AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SAKAOĞLU/TÜRKİYE DAVASI
(49647/14 No.lu Başvuru)
KARAR
STRAZBURG
9 Mayıs 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Sakaoğlu/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, Türk vatandaşı, 1971 doğumlu olan ve Uşak’ta ikâmet eden ve ayrıca İzmir Barosuna Bağlı Avukat S. Cengiz tarafından temsil edilen Bahadır Sakaoğlu (“başvuran”) 16 Haziran 2014 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 49647/14), Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 8. maddesine dayanan şikâyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı ve kendi görevlisi olan Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı, tarafların görüşlerini ve Hükümetin, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak, 11 Nisan 2023 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut dava, başvuranın kız arkadaşının bir ceza soruşturması çerçevesinde, telefon hattının dinlenmesi vesilesiyle, toplanan unsurlara dayanılarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından ilgiliye verilen disiplin cezasıyla yani yer değiştirme cezasıyla ilgilidir.
2. Olayların meydana geldiği tarihte başvuran, Van Cumhuriyet Başsavcı Vekilidir.
T.K. Hakkında yürütülen ceza soruşturması ve telefon hattının dinlenmesi3. Fuhuş olaylarına ilişkin ceza soruşturması çerçevesinde, Van Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılan bir talep üzerine değerlendirerek, Van Sulh Ceza Hâkimliği Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesi uyarınca, olay tarihinde başvuranın kız arkadaşı olan T.K. adına kayıtlı telefon hattının dinlenmesi şeklinde karar vermiştir.
4. Van Emniyeti, 29 Nisan 2009 tarihinde düzenlenen raporlarda, söz konusu hattın dinlenmesi sırasında kaydedilen konuşmaların, bu hattın esasen başvuran tarafından kullanıldığını ekleyerek, suç unsuru bulunmadığını belirtmiştir. Raporlarda, telefon dinlenmesine ilişkin tedbire son verilmesinin uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
5. Van Cumhuriyet savcısı, aynı gün, söz konusu raporları dikkate alarak, bu tedbiri kaldırmıştır.
6. Van Emniyet Müdürlüğü, 30 Nisan 2009 tarihli bir tutanakla, Cumhuriyet savcısını T.K.’nın telefon hattının dinlenmesi sırasında gerçekleştirilen kayıtların içeriğinin, tamamen silindiği konusunda bilgilendirmiştir.
7. Van Cumhuriyet savcısı, T.K. hakkında yürütülen ceza soruşturması sonucunda, 26 Ağustos 2010 tarihinde, ilgilinin lehine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
8. Cumhuriyet savcısı, 17 Eylül 2010 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmiş olduğunu dikkate alarak, söz konusu kayıtların yok edildiğini tespit ederek, bir tutanak düzenlemiştir.
Başvuran hakkında yürütülen disiplin davası9. S.K. tarafından imzalanan ve özellikle başvurana atfedilen evlilik dışı ilişkilerle ilgili olarak, 1 Nisan 2009 tarihinde, Adalet Bakanlığı Teftiş Kuruluna bir şikâyet dilekçesi gönderilmiştir.
10. 10 Mart 2010 tarihinde denetim raporu sundukları Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından başvuran hakkında bir disiplin soruşturması, 29 Nisan 2009 tarihinde başlatılmıştır.
11. Mevcut durumda, Temmuz ayının 2009 yılında yayımlanan kararnameyle, başvuran düz Cumhuriyet savcısı görevini yerine getirmek için Uşak’a atanmıştır.
12. HSYK İkinci Dairesi, 3 Temmuz 2012 tarihinde, başvurana disiplin dosyasında bulunun bilgiler, belgeler ve tanıkların ifadelerine dayanarak, kendisine atfedilen eylemler nedeniyle, mesleğin şerefini ve nüfuzunu ve ayrıca şahsi onur ve saygınlığını kaybettiğini değerlendirerek, Hâkimler ve Savcılara İlişkin 2802 Sayılı Kanun’un 68. maddesinin (a) bendi uyarınca, yer değiştirme cezası vermiştir. HSYK İkinci Dairesi özellikle, başvuranın T.K. ile yakın ilişki kurduğunu, kız arkadaşıyla birlikte birçok şehre yolculuk ettiğini, konakladığını ve masraflarını karşıladığını, fuhuş olayları hakkında yapılan bir arama sırasında polis memurlarının çalışmasını aksattığını ve iş yerinde çatışmacı ve hizipçi olarak değerlendirilen bir tutum sergilediğini ileri sürmektedir. HSYK İkinci Dairesi, T.K.’nın bir ceza soruşturması çerçevesinde, bir denetime tabi tutulmasına rağmen, ilgiliye ait telefon hattının başvuran tarafından kullanılması nedeniyle, ilgiliye göre “tesadüfen elde edilen” delil unsurlarına dayanarak, başvuran ile T.K. arasında evlilik dışı bir ilişki varlığını tespit etmiştir. HSYK İkinci Dairesi bu bağlamda, disiplin hukuku tarafından korunan hukuki menfaatin, bu tür bir kullanımın yasak olduğu cezai çerçeveden farklı olarak, böylelikle elde edilen delillerin disiplin yargılamalarında kullanılma imkânını haklı gösterdiği kanaatine varmıştır.
13. Başvuran, 8 Kasım 2012 tarihinde, dosyasının yeniden incelenmesini talep etmiştir. Başvuran mevcut durumda, T.K.’nın telefon hattının dinlenmesinden kaynaklanan ilgiliyle ilişkisinin ortaya çıkmasının, Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmekteydi.
14. HSYK İkinci Dairesi, 14 Mart 2013 tarihinde, ilk kararının gerekçeli olduğunu değerlendirerek, başvuranın talebini reddetmiştir.
15. Başvuran, 16 Mart 2013 tarihinde, özellikle özel hayatına saygı hakkını ileri sürerek, kendisine atfedilen disiplin cezası hakkında itirazda bulunmuştur.
16. HSYK Genel Kurulu, 20 Kasım 2013 tarihinde, İkinci Dairenin kararının gerekçeli olduğu kanaatine vararak, başvuranın itirazını reddetmiştir.
17. Kesinleşen ceza kararı uyarınca, 11 Haziran 2014 tarihinde, başvuran düz Cumhuriyet savcısı olarak Kars’a atanmıştır.
18. 2802 Sayılı Kanun değişikliğinin ardından, 11 Mart 2015 tarihinde, HSYK Genel Kurulu, başvuranın dosyası yeniden incelenmiş ve bir yandan yer değiştirme cezasının iki iş gününe eşdeğer bir tutarda olan aylıktan kesme cezasıyla değiştirilmesine ve diğer yandan söz konusu disiplin yargılamasının tüm izlerinin dosyadan silinmesine karar vermiştir zira aylıktan kesme cezası 2802 Sayılı Kanunu’nda öngörülen af hükümlerinde belirtilmektedir.
19. Başvuran, 15 Ekim 2015 tarihinde, yeniden Uşak Cumhuriyet savcısı olarak atanmıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI HAKKINDA20. Hükümet, başvurunun tamamı ile ilgili olarak iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, bir yandan başvuru hakkının kötüye kullanılmasını ve diğer yandan başvurunun ratione personae (kişi bakımından) Sözleşme’nin hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmektedir. İlk itiraz ile ilgili olarak, başvuranın yer değiştirme cezasının maaştan kesme cezasıyla değiştirilmesinden sonra, ceza tedbirinin kaldırılması ve ilgili için ortaya çıkan sonuçlar konusunda Mahkemeyi bilgilendirmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, ikinci itiraz ile ilgili olarak, başvurana verilen disiplin cezasının iptal edilmesinin ve birinci sınıf hâkimlik statüsün hemen ardından düzeltilmesinin ve bu duruma bağlı olarak haklarının iyileştirilmesinin, ilgilinin mağdur sıfatından yoksun bırakma etkisinin olduğunu ileri sürmektedir.
21. Başvuran, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazları kabul etmemektedir.
22. Mahkeme, mağdur sıfatına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, 11 Mart 2015 tarihinde başvurana atfedilen yer değiştirme cezasının daha hafif bir cezayla değiştirilmiş - ardından iptal edilmiştir - olsa bile (yukarıda 18. paragraf), ilgili bu ceza uyarınca, sıradan bir Cumhuriyet savcısı olarak Kars’a 11 Haziran 2014 tarihinde atandığını gözlemlemektedir (yukarıda 17. paragraf). Ayrıca, ilgilinin Uşak’ta daha önceki görevine dönmesi ancak 15 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilmektedir (yukarıda 19. paragraf). Mahkeme ardından, Hükümetin, başvuranın yoksun bırakıldığı disiplin yargılamasının işleyişine ve ihtilaf konusu cezanın uygulamasına bağlı özellikle maddi imkânların tamamını elde ettiğini tespit edecek hiçbir unsur sunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, ihtilaf konusu cezanın değiştirilmesine ve iptal edilmesine ilişkin tedbirlerin başvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldıracak nitelikte olmadığını değerlendirmektedir (ayrıca Eminağaoğlu/Türkiye kararıyla karşılaştırma, no. 76521/12, § 52, 9 Mart 2021). Dolayısıyla, bu itirazın reddedilmesi uygundur.
23. Mahkeme, başvuranın ihtilaf konusu cezanın değiştirilmesi ve iptal edilmesi hakkında Mahkemeyi bilgilendirmemiş olmasından kaynaklanacak olan başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, başvuranın söz konusu tedbirlere rağmen, mağdur sıfatını koruduğuna dair tespitini yinelemektedir (yukarıda 22. paragraf). Sonuç olarak, bu durumların Mahkemeye bildirilmemesi, başvuru hakkının kötüye kullanılmasını teşkil edecek olan önemli bir gelişme olarak değerlendirilemez (bk, mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Ete/Türkiye, no. 28154/20, § 21, 6 Eylül 2022). Dolayısıyla, bu itiraz da reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA24. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 3. fıkrasının d) bendini ileri sürerek, öncelikle ana delil unsurları olarak T.K.’nın telefon hattına yapılan dinleme kayıtlarının ve daha önceki ceza yargılaması sırasında polis tarafından yapılan fiziksel gözetim verilerinin kullanıldığını ileri sürerek, ihtilaf konusu disiplin yargılamasının hakkaniyetten yoksun olmasından şikâyet etmektedir. Başvuran ardından, ifadeleri aleyhine kullanılan tanıkları sorgulama ve denetim raporunun tamamından haberdar olma imkânsızlığının silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran son olarak, disiplin yargılamasının süresinden şikâyet etmektedir.
25. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, HSYK Genel Kurulunun, ilk ceza kararı çerçevesinde daha önce görüşlerini sunan HSYK İkinci Daire üyelerinden oluştuğunu belirterek, bir yandan HSYK Genel Kurulunun tarafsız olmamasından ve diğer yandan Genel Kurul önünde itiraz yargılamasının etkin olmamasından şikâyet etmektedir.
26. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesinde yetkili merci olarak Mahkeme, bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
27. Mahkeme mevcut durumda, başvuranın tarafsız olmadığını iddia ettiği HSYK Genel Kurulu önünde itiraz yargılamasının etkin olmamasından şikâyet ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme somut olayda, başvuranın özet olarak “bir mahkeme hakkına” ilişkin şikâyeti ileri sürdüğünü değerlendirmektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu şikâyetin öncelikle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası alanında incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
28. Hükümet, şikâyetin ratione materiae (konu yönünden) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığına ilişkin olarak bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet somut olayda, özellikle başvuranın ihtilaf konusu yargılamanın başlatılmasından önce yaptığı görevin niteliğini dikkate alarak, hiçbir hukuki nitelikte bir hakkın söz konusu olmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin hukuki yönünün uygulanamaz olduğu kanaatine varmaktadır.
29. Başvuran, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazları kabul etmemektedir.
30. Mahkeme, bir hâkimin Sözleşme’nin 6. maddesi tarafından sağlanan korumadan muaf tutulması için Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya ([BD], no. 63235/00, § 62, AİHM 2007-II) kararında belirtilen ikinci koşulun yerine getirilmemesi nedeniyle, Eminağaoğlu (yukarıda belirtilen, §§ 58-81) kararında, Sözleşme’nin 6. maddesinin hukuki yönünün söz konusu disiplin yargılamasına uygulanabilir olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Somut olayda, bu yaklaşımdan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir argüman veya olgu yokluğunda, aynı sonuca varılmalıdır.
31. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde amaçlanan başka bir gerekçeye dayanılarak kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
32. Bir mahkemeye erişim hakkına ilişkin genel ilkeler Eminağaoğlu (yukarıda belirtilen, §§ 89-91) kararında özetlenmiştir.
33. Hükümet gibi, Mahkeme HSYK’nın Türk hukuk düzeninde bir “mahkeme” olarak değil ancak Anayasa’nın 159. maddesi gereğince, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine ve hâkimlerin sahip olduğu güvencelere saygı çerçevesinde, görevlerini yerine getiren anayasal bir organ olarak değerlendirildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme öte yandan, Eminağaoğlu (yukarıda belirtilen karar, §§ 97-104) kararında, HSYK’nın bir “mahkeme” olarak kabul edilip edilemeyeceği konusuna olumsuz bir yanıt ile karşılık verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, ilgili hâkime özellikle çok az güvence sağlayan bu organ önünde yürütülen yargılamanın, yazılı olarak yürütülmesi nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesi tarafından öngörülen usuli gereklilikleri yerine getirecek nitelikte olmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme bu bağlamda, bir yandan ilgili mevzuatta bu mahkeme önünde ilgililere verilen güvenceler ve delillerin ne şekilde kabul edilmesi ve değerlendirilmesi gerektiği konusunda izlenmesi gereken belirli kurallar bulunmadığını ve diğer yandan bu organ tarafından verilen kararlarda yalnızca bir ilkel gerekçenin bulunduğunu, ilgili oluşumların yaptığı gibi kendilerinin kararlarını vermeye neden olan gerekçeler hakkında hiçbir bilginin bulunmadığını gözlemlemiştir. Mahkeme somut olayda, bu değerlendirmelerden ayrılmaya neden olabilecek hiçbir unsur tespit etmemektedir. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın davasının Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerini karşılayan bir “mahkeme” tarafından görülmediği sonucuna varmıştır.
34. Dolayısıyla, başvuranın davasının bir mahkeme tarafından incelenmesi hakkına yapılan müdahale nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
35. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi alanında, ileri sürülen diğer şikâyetler ile ilgili olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakkındaki davalarda bağımsız ve tarafsız olmadığı ortaya çıkan bir mahkemenin kendi yargı yetkisine tabi kişilere adil yargılanmayı hiçbir şekilde güvence altına alamayacağına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Yeltepe/Türkiye, no. 24087/07, § 33, 14 Mart 2017). Somut olayda ayrıca, benzer değerlendirmeler geçerlidir. Nitekim, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerini karşılamayan bir ulusal makam, hiçbir şekilde kendi yargı yetkisine tabi olan kişilere bir adil yargılanmayı sağlayamaz. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği tespitini dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikâyetlerin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. bu anlamda, yukarıda belirtilen Eminağaoğlu, § 108; bk. ayrıca yukarıda belirtilen Yeltepe, § 33, içinde belirtilen atıflar).
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA36. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, ihtilaf konusu disiplin yargılaması çerçevesinde, kişisel olarak kullandığı T.K.’ya ait telefon hattının denetlenmesi vesilesiyle, elde edilen bilgilerin delil unsuru olarak yararlanılması nedeniyle, özel hayatına saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
37. Mahkeme, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde amaçlanan başka bir gerekçeye dayanılarak kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
38. Mahkeme, başvuranın kız arkadaşının adına olan ancak kendisi tarafından kullanılan telefon hattının dinlenmesinin, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında, ilgilinin özel hayatına saygı ve haberleşme hakkı çerçevesinde, “kamu makamının müdahalesi” olarak anlaşıldığını değerlendirmektedir (Karabeyoğlu/Türkiye, no. 30083/10, § 76, 7 Haziran 2016).
39. Mahkeme, Karabeyoğlu (yukarıda belirtilen karar) davasında, daha önce ceza yargılamaları sırasında telefon görüşmelerinin dinlenmesi yoluyla elde edilen materyallerin disiplin unsurları amacıyla kullanılmasından kaynaklanan müdahalenin Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında, “kanun tarafından öngörülmediğine” karar vererek, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (ibidem, §§ 112-119). Yukarıda anılan içtihat çerçevesinde belirtilen ilkeler ışığında mevcut davayı inceleyen Mahkeme, Hükümetin mevcut davada söz konusu dönemde vardığından farklı olarak bir tespitte bulunabilecek herhangi bir olgu veya argüman sunmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme nitekim, somut olayda, başvuranın olay tarihinde kız arkadaşı olan T.K.’ya ait hattın kendisi tarafından yapılan telefon görüşmelerine müdahale edilmesi, T.K. hakkında yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde kaydedilse bile (yukarıda 3. paragraf), bir yandan bu tedbir yardımıyla elde edilen verilerin yok olduğu tespitine ilişkin tutanakların varlığına rağmen, bu soruşturma sonucunda tamamen yok olmadığının (yukarıda 6. ve 8. paragraflar) ve diğer yandan başvuran hakkında yürütülen disiplin yargılaması sırasında temel delil unsuru olarak kullanıldığının (yukarıda 12. paragraf) anlaşıldığını gözlemlemektedir. Yukarıda belirtilen davada Mahkemenin gözlemlediği gibi, bu tür verilerin toplanma amacının dışında kullanılması ulusal mevzuata uygun değildir (ibidem, § 117).
40. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın söz konusu dönemde kullandığı telefon hattının dinlenmesi vesilesiyle, daha önce elde edilen bilgilerin ilgili hakkında yürütülen disiplin soruşturması çerçevesinde kullanılmasıyla ilgili olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
41. Başvuran, 2011 ile 2015 yılları arasındaki dönemde kıdem puanından mahrum bırakılması nedeniyle, maruz kaldığı kanaatine vardığı maaş kaybına tekabül eden tutarı belirterek, maddi tazminat olarak 5.990, 17 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, 2012 ile 2018 tarihleri arasında yaptığı göreve tekabül eden maaş gelişimini gösteren terfi bordrosunu sunmaktadır. Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmektedir. Başvuran son olarak, Mahkeme önünde yürütülen yargılama çerçevesinde, yaptığını belirttiği masraf ve giderler olarak 586.20 avro talep etmektedir. Başvuran tutarları aşağıdaki gibi değerlendirmektedir: avukat masrafları için 9.500 avro, posta masrafları için 11.20 avro ve ayrıca fotokopi, telefon ve sekreterlik masrafları için 75 avro. Başvuran, bu talebine dayanarak, bir yandan 9.500 avro tutarının belirtildiği, başvurunun yapılması çerçevesinde, avukatının yerine getirdiğini iddia ettiği her göreve tekabül eden saatlerin ve masrafların ayrıntılarının bulunduğu bir elektronik tablo ve diğer yandan telefon ve posta masrafları için toplamda 6.20 avro tutarında bir makbuz sunmaktadır.
42. Hükümet, iddia edilen zarar ile ileri sürülen ihlaller arasında bir nedensellik bağının bulunmadığını ve her hâlükârda bu bağlamda yapılan talebin desteklenmediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, manevi tazminat talebinin de desteklenmediğini, aşırı olduğunu ve başvuranın taleplerinin Mahkemenin içtihadında uygun görülen meblağlara karşılık gelmediğini değerlendirmektedir. Hükümet son olarak, masraf ve giderlere ilişkin taleplerin desteklenmediğini ve davanın karmaşık olmaması ve yöneltilen soruların sınırlı sayısı bakımından, aşırı yüksek olduğu kanaatine varmaktadır.
43. Mahkeme, tespit edilen ihlallerin sonuçları hakkında ve özellikle yargılama sonucunda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilip edilmediği konusunda yorum yapamayacağını değerlendirmektedir (bk., mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Bilgen/Türkiye, no. 1571/07, § 102, 9 Mart 2021). Dolayısıyla, maddi zarara ilişkin başvuranın talebini reddetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme başvurana bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.140 avro ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, başvurana bu meblağ üzerinden ilgili tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, tüm masraflar ve giderler için 2.000 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Bir mahkemeye erişim hakkına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ve 8. maddesinin ihlal edildiğine dayanan şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Bir mahkemeye erişim hakkına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;İleri sürülen diğer şikâyetlerin, Sözleşme’nin 6. maddesi alanında incelenmesinin gerekli olmadığına;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;
Bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.140 avro (on bin yüz kırk avro);Bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 2.000 avro (iki bin avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Geriye kalan için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 9 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus K
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan