayatı hakkı ile diğer yandan, kamu güvenliği, düzensizliğin önlenmesi ve öteki taraftan, başkalarının hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge kuramadığı ve davalı Devletin bu açıdan kabul edilebilir takdir marjını aştığını saptar.
147. Buna göre, on dokuzuncu başvurucu dışında, 15 Mayıs 2006 tarihli kararın bir sonucu olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alındığı üzere, başvurucuların özel ve aile hayatlarına saygı haklarının ihlali bulunmaktadır. Mahkeme aynı sonuca on dokuzuncu başvurucu bakımından özel yaşam ile ilgili olarak ulaşır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİ İLE BİRLİKTE 13. MADDENİN İHLALİ İDDİASI
148. Sözleşme’nin 8. maddesi ile birlikte okuyarak Sözleşme’nin 13. maddesine dayanan başvurucular aynı zamanda yetkililerin ölü akrabalarının cesetlerini teslim etmeyi reddetmeleri bakımından etkin bir başvuru yolu bulunmamasından şikayet etmişlerdir.
Sözleşme’nin 13. maddesi
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
A. Tarafların sunumları
149. Başvurucular şikayetlerini devam ettirmişlerdir.
150. Hükümet bütün başvurucuların yetkililerden resmi bildirim ve açıklama aldığını ve kararlarla bağlantılı olarak mahkemeye erişim üzerinde hiçbir sınırlama uygulanmadığını söylemiştir.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
1. Uygulanabilir ilkeler
151. Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşme hak ve özgürlüklerinin ihlali ile ilgili olarak şikayette bulunabilecekleri bir başvuru yolunun ulusal düzeyde kullanılabilirliğini güvence altına aldığını gözlemler. Bu nedenle, her ne kadar Sözleşmeci Devletlere bu madde çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirme yöntemi bakımından belli oranda takdir yetkisi sağlanmışsa da, yetkili makamların hem ilgili Sözleşme şikayetinin özünü ele almalarına hem de uygun giderim sağlamalarına izin veren bir iç hukuk yolu bulunmalıdır. 13. maddedeki yükümlülüğün kapsamı, başvurucunun Sözleşme çerçevesindeki şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişebilir; fakat başvuru yolu özellikle kullanılmasının Devlet makamlarının eylem ve ihmalleriyle haklı görülemez şekilde engellenmemesi anlamında, herhalükarda hukuken olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmalıdır (kararda belirtilen davalarla, özellikle yukarıda belirtilen Aksoy, § 95 ile birlikte bakınız Büyükdağ - Türkiye, no. 28340/95, § 64, 21 Aralık 2000). İç hukukta sağlanan başvuru yolları bir bütün olarak, belli şartlar altında 13. maddenin gereklerini karşılayabilir (bakınız özellikle Leander - İsveç, 26 Mart 1987, § 77, Series A no. 116).
152. Öte yandan, 13. madde Sözleşme kapsamında “tartışılabilir” kabul edilebilecek şikayetler bakımından iç hukukta bir başvuru yolunun mevcut olmasını gerektirir (bakınız örneğin Boyle ve Rice - Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, § 54, Series A no. 131). 13. madde, Sözleşme’ye aykırılık nedeniyle ulusal makamlar önünde Sözleşmeci Devletlerin kanunlarına itiraz edilmesine olanak verecek bir başvuru yolunun güvence altına almasını sağlayacak derecede bir yükümlülük öngörmez (bakınız Costello-Roberts - Birleşik Krallık, 25 Mart 1993, § 40, Series A no. 247‑C); sadece bir Sözleşme hakkının ihlaline dair tartışılabilir bir şikayette bulunan herkesin iç hukuk düzeninde etkili bir başvuru yoluna sahip olmasını sağlamaya çalışır (ibid., § 39).
2. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
153. Mahkeme, 8. madde kapsamındaki şikayetin kabul edilebilir olduğu bulgusunu dikkate alarak (bakınız Sabanchiyeva ve Diğerleri - Rusya (karar), no. 38450/05, 6 Kasım 2008), şikayetin tartışılabilir olduğu görüşündedir. Bu nedenle geriye, başvurucuların, Rusya hukukuna göre, Sözleşme haklarının ihlallerinden şikayet etmek için etkili bir başvuru yoluna sahip olup olmadıklarının açıklığa kavuşturulması kalmaktadır.
154. Davanın koşulları dikkate alındığında, Mahkeme 15 Mayıs 2005 tarihli kararın etkili bir yargısal denetiminin bulunmadığını not eder. Muhakkak ki, başvurucuların durumu Anayasa Mahkemesi tarafından 28 Haziran 2007 tarih ve 8-P sayılı karar ile 14 Temmuz 2011 tarih ve 16-P sayılı kararların kabul edilmesiyle bir derece iyileşmiştir. Bununla birlikte, iç hukuk yargılamaları süresince başvuruculara 15 Mayıs 2006 tarihli kararın bir kopyası verilmemiş ve hatta yukarıda belirtilen değişikliklerden sonra bile, mahkemeler, böyle bir tedbire duyulan ihtiyacı değil, tedbirin sadece hukuka şekli uygunluğunu incelemekle yetkili kalmaya devam etmişlerdir (bakınız yukarıda paragraf 33-35 ve 38-50). Bu açıdan Mahkeme, ilgili mevzuatın başvuruculara keyfiliğe karşı yeterli usulü güvenceler sağlamadığını saptar (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız Al-Nashif - Bulgaristan, no. 50963/99, § 123, 20 Haziran 2002).
155. Bu şartlar altında, Mahkeme, başvurucuların, yetkililerin kendilerine 15 Mayıs 2006 tarihli kararın bir kopyasını vermeyi reddetmesi ve mahkemelerin bu kararları inceleme yetkisinin sınırlı olmasının da içinde bulunduğu bir takım faktörler nedeniyle, bu karara etkili itiraz edebilme ihtimalinden yararlanmadıkları sonucuna varır. Yukarıdaki değerlendirmelerin ışığında, Mahkeme başvurucuların kendileri tarafından iddia edilen Sözleşme ihlalleri bakımından herhangi bir başvuru yoluna sahip olmadıklarını saptar.
156. Sonuç olarak, Mahkeme 8. madde ile birlikte alındığında 13. maddenin ihlalinin bulunduğunu saptar.
...
VIII. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
168. Sözleşme’nin 41. maddesine göre:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Zarar
169. Başvurucular çok ciddi manevi zarara uğradıklarını iddia etmişler ve her biri 20.000 Avro (AVRO) tazminat istemiştir. Başvurucular aynı zamanda, akrabalarından geri kalanları aile bireylerine teslim etmesini veya mezarlarının nerede oldukları da dahil olmak üzere, gömülme koşulları bakımından bilgi açıklamasını ve söz konusu iç hukuk mevzuatını kaldırmasını davalı Hükümet’e emretmesini talep etmişlerdir.
170. Hükümet bu taleplerin temelsiz ve genel olarak aşırı olduğunu ileri sürmüştür.
171. Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, Sözleşme’nin 8. maddesinin tek başına ve 13. madde ile birlikte ihlali bulgusunun başvurucular açısından yeterli adil karşılık oluşturduğunu düşünmektedir.
B. Ücretler ve Masraflar
172. Başvurucular aynı zamanda Strazburg yargılamalarında yapılan yasal ve diğer ücretler için 24.371 Avro ve iç hukuk yargılamalarında yapılan yasal ücretler bakımından 4862 Avro talep etmişlerdir.
173. Hükümet talep edilen miktarların aşırı ve haksız olduğunu ileri sürmüştür.
174. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, bir başvurucu, ancak ücret ve masrafların gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, kendisinde bulunan belgeleri dikkate alarak, Strazburg yargılamalarında verdikleri yasal ücretler ve diğer ücretler ile ilgili olarak başvurucuların taleplerinin sadece kısmen kabul edilmesine karar verir ve uygulanabilecek herhangi bir vergi ile birlikte kendilerine 15.000 Avro ödenmesinin makul olduğunu düşünmektedir. Ödenmesine hükmedilen miktar, başvurucuların talebi üzerine, doğrudan Rusya Adalet Girişimi Vakfı’na ödenecektir.
C. Gecikme Faizi
175. Mahkeme gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın, yüzde üç eklenmiş marjinal borç faiz oranına dayanmasının uygun olduğunu düşünmektedir.
BU NEDENLERLE, MAHKEME
...
2. Oybirliği ile, ölenlerin cesetlerinin muhafaza edildiği ve teşhis için sergilendiği koşullar nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin hiçbir ihlalinin olmadığına karar verir;
3. İki oya karşı beş oy ile, 15 Mayıs 2006 tarihli karar nedeniyle elli başvurucunun hepsi bakımından Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlali bulunduğuna karar verir;
4. İki oya karşı beş oy ile, 15 Mayıs 2006 tarihli karar bakımından etkili bir başvuru yolunun bulunmayışı nedeniyle 8. madde ile birlikte alındığında 13. maddenin ihlalinin bulunduğuna karar verir;
...
8. Oybirliği ile, başvurucuların uğradıkları manevi zarar için ihlal bulgusunun yeterli adil karşılık oluşturduğuna karar verir;
9. Oybirliği ile,
(a) Davalı Devlet’in, kararın, Sözleşme’nin 44. maddenin 2. fıkrasına göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, başvuruculara yüklenebilecek herhangi bir vergi ile birlikte, başvurucuların temsilcisi kuruluşun belirttiği Hollanda’daki banka hesabına Avro olarak ödenecek olan 15.000 Avro’nun (on beş bin Avro) başvuruculara ortak olarak ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç ayın sona ermesinden ödeme tarihine kadar yukarıdaki miktarlara, gecikme süresince Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal borç faiz oranına yüzde üç eklenmiş basit faizin uygulanmasına,
karar verir;
10. Başvurucuların adil karşılık ile ilgili geri kalan taleplerini reddeder.
Karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına uygun olarak, 6 Haziran 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
André WampachIsabelle Berro-Lefèvre
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ile Mahkeme İçtüzüğü’nün 74. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, Yargıç Hajiyev ve Yargıç Dedov’un ortak muhalif görüşleri bu karara eklenmiştir.
I.B.L.
A.M.W.
Bu görüşlerin çevirisi yapılmamıştır, İngilizce veya Fransızcasına, Mahkeme içtihadının veritabanı olan HUDOC’tan ulaşılabilir.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy