AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞAHİNKUŞU / TÜRKİYE
(Başvuru No. 38287/06)
KARAR
STRAZBURG
21 Haziran 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 §2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Şahinkuşu / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Ksenija Turković,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 17 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, iki Türk vatandaşının, Fariz Şahinkuşu ve Medine Şahinkuşu’nun (“başvuranlar”) 7 Eylül 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 38287/06) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Adana Barosuna bağlı Avukatlar V.Özkan ve C.Tabak tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerine dayanarak, bilhassa, yakınlarının askerlik yaptığı sırada hayatını kaybetmesinden yakınmaktadırlar.
4. Başvuru 12 Ocak 2010 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1950 ve 1956 doğumlu olup, Adana’da ikamet etmektedirler.
6. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
A. Davanın başlangıcı
7. Başvuranların oğlu Ferid Şahinkuşu 4 Aralık 2003 tarihinde, Kırkağaç’ta (Manisa) eğitim birliğine katılmıştır. Dosyada yer alan unsurlardan, ilgilinin, yetkililere özel herhangi bir sorunu olduğuna ilişkin beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır.
8. Acemi eğitimini tamamladıktan sonra, yedi gün izin kullanmış; akabinde 7 Şubat 2004 tarihinde Erbaa İlçe Jandarma Komutanlığında (Tokat) yeni birliğine katılmıştır.
9. Kozlu Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Üstçavuş M.A.D (“Astsubay Üstçavuş”) belirtilmeyen bir tarihte, Ferid Şahinkuşu ile ilgili bir form doldurmuş ve ilgilinin, diğerlerinin yanı sıra “psikolojik sorunları” olduğunu kaydetmiştir.
10. Ferid Şahinkuşu, 30 Mart, 22 Nisan, 6 Mayıs ve 21 Haziran 2004 tarihlerinde, Psikolojik Danışmanlık Merkezinde muayene edilmiş; uzmanlar tarafından, ilgilinin “uyum bozukluğu” yaşadığı tespit edilmiştir. 9 Eylül 2004 tarihinde yapılan son inceleme sonunda, aynı danışmanlık merkezinde görev yapan uzmanlar, Ferid Şahinkuşu’nun psikolojik durumunun iyi olduğunu ve ilgilinin artık tedaviye ihtiyacı olmadığını tespit etmişlerdir. Uzmanlar ayrıca, ilgiliye silah verilmesinde sakınca bulunmadığını belirtmişlerdir.
11. Ferid Şahinkuşu 29 Aralık 2004 tarihinde sabah içtimasına katılmamıştır. Astsubay Üstçavuş ve yardımcısı Çavuş A.A.K. ilgiliyle görüşmüştür. Ferid Şahinkuşu kendilerine: “Burada kalmak istemiyorum; burada hiç arkadaşım yok, yeni bir görevlendirme yeri talep etmek için İlçe Komutanıyla görüşmek istiyorum.” demiştir.
12. Aynı gün, Ferid Şahinkuşu ve birliği, Astsubay Üstçavuşun komutanlığında atış talimi için Erbaa’ya doğru yola çıkmıştır. Atış talimi sonrasında, saat 14.00 sıralarında, Astsubay Üstçavuş, Ferid Şahinkuşu’ndan Jandarma İlçe Komutanıyla görüşüp görüşemediğini sormuştur. Ferid Şahinkuşu, komutanın yerinde olmadığını, bir başka sefer görüşeceğini söylemiştir. Astsubay Üstçavuş, Ferid Şahinkuşu’na geceyi Erbaa’da geçirmesini ve komutanı ertesi gün görmesini önermiş; ancak Ferid Şahinkuşu, Kozlu’ya, kışlasına dönmeyi istemiştir.
13. Aynı gün ilerleyen saatlerde, Ferid Şahinkuşu, Astsubay Üstçavuş ve M.K. isimli bir başka er şehir merkezine gitmişlerdir. Kalorifer tesisatının tamiri için malzeme satın almak ve kişisel işlerini halletmek isteyen Astsubay Üstçavuş, iki erden dönünceye kadar bir süpermarketin yakınına park ettikleri aracın yanında kalmalarını istemiştir. Ferid Şahinkuşu, Astsubay Üstçavuşun dönmesini beklerken M.K.ya süpermarketten yiyecek bir şeyler almayı teklif etmiştir. Saat 18.00 sıralarında, süpermarketin önünde, Astsubay Üstçavuş iki erle karşılaşmış, onları azarlamış ve kışlaya döndüklerinde, emre itaatsizlik nedeniyle cezalandırılacakları imasında bulunmuştur.
14. Yine aynı gün, saat 19.00 sıralarında, Astsubay Üstçavuş, emirlerine uymadığı gerekçesiyle Ferid Şahinkuşu’nu dövmüş ve kelepçelemiştir.
15. Ertesi gün sabah, 30 Aralık 2004 tarihinde saat 7.30 sıralarında, Ferid Şahinkuşu, koğuşta, arkadaşının tüfeğiyle kafasına ateş etmiştir. İlgili derhal helikopterle hastaneye götürülmüş; ancak hayatını kaybetmiştir.
B. Ferid Şahinkuşu’nun intihar etmesiyle ilgili ceza yargılaması
16. Erbaa Cumhuriyet savcısı (“savcı”) olaydan hemen sonra olay yerine gitmiştir. İlk tespitlerde bulunmuş ve soruşturma açmıştır. Olay yerinde ayrıntılı incelemelerde bulunmuş ve tutanaklar düzenlemiştir. Olay yerinde, bir adet boş fişek kovan, beylik silahı olarak er Y.A.ya zimmetli 743158 seri numaralı G-3 tipi tüfek ve bir adet mermi çekirdeği bulunmuş ve balistik inceleme yapılmak üzere bunlara el konulmuştur. Tüfeğin ucunda doku örnekleri tespit edilmiştir. Görgü tanıklarının da ifadeleri alınmıştır. Ferid Şahinkuşu’nun kişisel eşyaları, dolabı ve yatağı incelenmiştir. Atış kalıntısı olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla müteveffanın ellerinden numuneler alınmıştır. Saat 10.55’te konuyla ilgili tutanak düzenlenmiştir.
17. 1 Ocak 2005 tarihinde, müteveffanın cesedinde klasik otopsi yapılmıştır. Yapılan otopsi neticesinde, ölümün, ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin dokusu tahribatından kaynaklanan kardiyopulmoner yetmezlik sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir.
18. Balistik uzmanı bilirkişiler 3 Ocak 2005 tarihli raporda, olay yerinde bulunan tüfeğin çalışır vaziyette olduğunu; bulunan boş fişek kovanının ve mermi çekirdeğinin 743158 seri numaralı G-3 tipi tüfekten çıktığını bildirmişlerdir.
19. 24 Ocak 2005 tarihinde, alınan numunelerin yüzeyinde yapılan balistik bilirkişi incelemesinde, atış artıklarına bağlı kurşun ve antimon parçacıklarına rastlanmıştır.
20. Savcı 31 Aralık 2004 ve 3 Ocak 2005 tarihlerinde, konuyla ilgili olarak yürütülen ceza soruşturması kapsamında erlerin ve Astsubay Üstçavuşun ifadelerini almıştır. Bazı ifadelerin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
M.K., Er : “29 Aralık 2004 günü sabah saat 6.00’da uyandık. (...) Kahvaltı yapmadık. Daha sonra Astsubay [M.A.D.] gitti. (...) Saat 15.00-15.30’a kadar bekledik. Sonrasında, Astsubay [M.A.D.], eşiyle birlikte geri geldi; eşini doktora götürmek için bir araç aldı. Başka bir araçta saat 18.00’e kadar onu bekledik. Hiçbir şey yemediğimiz için çok acıkmıştık. Bu arada, Astsubay [M.A.D.] eşini eve bıraktı. Ferid, acıktık dedi ve süpermarketten yiyecek bir şeyler almayı önerdi. Yolda, Astsubay [M.A.D.] bizi gördü. Bana biraz uzaklaşmamı söyledi. Yolda Ferid’in kulaklarını çekti. Döndüğünde Ferid bana, [Astsubayın] kendisine onu daha sonra göreceğimizi söylediğini söyledi. “Astsubay [M.A.D.] bana küfür edecek, dayanamam. Eğer bana küfür edecek olursa havaya bir el ateş ederim.” dedi. Ben de “Böyle yapma, askerlik yaptığın aylar yanar.” dedim. Ferid çok gururluydu; hakaret edildiğinde kendini kaybederdi. Saat 19.00 sıralarında karakola geri geldik. Güvenlik talimi için, silahları havaya kaldırdık. [M.A.D.] bana yaklaştı ve “Hatanı biliyorsun değil mi?” diye sorarak yüzüme iki tokat attı. Ben de “Evet komutanım, biliyorum.” dedim. Benim yanımdan geçti ve sonra Ferid’e vurdu. Ferid “Ben size ne yaptım?” diye sordu. Astsubaya [M.A.D.] kesinlikle hakaret etmedi. “Yeter, bana vurmanızı gerektirecek ne yaptım?” dedi. Bunun üzerine Astsubaylar [M.A.D] ve A.A.K. ile diğer erler Ferid’i yere koydular ve üzerine oturdular ve kelepçe taktılar; daha sonra da onu içeriye götürdüler. Koğuşların bulunduğu tarafa gittim. İçerde ne olup bittiğini görmedim. Bana vuran Astsubaydan [M.A.D.] şikâyetçi değilim.”
M.D., Er : “29 Aralık 2004 tarihinde (...) büroda, yerdeydi ve kelepçeli vaziyetteydi. Astsubay [M.A.D.] ona, “Ayağa kalk, kendini acındırmaya çalışma!” dedi. Onu kaldırdı ve ben kendisine neden ona hakaret ettiğini sordum. Ferid, ona hakaret etmediğini söyledi. Bunun üzerine, Astsubay [M.A.D.] yeniden ona vurarak, “Piç kurusu, (...) seni mahvedeceğim” dedi. Sonrasında Ferid yandaki büroya götürüldü. Daha sonrasında neler yaşandığını bilmiyorum. Astsubay [M.A.D.] daha sonra bizden bir tutanak imzalamamızı istedi ve bana ve (...)’ya Ferid’i dövdüğünü kimseye söylemememiz için ısrar etti.”
H.F., Er : “29 Aralık 2004 tarihinde (...) saat 18.30 sıralarında (...) Ferid yerdeydi; serbest bırakılmayı isteyerek ayağını salladı. Ayağını sallarken, ayağı, Astsubayın [M.A.D.] yüzüne isabet etti. Ferid’in küfür ettiğini duymadım. Daha sonra Ferid’i kelepçeledik ve karakol komutanının bürosuna götürdük. Bize gitmemiz söylendi. Ferid, Astsubaylar [M.A.D.], A.A.K. ve [Uzman] Çavuş Cemil’le birlikte yalnız kaldı. Akabinde, Ferid’i yandaki büroya koydular. Daha sonrasında, ben kantindeyken, cam kırılması sesi duydum. ”
M.A.D., Astsubay Üstçavuş : “29 Aralık 2004 tarihinde, sabah içtiması sırasında, yardımcım, Astsubay [A.A.K.], bana Ferid’in sabah içtimasına katılmak istemediğini söyledi. Ferid’le konuştuğumda, bana “İçtimaya katılmak istemiyorum. Yüzbaşıyla [A.A.] görüşeceğim.” dedi. Bunun üzerinde “Tamam, bugün seni Erbaa’ya götüreceğim, orda Yüzbaşıyı görürsün.” dedim. Ferid’i Erbaa’ya götürdüm ve Yüzbaşıyla [A.A.] görüşmesi için onu alayda bıraktım. Öğleden sonra onu gördüğümde, Yüzbaşıyı görmediğini söyledi. Erbaa şehir merkezinde, erleri aracın yanında bırakarak malzeme satın almaya gittim. Hava kararmıştı. Döndüğümde, Ferid’i ve er M.K.’yı yolda yürürken gördüm. (...) M. koşarak gitti; Ferid bana doğru geldi; neden böyle davrandığını sordum ve kulaklarını çektim; araca binmesini emrettim. Döndüğümüzde, neden bu şekilde davrandıkları sordum ve M.K.’yı [azarladım]. Daha sonra, neden böyle davrandığını sormak için Ferid’i görmeye gittim. Ferid sinirlenmeye başladı ve anneme küfür etti. Söyledikleri beni şok etti. Gömleğinin yakasından onu yakaladım ve neden küfür ettiğini sordum. Agresifleşti ve erlere kelepçeleri getirmelerini söyledim. Ferid’i, erlerin yardımıyla etkisiz hale getirmeye çalıştığım sırada, bana küfür etmeye devam etti ve yüzüme tekme attı. Ferid’i sakinleştirmek için büroma götürdüm. Sonra, askerlerin içtiması için geri geldim. Onlara, Ferid’in bana saygısızlık yaptığını ve terbiyesizce hareket ettiğini söyledim. Askerlere ayrıca, sağlık raporu almak için doktora gideceğimi söyledim ve yardımcımdan [A.A.K.] Ferid’i gözetim altında tutmasını istedim. Doktora gittim; doktor bana, size de sunmuş olduğum, 29 Aralık 2004 tarihli iki gün iş göremezlik raporunu verdi. Doktorda olduğum sırada, Ferid’in başıyla vurarak camları kırdığını öğrendim. Daha sonra, Yüzbaşının [A.A.] geldiğini ve eri Erbaa’ya götürdüğünü duydum.”
21. Aynı zamanda, 30 Aralık 2004 tarihinde, Yüzbaşı A.A. ve Astsubay Üstçavuş hakkında intihar ve ihmal nedeniyle idari soruşturma açılmıştır. Yüzbaşı A.A., Astsubay C.A. ve er F.D.nin ifadelerinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
A.A. : “(...) İlk görüşme sonrasında, Ferid Şahinkuşu’nun psikolojik olarak rahatsız olduğunu fark ettim. Bunun üzerine, tıbbi kontrollerin yapılması ve RDM’deki [Rehabilitasyon Danışma Merkezi] kontroller esnasında takip edilmesi için gerekli tedbirleri aldım. Her zaman onun takibini sağladım. Şimdiye kadar, onu hastaneye sevk etmedik, çünkü kendisini RDM’de takip eden doktorlar bizden sevkini istemedi. Bunu bizden istemek doktora düşmektedir. Kaldı ki, konuyla ilgili tüm belgeler dosyamızdadır. Er Ferid Şahinkuşu ile görüşmelerimizde, ailevi sıkıntıları olduğunu ve davranışının, birlikte ve arkadaşlarıyla sorunlar doğurduğunu anladım. Ancak kişisel dosyasında, bu konuyla ilgili herhangi bir bilgi yer almaması üzerine, kendisi Kozlu ekibine gönderildi. Bugüne değin de görevine devam etti. Şimdiye kadar, ne karakol komutanı ne de bir başkası bana bir sorundan bahsetmedi. Üstelik kontroller yapıldığı için kaygılanmıyorduk. (...) [Olaylardan sonra], olaydan haberdar edilmek üzere telefonla arandım. Gerekli olması halinde hastaneye sevk edileceğini söyleyerek Ferid’in jandarma komutanlığına götürülmesini söyledim. Kozlu Jandarma Karakoluna giderken sakin değildim. Oraya vardığımda, er Ferid Şahinkuşu’nun, komutan yardımcısının bürosunda yerde yattığını gördüm; vücudu kaskatıydı; kriz geçiriyordu. Onu kaldırdım ve yanda bulunan, üç yataklı koğuşa götürdüm. (...) Kısa bir süre sonra daha iyi görünüyordu. (...) Onu yanıma aldım ve jandarma komutanlığına birlikte döndük. Ertesi gün, ihtiyaç olursa onu hastaneye gönderebiliriz diye düşündüm. Yolda ve komutanlıkta, er Ferid Şahinkuşu’yla konuştum. İyi olduğunu tespit ettim. Görüşmemiz sırasında, endişeleri olduğunu; arkadaşlarıyla iyi geçinemediğini söyledi. Endişelenmemesi gerektiğini; kendisini hastaneye göndereceğimi, isterse dinlenebileceğini ve toparlanması gerektiğini ve ertesi gün görüşeceğimizi söyledim. (...)”
C.A. : “(...) sabah saat 7.30 sıralarında, nöbetçi çavuş bana, bir önceki gün gelen Ferid isimli erin bir tüfek aldığını ve intihar etmek istediğini söylemeye geldi. Koğuşa gittim; ona üç metre kadar mesafede erler vardı. “Oğlum, dün akşam konuştuk; bana başka bir jandarma komutanlığına seni sevk etmesi için jandarma komutanlığına sormaya gideceğini söyledin; bunu bana dün akşam söyledin. Sorunun olmadığını söyledin.” dedim. Bana artık komutanla konuşmak istemediğini söyledi. (...) Daha sonra bana, onu bu duruma sokanların amirleri olduğunu söyledi. İsim verip vermediği bilmiyorum. (...)”
F.D., Er : “(...) [Olay günü] (...) Uyuduğumuz sırada, koğuş nöbetçisi : “Fevzi, Ulaş, Kamil, kalkın, oğlan intihar ediyor!” diye bağırdı. Uyandık. Ulaş, onun yanına benden önce gitti. Ferid’in yanına gittiğimde, çenesine tuttuğu tüfeğe şarjör takıyordu; sırtını dolaba yasladı ve parmağını tetiğe koydu. “Askerliği birlikte tamamlamak için çok az bir günümüz kaldı; askerlikte böyle şeyler olur.” dedim. O da bağırarak “Yaklaşmayın, kendimi öldürürüm!” dedi. Ulaş onunla konuştu; ama Ferid silahı bırakmadı. Ulaş ona bir sigara yakmasını söyledi. Ferid kabul etti. Sigarası yoktu; nöbetçi Çavuş bir tane buldu ama ona vermedi. Nöbetçi Çavuş, nöbetçi Astsubayı durumdan haberdar etmek için koşarak gitti. Ulaş onunla konuştuktan sonra Ferid biraz sakinleşti. Artık intihar etmeyeceğini düşündük; ama yine sinirlendi; silahı indirmedi. Daha sonra, Astsubay [C.A.] geldi; beş dakika boyunca onunla konuştu; ona “Dün akşam konuştuk; silaha dokunmayacağına söz verdin.” dedi. Er Ferid Şahinkuşu “Tek sorumlu Astsubaydır [M.A.D.] dedi.” Astsubay [C.A.] yalvardı; ama Ferid dinlemedi; tetiğe bastı. (...)”
22. Yürütülen idari soruşturma sonunda, raportörün (belirtilmeyen bir tarihte) sunduğu raporda, er Ferid Şahinkuşu’nun Astsubay Üstçavuşa herkesin içinde hakaret ettiği; Astsubay Üstçavuşun iki gün iş göremezlik raporu aldığı; bunu öğrenmesi üzerine er Ferid Şahinkuşu’nun arkadaşlarına psikolojik sorunlarından bahsettiğini ve onlara, karakol komutanının rapor aldığını, bittiğini, askerliğinin mahvolduğunu söylediğini; ilgilinin cezalandırılmaktan korktuğu ve (zaten sevmediği) askerliğini öngörülen tarihte tamamlayamayacağı düşüncesiyle intihar ettiğini belirtilmiştir.
Raportör aynı zamanda, Astsubay Üstçavuşun ve Yüzbaşı A.A.’nın disiplini sağlamak amacıyla yönetmeliği uyguladıkları; ancak psikolojik sorunlarına rağmen Ferid Şahinkuşu’nu hastaneye yatırtmadıkları gerekçesiyle her ikisinin de bu konudaki ihmalden sorumlu oldukları ve Astsubay Üstçavuşun, Ferid Şahinkuşu tarafından işlenen kusur ile ilgili olarak gerekeni yapmadığı sonucuna varmıştır.
23. Sivas Askeri savcısı 26 Temmuz 2005 tarihinde, Ferid Şahinkuşu’nun ölümü ile Astsubay Üstçavuşun eylemleri arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Askeri savcı, Ferid Şahinkuşu’nun intiharı tek başına gerçekleştirdiği ve olayda üçüncü bir şahsın sorumluluğu bulunmadığı kanaatine varmıştır. Öte yandan, intihara, maddi ve ailevi sorunların neden olduğu ve 29 Aralık 2004 tarihinde Astsubay Üstçavuş ile aralarında yaşanan olay sonrasında, erin cezalandırılmaktan ve – zaten sevmediği- askerliğini uzatmaktan korktuğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
24. Başvuranlar 5 Eylül 2005 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, -beyanlarına göre- oğullarının psikolojik sorunları olduğunu; ancak yetkililerin uygun tedbir almadıklarını; yetkililerin olaydan sonra da tedbir almadıklarını ve hastaneye götürülmesi gerekirken Ferid’i koğuşa gönderdiklerini iddia ederek oğullarının, Astsubay Üstçavuşun kötü muameleleri nedeniyle intihar ettiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvuranlar soruşturmanın genişletilmesini; bunun yanı sıra sorumluların soruşturulmasını ve mahkûmiyetlerini talep etmişlerdir.
25. Malatya Askeri Mahkemesi 21 Eylül 2005 tarihinde, silahların ve mühimmatların koğuşlarda muhafaza edilmesi gerektiğine ilişkin yönergeler/talimatlar olup olmadığının tespit edilmesi hususuyla ilgili olarak soruşturmanın genişletilmesine karar vermiştir. Askeri Mahkeme, Jandarma Genel Komutanlığının 22 Mayıs 2004 tarihli emri uyarınca, silah ve mühimmatların, olası ayrılıkçı örgüt saldırıları nedeniyle, alışılageldiği üzere mühimmat depolarında değil, koğuşlarda muhafaza edilmesi gerektiğini ve bu talimatın Erbaa İlçe Jandarma Komutanlığında 3 Haziran 2004 tarihinden itibaren uygulanmaya başlandığını tespit etmiştir.
26. Malatya Askeri Mahkemesi 7 Temmuz 2006 tarihinde, itiraz edilen kararı onamıştır. Askeri Mahkeme, erin ölümü ile üçüncü bir şahısla arasında doğrudan herhangi bir nedensellik bağı kurulamayacağını; bahse konu erin, intihar eyleminin tek sorumlusu olduğunu tespit etmiştir.
C. Astsubay Üstçavuş hakkında darp ve yaralama nedeniyle açılan ceza yargılaması
27. Askeri savcı, Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, astları, somut olayda Ferid Şahinkuşu’nu ve M.K. isimli bir diğer eri, darp ve yaralama nedeniyle Astsubay Üstçavuş hakkında 26 Temmuz 2005 tarihli iddianame düzenlemiştir.
28. Başvuranlar, müdahil taraf olarak davaya katılmışlardır.
29. Duruşmalar sırasında, sanık, yalnızca M.K.’nın yanağına elini koyduğunu ve “Hatanı biliyorsun değil mi?” diyerek ittiğini belirterek Ferid Şahinkuşu ve M.K.’yı dövdüğünü kabul etmemiştir. Ferid Şahinkuşu ile ilgili olarak ise, erin psikolojik sorunları olduğundan bilgisi olduğunu kabul etmiştir. Sanık, elini Ferid Şahinkuşu’nun göğsüne koyduğunu ve “(...) bize gideceğini söyledin (...); ama seni göndermiş olmamıza rağmen jandarma komutanını görmeye gitmedin, şehirde gezindin; disiplinsizsin; seni ne yapacağız?” dediğini ifade etmiştir. Sanık, Ferid Şahinkuşu’nun bunun üzerine kendisine küfür ettiğini ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, bir elini Ferid Şahinkuşu’nun göğsüne, diğer elini omzuna koyduğundan, ilgilinin kuşkusuz dövülmekten korktuğunu; sinirlenmeye başladığını; yere düştüklerini; Ferid Şahinkuşu’nun kendisine tekme attığını; bunun üzerine askerlerden eri tutmalarını ve kelepçe takmalarını istediğini belirtmiştir.
30. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sivas Askeri Mahkemesi (“Askeri Mahkeme”) tanıkları dinledikten sonra, 19 Haziran 2007 tarihinde, Astsubay Üstçavuşun söz konusu suçu işlediğinin tespit edildiğini değerlendirmiştir. Askeri Mahkeme, cezanın belirlenmesi sırasında, aşağıdaki nedenden ötürü asgari cezadan ayrılmıştır.
“(...) sanık, başta kontrol noktasında, mağdura şiddetle sayısız tekme atmış ve mağdurun vücudunun her yerine ayırt etmeksizin vurmuştur; mağdur orada tutulmamış ve kelepçe taktırdıktan sonra, onu küçük düşürmek için sürekli hakaret ederek bürosunda dövmeye devam etmiştir.”
Askeri Mahkeme, Astsubay Üstçavuşu, astı kasten darp ve yaralamadan suçlu bulmuş ve iki ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. İlgilinin mahkemedeki iyi halini göz önünde bulundurarak, cezasını bir ay yirmi güne indirmiştir. Askeri Mahkeme, ilgilinin, cezasının para cezasına çevrilmesi ve ertelenmesi yönündeki taleplerini reddetmiştir.
31. Askeri Yargıtay 16 Temmuz 2008 tarihinde Askeri Mahkemenin kararını bozmuştur. Askeri Yargıtay, Askeri Mahkemenin, sanığın “önceki durumunu” ve “suç işlemeye eğilimini” göz önünde bulundurmadığını tespit etmiştir.
32. Askeri Mahkeme 4 Kasım 2010 tarihinde, oyçokluğuyla, Astsubay Üstçavuşu bir ay yirmi günlük aynı cezaya mahkûm etmiştir. Askeri Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 6. fıkrası uyarınca sanığın sabıka kaydının olmaması ve iyi hali nedeniyle söz konusu cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir. Albay hâkim M.S. KÖK, sanığın cezasının infazının ertelenmemesi gerektiği yönünde ayrık görüş vermiştir.
33. Malatya 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi 6 Ocak 2011 tarihinde, başvuranların itirazını reddetmiştir.
D. Tazminat davası
34. Başvuranlar 27 Ocak 2006 tarihinde, Savunma Bakanlığına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Başvuranların her biri, maddi tazminat olarak 15.000 Türk Lirası (yaklaşık 12.300 avro) ; manevi tazminat olarak da 15.000 Türk Lirası (yaklaşık 12.300 avro) olmak üzere toplam 60.000 Türk Lirası (yaklaşık 49.200 avro) talep etmişlerdir. Müteveffanın yedi kardeşinin her biri de 5.000 Türk Lirası (toplam 35.000 Türk Lirası (yaklaşık 28.700 avro)) talep etmiştir.
35. 15 Ocak 2007 tarihli bilirkişi raporunda, müteveffanın annesinin maddi zararı 25.630 Türk Lirası (yaklaşık 13.930); babasının maddi zararı ise 16.079 Türk Lirası (yaklaşık 8.740 avro) olarak değerlendirilmiştir.
36. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 14 Şubat 2007 tarihli kararla, ikiye (iki muvazzaf subayın oyları) karşı üç oyla (Başkan- Askeri hâkim ve diğer iki askeri hâkimin oyları) başvuranların taleplerini kısmen kabul etmiş ve maddi tazminat olarak, müteveffanın annesine 7.000 Türk Lirası (yaklaşık 3.845 avro), babasına 4.000 Türk Lirası (yaklaşık 2.000 avro); manevi tazminat olarak, müteveffanın anne ve babasının her birine 2.500 Türk Lirası (yaklaşık 1.375 avro) olmak üzere toplam 16.000 Türk Lirası (yaklaşık 8.595 avro) ödenmesine karar vermiştir: Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ayrıca, müteveffanın yedi kardeşinin her birine 1.000 Türk Lirası (yaklaşık 550 avro) olmak üzere toplam 7.000 Türk Lirası (yaklaşık 3.850 avro) ödenmesine karar vermiştir.
37. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, davanın olay ve olgularına, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ve Astsubay Üstçavuş hakkında açılan kamu davasına atıfta bulunduktan sonra, Ferid Şahinkuşu’nun, Astsubay Üstçavuş tarafından dövüldükten bir gün sonra hayatına son verdiğini tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme, üzücü olayın, erleri dövmesi yasak olan devlet memurunun davranışlarından sonra yaşandığının altını çizmektedir. Yüksek Mahkeme, devlet memurlarının davranışlarını düzenleyen yönetmelikte, somut olayda uygulandığı üzere, Astsubay Üstçavuşun mesleki yetkisi ve yeterliliği ile ilgili olarak eksiklik görüldüğü sonucu çıkarmıştır. Yüksek Mahkeme, olayın, bir Devlet memurunun görevini yerine getirirken hatalı davranması sonucu meydana gelmiş olmasından ötürü hizmet kusuru nedeniyle sorumluluk ilkesine dayanarak zararın tazmininin uygun olacağını eklemiştir. Bunun yanı sıra, ölümünün intihara bağlı olması nedeniyle mağdurun birlikte kusuru bulunduğu sonucuna varmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
38. Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Madununu kasten itip kakan, döven (...) amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur.”
39. Ceza Kanunu’nun 454. maddesinde, intiharın gerçekleşmesi durumunda, birini intihara teşvik eden ya da intiharına yardım eden kimsenin cezalandırılması öngörülmektedir. Yargıtay’ın somut olayla ilgili yerleşik içtihadına göre, basit bir tahrik/kışkırtmanın bu kriteri karşılamak için yeterli olmaması nedeniyle, “intihara teşvik etme” ifadesi, intihar etmeye kışkırtma olarak anlaşılmalıdır; ayrıca, failin, intihar eylemini maddi açıdan kolaylaştırmak amacıyla hareket etmiş olması gereklidir. Her halükarda, söz konusu kışkırtma kasıtlı olmalıdır. Bir başkası tarafından uygulanan kötü muamele ya da darp ve yaralamalar neticesinde gerçekleşen intihar eylemleri bazı farklılıklar gösteren bir içtihada konu olmaktadır. Bununla yanı sıra, genellikle, bu kriterin, söz konusu kişinin, gerçekten bir başkası tarafından uygulanan kötü muamele sonrasında intihar ettiği sonucuna varmak için yeterli olmadığı kabul edilmektedir; öte yandan, bahse konu kişinin tamamen bilinçli olarak ve intihara teşvik etmek amacıyla hareket etmiş olduğunun kanıtlanması gerekmektedir.
40. 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Amir; maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir. Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur. (...)”
Söz konusu kanun maddesi, 211 Sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin bilhassa 13. maddesi ile birlikte okunduğunda, askerlerin hususi halleri, kabiliyetleri ve sağlık durumlarının, askerlerin huzurundan ve de bayrak altındaki yükümlülüklerini en iyi koşullarda yerine getirmelerinden sorumlu olan amirleri tarafından yakından gözetilmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda hiyerarşik üstlere düşen görevlerin amacı ve kapsamı, bu tür görevlerin gerekli olduğu koşullara göre değişiklik göstermektedir. (Kılınç ve diğerleri/Türkiye, No. 40145/98, §§ 32 ve 33, 7 Haziran 2005 ve Salgın/Türkiye, No. 46748/99, § 53, 20 Şubat 2007).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
41. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerine dayanarak, yakınlarının yaşam hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar aynı zamanda, yakınlarının ölümüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden, etkin bir hukuk yolu bulunmamasından ve oğullarının ölümünden sonra destekten yoksun kalma tazminatı almanın imkânsız oluşundan şikâyet etmektedirler.
Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme (Tarakhel/İsviçre [BD], No. 29217/12, § 55, AİHM 2014 (özetler)), söz konusu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının esas ve usul yönlerinden incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. (...)”
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
42. Hükümet, Mahkeme’den başvurunun kabul edilemez olduğunu açıklamasını talep etmektedir. Mahkeme’nin, ceza mahkemeleri önünde görülen davanın Çavuş M.A.D.nin sadece darp ve yaralama bakımından sorumluluğunu tespit etmeye yönelik olduğu ve bu durumun, yaşam hakkının ihlaline neden olan olaylarla benzerlik göstermediği kanaatine varması halinde, Hükümet, askeri idare mahkemesi önünde böyle bir durumun olmadığını ileri sürer. Hükümet, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, kusur sorumluluğuna dayanarak, başvuranlara ve ailesine tazminat ödenmesine hükmettiğini; Çavuşun davranışının kısmen idareye yüklenebilir bir hizmet kusurunu teşkil ettiği kanaatine vardığını; bu kusurlu fiil ile ölüm arasında nedensellik bağı kurduğunu; intihar ile askerliği ve Çavuşun kusurlu davranışını birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını belirttiğini ve Ferid Şahinkuşu’nun intiharında askeri idarenin sorumluluğunu kesin olarak kabul ettiğini ifade etmektedir. Hükümet bu nedenle somut olayda uygun bir telafi sağlandığını ve başvuranların bundan böyle, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, 2. maddenin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur oldukları iddiasında bulunamayacaklarını ileri sürmekte ve Mahkeme’den, Sözleşme’nin 34. maddesi ile 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle mevcut başvuruyu reddetmesini talep etmektedir.
43. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadırlar.
44. Zorunlu askerlik görevinin yapıldığı sırada yaşanan intihar vakalarında da, Mahkeme daha önce, cezai ve idari davaları birlikte değerlendirilerek, başvuranlara uygun bir telafi sağlandığında, başvuranların mağdur sıfatının ortadan kalkabileceğini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (bk. Güdek ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 31552/07, 8 Eylül 2009, mühimmat deposuna erişimin denetimi konusunda ihmalkârlık nedeniyle bir askerin cezai sorumluluğu bulunduğunun tespit edildiği ve başvuranlara tazminat ödendiği dava; bk. aynı zamanda Karan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20192/04, 23 Şubat 2010, hiyerarşik üstün, idare mahkemesi tarafından, başvuranların yakınını intihara kışkırtan nitelikte eylemleri ile darp ve yaralama nedeniyle iki ay on beş gün hapis cezasına mahkûm edildiği ve aynı zamanda başvuranlara tazminat ödendiği dava; bk. aynı zamanda, Mehmet Köse/Türkiye, No. 10449/06, §§ 62-70, 1 Nisan 2014, soruşturma ile ilgili).
45. Somut olayda, Mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin başvuranlara ve ailesine kusur sorumluluğuna dayanarak tazminat ödenmesine karar verse de, başvuranların taleplerini yalnızca kısmen kabul ettiğini tespit etmektedir.
Nitekim annenin ve babanın maddi zararını 22.670 avro olarak değerlendiren bilirkişi raporuna rağmen, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ilgili şahıslara, şahsın ölümünün intihara bağlı olmasından dolayı, çocuklarının birlikte kusuru bulunması nedeniyle, maddi ve manevi tazminat olarak 8.595 avro ödenmesine karar vermiştir (yukarıda 35 ila 37. paragraflar). Mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından maddi ve manevi tazminat açısından ödenen meblağın yalnızca bilirkişi raporunda önerilen maddi tazminat tutarının fazlasıyla altında olmakla kalmayıp, aynı zamanda, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edildiği durumlarda yaşamın korunmamasına ilişkin benzer davalarda ödenmesine hükmettiği meblağlardan da uzak olduğunu kaydetmektedir (bk. a contrario, Volkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), 3449/09, § 45, 20 Ekim 2015).
Bu nedenle, bu bağlamda ileri sürülen itirazın reddedilmesi uygundur.
46. İşbu başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığı tespit eden Mahkeme, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tarafların İddiaları
47. Başvuranlar, oğullarının zorunlu askerlik görevini yerine getirdiği, dolayısıyla Devletin sorumluluğu altında bulunduğu sırada hayatını kaybettiğini belirtmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, oğullarının intihar etmesine engel olacak nitelikte önleyici tedbirlerin alınmamasından, ölümüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden ve oğullarının ölümünden sonra destekten yoksun kalma tazminatı almanın imkânsız olmasından yakınmaktadırlar.
48. Hükümet, başvuranların iddiasına karşı çıkmakta ve Ferid Şahinkuşu’nun intiharında yetkililerin sorumluluğu bulunduğunu kabul etmemektedir. Hükümet öncelikle, Ferid Şahinkuşu’nun kişisel dosyasından, ilgilinin herhangi bir ciddi sorunu olmadığının anlaşıldığını belirtmektedir. Hükümet, Ferid Şahinkuşu’nun birçok defa psikolojik danışma merkezine sevk edildiğini; burada kendisine “uyum bozukluğu” teşhisi konduğunu ve 9 Eylül 2004 tarihinde yapılan son muayene sırasında, psikolojik danışma merkezinde görevli uzmanların Ferid Şahinkuşu’nun psikolojik yönden sağlık durumunun iyi olduğu ve artık tedaviye ihtiyacı olmadığı sonucuna vardıklarını belirtmektedir. Hükümet ayrıca, Ferid Şahinkuşu’nun askerliğe alınmadan önce, intihara meyilli olduğunu gösterir nitelikte zihinsel sıkıntıları olduğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, Ferid Şahinkuşu’nun askerlik yapmaya ruhsal yönden elverişliliğinin başvuranlar tarafından hiçbir zaman söz konusu edilemediğini ve üstelik hiçbir unsurun Ferid Şahinkuşu’nun kaygılandırıcı herhangi bir sorunu olduğunu askerlik şubelerine bildirdiğini göstermediğini eklemektedir.
Bu nedenle, Hükümete göre, hiçbir unsur, askeri yetkililerin, Ferid Şahinkuşu’nun hayatına son vereceğine yönelik yakın ve gerçek bir tehlikenin bulunduğunu bilmeleri gerektiği sonucuna varmaya imkân vermemektedir. Hükümet ayrıca, askeri yetkilileri olayın gerçekleşme ihtimalini öngörmemekle ve bu olayı önlemek için daha fazla çaba göstermemekle suçlamanın, dosyadaki unsurlar ve Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından kendisine aşırı bir yük yükleyeceğini ileri sürmektedir.
Hükümet son olarak, savcının, olay yerine geldiğini; olaydan hemen sonra derhal soruşturma başlatıldığını; tanıkların dinlendiğini; klasik otopsi yapıldığını; Ferid Şahinkuşu’nun ölüm koşullarının –Hükümete göre kesin olarak- tespit edildiğini ve Askeri Mahkemenin, Astsubay Üstçavuşu, astı darp ve yaralama nedeniyle hapis ve para cezalarına çarptırdığını belirtmektedir.
B. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
49. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, Devletlere, yargı yetkisi altında olan her kişiyi, diğer bir kişiye veya gerekirse kendisine karşı korumak için gereken bütün önleyici tedbirleri alma konusunda pozitif bir yükümlülük yüklediğini hatırlatmaktadır (Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 70, 16 Kasım 2000 ve Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 89-93, AİHM 2001-III).
50. Zorunlu askerlik hizmeti konusunda şüphesiz geçerli olan bu yükümlülük (Alvarez Ramon/İspanya (kabul edilebilirlik kararı), No.51192/99, 3 Temmuz 2001), Devletleri, yaşama hakkına zarar verilmesini etkili şekilde önleyebilecek nitelikte idari ve hukuki bir sistemi uygulamakla yükümlü kılmaktadır (bk. yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, §§ 55-58).
51. Zorunlu askerlik hizmeti alanında, yasal ve idari çerçeve güçlendirilmeli ve bunun yanı sıra, bu çerçeve, yalnızca askerlik ile ilgili bir takım faaliyet ve görevlerin niteliğinden dolayı değil, aynı zamanda Devlet, vatandaşlarını askere alma kararı verdiğinde söz konusu olan insan unsuru nedeniyle askerlik yoklamasına bağlı oluşabilecek hayati risk seviyesine göre uyarlanmış bir düzenleme de içermelidir (Lütfi Demirci ve diğerleri/Türkiye, No. 28809/05, § 31, 2 Mart 2010).
52. Söz konusu düzenleme, bir yandan askeri hayata bağlı tehlikelere maruz kalabilecek erlerin etkili şekilde korunmasına yönelik uygulamalara ilişkin tedbirlerin alınmasını, diğer yandan farklı kademelerdeki sorumlular tarafından bu konuda yapılabilecek hataların yanı sıra kendi çalışmalarındaki eksiklikleri belirlemeye imkân verecek uygun prosedürlerin oluşturulmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, erlerin korunmasını sağlamaya yönelik düzenleyici tedbirlerin, ilgili sağlık kuruluşları tarafından uygulamaya geçirilmesi de gereklidir; zira askeri sağlıkla ilgili birimlerin sağlık uygulamaları kapsamındaki tutum ve ihmalleri, bazı durumlarda, onlara Sözleşme’nin 2. maddesi açısından sorumluluk yükleyebilmektedir (Dülek ve diğerleri/Türkiye (No.31149/09, §§ 45-46, 3 Kasım 2011 ve yukarıda anılan Álvarez Ramón kararı).
53. Öte yandan, Mahkeme, mevcut davaya benzer davalarda, yaşam hakkının korunması usulünün Devlete, ölüm koşullarını ve konuyla ilgili sorumluları tespit etmek üzere bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü getirdiğini de hatırlatmaktadır (bk. örnek olarak, Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005, Salgın/Türkiye, No. 46748/99, § 86, 20 Şubat 2007, Halil Yüksel Akıncı/Türkiye, No. 39125/04, § 78, 11 Aralık 2012 ve yukarıda anılan Mehmet Köse kararı, § 62). Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında soruşturmanın etkinliği konusuyla ilgili ilkeler Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD] No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015, bilhassa §§ 172-175) ve Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], No. 5878/08, § 229-235, AİHM 2016) kararlarında yer almaktadır.
54. Bir soruşturma Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olarak nitelendirilebilmesi için, öncelikle eksiksiz olmalıdır (Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], No. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Bu da soruşturmanın, olayların nasıl meydana geldiğinin aydınlığa kavuşturulmasıve gerektiğinde sorumluların kimliklerinin tespiti ve cezalandırılmalarını sağlama konusunda elverişli olması anlamına gelmektedir.
55. Yetkililerin her durumda, , görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişi incelemeleri ve gerektiği takdirde yaralanmalar ile ilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân verecek otopsinin yapılması, klinik bulguların, özellikle ölüm sebebinin objektif analizi de dâhil olmak üzere, söz konusu olaylarla ilgili delillerin elde edilmesi için imkânları dâhilindeki makul tedbirleri almış olmaları gerekmektedir. Soruşturmaya ilişkin ölüm sebebinin veya olası sorumluların tespit edilmesini olumsuz yönde etkileyecek nitelikte her türlü eksiklik, bu kuralı karşılama konusunda risk teşkil edecektir (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], No. 23458/02, § 301, AİHM 2011(özetler)).
56. Özellikle soruşturma sonuçları, konuyla ilgili tüm unsurların titiz, objektif ve tarafsız bir incelemesine dayanmalıdır. Açıkça yürütülmesi gereken bir soruşturma işleminin reddedilmesi, soruşturmanın davanın koşullarını ve gerektiğinde sorumluların kimliklerini belirleme gücünü tehlikeye atacaktır (Kolevi/Bulgaristan, No. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009).
57. Somut olayda, Mahkeme, Ferid Şahinkuşu’nun ölümünden sonra yürütülen ceza soruşturmasının ve başvuranlar tarafından yapılan itiraz sonrasında Malatya Askeri Mahkemesi önünde görülen ceza davasının, kişinin ölüm koşullarının kesin şekilde tespit edilmesine imkân verdiği kanaatindedir (yukarıda 12 ila 22. paragraflar). Mahkeme, davacıların, soruşturmanın sonuçlarını, yetersiz veya çelişkili niteliği nedeniyle, ciddi olarak eleştiremeyecekleri kanısındadır. Bu bağlamda, Mahkeme, bir soruşturmanın yeterlilik düzeyinin, ölümün şüpheli niteliğine bağlı olduğunun altını çizmektedir. Mahkeme ayrıca, ulusal makamlar tarafından olay ve olgulara ilişkin varılan tespitleri ve kabul gören intihar iddiasını kabul etmemek için hiçbir gerekçe görmemektedir.
58. Bununla birlikte,geriye askeri mercilerin Ferid Şahinkuşu’nun intihar etmesine yönelik gerçek bir riskin bulunduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini; şayet bu riski biliyorlarsa, kendi kontrolleri altında bulunan her bireyi kendisine karşı koruma yükümlülükleri dikkate alındığında, bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını denetlemek kalmaktadır (Kılınç ve diğerleri/Türkiye, No. 40145/98, § 43, 7 Haziran 2005, yukarıda anılan Keenan kararı, §§ 93 ve 132 ve yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 58).
Mahkeme aynı zamanda, Sözleşme’nin bahse konu hükmü bakımından Devletin pozitif yükümlülüğünün kapsamına dair bu tür davaların yorumlanması söz konusu olduğunda, insan davranışının öngörülemezliğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Keenan kararı, § 90).
Bu bağlamda, başvuranların yakınının, orduya katılmadan önce intihara eğilimli olduğunu düşündürebilecek zihinsel bozuklukları olduğunu gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır. Üstelik ilgilinin askerlik yapma konusundaki ruhsal elverişliliğine başvuranlar tarafından hiçbir zaman değinilmemiştir. Uzmanların, Ferid Şahinkuşu’nda tespit ettikleri “uyum bozukluğu” ile ilgili olarak, ilgilinin o esnada basit kaygıları aşacak bir boyut kazanan bir sorun nedeniyle sıkıntı yaşadığını öngörebilmelerine imkân verdiği açıktır. Bu hususta, Ferid Şahinkuşu’nun, yapılan takip sonunda, ilgilinin psikolojik yönden iyiye gittiğini ve artık tedaviye ihtiyacı olmadığını tespit eden uzmanlara sevk eden hiyerarşik üstlerinin iyi niyetten yoksun oldukları ya da kötü niyetli oldukları iddiasında bulunulamaz. Uzmanlar aynı zamanda, ilgiliye silah emanet etme konusunda risk bulunmadığını da belirtmişlerdir (yukarıda 5 ve 6 paragraflar) (bk. mutatis mutandis, Korgancı/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 27479/09, 19 Haziran 2012).
Bu tespit, Ferid Şahinkuşu’nun başka bir yere görevlendirme talebiyle ilgili olarak da geçerlidir; jandarma komutanı ve yardımcısı, erle görüşmüş ve bir çözüm bulmak için ilgiliyi ilçe komutanlığına yönlendirmişlerdir (yukarıda 9 ve 10. paragraflar).
59. Ölümcül olaydan bir önceki gün yaşanan hadiselerle ilgili olarak, mevcut davanın koşulları ile Mahkeme’nin yetkili makamların, mağduru, üstlerinin usulsüz ve tekrar eden davranışlarından korumak amacıyla yetkileri dâhilindeki her şeyi yapmadıkları gerekçesiyle Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı Abdullah Yılmaz kararındaki koşullar arasında herhangi bir ortak nokta bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 70 in fine - ilgiliye öfkelenen amirinin, gün boyu hiç durmadan devam eden sorumsuz davranışları sonucunda er kendisini öldürmüştür.)
60. Mahkeme, mevcut davada, olayların nispeten kısa bir zaman diliminde yaşandığını kaydetmektedir; nitekim olay 29 Aralık 2004 tarihinde saat 19.00 sıralarında yaşanmış ve er ertesi gün saat 7.30’da intihar etmiştir. Bu hususla ilgili olarak, somut olayın koşulları, olayların sabahın erken saatlerinde başladığı ve öğleden sonraya kadar devam ettiği; erin üstünün, ilgilide yakın bir intihar riski bulunduğunun farkına varma imkânı verdiğini; zira erin, sabah saatlerinden itibaren sorunlarının basit ailevi sıkıntıların ötesinde bir boyut kazandığını anlamayı sağlayacak türden davranış bozukluğu sergilediği Abdullah Yılmaz davasından farklıdır (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, §§ 62-66). Öyle ki mevcut davada durum bu şekilde değildir; mevcut dava daha ziyade Karan/Türkiye (yukarıda anılan karar) davasıyla benzerlikler göstermektedir. Ferid Şahinkuşu’nun “uyum bozukluğu” nedeniyle uzmanlarla görüştüğü ve başka bir bölüğe geçme isteğini açıkça ifade ettiği doğruysa ve olay günü, Astsubay Üstçavuş ile arasında bir sorun yaşanmışsa, söz konusu sıkıntıların, disiplin sorunlarının ve Astsubay Üstçavuşun profesyonellikten yoksun olmasının ötesinde bir boyut kazandığını göstermemektedir. Astsubay Üstçavuşu ve Ferid Şahinkuşu’nun diğer üstlerini, bu aşamada, intihar olasılığını öngörmemekle suçlamak, ilgililere gerçek dışı ve aşırı bir yük yükleyecektir.
61. Öte yandan, Astsubay Üstçavuş eylemleriyle, bir ordu mensubunun emri altındaki erlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüyle ilgilenmelerine ilişkin sorumluluklarını yerine getirme konusunda yetersiz olduğunu gösterdiği doğru olsa da ilgili, bu eylemler nedeniyle mahkûm edilmiştir; Mahkeme, ceza yargılamasının görüldüğü ulusal yargı organlarının, söz konusu eylemler ile intihar arasında doğrudan nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna vardıkları olay ve olgulara ilişkin tespitlerin yeniden incelemesini gerektirecek nitelikte ikna edici verilere sahip değildir (bk. Giuliano ve Gaggio/İtalya [BD], No. 23458/02, § 180, AİHM 2011 (özetler), Camekan/Türkiye, No. 54241/08, § 45, 28 Ocak 2014 ve Ataykaya/Türkiye, No. 50275/08, § 47, 22 Temmuz 2014; bk. aynı zamanda Kudrevicius ve diğerleri/Litvanya [BD], No. 37553/05, § 169, AİHM 2015). Mahkeme bunun yanı sıra, dosyada yer alan unsurlara dayanarak, kendi değerlendirmesini ulusal makamların değerlendirmesinin yerine koymak için gerekçe görmemektedir.
62. Netice itibarıyla, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, dosyanın unsurlarına dayanarak, askeri makamları intiharı önleyememiş olmakla suçlamanın, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından kendilerine aşırı bir yük yükleyeceği kanaatindedir.
63. Dolayısıyla, somut olayda Sözleşme’nin 2. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. İkiye karşı beş oyla, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 21 Haziran 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithPaul Lemmens
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
İşbu karar ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrasına uyarınca yazılan, Yargıçlar H. Keller ve E. Kūris’in ortak muhalif görüşü yer almaktadır.
P.L.E.
S.H.N.
YARGIÇLER KELLER VE KŪRIS’İN
ORTAK MUHALİF GÖRÜŞÜ
1. Mevcut davada, çoğunluğun, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine dair vardığı tespite katılamayacağımızı üzülerek belirtmek isteriz. Çoğunluğun ifade ettiği üzere, Mahkeme’nin, askerlik hizmeti kapsamında erlerin hiyerarşik üstlerine düşen özeni göz önünde bulundurarak farklı bir muhakeme benimsemesi gerekirdi.
2. Başvuranların oğlu Ferid Şahinkuşu, 30 Aralık 2004 tarihinde saat 7.30 sıralarında ateşli silahla intihar etmiştir; bir önceki gün ise Astsubay Üstçavuş M.A.D.nin kötü muamelelerine maruz kalmıştır. Bu hatalı davranışların, somut olayın koşullarında, eri intihara sürükleyecek ve bu nedenle Devletin sorumluluğuna yol açacak nitelikte olup olmadığının incelenmesi uygun olacaktır. Böylelikle, Astsubay Üstçavuş M.A.D.nin, ere karşı güç kullanması mutlak gerekli değilse ve olay ve olgulardan, bu güç kullanımının özel bir tehlike arz ettiği anlaşılıyorsa, buradan Devletin eri koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucu çıkarılmaktadır. Çoğunluğun görüşünün aksine, somut olayda mevzu, askeri yetkililerin Ferid Şahinkuşu’nun intihar etmesine yönelik gerçek bir riskin var olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini; şayet bu riski biliyorlarsa, kendi kontrolü altında bulunan her bireyi kendisine karşı koruma yükümlülükleri dikkate alındığında, bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını tespit etme sorununa yanıt vermek değildir (kararın 58. ve bunu izleyen paragrafları).
3. Nitekim Mahkeme’nin içtihadıyla geliştirilen ilkelere göre, Devletler, yaşam hakkı ihlallerini etkili şekilde önleyebilecek nitelikte idari ve hukuki bir sistem uygulamakla yükümlüdür (Alvarez Ramon/İspanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51192/99, 3 Temmuz 2001 ve Abdullah Yılmaz/Türkiye, no 21899/02, §§ 55–58, 17 Haziran 2008). Kanaatimizce bu durum, Devletin, ordu mensuplarına üst düzey yetki sağlandığını ve bazı koşullarda, bahse konu şahısların keyfi eylemleri ve gücü kötüye kullanmalarının, Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından Devlete sorumluluk yüklenebilmesini öngörmektedir. Kuşkusuz, bu koşulları, insan davranışının öngörülemezliğini göz önünde bulundurarak, yetkililere aşırı ve dayanılmaz bir yük yüklemeyecek şekilde değerlendirmek gerekmektedir (Salgın/Türkiye, No. 46748/99, § 78, 20 Şubat 2007 ve Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, § 90, AİHM 2001-III).
4. Böylelikle, Mahkeme’nin, bir davada, ordu mensuplarına atfedilebilir hatanın, basit bir değerlendirme hatasının ya da tedbirsizliğin ötesine geçip geçmediğini; yani söz konusu şahısların durumdan haberdar oldukları ve kendilerine tanınan yetkiye rağmen, emri altındaki askerlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak için gerekli ve yeterli önlemleri alıp almadıklarının araştırması gerekmektedir (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 57).
5. Kanaatimizce, Ferid Şahinkuşu’nun ölmeden önce maruz kaldığı muamele yani tanıklar önünde darp edilmesi ve hakarete uğraması, son derece gurur kırıcı ve aşağılayıcıdır. Cezai ve idari soruşturmalar kapsamında alınan tanık ifadeleri, erin maruz kaldığı muamelenin ağırlığını ve bu muamele ile intiharı arasındaki nedensellik bağını göstermektedir. M.K.nın beyanlarına göre, Astsubay Üstçavuş, Ferid Şahinkuşu’na kötü davranmaya öğleden sonra başlamıştır. Ferid Şahinkuşu kendisine : “Astsubay [M.A.D.] bana küfür edecek, dayanamam. Eğer bana küfür edecek olursa havaya bir el ateş ederim.” demiştir. Akşam yaşanan olaylarla ilgili olarak M.D.’nin ifadesi şu şekildedir: : “Büroda, yerdeydi ve kelepçeli vaziyetteydi. Astsubay [M.A.D.] ona, “Ayağa kalk, kendini acındırmaya çalışma!” dedi. Onu kaldırdı ve ben kendisine neden ona hakaret ettiğini sordum. Ferid, ona hakaret etmediğini söyledi. Bunun üzerine, Astsubay [M.A.D.] yeniden ona vurarak, “Piç kurusu, (...) seni mahvedeceğim” dedi. F.D., Ferid Şahinkuşu’nun başına bir el ateş etmeden hemen önce, kendisine “Tek sorumlu Astsubay [M.A.D.].” demiştir. Bunun yanı sıra, sıkı bir askeri hiyerarşiye maruz kalan er, o esnada, kimi zaman hiyerarşik üstünün karşısında ve diğer hiyerarşik üstlerin yanında bulunmuş ve kendisini savunma imkânı bulamamıştır. Olay meydana geldiğinde, Ferid Şahinkuşu’nun, görünüşe göre, ruhsal ve fiziksel olarak hassas olduğunu eklemek uygun olacaktır. Nitekim Ferid Şahinkuşu 29 Aralık 2004 günü sabah içtimasına katılmamış ve kendi birliğinde arkadaşı olmadığından yeni bir görev yeri talep etmek için İlçe Komutanı ile görüşmek istemiştir. Öte yandan, erler gün içinde yemek yememişlerdir.
6. Yukarıda belirtilen hususlardan, ihtilaf konusu pozitif yükümlülük bakımından, ilgili askerin eylemlerinin –en azından kasıtlı olmaları nedeniyle- askerlik hizmeti alanında müsamaha gösterilebilecek ihtiyatsızlık ya da değerlendirme hatalarıyla benzer tutulamayacağı anlaşılmaktadır.
7. Erin, orduya katılmadan önce, intihara eğilimi olduğunu gösterir nitelikte zihinsel sıkıntıları bulunmaması ve askerliği sırasında, psikolojik danışma merkezine gitmesi, bir ordu mensubunu söz konusu intihar olayında herhangi bir sorumluluktan muaf tutmak için tek başlarına yeterli tespitler değildir (kararın 58. paragrafı). Bilakis, kişilerin önceden zihinsel herhangi bir sıkıntısı olmadığı durumlarda bile, sorumluların suiistimallerinin onları umutsuzluğa sürükleyebileceği ve intihara sevk edebileceği kanısındayız. Askerlik tek başına, erleri, hassaslaştırabilecek ve ya hassaslıklarını artırabilecek bir duruma sokmaktadır. Bu nedenle, ordu mensuplarının bilhassa teyakkuz halinde olmaları gerekmektedir. Hırpalama eylemleri ile şiddet ve suiistimaller, bilhassa belli bir ağırlık kazandıklarında, ilgili şahsın intihar etmesine kadar varabilecek riskler barındırmaktadır. Oysa ordu mensuplarına düşen teyakkuzda olma yükümlülüğü, onların bu risklerden haberdar olmalarını ve harekete geçmelerini –veya gerektiği takdirde harekete geçmemelerini- gerektirmektedir.
8. Bu nedenle, çoğunluğun vardığı sonucu; yani mevcut davanın Karan/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20192/04, 23 Şubat 2010 – kararın 60. paragrafı) davasıyla karşılaştırılabilir olarak değerlendirilmesini eleştiriyoruz. Söz konusu davada, Mahkeme, küçük düşürücü muamele ile intihar eylemi arasında nedensellik bağı bulunmadığını tespit etmiştir. Somut olayda ise, nedensellik bağı, Devletin kısmi sorumluluğuna götürecek şekilde Yüksek İdare Mahkemesi tarafından açıkça kabul edilmiştir. Yukarıda anılan Karan kararında, olaylar çok kısa bir zaman zarfında (yalnızca bir ila iki saat içinde) cereyan etmiştir. Esasen, erin üstünün, ani bir intihar riski bulunduğunu farkına varacak zamanı olmamıştır. Öte yandan, darp ve yaralamanın faili olan şahıs, iki ay on beş gün hapis cezasına mahkûm edilmiş ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, kusur sorumluluğuna dayanarak başvurana ve ailesine tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu nedenle, Mahkeme, cezai ve idari davalar -birlikte değerlendirilerek- ilgilinin mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecek bir telafi sağlandığını tespit etmiştir. Buna karşılık, mevcut davada, Mahkeme, küçük düşürücü davranış ve intihar arasında geçen zamanın, kötü muamelede bulunan kişinin ve Ferid Şahinkuşu’nun diğer üstlerinin, söz konusu muamelenin er üzerindeki olası olumsuz etkilerini fark etmeye imkân vermek için yeterince uzun olduğunu kaydetmektedir. Öte yandan, mahkemenin, astı darp ve yaralama nedeniyle Astsubay Üstçavuş M.A.D.yi suçlu bulduğu doğru olsa da, mahkeme ilgiliyi yalnızca bir ay yirmi gün hapis cezasına mahkum etmiş ve ayrıca bu cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir. Bu tür bir mahkûmiyet caydırıcı olmaktan uzaktır.
9. Dolayısıyla, mevcut davanın koşulları ile Abdullah Yılmaz kararının (yukarıda anılan, § 59) koşulları arasında herhangi bir ortak nokta bulunmadığı sonucuna katılamayız. Astsubay Üstçavuş, ere öğleden sonra kötü davranmaya başlamıştır. İntihar ise, Astsubay Üstçavuş M.A.D.nin eri dövdüğü, kelepçelediği ve yaraladığı akşamın ertesi sabahı meydana gelmiştir; dolayısıyla M.A.D. ve Ferid Şahinkuşu’nun diğer üstlerinin, ani bir intihar riski bulunduğunu fark edebilmek için yeterli zamanları olmuştur.
10. Bunun yanı sıra, ulusal ceza yargı organlarının, Astsubay Üstçavuşun eylemleri ile intihar arasında doğrudan nedensellik bağı bulunduğunu kabul etmemelerinin önem arz etmediğini belirteceğiz. Ordu mensubunun cezai sorumluluğunun bulunmaması, Sözleşme bağlamında, Devletin sorumluluğu bulunmadığı anlamına gelmemektedir.
11. Yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurduğumuzda, Astsubay Üstçavuş tarafından er Ferid Şahinkuşu’na uygulanan şiddet eylemlerinin ilgiliyi intihara sevk edecek bir boyutta olduğu kanısındayız. Dolayısıyla, yetkili makamlar, eri, üstlerinin usulsüz davranışlardan korumak için yetkileri dâhilinde her şeyi yaptıkları iddiasında bulunamazlar. Bilhassa askeri bağlamda, erlerin hiyerarşik üstlerinin, erlere yönelik özen yükümlülükleri bulunduğunu dikkate almaları ve gerekli olarak nitelendirilemeyen her türlü güç kullanımının şiddetle cezalandırılması önem arz etmektedir. Benzer koşullarda, burada belirtilen davranışlar, dolayısıyla Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından davalı Devletin sorumluluğuna yol açmaktadır.
12. Bu muhakeme, Devlete, toplumda tüm intihar olaylarına engel olma yönünde genel yükümlülük yüklemeyi gerektirmemektedir. Somut olayda, askeri hizmetin katı oluşu, ordu mensuplarında düşen özel teyakkuz yükümlülüğü, haksız yere aşırı şiddete başvurma ve Astsubay Üstçavuşun, erin “uyum bozukluğu” yaşadığını biliyor olması gibi çok sayıda faktör karar vermede belirleyici rol oynamaktadır.
13. Profesyonel bir orduda, günümüzde, üstlerin, erlerine karşı şiddet kullanmaktan sakınmalarını sağlayan ve keyfiliği önlemeye elverişli mekanizmalar yer almalıdır. Mahkeme’nin Nachova ve diğerleri/Bulgaristan (No. 43577/98 ve 43579/98, 6 Temmuz 2005) davasında ifade ettiği üzere, polisler “gerek ilgili düzenlemeleri izleyerek gerekse temel değer olarak insan hayatına saygının üstünlüğünü yeterincedikkate alarak, ateşli silahların kullanılmasının mutlak gerekli olup olmadığını değerlendirebilmek için eğitim almalıdırlar.” Bu durum askerlik hizmetinin iç düzenlemesi için a fortiori geçerlidir.
Full & Egal Universal Law Academy