AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞAHİN KUŞ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 33160/04)
KARAR
STRAZBURG
7 Haziran 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Şahin Kuş / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 3 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Şahin Kuş’un (“başvuran”) 5 Ağustos 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 33160/04) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Konya Barosuna bağlı Avukat A.H. Nurullahoğlu, tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, diplomasına denklik belgesinin iptal edilmesi ve değiştirilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, aynı zamanda, ilkokul öğretmeni olarak hakkında yapılan atamanın iptal edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
4. Başvuru 16 Haziran 2009 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1964 doğumlu olup, Konya’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran 8 Haziran 1993 tarihinde, Suriye’de bulunan Damas Üniversitesi’nin “Arap Dili ve Edebiyatı” bölümünden, üniversite diploması almıştır.
7. Yükseköğretim Kurulu (Bundan sonra metinde, “YÖK ” olarak anılacaktır.) 16 Ağustos 1993 tarihinde, başvuranın diplomasını, lisans (Türkiye’de 4 yıllık bir eğitime karşılık gelen bir diploma) denkliğini kabul etmiştir.
8. Başvuran, Suriye’de aldığı diplomanın kabul edilmesinin ardından, “Arap dili ve edebiyatı/belagati” bölümünde yüksek lisans yapmak üzere, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne (Konya) kaydolmuştur. Başvuran, 17 Ekim 1996 tarihinde, eğitimini tamamlamış ve yüksek lisans diplomasını almıştır.
9. Bu arada, başvuran, 1996 yılında, ilkokul öğretmenliği görevi için Milli Eğitim Bakanlığı’na (Bundan sonra metinde, “Bakanlık” olarak anılacaktır.) başvurmuştur. Başvuran, dosyasının kabul edilmesiyle, Bakanlığın 25 Aralık 1996 tarihli kararıyla ilkokul öğretmeni olarak atanmıştır.
10. Başvuran, 14 Mayıs 1997 tarihinde, Aralık (Iğdır) İlköğretim Okulu’nda stajyer öğretmen olarak bilfiil görevini yapmaya başlamıştır.
11. Başvuran, 30 Haziran-22 Ağustos 1997 tarihleri arasında, ilkokul öğretmeni adayları için Bakanlık tarafından düzenlenen pedagojik formasyonu başarıyla tamamlamıştır.
12. Bununla birlikte, YÖK, 2 Nisan 1997 tarihinde, verilen eğitimin yetersizliğini ileri sürerek, yurtdışında ilahiyat bölümüyle ya da ilahiyat ile ilgili diğer bölümlerle ilgili olarak alınan diplomalar için bundan böyle denklik belgesi verilmemesine karar vermiştir.
YÖK, 16 Temmuz 1997 tarihinde, söz konusu kararın uygulama alanını genişletmiştir. Bundan böyle YÖK, yalnızca ilahiyat bölümünden alınan diplomalar için değil aynı zamanda, ilahiyat eğitimi verilen yükseköğretim kurumlarından alınan her türlü diploma için denklik belgesi verilmemesine karar vermiştir. Öte yandan YÖK, Damas Üniversitesi’nin verdiği eğitim seviyesinin Türkiye’deki üniversitelere nazaran yetersiz olması nedeniyle başvurana verilen denklik belgesi de dâhil olmak üzere daha önce kendisi tarafından verilen denklik belgelerinin iptaline karar vermiştir.
13. Böylelikle, 30 Temmuz 1997 tarihinde, Bakanlık, YÖK’ün kararına dayanarak, başvuranın atamasını iptal etmiştir. Başvuran, 1 Eylül 1997 tarihinde, fiilen görevden alınmıştır.
14. Başvuran, 4 Ekim 1997 tarihinde, YÖK ve Bakanlık kararlarının iptali talebiyle Erzurum İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur.
15. YÖK, 16 Temmuz 1997 tarihli kararı değiştiren 10 Aralık 1997 tarihli kararıyla, usulüne uygun olarak verilen denklik belgelerini iptal etmemeye ancak 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 43. maddesi uyarınca, söz konusu belgelerin üzerine öğretmen atamalarında geçerli değildir şeklinde şerh koymaya karar vermiştir.
16. Erzurum İdare Mahkemesi, 29 Aralık 1997 tarihinde, YÖK’ün kararının iptal edilmesi yönündeki talebin Danıştay’ın yetki alanına girdiğini değerlendirerek, dava dosyasını Danıştay’a göndermiştir.
17. YÖK, 5 Mayıs 1998 tarihinde, 10 Aralık 1997 tarihli kararının ardından, başvuranın yüksek lisans diplomasına sahip olması nedeniyle ilgilinin lisans diplomasının kabulüne yönelik kararı iptal etmemeye karar vermiştir. Dolayısıyla YÖK tarafından, diplomaların denklik belgesi düzeltilmiş ancak “öğretmen atamalarında geçerli değildir” şeklinde bir şerh konulmuştur.
18. YÖK, Danıştay’a sunduğu görüşlerde, “Arap dili ve edebiyatı” bölümünden mezun olmasına rağmen, başvuranın ilahiyatın öğretildiği bir üniversite bünyesinde ilahiyat ile ilgili bir eğitim aldığı yönünde açıklamada bulunmuştur.
19. Danıştay, 3 Şubat 1999 tarihinde, başvuranın talebini reddetmiştir. Danıştay, denklik belgesinin YÖK tarafından kabul edilmesi nedeniyle, bu belgenin geçerliliği hakkında karar vermeye gerek olmadığını değerlendirmiştir. Danıştay, YÖK’ün 5 Mayıs 1998 tarihli kararının ardından ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 45. maddesinin 2. fıkrası dikkate alındığında, başvurana verilen denklik belgesinin kendisinin yasal olarak öğretmenlik/ilkokul öğretmenliği mesleğini icra etmesine imkân vermediğinin açık olması nedeniyle, Bakanlığın atamayı iptal etmesine ilişkin kararının hukuka uygun olduğu kanısına varmıştır.
20. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 19 Ocak 2000 tarihinde, üçe karşı on dört oyla, itiraz edilen kararı onamıştır. Muhalif görüş bildiren hâkimler ise, YÖK’ün yetkisinin, yurtdışından alınan diplomaların kabul edilmesi ile ilgili olarak yürürlükte olan yasal düzenlemelerle sınırlı olduğunu ve YÖK’e söz konusu şerh gibi uygulama alanlarını sınırlamaya yönelik şerhler koyma imkânı vermediğini değerlendirerek, farklı bir görüş sunmuşlardır. İlgililerin kanaatine göre, Bakanlık, diploma denkliğine sahip olan kişilerin, öğretmenlik mesleğini icra edebilmeleri için gereken yeterliliğe sahip olup olmadıkları hususunu denetlemekle görevlidir.
21. Başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi 25 Aralık 2003 tarihinde reddedilmiştir. Söz konusu karar 12 Şubat 2004 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
22. 4 Kasım 1981 tarihli 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 7. maddesinde YÖK’ün görevleri belirtilmektedir. 7. maddenin p) fıkrası uyarınca, YÖK bilhassa, yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından alınmış diplomaların denkliğini tespit etmekle görevlidir.
23. 2547 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“b) Aynı meslek ve bilim dallarında, eğitim - öğretim yapan üniversitelerde, eğitim - öğretim, metod, kapsam, öğretim süresi ve yıl içindeki değerlendirme esasları bakımından eşdeğer olması ve öğrenimden sonra kazanılan unvanların aynı ve elde edilen hakların eşdeğer sayılması hususu Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine; öğretmen yetiştiren birimler için belirtilen esasların tespiti Milli Eğitim Bakanlığı ile de işbirliği yapılarak, Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir.
(...)”
24. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 14 Temmuz 1996 tarihli Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği’nde, diplomaların kabul edilmesine ilişkin koşullar belirtilmekteydi. Söz konusu Yönetmelikte, daha önce Yükseköğretim Kurulunca verilen denklik belgesinin iptali ya da değiştirilme imkânı öngörülmemekteydi.
25. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 45. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Öğretmenler, öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarından ve bunlara denkliği kabul edilen yurtdışı yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar arasından, Milli Eğitim Bakanlığınca seçilirler.”
26. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde, devlet memurluğuna alınacaklarda, aranan şartlar belirtilmektedir; bu şartlar arasında, hizmet göreceği sınıf için diploma almış olmak da yer almaktadır. Aynı Kanun’un 98. maddesinin b) fıkrasında, kamu görevine alınma şartlarını kaybetmesi ya da bu şartların gerçekleşmediğinin sonradan ortaya çıkması durumunda, memurun görevine son verildiği belirtilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
27. Başvuran, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeksizin, denklik belgesini ve atamasını iptal eden, ardından da değiştiren yerel kararlardan ve bu konuya ilişkin mahkeme kararlarından şikâyet etmektedir.
28. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olup (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Sözleşme’nin 8. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes, özel ve aile hayatına, (...) saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
29. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmekte ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeli bulunmayan işbu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
30. Başvuran, YÖK’ün, denklik belgesini vermesinin ardından, öğretmen atamalarında geçerli olmaması nedeniyle dört yıl sonra söz konusu belgeyi iptal etmeye ya da değiştirmeye yetkili olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, Bakanlığın, bir öğretmeni, yalnızca bazı suçları işlemesi durumunda görevden alabilme hakkının bulunması, ancak somut olayda böyle bir durumun olmaması nedeniyle Bakanlık tarafından atamasının iptal edilmesinin herhangi bir yasal dayanağı olmadığı kanısındadır.
31. Hükümet, başvuranın diplomasının kabul edilmesinin yasaya uygun olmadığını ve YÖK’ün diplomayı bu sebepten dolayı iptal etmeye karar verdiğini ifade etmektedir. Hükümet, müdahalenin yasal dayanağı ile ilgili olarak, 2547 sayılı Kanun’un 7. maddesinin p) fıkrası uyarınca yurtdışından alınan diplomaların denkliğini kabul etmeye yetkili olan YÖK’ün, aynı zamanda, daha önce verilen bir denklik belgesini iptal etmeye yetkili olduğunu belirtmektedir. YÖK’e diploma denkliklerini kabul etmesi için verilen yetki, yurtdışında bulunan eğitim kuruluşlarından mezun olan kişilerin bir meslek icra etmeye elverişli olup olmadıklarını tespit etme hususundaki yetkiyi de kapsamaktadır. Dolayısıyla, ihtilaf konusu müdahale kanun tarafından öngörülmüştür.
32. Hükümet, izlenen meşru amaçla ilgili olarak, yurtdışındaki bir üniversiteden yetersiz bir eğitim alan mezunlara eğitim sunmalarına izin verilmesi durumunda öğrencilere verilen eğitimin kalitesinin düşebileceğini ileri sürmektedir. Böylelikle, öğrenciler, yeterli bir eğitim almaktan yoksun kalabilirler. Dolayısıyla Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında, meşru bir amaç izlediği kanısındadır.
33. Son olarak, Hükümet, başvuranın diploması yetkililerce kabul edildiği ve tek kısıtlamanın, Türkiye’de eğitim verme imkânından yoksun bırakılması olduğundan ihtilaf konusu müdahalenin daha az müdahaleci olduğu görüşündedir. Bu son bağlamda, Hükümet, eğitim seviyeleri yeterli olan öğretmenler tarafından öğrencilerin eğitilmesinin doğrudan kamu düzeni ve kamu refahının kapsamına girdiğini ileri sürmektedir.
Dolayısıyla Hükümet, kamu yararını dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik toplumda gerekli olduğu kanısındadır.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
a) Sözleşme’nin 8. Maddesi İle Korunan Hakkın Kullanımında Müdahalenin Varlığı Hakkında
34. Mahkeme daha önce, mesleğe giriş bakımından uygulanan sınırlamaların “özel hayata” zarar verebileceğini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (bk. Sidabras ve Džiautas/Litvanya, No. 55480/00 ve 59330/00, § 47, AİHM 2004‑VIII ve Bigaeva/Yunanistan, No. 26713/05, § 22-25, 28 Mayıs 2009). Aynı şekilde, Mahkeme daha önce, görevden alınmanın, özel yaşama saygı hakkını ihlal edebileceğine karar vermiştir (bk. Özpınar/Türkiye, No. 20999/04, §§ 43-48, 19 Ekim 2010, Oleksandr Volkov/Ukrayna, No. 21722/11, §§ 165-167, 9 Ocak 2013 ve İhsan Ay/Türkiye, No. 34288/04, §§ 30-32, 21 Ocak 2014).
35. Mahkeme, mevcut durumda, başvuranın yurtdışında aldığı üniversite diplomasının başlangıçta YÖK tarafından kabul edildiğini kaydetmektedir. Üstelik başvuran, bir Türk Üniversitesi’nde eğitimine devam edebilmiş ve yüksek lisans diplomasını almıştır. Dolayısıyla başvuran, başarıyla ve daha üst düzey eğitim seviyesine sahip olarak, bir Türk Üniversitesi’ne girmiştir/yerleştirilmiştir. Bununla birlikte, diplomasının kabul edilmesine müteakip dört yıl sonra, Bakanlık tarafından ilkokul öğretmenliği görevine getirilmesine ve yine bu Bakanlık tarafından düzenlenen pedagojik formasyonu başarıyla tamamlamış olmasına rağmen, YÖK, başvuranın diploma denkliğini iptal etmeye karar vermiştir. Bakanlık, söz konusu karara dayanarak, başvuranın ilkokul öğretmeni olarak yapılan atamasını iptal etmiştir. YÖK’ün, başvuranın denklik belgesini düzelterek, kararını daha sonra değiştirmesine rağmen, bu koşulun, yeni denklik belgesinin, bu belgenin kapsamını sınırlandıran bir şerhin yer alması nedeniyle ilkokul öğretmenliği görevinden alınması üzerinde hiçbir etkisi olmamıştır. Böylelikle, öğretmenlik mesleğini yapmasına engel olmuştur. Mahkeme, başvuranın kişisel ve akademik çabaları sayesinde kazandığı niteliklerine karşılık gelen bir mesleği icra ettiği sırada, bu sınırlamanın, yapıldığını kaydetmektedir. İhtilaf konusu kısıtlama, başvurana ilkokul öğretmenliği mesleğini yapma imkânını etkileyerek, özel hayata saygı hakkından yararlanması hususunda bariz etkilere yol açmıştır (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Bigaeva kararı, §§ 24‑25, Mateescu/Romanya, No. 1944/10, § 21, 14 Ocak 2014).
36. Öte yandan, başvuranın görevinden alınması, yeterlilik seviyesinin yeniden incelenmesi ve seçtiği kariyerin aniden sona ermesi nedeniyle, bilhassa mesleki nitelikteki ilişkileri ve başkalarıyla var olan ilişkilerinin büyük bir kısmı üzerinde etkileri olmuştur. Ayrıca, başvuranın görevden alınması, bilhassa, yeterlilik seviyesinin zımnen ve dolayısıyla, mesleğini doğru bir şekilde icra etmesi yönündeki yeteneğinin yeniden incelenmesi ile, “yakın çevresi” üzerinde etkileri olmuştur zira işini kaybetmesi, kaçınılmaz biçimde, kendisinin ve ailesinin maddi refahı üzerinde olumsuz etkilere yol açmıştır (bk. yukarıda anılan Oleksandr Volkov kararı, § 166).
37. Mahkeme, yukarıda belirtilen değerlendirmeleri dikkate alarak, başvuranın denklik belgesinin iptal edilmesi ve ardından değiştirilmesinin ve bu durumun sonucu olarak görevden alınmasının, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında, özel hayata saygı hakkına bir müdahale olarak değerlendirilebileceği kanısındadır.
b) Müdahalenin Haklılığı Hakkında
38. Mahkeme, tespit edilen müdahalenin Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal edip etmediğinin belirlenmesi için, bu maddenin 2. paragrafı bakımından müdahalenin haklı olup olmadığını, ayrıca bu müdahalenin “kanunla öngörülüp görülmediğini” ve söz konusu hükümde sıralanan “meşru amaçlardan” birine ya da diğerine ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadıklarını” araştırması gerektiğini belirtmektedir.
i. Müdahalenin Yasal Dayanağı Hakkında
39. Mahkeme, “kanun tarafından öngörülme” ifadesinin öncelikle, itiraz edilen tedbirin iç hukukta bir temelinin olması yanında, söz konusu kanunun niteliği ile de ilgili olduğunu hatırlatmaktadır: Buna ek olarak bu ifade söz konusu kanunun ilgili kişinin, kendisi açısından sonuçlarını da öngörebileceği şekilde erişilebilir olması ve hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olması gerekliliği anlamına da gelmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Kopp/İsviçre, 25 Mart 1998, § 55, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑II). Dolayısıyla bu ifade özellikle, Sözleşme tarafından güvence altına alınan haklarını etkileyecek tedbirlere başvurmak için, hangi durumlarda ve hangi şartlar altında kamu gücüne yetki verildiğini belirtmek açısından herkese yeterli derecede fikir vermek amacıyla ulusal mevzuatın gerektiği kadar açık ifadeler kullanmak zorunda olduğu anlamına da gelmektedir. (C.G. ve diğerleri/Bulgaristan, No. 1365/07, § 39, 24 Nisan 2008). Öte yandan kanun, kamu gücü tarafından keyfi biçimde zarar verilmesini önlemek amacıyla belli bir güvence sağlamalıdır. Spesifik usul güvencelerinin varlığı, bu bağlamda belirleyicidir. Gereken güvenceler, en azından belirli bir ölçüde, söz konusu müdahalenin niteliğine ve kapsamına bağlıdır (P.G. ve J.H./Birleşik Krallık, No. 44787/98, § 46, AİHM 2001-IX).
40. Mahkeme, somut olayda, YÖK’ün, öncelikle, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 7. maddesinin p) fıkrasına dayanarak, başvuranın denklik belgesini iptal ettiğini gözlemlemektedir. Akabinde, Bakanlık tarafından, YÖK’ün söz konusu kararına dayanılarak, başvuran, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 98 maddesinin b) fıkrası uyarınca, görevden alınmıştır. Daha sonra, YÖK, 2547 sayılı Kanun’un 43. maddesi doğrultusunda kararını değiştirmiştir: YÖK, başvuranın denklik belgesini düzeltmiş, ancak söz konusu belgenin üzerine “öğretmen atamalarında geçerli değildir” şeklinde şerh koymuştur. Belgenin üzerine şerh konulması nedeniyle, başvuranın görevden alınmasına yönelik karar geçerliliğini korumuştur. Dolayısıyla, ihtilaf konusu tedbirin yasal dayanağı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 7. maddesinin p) fıkrası ile 43. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 98. maddesinin b) fıkrası olmuştur .
41. Mahkeme, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 7. maddesinin p) fıkrasına göre, YÖK’ün, diğerlerinin yanı sıra, yurtdışından alınan yükseköğretim diplomalarının “denkliğini tespit etmekle” görevli olduğunu kaydetmektedir.
Hükümet, denklik belgelerini tanımaya yetkili olan YÖK’ün, kendisi tarafından daha önce kabul edilen denklik belgelerini iptal etme veya değiştirmeye yetkili olduğunu da ileri sürmektedir. Oysa, Mahkeme, 2547 sayılı Kanunu’nun 7. maddesinin p) fıkrasında ve söz konusu maddenin uygulanmasına ilişkin 14 Temmuz 1996 tarihli Yönetmeliğin hükümlerinde ve üstelik, sayılı Kanun’un 43. maddesinde, kesin şekilde, YÖK’ün, daha önce kabul edilen denklik belgesini iptal etmeye veya değiştirmeye herhangi bir yetkisinin bulunduğunun yer almadığını gözlemlemektedir (yukarıda “ilgili iç hukuk ve uygulaması” bölümüne bakınız).
Söz konusu hükümlerin YÖK’e bu nitelikteki bir yetkiyi zımnen verdiğinin değerlendirilmesi gerektiği varsayıldığında, bu hükümlerde, hangi koşullarda ve hangi prosedüre göre, YÖK’ün, geçmişe dönük olarak, bir denklik belgesini iptal edebileceği veya özel bir mesleğin icra edilmesinin hariç tutulmasına yönelik bir şerh koyabileceği belirtilmemekteydi.
42. Öte yandan Mahkeme, YÖK’ün, itiraz edilen işlemleri uygulama konusunda, yürürlükte olan yasal düzenlemeler uyarınca yetkili olup olmadığına ilişkin temel sorunun ulusal mahkemeler tarafından incelenmediğini tespit etmektedir. Nitekim, ulusal mahkemeler, bu sorunun başvuranın başvurusunun konusunu oluşturmasına rağmen, ihtilaf konusu iptal işleminin ya da belgenin üzerine konulan şerhin yasaya uygunluğu hususunda karar vermeksizin, yalnızca başvuranın sahip olduğu denklik belgesinin “öğretmenlik mesleğini icra etmesine imkân vermemesinden” ötürü, ilgilinin talebini reddetmişlerdir. Bu husus ile ilgili olarak, Danıştay’ın 3 Şubat 1999 tarihli kararının ekinde yer alan ayrık görüşte, tedbirin yasaya uygunluğuna ilişkin sorunun ele alındığını tespit etmek gerekir.
43. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, denkliğinin iptal edilmesini ve ardından, denkliğinin kapsamını büyük ölçüde sınırlayan bir ibarenin eklenmesini öngörebilmesi ile ilgili olarak kuvvetli şüphelerin ortaya çıkabileceği kanısındadır. Bununla birlikte, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin gerekliliği konusunda vardığı sonucu dikkate alarak (aşağıdaki 52-53. paragraflar), bu aşamada, söz konusu sorunu incelemesinin gerekli olmadığına karar vermektedir (bk. bu anlamda, Dink/Türkiye, No. 2668/07, No. 6102/08, No. 30079/08, No. 7072/09 ve No. 7124/09, § 116, 14 Eylül 2010).
ii. Müdahalenin Meşru Amacı Hakkında
44. Mahkeme; Hükümetin, başvuranın denklik belgesinin iptal edilmesini/değiştirilmesini ve sonrasında görevden alınmasını, yurtdışında verilmiş olan düşük seviyedeki eğitime bağladığını gözlemlemektedir. Hükümet, yeterli olmayan bir üniversite formasyonuna sahip mezunların, öğretim sunmalarına izin verilmesi durumunda, öğrencilerin kaliteli bir eğitimden yararlanma imkânından yoksun bırakılacağı kanısındadır.
45. Mahkeme, ilkokul öğretmenliği mesleğine girişi düzenleyerek, ihtilaf konusu müdahalenin, okullarda iyi bir eğitim seviyesinin sunulmasını güvence altına almayı hedeflediği kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu müdahale, “kamu düzeninin” ve “başkalarının yani öğrencilerin hak ve hürriyetlerinin” korunması yönündeki meşru amaçla ilgili olabilmektedir (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan İhsan Ay kararı, § 36 ve yukarıda anılan Bigaeva kararı, § 31).
iii. Müdahalenin Gerekliliği Hakkında
46. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre, meşru bir amaca ulaşmak için yapılan bir müdahale, “zorunlu sosyal bir ihtiyaca” cevap vermesi ve hedeflenen meşru amaçla orantılı olması halinde, “demokratik bir toplumda gerekli” olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda söz konusu müdahaleyi haklı kılmak için ulusal makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “yerinde ve yeterli” olması gerekmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Nada/İsviçre [BD], No. 10593/08, § 181, AİHM 2012 ve Animal Defenders International/Birleşik Krallık [BD], No. 48876/08, § 105, AİHM 2013 (özetler)).
47. Mahkeme öncelikle, somut olayda, başvuranın olay tarihinde gereken bütün koşulları taşıyor olması nedeniyle, YÖK’ün, ilk başta, belge üzerine, öğretmen atamalarında geçerli olmadığına yönelik herhangi bir şerh düşmeksizin, talep edilen denklik belgesini ilgiliye verdiğini kaydetmektedir. Başvuran daha sonrasında, Türkiye’de, doğal olarak, geçerliliği kabul edilen bir lisans diplomasına sahip olmayı gerektiren, yüksek lisans düzeyinde eğitim görmeye devam edebilmiştir. Üstelik, başvuran Bakanlık tarafından ilkokul öğretmenliği görevine getirilmiş ve yine Bakanlık tarafından düzenlen pedagojik formasyonu başarıyla tamamlamıştır. Böylelikle, yetkili makamlar, hem başvuranın diploma denkliğini kabul etmişler hem de özellikle kendi ulusal kriterlerini dikkate alarak, ilgilinin öğretmenlik görevini icra etmek için gereken yeterliliğe sahip olduğunu onaylamışlardır.
48. Bununla birlikte, başvuranın diplomasının kabul edilmesinden dört yıl sonra, YÖK, ilk önce, ilgilinin diploma denkliğini iptal etmiş ve bu durum, ilgilinin Bakanlık tarafından görevden alınmasına neden olmuştur.
Akabinde, yaklaşık on ay sonra, yurtdışından aldığı diplomanın Türkiye’de lisans diploması olarak kabul edilmesine dayanılarak başlatılan eğitim sonunda Türkiye’de başvurana yüksek lisans diploması verildiğinin farkına vararak, YÖK, denklik belgesinin üzerine, öğretmen atamalarında geçerli olmadığına yönelik eklenen bir not ile iptal edilme işlemini düzelterek, kararını değiştirmiştir.
Dolayısıyla, YÖK’ün kararını değiştirmesinin, başvuranın görevden alınmasına herhangi bir etkisi olmamıştır.
49. Mahkeme, YÖK’ün sonunda öğretmenlik mesleğini icra etme konusunda izin vermemek için, başvuranın diploma denkliğini herhangi bir kısıtlama getirmeksizin kabul ettiği ilk kararından vazgeçmesinin, söz konusu sorunun merkezinde yer aldığı kanısındadır. Bu bağlamda Hükümet, yurtdışında sunulan eğitim seviyesinin yeterli olmama ihtimalini ve öğrencilerin eğitimi üzerinde olası etkilerini ileri sürmektedir.
50. Bununla birlikte Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirin, söz konusu tedbirden etkilenen kişilerin kişisel durumları dikkate alınmaksızın, ilahiyatın öğretildiği üniversitelerden mezun olan kişilere genel olarak uygulandığını kaydetmektedir. Oysa, başvuranın denklik belgesini aldıktan sonra, Türkiye’de, lisans sonrası eğitimine başarıyla devam ettiğini; öğretmen olarak atanması için formasyonunun Bakanlık tarafından yeterli olarak değerlendirildiğini ve atamasının ardından, ilgilinin pedagojik formasyonunu başarıyla tamamladığını hatırlatmak gerekir.
51. Mahkeme, bilhassa, başvuranın stajyer öğretmen olarak bilfiil görevine başlamasına rağmen, denklik belgesinin başvurana verilmesinden dört yıl sonra makamlar tarafından değiştirildiğini tespit etmektedir. Yetkili makamlar bu yolla, başvurana herhangi bir kusur isnat edilmemesine ve görevini icra edebilecek düzeyde olmadığını düşündürecek herhangi bir unsur bulunmamasına rağmen, ilgilinin mesleki kariyerini aniden alt üst etmişlerdir. Başvuran, öğretmenlik yapma hakkına sahip olduğuna inanmak ve sonuç olarak yalnızca mesleki hayatını değil fakat aynı zamanda özel hayatını düzenlemek için gerekçelere sahip olduğunu düşünmesine rağmen, yetkili makamlar, başvuranın hukuki bir güvensizlik ve kabul edilemez bir belirsizlik yaşamasına yol açmışlardır. Başvuran, öğretmenlik kariyerine devam edebileceği kanaatine vararak, geleceğe güvenle bakmakta haklıdır. Bu bağlamda Mahkeme, daha önce bir davada, ulusal makamların, yurt dışındaki bir üniversiteden mezun olan ve avukatlık yapmasına engel olunan bir kişinin şahsiyeti/kişiliği ve mesleki hayatı üzerinde tutarlılık ve saygıdan yoksun tutumları nedeniyle 8. maddenin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Bigaeva kararı, §§ 35-36).
52. Mahkeme, yukarıda belirtilen değerlendirmeleri dikkate alarak, ihtilaf konusu tedbirlerin, zorunlu sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve her halükarda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, söz konusu tedbirler demokratik bir toplumda gerekli değildi.
53. Bu nedenle, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
54. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
55. Başvuran, maddi tazminat için 144.000 Türk lirası (yaklaşık 68.730 avro), manevi tazminat için 150.000 Türk lirası (yaklaşık 71.595 avro) talep etmektedir.
56. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
57. Mahkeme, maddi zarara ilişkin herhangi bir dayanak sunulmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, bu bağlamda bir tazminat ödenmesine gerek olmamaktadır.
Buna karşın, Mahkeme, tespit edilen ihlalin, başvuran açısından, sıkıntı ve üzüntü kaynağı haline geldiği kanısındadır. Hakkaniyete uygun olarak, Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği üzere, Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 7.500 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Giderler
58. Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yapmış oldukları masraf ve giderler için 13.000 Türk lirası (yaklaşık 6.205 avro) talep etmektedir.
59. Hükümet, Mahkeme’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
60. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, kanıtlayıcı belgeler bulunmamasını ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
61. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oyçokluğuyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Bire karşı altı oyla, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bire karşı altı oyla,
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 7.500 avro (yedi bin beş yüz) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 7 Haziran 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
İşbu karar ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yazılan, Yargıç I.Karakaş’ın ayrık oy görüşü yer almaktadır.
J.L.
S.H.N.
YARGIÇ KARAKAŞ’IN AYRIK OY GÖRÜŞÜ
Başvurunun kabul edilebilirliği aleyhine oy kullandım. Benim bakış açıma göre, 8. madde somut olayda uygulanmaz ve bu nedenle, bir ihlalin konusu olamaz.
Başvuran, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeden iç hukuktaki kararlardan şikâyet etmektedir. Başvuran, iç hukuktaki idari yargılama sırasında, bu türden hiçbir şikâyeti, özü itibarıyla dahi, dile getirmemiştir. Ancak, Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususunu ileri sürmeyi ihmal ettiğinden, Mahkeme, bu sorunu re’sen inceleyemeyecektir.
Bu davada, başvuranın denkliğinin kabul edilmesi-iptal edilmesi-kabul edilmesi konusundaki gereksiz bir sorundan kaçınmak gerekir. Olaylara göre, Arap dili ve edebiyatı bölümünden alınan yabancı üniversite diploması sonunda kendi kapsamını sınırlandıran yani öğretmenlik mesleğine alınmasına imkân vermeyen bir not eklenerek kabul edilmiştir (bk. 7-12 paragraflarda denklik belgesinin iptaline ve kabul edilmesine ilişkin olay ile olgularla ilgili kısım). Dolayısıyla, başvuranın diploması iç hukukta kabul edilmiştir ancak, başvuran ilkokul öğretmenliği görevini icra edememektedir. Bu durum, denklik belgesinin iptaline ilişkin başvurunun konusunun ortadan kalktığı sonucuna varan Danıştay tarafından da tespit edilmiştir. Dolayısıyla, geriye kalan ve incelenmesi gereken tek sorun, kamu görevine alınmasını (okullarda ilkokul öğretmeni olarak görevde bulunmak) güvence altına alan bir hakkın, 8. madde kapsamında, yer alıp almadığı hususudur.
Mahkeme’nin içtihadına göre, “özel yaşam” kavramı, mesleki veya ticari faaliyetleri ilke olarak göz ardı etmemektedir zira iş alanında, insanlar, dış dünya ile çok sayıda ilişki kurmaktadır (Niemietz/Almanya, 16 Aralık 1992, § 29, A serisi, no. 251‑B). Öte yandan Mahkeme, ilgilinin kamu görevine alınmasının reddedilmesinin, Sözleşme’ye ilişkin şikâyetin dayanağını oluşturamayacağına karar vermiştir (Glasenapp/ Almanya, 28 Ağustos 1986, § 49, A serisi no. 104, Kosiek/Almanya, 28 Ağustos 1986, § 35, A serisi no. 105 ve Vogt/Almanya, 26 Eylül 1995, §§ 43-44, A serisi no. 323). Bunun yanı sıra, başvuranın, daha önce hakkında verilen bir mahkûmiyet kararı nedeniyle uzman muhasebeci olarak atanamadığı Thlimmenos/Yunanistan ([BD], No. 34369/97, § 41, AİHM 2000‑IV) davasında, Mahkeme, Sözleşme’nin, özel bir meslek seçme hakkını güvence altına almadığını ifade etmiştir.
Kuş davasında, kamu görevine alınma hususu, Mahkeme’ye sunulan sorunun merkezindedir. Çoğunluk, bir mesleğe girmeye yönelik getirilen sınırlamaların, özel yaşama zarar verdiğini/ihlal ettiğini hatırlatmaktadır (kararın 33. paragrafı, Sidabras ve Džiautas/Litvanya kararına dayanarak, No. 55480/00 ve No. 59330/00, § 47, AİHM 2004‑VIII).
Ancak, mesleki ya da kamu faaliyetlerine 8. maddenin uygulanması herhangi bir şarta bağlı değildir. 8. madde, örnek olarak, ne kamu görevine alınmayı (bk. yukarıda anılan Vogt kararı, § 43 ve Vilho Eskelinen ve diğerleri c. Finlandiya [BD], No. 63235/00, § 57, AİHM 2007‑II), ne de bir mesleği seçme hakkını güvence altına almaktadır (bk. yukarıda anılan Thlimmenos kararı, § 41). Mahkeme, Sidabras ve Džiautas davasında (yukarıda anılan, §§ 46-47), Vogt ve Thlimmenos kararlarında kendisi tarafından benimsenen tutuma rağmen, bu davada söz konusu olan KGB’nin eski ajanlarının özel sektörde görevde bulunma yasağının kapsamının, “özel hayat” üzerinde öyle bir etkisi bulunmaktaydı ki 8. maddenin uygulanabileceği kanısına varmıştır. Mahkeme, bu husus ile ilgili olarak, yasağın, başvuranlar açısından, özel yaşamları üzerinde bariz etkiler ile, hayatlarını kazanmaları konusunda ciddi zorluklara yol açtığını ve yasağın neden olduğu etkinin ve kendileri ile ilgili bu yasağın uygulanmasının, kendilerini sürekli şekilde zora soktuğunu ve dış dünya ile ilişki kurmalarına engel olduğunu kaydetmiştir (§§ 48-49) (bk. Misick/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10781/10, § 25, 16 Ekim 2012). Özel sektörde görevde yer alma konusunda açık bir şekilde genel bir yasak ile sınırlı kalmasından dolayı Sidabras ve Džiautas davasının bağlamı çok özel olması nedeniyle bu dava, somut olayda uygun değildir.
Aynı şekilde, Calmanovici/Romanya, (No. 42250/02, § 137, 1er Temmuz 2008) kararında, başvuranın, şikâyetçi olduğu tedbirin, özel sektörde iş bulmasına engel teşkil ettiğini iddia etmemesi nedeniyle, Mahkeme, mevcut davanın, özel sektörde çok sayıda görevde yer alma konusundaki yasağın “özel yaşama” zarar verdiği sonucuna vardığı davadan (yukarıda anılan Sidabras ve Džiautas kararı, §§ 47-48) ve yine, başvuranın istifa etmesinin kabul edilmemesi ile birlikte polis memuru görevinin geçici olarak askıya alınmasının, 8. maddeyi ihlal etmeksizin, ilgilinin “özel yaşamını” etkileyebileceğini kabul ettiği davadan farklı olduğunu tespit etmiştir (Karov/ Bulgaristan, No. 45964/98, §§ 88-89, 16 Kasım 2006).
Somut olayda, başvuranın yalnızca öğretmen olarak kamu görevine alınmasını engelleyen not, ilgilinin kamuda veya özel sektörde bir iş bulmasına engel teşkil etmemektedir. Ayrıca başvuran, Arap dili mezunu olarak özel sektörde var olan çok sayıda imkândan ayrı olarak ve İmam Hatip lisesinden aldığı diploma ile, “imam” yani devlet memuru olarak göreve alınması konusunda bir hak iddia edebilmektedir. Yalnızca ilkokul öğretmeni adayı olması yani yeniden yenilenmesi teminatı verilmeksizin 1 ila 2 yıllık bir sözleşme uyarınca çalışması ve pedagojik formasyon alması, başvurana okullarda ilkokul öğretmeni olarak atanma hakkı vermemektedir. 8. maddeden, işe alınma ya da belirli süreli iş sözleşmesinin yenileceği konusunda genel bir hakkın bulunduğu sonucu çıkarılamaz. Sözleşme’nin 8. maddesinden, işe alınma ya da belirli süreli iş sözleşmesinin yenileceği konusunda genel bir hakkın bulunduğu sonucu çıkarılamaz (Fernández Martínez/İspanya, No. 56030/07, § 109, 12 Haziran 2014). Diğer bir ifadeyle, başvuran, kamuda ya da özel sektörde başka bir görevde yer alma konusunda herhangi bir sınırlamaya maruz kalmamıştır.
Sözleşme’nin 8. maddesinin, tüm işten çıkarılma olaylarına, ayrımcılık yapılmayacak şekilde, uygulanabileceği şüphelidir. Dolayısıyla, gerek ulusal mahkemeler gerekse Mahkeme önünde, özel yaşamına saygı hakkı üzerinde bu türden bir tedbirin somut olumsuz etkilerini dile getirmek başvurana düşmektedir. Oysa başvuran, somut olayda, 8. maddeyi ileri sürmemiş ve bu tür herhangi bir etkiden bahsetmemiştir (bk. kıyaslama olarak, Özpınar/Türkiye, No. 20999/04, § 47, 19 Ekim 2010: “Mahkeme, ilgilinin yalnızca mesleki nedenlerle görevden alınmamış olduğunu gözlemlemektedir: Disiplin soruşturmasından ve görevden alınma kararından anlaşıldığına göre, başvuranın hem mesleki hem de özel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkileri doğrudan etkili olmuştur. Öte yandan, başvurana soruşturma esnasında isnat edilen suçlamalar dikkate alınarak, ilgili, makul olarak, itibarının söz konusu edildiği kanısına varabilir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin organlarının içtihadında daha önce kabul edildiği üzere, kişinin itibarını koruma hakkı özel yaşama saygı hakkının bir parçası olarak 8. madde kapsamına girmektedir; ayrıca bk. Oleksandr Volkov/Ukrayna, No. 21722/11, § 166, 9 Ocak 2013, AİHM 2013: Başvuranın hâkimlik/yargıçlık görevinden alınması, bilhassa mesleki nitelikteki ilişkileri ve başkalarıyla var olan ilişkilerinin büyük bir kısmı üzerinde etkileri olmuştur. Başvuranın görevden alınması, ilgilinin “yakın çevresi” üzerinde etkileri olmuştur zira işini kaybetmesi mutlaka, kendisinin ve ailesinin maddi refahı açısından somut sonuçlara yol açmıştır ...”).
Nitekim, somut olayda, çoğunluk, 34. paragrafın son cümlesi (in fine) ve 35. paragrafta, bir unsuru destekleyecek en küçük unsura dayanmaksızın bu türden etkilerin varlığını varsaymaktadır. Öte yandan, bu dava, gerçekte, işten çıkarılma olayı ile ilgili olmaktan ziyade kamu görevine alınma konusundaki engel ile ilgili olmaktadır. “Özel yaşam” eksiksiz bir tanımı bulunmayan bir geniş kavram olsa da (yukarıda anılan Sidabras ve Džiautas kararı, §43) ve 8. maddenin işten çıkarılma olaylarının tamamına uygulanabileceği varsayılması durumunda bile, kamu sektöründe işe alınma konusunda söz konusu durum daha ziyade (a fortiori) aynı değildir.
Öğretmenlik görevine alınma konusunda hak iddia edebilmek için var olan tek imkânsızlığın kendi başına, ihtilaf konusu tedbirler ve Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence altına alınan haklar arasında dolaysız bir bağ ortaya konulacak şekilde kişiliğinin gelişimi veya dış dünya ile ilişki kurma yeteneği üzerinde özel yaşamını etkileyecek nitelikte etkileri olamaz (bk. mutatis mutandis, Bolla ve diğerleri/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 44127/09, 19 Mayıs 2015; Briani/ İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33756/09, 9 Eylül 2014 ve aksi yönde bir karar için, yukarıda anılan Sidabras ve Džiautas kararı).
Full & Egal Universal Law Academy