AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SALĞIN / TÜRKİYE
(Başvuru no. 63086/12)
KARAR
STRAZBURG
4 Nisan 2017
İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Salgın / Türkiye davasında,
Başkan,
Ksenija Turković,
Yargıçlar,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 14 Mart 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 63086/12) temelinde, Türk vatandaşı Ahmet Salğın’ın (“başvuran”) 29 Haziran 2012 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Çalışçı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 3 Haziran 2013 tarihinde başvurunun kısmen kabul edilemez olduğu beyan edilmiş ve başvuranın tutukluluk süresine, Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesine, tutukluluk haline karşı itirazları hakkında karar verilirken başvuranın mahkeme önüne çıkarılmamasına ve başvuranın uygulanabilir tazminat hakkına ilişkin şikâyetler Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1989 doğumlu olup, başvurunun yapıldığı tarihte Tekirdağ cezaevinde tutulmaktaydı.
5. Başvuran 9 Temmuz 2010 tarihinde, bir terör örgütüne üye olduğu şüphesi üzerine polis tarafından gözaltına alınmıştır.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi 13 Temmuz 2010 tarihinde, başvuranın sorgusunu gerçekleştirdikten sonra, suçun mahiyetini, delil durumunu ve şüphelinin bahse konu suçu işlediğine dair kuvvetli şüpheyi dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
7. İstanbul Cumhuriyet savcısı 7 Eylül 2010 tarihinde, başvuranı yasa dışı bir terör örgütüne üye olmakla suçladığı iddianamesini İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
8. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılama başlamış ve ilk duruşma 15 Şubat 2011 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
9. Sırasıyla 21 Şubat 2012 ve 3 Mayıs 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen duruşmalarda başvuran mahkeme önünde hazır bulunmuş ve hâkimler başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermişlerdir. Başvuran söz konusu kararlara itirazda bulunmuştur. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi sırasıyla 7 Mart 2012 ve 8 Haziran 2012 tarihlerinde, sözlü duruşma gerçekleştirmeksizin ve Cumhuriyet savcısının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmeyen mütalaasına dayalı olarak, başvuranın itirazlarını reddetmiştir.
10. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi 30 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleştirilen on birinci duruşmada, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
11. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuka dair bilgiler Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) kararında bulunabilinir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.
13. Hükümet, 23 Eylül 2012 tarihinde başvuranın halen tutuklu olduğu ve Anayasa Mahkemesine başvurmuş olması gerektiği nedeniyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
14. Başvuran Hükümetin ilk itirazı hakkında yorumda bulunmamıştır.
15. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunu inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından söz konusu mahkemeye ilke olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlükleri ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde tazmin edilmesini sağlamasına imkân verecek yetkiler verildiğine hükmetmiş ve söz konusu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
16. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve Anayasa Mahkemesinin, zaman bakımından yargı yetkisinin bireysel başvuru hakkının getirildiği tarihten önce başlamış ve söz konusu tarihten sonra devam etmiş olan devamlı bir ihlalin söz konusu olduğu halleri de kapsadığını kabul ettiğinin hâlihazırda verilmiş olan kararlardan açıkça anlaşıldığını belirtmektedir.
17. Mevcut davada başvuranın tutukluluk hali 9 Temmuz 2010 tarihinde başlamıştır ve 30 Temmuz 2013 tarihi itibariyle halen tutuklu olduğu açıktır. Dolayısıyla, başvuranın tutuklu bulunduğu dönem, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönem dahi, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yargı yetkisinin kapsamına girmiştir (Bk. Koçintar/Türkiye (k.k.), no. 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014, ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
18. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tutukluluğa itirazların incelenmesi sırasında ilgili mahkeme önünde hazır bulunulmaması hakkında
19. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, tutukluluk halinin gözden geçirildiği sırada mahkeme önüne çıkarılmadığından şikâyetçi olmuştur.
20. Hükümet söz konusu sava itiraz etmiştir.
21. Mevcut davada başvuran 9 Temmuz 2010 tarihinde tutuklanmıştır. 21 Şubat 2012 ve 3 Mayıs 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen duruşmalar sonucunda, yargılamayı yürüten mahkeme başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Akabinde başvuran söz konusu kararlara itirazda bulunmuştur.
22. Mahkeme, söz konusu itirazların İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 Mart 2012 ve 8 Haziran 2012 tarihlerinde sözlü duruşma gerçekleştirilmeksizin reddedildiğini gözlemlemektedir. Nitekim başvuran, itirazları ilgili mahkeme tarafından incelenmeden önce sırasıyla on altı ve otuz beş gün önce mahkeme önünde hazır bulunmuştur. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin amaçları doğrultusunda, itirazları inceleyen mahkeme önünde ayrıca bir sözlü duruşma yapılmasının gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
23. Dolayısıyla Mahkeme, yargılamalar sırasında sözlü duruşma yapılmasının silahların eşitliği ilkesini tehlikeye sokmadığı sonucuna varmıştır (Bk. Ali Rıza Kaplan/Türkiye, no. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014; Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 54-55, 29 Kasım 2011, ve Çatal/Türkiye, no. 26808/08, § 40, 17 Nisan 2012).
24. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi hakkında
25. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, tutukluluğunun hukuka uygunluğunu sorgulamak için etkin bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, itirazlarını inceleyen mahkemenin, kendisine veya temsilcisine tebliğ edilmeyen Cumhuriyet savcısı mütalaasına dayalı olarak itirazlarını reddetmesi nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
26. Hükümet, Cumhuriyet savcılarının mütalaalarının çok kısa, öz ve birbiriyle aynı mahiyette olması nedeniyle itirazları inceleyen mahkemelerin kararları üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ileri sürerek, söz konusu sava itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, Cumhuriyet savcısının mütalaasının sanığa veya avukatına tebliğ edilmesinin 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun ile zorunlu kılındığını belirtmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın önemli bir dezavantaja uğramadığını ve söz konusu şikâyetin kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
27. Mahkeme, Hükümetin aynı konuda yapmış olduğu benzer bir itirazını hâlihazırda incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (Özellikle bk. Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, §§ 68-83, 28 Ekim 2014). Mahkeme mevcut davada yukarıda belirtilen başvuruya ilişkin tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir.
28. Mahkeme başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
29. Başvuranın şikâyetinin esasına dönülecek olursa Mahkeme mevcut davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasındakilere benzer meseleleri gündeme getirdiğini belirtmektedir. Söz konusu tespitlerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir gerekçe yoktur.
30. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunun gözden geçirilmesine ilişkin yargılamalar bağlamında başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini değerlendirmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 5 maddesine dayanarak, kendisinin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi nedeniyle tazminat elde etme hakkından mahrum bırakıldığından şikâyetçi olmuştur.
32. Hükümet söz konusu sava itiraz etmiştir.
33. Mahkeme, 5. maddenin 5. fıkrasının, 1, 2, 3 veya 4. fıkralara aykırı şekilde gerçekleştirilen hürriyet yoksun kılma işlemleri bakımından tazminat elde edilmesine yönelik bir hukuk yolunun mevcut olmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, A Serisi no. 185‑A). Bu tazminat hakkının önkoşulu, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlalinin ya bir yerel mahkeme ya da Mahkeme tarafından tespit edilmiş olmasıdır.
34. Bu bağlamda Mahkeme, mevcut davada başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunu sorgulamak üzere etkili bir iç hukuk yoluna sahip olma hakkının, Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle ihlal edildiğini belirtmektedir (Bk. yukarıda 29. paragraf).
35. Mahkeme benzer bir meseleyi, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 66-69) davasında incelediğini belirtmektedir. Söz konusu tespitlerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir gerekçe yoktur.
36. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
37. Başvuran manevi tazminata karşılık olarak 10.000 avro talep etmiştir.
38. Hükümet söz konusu talebe itiraz etmiştir.
39. Mahkeme, önündeki tüm hususları dikkate alarak, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlali tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (Bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve giderler
40. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderler ile avukatlık ücretine karşılık olarak 5.472 Türk lirası talep etmiştir. Bu bağlamda başvuranın temsilcisi, Türkiye Barolar Birliği’nin asgari ücret tarifesine dayanmıştır.
41. Hükümet söz konusu talebe itiraz etmiştir.
42. Mahkeme, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerektiğini yineler. Başvuran mevcut davada, iddia konusu masrafların fiilen gerçekleştiğini kanıtlayamamıştır. Özellikle, başvuran fatura, makbuz, avukatlık ücreti anlaşması veya avukatın dava için harcadığı zamanı gösteren belge gibi destekleyici deliller sunmamıştır. Bu nedenle Mahkeme bu başlık altında herhangi bir miktara hükmetmemektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesine ve bu bakımdan tazminat elde edilememesine ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesi kapsamında yapılan şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunu ve başvuranın geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
2. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine;
4. İhlal tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğine karar vermiştir.
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 4 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıKsenija Turković
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy