AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞAHİN DUMAN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE
(Başvuru No. 71667/11)
KARAR
STRAZBURG
23 Nisan 2024
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Şahin Duman ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 16 Türk vatandaşının (“başvuranlar”) -başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar ekte bulunan tabloda yer almaktadır- 25 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 71667/11),
Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında dile getirilen şikâyetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye yetkilisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
26 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, Ezilenlerin Sosyalist Platformu (“ESP”) tarafından düzenlenen bir gösteriye katıldıkları gerekçesiyle başvuranların tutuklanmaları ve hapis cezalarına mahkûm edilmeleriyle ilgilidir. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlalinin mağduru oldukları kanaatindedirler.Olay ve Olgular ile Kararlar Başvuranlar, 7 Aralık 2004 tarihinde, cezaların infazına ilişkin kanun tasarısını protesto etmek amacıyla ESP tarafından Ankara’da düzenlenen bir gösteriye katılmışlardır. İlgililer aynı gün, kolluk kuvvetleri tarafından yakalanmış ve 10 Aralık 2004’te tutuklanmışlardır. Ankara Cumhuriyet savcısı, 5 Ocak 2005 tarihli bir iddianameyle, başvuranları, söz konusu gösteri sırasında işledikleri iddia edilen eylemler nedeniyle yasa dışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Nisan 2010 tarihinde, olayları yeniden nitelendirmesinin ardından, başvuranları (Muharrem Demirkıran, İkram Çalı ve Kadir Aktaş hariç) üyesi olmaksızın yasa dışı bir terör örgütü adına suç işlemekle suçlamış ve Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 314. maddesinin 3. fıkrasına ve 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca (bu hükümleri görmek için bk. Çiçek ve diğerleri/Türkiye, no. 48694/10 ve 4 diğer başvuru, §§ 105 ve 102, 22 Kasım 2022) altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranların her birini (yukarıda belirtilen üç kişi dâhil), 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (“3713 sayılı Kanun”) 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca (bu hüküm için bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri/Türkiye, § 110) terör propagandası yapmaktan bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı verirken, öncelikle, ESP’nin, MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi) yasa dışı terör örgütü tarafından kurulan bir platform olduğunu ve ihtilaf konusu gösteri sırasında sallanan ESP bayrak ve flamalarının bu örgütün sembolleri olarak değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ardından, ihtilaf konusu gösteri sırasında başvuranların da dâhil olduğu bazı göstericilerin, “baskılar bizi yıldıramaz”, “hücreleri parçala”, “ceza infaz yasasını geri çekin” gibi yasa dışı sloganlar attıklarını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi dahası, dosyaya eklenen fotoğrafların, başvuranların ESP’ye ait pankart ve flamalar taşıyan bir grup gösterici arasında olduğunu gösterdiği kanaatine varmış ve polis memurlarının güç kullanarak, başvuranların da aralarında bulunduğu otuz iki kişiyi yakalamak zorunda kaldıklarını ve böylelikle, söz konusu kişilerin yere oturtularak, birbirleriyle sıkışık bir halde tutulduklarını tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, üç polis memurunun hafif şekilde yaralandığını ve hem kamu hem de özel mülklere taş ve molotof kokteyllerin atılması nedeniyle zarar verildiğini de kaydetmiştir. Bununla birlikte, başvuranlardan hiçbiri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından herhangi bir şiddet eylemi nedeniyle mahkûm edilmemiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, son olarak, başvuranlar Muharrem Demirkıran, İkram Çalı ve Kadir Aktaş’ın yalnızca terör propagandası yapmaktan mahkûm edilmeleri gerektiğine; zira diğer başvuranların aksine, bu kişilerin daha önce benzer eylemler nedeniyle ceza soruşturmasına tabi olmadıklarına karar vermiştir. Başvuranlar, bu karara Yargıtay önünde itiraz etmişlerdir. Yargıtay, 25 Nisan 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranları terör örgütü propagandası yapmaktan mahkûm ettiği kararda yasal zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, (başvuran Ayşe Yeter hariç olmak üzere) davanın kayıttan düşürülmesine karar vermiştir. Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının geri kalan kısmını onamış ve karar böylece kesinleşmiştir. Dosyadaki unsurlara göre, başvuranlar üç ila sekiz ay arasında değişen sürelerle tutuklu kalmışlardır.Daha sonra meydana gelen gelişmeler Diğerlerinin yanı sıra, TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasını değiştiren 6352 ve 6459 sayılı Kanunların yürürlüğe girmesinin ardından (söz konusu kanunlarla yapılan değişikliklerin bir açıklaması için bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri, §§ 103-111), yetkili ceza mahkemeleri, terör örgütü adına suç işlemekten mahkûm edilen başvuranların davalarını yeniden incelemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi böylelikle, 9 Kasım 2022 tarihinde, başvuranlara verilen hapis cezalarının yarıya indirilmesine ve başvuran Ayşe Yeter’e terör propagandası yapmaktan verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir. Ardından, 27 Haziran 2013 tarihinde, üç başvuran (Seda Aktepe, Derya Taşkıran ve Gökhan Yaman), 6459 sayılı Kanun uyarınca davalarının yeniden incelenmesi sonucunda beraat etmişlerdir. Yetkili mahkeme, 18 Şubat 2016 tarihinde, diğer başvuranlara ilişkin olarak, haklarında verilen cezaların iptaline karar vermiştir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Başvuranlar, gösteriye katıldıkları gerekçesiyle tutuklanmaları ve mahkûm edilmeleri nedeniyle, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlalinden dolayı mağdur oldukları kanaatindedirler. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamında incelenmesinin ancak bu maddenin 10. madde ışığında değerlendirilmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır (Ekrem Can ve diğerleri, no. 10613/10 § 68, 8 Mart 2022).SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Kabul Edilebilirlik Hakkında Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesine, başvuranların mağdur sıfatına ve Sözleşme’nin 11. maddesinin mevcut davaya uygulanabilirliğine ilişkin olarak üç kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itirazını, 6352 ve 6459 sayılı Kanunların yürürlüğe girmesinin ardından başvuranların dosyalarının yeniden incelenmesi sonucunda Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açıldığı 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verilmiş olmasına dayandırmaktadır. Hükümete göre, başvuranlar (Muharrem Demirkıran, İkram Çalı ve Kadir Aktaş hariç) bu nedenle şikâyetlerini sunmak için böyle bir yola başvurabilirlerdi ve başvurmaları gerekirdi. Hükümet ayrıca, ikinci itirazı ile ilgili olarak, 6352 ve 6459 sayılı Kanunların yürürlüğe girmesinin ardından yetkili mahkemeler tarafından yapılan yeniden incelemeler dikkate alındığında, ilgili başvuranların artık mağdur olduklarını iddia edemeyeceklerini değerlendirmektedir. Son olarak, Hükümet tarafından ileri sürülen üçüncü itiraz, ihtilaf konusu gösterilerin ve bu çerçevede ilgiler tarafından işlenene eylemlerin Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamına girmediği argümanına dayanmaktadır. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadırlar. Mahkeme, ilk itiraza ilişkin olarak, davalı Hükümet tarafından yapılan benzer itirazları daha önce birçok kez reddettiğini hatırlatmaktır (bk. diğer kararların yanı sıra, Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015, Özer/Türkiye (no. 3), no. 69270/12, § 19, 11 Şubat 2020 ve Ete/Türkiye, no. 28154/20, § 19, 6 Eylül 2022) ve somut olayda Hükümet tarafından sunulan görüşlerin, söz konusu içtihatları bertaraf etmeyi gerektirecek nitelikte olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, ikinci itiraza ilişkin olarak, hem daha hafif tedbirlerin (cezaların infazının ertelenmesi ve indirilmesi gibi) uygulanmasının hem de yetkili mahkemeler tarafından verilen beraat ve iptal kararlarının, ilgililerin toplanma özgürlüklerini ihlal eden ilk ceza yargılamasının sonuçlarını önleyemediği veya telafi edemediği kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Ete, § 20). Bu nedenle, söz konusu itirazı reddetmek gerekmektedir. Mahkeme, üçüncü itiraza ilişkin olarak, bir başvuranın 11. maddenin korumasını talep edip edemeyeceğini belirlemek için Mahkemenin şu hususları incelediğini hatırlatmaktadır: i) söz konusu toplantının barışçıl amaçlı olup olmadığı veya aksine düzenleyicilerinin şiddet kullanma niyetinde olup olmadığı; ii) başvuranın, söz konusu toplantıya katılımı kapsamında şiddet kullanma niyeti gösterip göstermediği; iii) başkasına bedensel zarar verip vermediği (Shmorgunov ve diğerleri/Ukrayna, no. 15367/14 ve 13 diğer başvuru, 21 Ocak 2021). Mahkeme, somut olayın koşullarına dönerek, dosyada, ihtilaf konusu gösterinin barışçıl amaçla düzenlenmediğini ya da gösteriyi düzenleyenlerin şiddet kullanma niyetinde olduğunu düşündürecek herhangi bir unsur bulunmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, iç hukukta verilen kararlarda hiçbir unsur, başvuranların gösteriye katılımları kapsamında şiddet kullanma niyeti beslediklerini veya toplanmaların barışçıl niteliğinin bozulmasına yol açan ilk çatışmaların sorumlusu şahıslar arasında olduklarını göstermemektedir. Mahkeme dahası, soruşturma dosyasına eklenen fotoğrafların başvuranların gösteri sırasında şiddet içeren eylemlere dâhil olduklarını göstermediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, söz konusu gösteri sırasında üç polis memuru yaralanmış olmasına ve hem kamu hem de özel mülklere zarar verilmiş olmasına rağmen Mahkeme, hiçbir delil unsurunun başvuranların bu zararlar kapsamındaki bireysel sorumluluğunu tespit etmeye imkân vermediği kanaatindedir. Sonuç olarak, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın reddedilmesi gerekmektedir. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Şikâyetin Esası Hakkında Mahkeme, bir gösteriye katılmaları nedeniyle başvuranların tutuklanmalarının ve tutukluluk hallerinin devamının yanı sıra kendilerine verilen ceza mahkûmiyetlerinin toplanma özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, §§ 98-102, 19 Ocak 2016, Döner ve diğerleri/Türkiye, no. 29994/02, § 89, 7 Mart 2017, Bakır ve diğerleri/Türkiye, no. 46713/10, § 50, 10 Temmuz 2018). Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği”, 11. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve demokratik bir toplumda “gerekli” olarak kabul edilmediği sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesi uyarınca başvuranların mahkûmiyetleri hakkında Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesi uyarınca, başvuranları (Muharrem Demirkıran, İkram Çalı ve Kadir Aktaş hariç) üyesi olmaksızın bir terör örgütü adına suç işlemekle suçladığını ve hapis cezalarına mahkûm ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilen ceza hükümleri uyarınca başvuranlar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarıyla ilgili benzer davalarda, TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlik gerekliliğini yerine getirmediği, zira bir yandan, bu maddede yer alan ifadelerin geniş kapsamlı olması nedeniyle söz konusu maddenin başvuranlara keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığını ve diğer yandan, bu maddenin pratik uygulamasının söz konusu eksikliği düzeltmediğinin anlaşıldığını daha önce tespit etme imkânına sahip olduğunu hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, §§ 157-163). Mahkeme, mevcut davada bu yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu başvuranlar açısından Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. Mahkeme, bu tespiti dikkate alarak, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak söz konusu başvuranlar hakkında açılan ceza davasının toplanma özgürlüğüne müdahale teşkil edip etmediğini ve eğer öyleyse, müdahalenin haklı olup olmadığını incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir (ibid., § 164).3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvuranlar Muharrem Demirkıran, İkram Çalı ve Kadir Aktaş’ın mahkûmiyetleri hakkında Mahkeme, başvuranların 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûm edilmelerinin, başvuranlar için öngörülebilirliği hakkında şüphe duymakla birlikte (yukarıda anılan Gülcü, § 108 ile karşılaştırınız), müdahalenin gerekliliği hakkında varmış olduğu sonuç bakımından bu konunun incelenmesinin gerekmediğine hükmetmektedir (yukarıdaki 20 ve 21. paragraflar). Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu müdahalenin, 11. maddenin 2. fıkrasında sıralanan amaçlardan birini, yani “kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi” veya “ulusal güvenliğin” korunması amacını izlediğini kabul edebilmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Faruk Temel/Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011 ve yukarıda anılan Gülcü, § 109). Mahkeme, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna vardığı birçok davada benzer şikâyetleri incelemiş olduğunu kaydetmektedir (bk. diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Bakır ve diğerleri, § 72 ve orada atıfta bulunulan referanslar). Mahkeme, mevcut davayı içtihatları ışığında inceleyerek, Hükümetin somut olayda aksi sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığı kanaatindedir. Nitekim Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, ihtilaf konusu sloganların neden şiddete veya terörizmin herhangi bir türüne teşvik edecek nitelikte değerlendirildiğini hiçbir şekilde açıklamamaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların davranışlarının kamu düzeni üzerinde bir etkisi olup olmadığını da değerlendirmemiştir. Dosyadaki hiçbir unsur, başvuranların şiddet eylemlerinde bulunduklarını göstermemektedir. Her hâlükârda, ihtilaf konusu sloganların içeriği dikkate alındığında, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranları terör örgütü propagandası yapmaktan mahkûm ederken dayandığı değerlendirmeye katılmamaktadır. Mahkeme aynı şekilde, üç aydan (İkram Çalı davasında) sekiz aya (Muharrem Demirkan ve Kadir Akbaş davalarında) kadar değişen sürelerde tutukluluğa maruz kalmış ilgili kişilerin ceza yargılaması boyunca ağır hapis cezası tehdidi altında oldukları göz önüne alındığında, Yargıtayın başvuranlara verilen cezaların zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle kaldırılmasına karar vermiş olmasının, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının önemini azaltmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme, yukarıdakileri dikkate alarak, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranları terör propagandası yapmaktan mahkûm ederken dayandığı gerekçelerin ilgili ya da yeterli olmadığı sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak, bu müdahale “demokratik bir toplumda gerekli” olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başak Şahin Duman, Bülent Kapar, Abbas Duman ve Ayşe Yeter haricinde başvuranlar, adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Sonuç olarak Mahkeme, adı geçenler haricindeki başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağın ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır. Başak Şahin Duman, Bülent Kapar, Abbas Duman ve Ayşe Yeter ise her biri maruz kaldıkları kanaatine vardıkları manevi zarar bağlamında 50.000 avro ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar çerçevesinde yapmış oldukları masraf ve giderler karşılığında, olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 3.900 avro olan 10.000 Türk lirası talep etmektedirler. Hükümet, talep edilen bu meblağlara karşı çıkmaktadır. Mahkeme, içtihatlarını dikkate alarak, söz konusu başvuranların her birine, yani Başak Şahin Duman, Bülent Kapar, Abbas Duman ve Ayşe Yeter’e, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi zarar bağlamında 7.500 avro ödenmesine gerek olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak, söz konusu dört başvuranın her birine, önünde yürütülen yargılamalar çerçevesinde yapmış oldukları masraf ve giderler karşılığında, kendileri tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 500 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermektedir.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin her bir başvurana, yani Başak Şahin Duman, Bülent Kapar, Abbas Duman et Ayşe Yeter’e, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro);başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 500 avro (beş yüz avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 23 Nisan 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
Başvuranların Listesi:
No.
Ad SOYAD
1.
Başak ŞAHİN DUMAN
2.
İkram ÇALI
3.
Bülent KAPAR
4.
Ersin SEDEFOĞLU
5.
Abbas DUMAN
6.
Gökhan YAMAN
7.
Adile DEMİR
8.
Kadir AKTAŞ
9.
Seda AKTEPE
10.
Zeliha KABATAŞ
11.
Muharrem DEMİRKIRAN
12.
Burcu GÜMÜŞ
13.
Derya TAŞKIRAN
14.
Ayşe YETER
15.
Özgür KAYA
16.
Mahir AKKAYA