AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞAHİN / TURKEY
(Başvuru no. 27303/09)
İHLAL KARARI
STRAZBURG
12 Aralık 2017
İşbu karar nihai olup bazı şekli değişikliklere tabi olabilir.
Şahin / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 21 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (27303/09 no.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Deniz Şahin’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 22 Nisan 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat M. Tanzi tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 29 Eylül 2010 tarihinde, polis tarafından gözaltında tutulma sürecinde avukata erişim hakkına ve ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikâyetler Hükümete tebliğ edilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 7 Ekim 2016 tarihinde, talep etmeleri halinde, Hükümeti İbrahim ve Diğerleri / Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru, AİHM 2016) kararından sonra görüşlerini sunmaya davet etmiştir.
5. Hükümet başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümetin itirazını göz önünde bulunduran Mahkeme söz konusu itirazı reddetmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran 1979 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.
7. Adana Sulh Ceza Mahkemesi, 11 Temmuz 2000 tarihinde, başvuranın gıyabında tutukluluğuna karar vermiştir.
8. Başvuran, 20 Temmuz 2000 tarihinde, avukatının yokluğunda jandarma tarafından sorgulanmıştır. Başvuran ifadesinde illegal örgüte dâhil olmasına ve yer aldığı eylemlere ilişkin detaylı bir açıklama yapmıştır. Başvuran daha sonra Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı önüne çıkarılmıştır. Başvuran, avukat yokluğunda verdiği ifadesinde, jandarmada verdiği ifadesinin doğru olduğunu belirtmiştir.
9. Mardin Sulh Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi, 15 Eylül 2000 tarihinde, yine avukatının yokluğunda başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
10. Cumhuriyet savcısı, 24 Ekim 2000 tarihinde, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesine bir iddianame sunarak, başvuran hakkında mülga Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlerde bulunmak suçlamasıyla dava açmıştır.
11. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Ekim 2005 tarihinde, başvuranın mahkûm edilmesine karar vermiştir.
12. Yargıtay, 26 Nisan 2006 tarihinde, mahkumiyetin bozulmasına karar vermiştir.
13. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2007 tarihinde, diğerlerine ilaveten, başvuranın jandarmaya ve savcıya vermiş olduğu ifadelere dayanarak başvuranın mülga Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca suç işlediği kanısına varmış ve başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir.
14. Yargıtay 12 Kasım 2008 tarihinde mahkûmiyet kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
15. Avukata erişim hakkı ile ilgili iç hukuka dair bilgiler Salduz / Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) yer almaktadır.
16. 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun aracılığıyla 3842 sayılı Kanunun 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış, böylece Devlet Güvenlik Mahkemeleri önünde yürütülen yargılamalarda suçlunun avukata erişim hakkı üzerindeki sınırlandırma kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDELERİNİN İHLALİ İDDİASI
17. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süreçte, avukata erişim hakkına sahip olmadığından şikayette bulunmuştur. Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi (...) konusunda (...) bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
18. Hükümet söz konusu iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkkında
19. Mahkeme söz konusu şikayetlerin Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca hiçbir koşulda başvurunun kabul edilemez olmadığını da ifade etmektedir. Bu sebeple kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Polis nezaretinde avukata erişim
20. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı alanına giren bir suç işlemekle itham edildiği gerekçesiyle 3842 sayılı kanunun 31. maddesi uyarınca avukat yardımından mahrum bırakılmasından şikayette bulunmuştur.
21. Hükümet başvuranın yargılama süresince avukatlar tarafından temsil edildiğini ve bu kapsamda argümanlarını sunma ve iddia makamı tarafından ileri sürülen argümanlara karşı savunma yapma imkanına sahip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca ilk derece mahkemesi yalnızca başvuranın polis ifadelerine dayanarak değil birtakım ciddi deliller temelinde karar vermiştir.
22. Mahkeme başvuranın avukata erişiminin 3842 sayılı kanun uyarınca kısıtlandığını ve aslında başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu belirtmektedir (Salduz / Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, § 56, AİHM 2008). Mahkeme, her halükarda, Hükümetin kısıtlama için herhangi bir mücbir sebep göstermediği veya soruşturmanın ilk aşamasında avukat yardımının bulunmamasının başvuranın savunma haklarına telafi edilemez bir şekilde halel getirmediğini kanıtlamadığı gerekçesiyle, başvuranın avukata erişim hakkına uygulanan kısıtlamanın sistematik mahiyetinin tek başına Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlalini teşkil etmesi konusunda yeterli olup olmadığını incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (Salduz, yukarda anılan, § 58, ve İbrahim ve Diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer, § 274, AİHM 2016). Bu itibarla, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin başvuranı mahkum etme hususunda polis ve savcı ifadelerini dayanak aldığını belirtmektedir. Ayrıca, mahkeme yargılamada delillerin kabul edilebilirliğini incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay söz konusu meseleyi şekilci bir biçimde ele almış ve bu eksikliği telafi etmemiştir.
23. Yukarda bahsi geçen değerlendirmeler Mahkemenin Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlali bulunduğuna dair bir neticeye varması için yeterli bulunmuştur.
2. Yargılamaların Uzunluğu
24. Başvuran yargılamaların uzunluğunun Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde belirtilen "makul süre" koşuluyla uyuşmadığından şikayette bulunmuştur.
25. Hükümet davanın karmaşıklığı, sanık sayısı ve başvuran aleyhindeki suçlamaların ciddiyeti dikkate alındığında, yargılamaların uzunluğunun makul olmadığının değerlendirilemeyeceğini iddia etmiştir.
26. Mahkeme öncelikli olarak Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasındaki pilot karar uygulamasından itibaren Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme Turgut ve Diğerleri / Türkiye (no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasındaki kararında başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler bakımından, muhtemel surette (a priori) erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir.
27. Mahkeme ayrıca Ümmühan Kaplan (yukarda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni kanunun yürürlüğe girmesinden önce Hükümete tebliğ edilen davalarda, bu tür başvuruları normal prosedür kapsamında yine de inceleyebileceğini vurgulamıştır. Mahkeme ayrıca somut davada Hükümetin yeni iç hukuk yoluna ilişkin bir itirazda bulunmadığını belirtmektedir. Yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme mevcut başvurunun incelenmesine karar vermiştir (bk Rıfat Demir / Türkiye, no. 24267/07, §§ 34‑36, 4 Haziran 2013).
28. Mahkeme yargılamaların uzunluğunun makul olup olmadığının dava koşulları ışığında ve aşağıdaki kriterler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır: davanın karmaşıklığı, başvuranların ve ilgili mercilerin tutumları (bk, diğer pek çok karar arasında, Pélissier ve Sassi / Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999‑II).
29. Somut davada Mahkeme, göz önünde bulundurulacak olan sürenin başvurana ilişkin verilen tutuklama kararıyla 11 Temmuz 2000 tarihinde başlayıp Yargıtay tarafından verilen nihai kararla 12 Kasım 2008 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yargılamalar, davanın her bir aşamada iki defa incelendiği iki dereceli yargılama kapsamında yaklaşık 8 yıl 4 ay sürmüştür. Mahkeme ayrıca ceza mahkemesi önündeki davanın özellikle karmaşık olmadığını belirtmektedir. Yetkililerin tutumuna ilişkin, Mahkeme ilk derece mahkemesinin karar vermesinin 5 yıl sürdüğünü gözlemlemektedir. Ne söz konusu gecikmeler için herhangi bir yeterli açıklama ne de başvuranın yargılamalardaki gecikmeler açısından bir sorumluluk taşıyıp taşımadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmıştır. Elindeki belgeleri göz önünde bulunduran Mahkeme ayrıca başvurana isnat edilebilecek herhangi bir gecikme bulunmadığı kanısındadır.
30. Mahkeme mevcut davadakilere benzer meseleler içeren davalarda genellikle Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlalinin bulunduğuna karar vermiştir (bk Selek / Türkiye, no. 43379/02, §24, 12 Aralık 2006).
31. Kendisine ibraz edilen bütün materyalleri inceleyen Mahkeme, Hükümetin, mevcut davada farklı bir kanaate varılmasını sağlayabilecek nitelikte herhangi bir olgu ya da argüman ortaya koymadığını düşünmektedir. Konuyla ilgili içtihadı göz önünde bulunduran Mahkeme mevcut davada yargılamaların aşırı uzun olduğu ve “makul süre” koşulunu yerine getirmediği kanaatindedir (Daneshpayeh / Türkiye, no. 21086/04, § 28, 16 Temmuz 2009, ve Gürbüz ve Özçelik / Türkiye, no. 11/05, § 24, 2 Şubat 2016).
32. Buna göre Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMEYE DAİR DİĞER İHLAL İDDİALARI
33. Başvuran 14 gün sürdüğünü iddia ettiği gözaltı süresinin makul süre koşulunu aştığı hususunda şikayette bulunmuştur. Başvuran ayrıca emniyette gözaltında bulunmasının hukuka aykırı olduğu hususunda itiraz etmesini sağlayacak etkili bir iç hukuk yolunun olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi gereğince kullanılabilir bir tazminat hakkı bulunmadığı konusunda şikayette bulunmuştur.
34. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesine dayanarak, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargılamasının bir bölümünde askeri hakimin de bulunması sebebiyle adil duruşma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
35. Başvuran 7. maddeye dayanarak, yerel mahkemelerin, tavrının yasal sınıflandırılmasında ve iç hukukun ilgili hükümlerinin uygulanmasında hata yaptıklarını ileri sürmüştür.
36. Tarafına ibraz edilen materyalleri inceleyen Mahkeme, söz konusu hükümler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığını tespit etmiştir. Ayrıca başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca kabul edilemez olarak beyan edilmelidir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
37. Başvuran miktar belirtmeden masraf ve giderlerin yanı sıra manevi ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur (karşılaştırınız Nagmetov / Rusya [BD], no. 35589/08, §§ 56-92, 30 Mart 2017).
38. Hükümet başvuranın iddialarının ne ayrıntılı bir şekilde yazıldığını ne de doğruluğunun ispatlandığını bildirmiştir.
39. Mahkeme somut davada Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Sözleşmenin herhangi bir maddesine dair ihlal bulunmaması halinde, başvuran hakkındaki yargılamaların akıbetine dair spekülasyonda bulunamayacağını belirtmiştir (bk İbrahim ve Diğerleri, yukarda anılan, §315). Mahkeme bu sebeple herhangi bir maddi tazminata hükmetmemektedir.
40. Mahkeme ayrıca Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311. maddesinin yargılamaların yeniden açılması imkanına olanak verdiğini bildirmektedir. Mahkeme tazmin için en uygun yöntemin, başvuranların talep etmeleri halinde Sözleşmenin 6. maddesi koşulları uyarınca yeniden yargılanmaları olacağı kanaatindedir (bk Salduz, yukarda anılan, § 72, ve Abdulgafur Batmaz / Türkiye, no.44023/09, § 58, son cümlesi, 24 Mayıs 2016). Mahkeme, bu koşullar altında, ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir.
41. Fakat Mahkeme, başvuranın, hakkındaki yargılamaların uzunluğundan kaynaklanan bir ihlalin Mahkeme tarafından sadece tespit edilmesiyle telafi edilemeyecek bir acı ve sıkıntı çektiğini kaydetmiştir. Hakkaniyet temeline dayanarak karar veren Mahkeme bu sebeple başvurana manevi tazminat açısından 3.500 avro tazminat verilmesini uygun bulmaktadır.
42. Masraf ve giderler bakımından Mahkeme, başvuranın masraf ve giderlere ilişkin talebini destekleyecek herhangi bir yasal veya finansal belge ibraz etmediğini belirtmektedir. Mahkeme İç Tüzüğünün 60 § 2 maddesi uyarınca, tüm taleplere ilişkin ayrıntılı bilgilerin sunulması gerekmektedir, aksi takdirde Mahkeme söz konusu iddiayı kısmen ya da tamamen reddedebilmektedir. Herhangi bir belgenin bulunmamasını göz önünde bulunduran Mahkeme masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Polis gözaltısı sürecinde avukata erişime ilişkin ve ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir ve başvurunun kalanının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Ceza yargılamalarının uzunluğundan dolayı Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiği tespitinin, başvuranın polis tarafından gözaltında bulunduğu süreçte avukata erişimden yoksun bırakıldığı şikayetine ilişkin uğramış olabileceği manevi zarar bakımından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
5. (a) davalı Devlet’in üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, başvurana, ceza yargılamalarının aşırı uzunluğunun sebep olduğu manevi zarar karşılığında, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 3.500 avro (üçbinbeşyüz avro) ödemesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 12 Aralık 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy