AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SARAÇ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 53100/11)
KARAR
STRAZBURG
23 Haziran 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Saraç ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, listesi ekteki tabloda yer alan on iki Türk vatandaşının (“başvuranlar”) 25 Temmuz 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 53100/11), tarafların görüşlerini, Mahkemenin, Hükümetin, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine karşı yapmış olduğu itirazı reddettiği kararı göz önünde bulundurarak, 30 Mayıs 2018 tarihinde, Kadife Yıldırımer ve Sevim Karabulut tarafından Sözleşme’nin 3. maddesi açısından yapılan şikâyetlerin Mahkeme İç tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduklarına karar verildiğini ve başvuranların geri kalanı tarafından Sözleşme’nin 3. maddesi açısından sunulan şikâyetlerin yanı sıra başvuranların tamamı tarafından Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 10 ve 11. maddeleri bağlamında yapılan şikâyetlerin Mahkeme İç tüzüğü’nün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca Hükümete bildirildiğini kaydederek, 26 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
Başvuru, bir gösteri sırasındaki polis müdahalesi ile Sözleşme’nin 3 ve 11. maddeleri kapsamındaki şikâyetler hakkındadır.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar, Kocaeli’de ikamet etmekte olup, ilgili liste ekte yer almaktadır. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar M.Ü. Erdem ve S. Dutar tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, 1999 yılında yaşanan depremin ardından kendilerine sosyal konut tahsis edilen kişiler arasında yer almaktadırlar.
4. Başbakan 8 Ağustos 2010 tarihinde siyasi bir miting için Kocaeli’ne gitmiştir. Başvuranlar saat 15.00 sularında, bu konutların tahliye edilmesine yönelik bir projeyi protesto etmek amacıyla miting alanına ulaşmaya çalışmışlardır. Güvenlik güçlerinin, girişlerine mani olmaları nedeniyle göstericiler trafiği engellemek kastıyla yola yatmışlardır. Polis, yapılan uyarılar sonrasında, başvuranları olay yerinden uzaklaştırmak amacıyla kaldırıp taşımış; akabinde izinsiz gösteri ve güvenlik güçlerine mukavemet nedeniyle gözaltına almıştır. Başvuranlar aynı gün, 18.21 ve 22.19 saatleri arasında serbest bırakılmışlardır.
5. Başvuranların on tanesi hakkında Kocaeli Devlet Hastanesinde aynı gün tıbbi raporlar düzenlenmiştir. Bu raporlarda, ilgililerin sağlık durumu dikkate alındığında, hayati tehlikelerinin bulunmadığı belirtilmekteydi. Bunun yanı sıra, söz konusu başvuranların her birinin vücudundaki sekellerden de bahsedilmekteydi:
6. Ülkü Karahan: Sağ ayak bileğinde hareket kısıtlaması ve ağrı, sol kolun iç tarafında 5-7 cm çapında üç kızarıklık.
7. Nakifet Saraç: Göğüste ağrı, göğüste 2-3 cm çapında 3-4 kızarıklık ve boyunda 2-3 cm çapında 2-3 kızarıklık.
8. Huriye Özdemir: Sol elde ağrı, bel hizasında sırtta kızarıklık ve sıyrık.
9. Leyla Dinler: Sol kolda elle muayenede hassasiyet şikâyeti
10. Ayfer Tağcı: Sırtta ağrı şikâyeti.
11. Recep Or: Her iki dirsekte kızarıklıklar.
12. Müzeyyen Şahin: Sol kolun iç tarafında 10 x 10 cm çapında morluk.
13. Çisem Uğur: Her iki kolda 4-5 kızarıklık ve sol ayak bileğinde 1-2 cm çapında morluk.
14. Şeniz Demir: Sol kolda kızarıklık, boyun ve alında kızarıklık ve sıyrıklar.
15. Nejla Azak: Karın bölgesinde 10 x 10 cm çapında fıtık.
16. İlgililer tarafından, aralarında tartışma yaşanan polis memurları hakkında yapılan şikâyet sonrasında Kocaeli Savcısı 20 Ekim 2010 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 Ocak 2011 tarihinde onaylanan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, başvuranların, trafiği engellenmek amacıyla yola yattıklarını, uzaklaştırılmaları için kullanılan gücün kanunla izin verilen güç kullanım sınırlarını aşmadığını belirtmiştir.
17. Kocaeli Savcılığı Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen bir belgede, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın tebliğ yazısının kaybolduğu belirtilmektedir. Başvuranlar bu karardan 7 Şubat 2011 tarihinde haberdar olduklarını ifade etmişlerdir.
18. Bu arada, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan başvuranlar hakkında soruşturma başlatılmıştır. Kocaeli Savcısı 13 Ekim 2011 tarihinde bu bağlamda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Siyasi miting alanına gitmelerine müsaade edilmeyen başvuranların, yolu kapatarak Başbakanın dikkatini içinde bulundukları duruma çekmek istediklerini; ancak ne trafiği engelleme ne de yasaya aykırı gösteri yapma niyeti taşımadıklarını belirtmiştir.
İLGİLİ ULUSAL HUKUKİ ÇERÇEVE
19. Somut olay ile ilgili iç hukuk için, Mahkeme Süleyman Çelebi ve diğerleri/Türkiye (no 2) (No. 22729/08 ve 10581/09, §§ 26-29, 12 Aralık 2017) ve Agit Demir /Türkiye (No. 36475/10, § 27, 27 Şubat 2018) kararlarına atıf yapmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİ HAKKINDA
20. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendini ihlal edecek şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını iddia etmektedirler.
21. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
22. Mahkeme, başvuranların yakalandıktan sonra, aynı gün yani 8 Ağustos 2010 tarihinde serbest bırakıldıklarını tespit etmektedir. Başvuranlar, özgürlükten yoksun bırakılmalarının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine aykırı olduğundan yakınmak için dava açmamışlardır. Ancak Mahkeme daha önce, bu tür bir durumda, altı aylık sürenin gözaltının bitimi itibarıyla başladığını ifade etmiştir (bk. örnek olarak, Bağrıyanık/Türkiye, No. 43256/04, § 23, 5 Haziran 2007). Mahkeme somut olayda, içtihadından sapmaya neden olacak herhangi bir durum görmemektedir. Dolayısıyla söz konusu şikâyet vaktinden sonra sunulmuş olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuranlar polisler tarafından dövüldüklerini ifade etmekte ve tıbbi raporların gerçeği yansıtmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedirler. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. ”
24. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
25. Mahkeme, konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182‑-185 ve 195-198, AİHM 2012), Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90, 100-101 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.Kabul Edilebilirlik HakkındaDinler ve Tağcı ile ilgili olarak
26. Mahkeme, başvuranlar Dinler ve Tağcı ile ilgili olarak, haklarında düzenlenen tıbbi raporlarda yalnızca ağrı şikâyetinden bahsedildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 9 ve 10. paragraflar).
27. Adı geçen başvuranlar Mahkeme önünde en ufak bir maddi unsur ya da herhangi bir delil başlangıcı sunmamışlar; kötü muamele iddialarını desteklemek için veyahut söz konusu tıbbi raporlarda varılan tespitlerin doğruluğunu araştırmak için, şu ya da bu şekilde, ikna edici açıklamalarda bulunmamışlardır. Bu bağlamda, Mahkeme, ilgililerin aynı gün serbest bırakıldıklarını; darp ve yaralanma iddialarını destekleyebilecek ek tıbbi raporlar almaya çalışmama nedenleri hakkında herhangi bir açıklama yapmadıklarını kaydetmektedir.
28. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, başvuranlar Dinler ve Tağcı’nın adli makamlara, iddiaları konusunda sağlam dayanak sunmadıkları; dolayısıyla bu iddiaların “savunulabilir” olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Mahkeme, söz konusu başvuranların kötü muameleye konu olduklarını makul olarak düşündürecek veya ulusal yargı makamlarının, haklarında etkili soruşturma yürütme yükümlülükleri kapsamında somut olayda nasıl hareket ettiklerini sorgulayacak nitelikte herhangi bir unsura sahip değildir
(savunulabilir bir şikâyetin bulunmasına ilişkin kriterler ve usuli yükümlülükler için ayrıca bk. Bazjaks/Letonya, No. 71572/01, § 79, 19 Ekim 2010, Maļinovskis/Letonya (k.k.), No. 48435/07, § 53, 4 Mart 2014 ve daha önce anılan Bouyid, §§ 114-123 ve 124 davanın olaylarıyla ilgili olarak ayrıca bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Peker/Türkiye (k.k.), No. 53014/99, 14 Eylül 2000, Fırat Koç/Türkiye (k.k.), No. 24937/94, 14 Kasım 2000, Bülent Barmaksız/Türkiye (k.k.), No. 1004/03, 23 Ekim 2007). Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Diğer başvuranlar ile ilgili olarak
29. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başkaca herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
30. Başvuranlar Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or, elli kadar polisin kendilerini tekmelediğini, yumrukladığını, coplarla vurduğunu ve polis araçlarına bindirmek için kollarını bükerek yerde sürüklediklerini iddia etmektedirler.
31. Hükümet, polislerin şiddetli şekilde müdahalede bulunmadıkları ve ilgililerin, kapatmak maksadıyla ana yola yattıkları ve yetkililerin ilgilileri yakalandıklarını bildirmek amacıyla polis araçlarına kadar taşımakla yetindikleri kanaatindedir. Hükümet ayrıca, bu iddianın başvuranların vücudundaki lezyonların yani bilhassa kollardaki kızarıklıkların tehlikesiz oluşuyla desteklendiğini ileri sürmektedir.
32. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin bazı koşullarda, örneğin yakalanmasına direnç gösteren veya kaçmaya teşebbüs eden veyahut yaralanma ya da hasara neden olan bir kişi hakkında güç kullanımını yasaklamadığını hatırlatmaktadır (Şükrü Yıldız/Türkiye, No. 4100/10, § 59, 17 Mart 2015). Mahkeme aynı zamanda, kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığında, kişinin davranışı kesin olarak gerekli kılmadığı halde kendisine karşı fiziksel güç kullanımının insan onuruna zarar verdiğini ve ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesiyle güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini doğrulamaktadır. Mahkeme “ilke olarak” ifadesinin, ağırlık eşiğine ulaşılmadığı için böyle bir ihlal tespitin gerekli olmayacağı durumların olabileceği anlamına gelmediğinin altını çizmektedir. İnsan onuruna yönelik herhangi bir müdahale, Sözleşme’nin özüne dokunmaktadır. Bu nedenle, güvenlik güçlerinin bir kişiye yönelik olarak insanlık onuruna zarar veren her türlü davranışı Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini teşkil etmektedir. Bu durum bilhassa, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ve o kişinin davranışıyla kati surette gerekli olmadığı halde, güvenlik güçlerinin ona karşı fiziki güç kullandığı hallerde geçerlidir (yukarıda anılan Bouyid kararı, §§ 100-101).
33. Mahkeme somut olayda, tıbbi raporlarda, Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or’un vücudunda çok sayıda iz ve lezyonlar bulunduğundan bahsedildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 6. paragraf ve devamı).
34. Başvuranlar, kendilerine tahsis edilen sosyal konutlardan çıkarılmalarını protesto etmek amacıyla ana yola yatmışlardır. Dosyada bulunan unsurlardan hiçbiri, başvuranların olayların yaşandığı sırada sert ya da tehlikeli olduklarına işaret etmemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin, polislerin başvuranları taşımakla yetindikleri yönündeki iddiası, çok sayıdaki iz ve lezyonun varlığını yeterince açıklamamaktadır (bk. örnek olarak, güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığına ilişkin bir inceleme için, Ahmet Akman/Türkiye, No. 33245/05, §§ 41-42, 13 Ekim 2009).
35. Öte yandan, Savcının kararında, polisin ilgili kişilere yönelik müdahalesinin koşulları da ayrıntılı şekilde belirtilmemekle birlikte, güç kullanımının hangi gerekçeden ötürü orantılı olduğu sonuca varabildiğinden de bahsedilmemektedir, öyle ki başvuranların vücudundaki fiziki izlerin sebebi hakkında herhangi bir münferit açıklama yer almamaktadır. Bunun yanı sıra, savcı, dosyaya konulan tutanaklarla yetinmiş gibi görünmektedir; hiçbir unsur, suçlanan polislerin sorguya çekildiğini, başvuranların ifadelerinin alındığını ya da tanıklar bulmaya çalışılmadığını söylemeye kuşkusuz imkân vermemektedir. Bu nedenle, soruşturma olay ve olgulara ışık tutacak nitelikte değildi (3. maddenin usuli yönü ile ilgili kriterler hakkında, bk. yukarıda anılan Bouyid kararı, §§ 114-123).
36. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvuranlar Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuranlar gösteri yapmalarına müsaade edilmediğinden yakınmakta ve Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
38. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
39. Somut olayda, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin yalnızca 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”Kabul Edilebilirlik Hakkında
40. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuranların hiçbir zaman, toplanma ve dernek kurma özgürlüğüne müdahale edildiği hususunda şikâyette bulunmadıklarını belirtmektedir.
41. Mahkeme daha önce, bir başvuranın gösteriye katılmasına engel olmanın, tek başına, toplanma özgürlüğü hakkının kullanılmasına bir müdahale olarak incelendiğini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Aşıcı ve diğerleri/Türkiye, No. 17561/04, §§ 24-25, 15 Haziran 2010). Mahkeme somut olayda ayrıca, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet nedeniyle başvuranlar hakkında başlatılan ceza yargılaması kapsamında Kocaeli Savcısı tarafından 13 Ekim 2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, söz konusu yargılamanın, başvuranların, bu gösteriye katılmaları nedeniyle ilgili mevzuatı ihlal edip etmediklerini tespit etme amacı taşıdığını gözlemlemektedir. Mahkeme, savcının bu hususta olumsuz yanıt verdiğini ve soruşturmaları sonlandırdığını tespit etmektedir. Ancak bu durum, söz konusu yargılamanın başvuranlar aleyhine devam edebilecek olma olasılığını ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, başvuranların ne bu yargılamanın sonucunu beklerken Mahkemeye başvuruda bulunma konusunda özen göstermiş ne de bu soruşturmanın konusunun yalnızca toplanma özgürlüğü ile ilgili olması nedeniyle, toplanma özgürlüklerini ileri sürmemiş olarak değerlendirilemezler. Hükümet ayrıca, başvuranların toplanma özgürlüklerini başka hangi yargılamada ileri sürebilecekleri hususunda açıklamada bulunmamaktadır. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen itirazı reddetmektedir.
42. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
43. Başvuranlar, eylemlerinin kamu güvenliği açısından hiçbir surette tehdit oluşturmadığını ve işgal ettikleri yolun, düzenlenen siyasi miting nedeniyle zaten trafiğe kapatılmış olduğunu iddia etmektedirler.
44. Hükümet, başvuranların Başbakan’ın bulunduğu bir yerde kargaşa yaratmaya çalıştıkları, sonrasında anayolu kapattıkları için, söz konusu müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve güvenlik güçlerinin müdahalesinin güvenlik nedenlerinden ötürü ve başkalarının haklarının korunması açısından gerekli olduğu kanısındadır. Bu nedenle müdahalenin gerekli ve anılan amaçlarla orantılı olduğunu taahhüt etmektedir.
45. Mahkeme, kamu toplantısı özgürlüklerinin başvuranlar tarafından kullanılmasına yönelik müdahalenin yasal bir temele, bilhassa 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na dayandığı kanaatindedir ve söz konusu müdahale Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı ile meşru olarak kabul edilen amaçlardan ikisini yani düzenin sağlanması ve başkalarının haklarının korunmasını amaçlıyor olarak değerlendirilebilir (Oya Ataman/Türkiye, No. 74552/01, § 32, AİHM 2006‑XIV). Geriye söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve yukarıda anılan amaçlarla orantılı olup olmadığını araştırmak kalmaktadır.
46. Hükümet bilhassa, güvenlik güçlerinin müdahalesinin, Başbakanın olay yerinde bulunması sebebiyle, güvenlik nedenlerinden ötürü gerekli olduğunu iddia etmektedir. Ancak Mahkeme, savcının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararındaki gerekçede, güvenliğe zarar veren ya da kamu düzeninde karışıklığa neden olan muhtemel bir riskin varlığından hiçbir şekilde bahsetmediğini saptamaktadır.
47. Mahkeme daha önce benzer olay ve olgular ile şikayetlere ilişkin çok sayıda davayı incelediğini hatırlatmaktadır. Söz konusu davalarda, Mahkeme, barışçıl gösteri yapanları dağıtmak için güvenlik güçlerinin ani müdahalesinin, olası trafik sıkışıklıkları bir kenara konulduğunda kamu düzeni açısından bir tehlike arz etmediğini ve bazı durumlarda, göstericiler hakkında ceza yargılamaları açılmasının, kamu düzeninin korunması konusunda gerekli olmadığını ve orantısız tedbirlerin söz konusu olduğunu ifade etmiştir (bk. örnek olarak, Adıgüzel ve diğerleri/Türkiye, No. 65126/09, § 22, 13 Şubat 2018 ve bu paragrafta yer alan atıflar).
48. Somut olayda Mahkeme, içtihadından sapmasına neden olabilecek herhangi bir unsur ya da iddia tespit etmemektedir. Bu nedenle, güvenlik güçlerinin müdahalesi ve başvuranların yakalanmasının, Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı anlamında, kamu güvenliğinin sağlanması ve başkalarının haklarının korunması açısından gerekli tedbirler olmadıkları kanaatindedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin bu hükmü ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
50. Başvuranların her biri, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları manevi zarar bağlamında 10.000 avro talep etmektedir. Başvuranlar aynı zamanda, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduklarını ifade ettikleri masraf ve giderler bağlamında 18.800 Türk lirası (TRY) talep etmektedirler. Başvuranlar herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamakta ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine atıf yapmaktadırlar.
51. Hükümet, Mahkemeyi, bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
52. Yukarıda tespit edilen ihlaller göz önüne alındığında, Mahkeme, manevi tazminat olarak aşağıdaki meblağların başvuranlara ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır:
- Yıldırımer, Karabulut, Dinler ve Tağcı’nın her birine 7.500 avro,
- Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or’un her birine 10.000 avro.
53. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, bir başvuranın yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde, bu miktarlar kendisine geri ödenebildiğini hatırlatmaktadır; ayrıca, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, başvuran, talepleri rakamla, kategorilere ayırarak ve ilgili kanıtlayıcı belgelerle birlikte sunması gerekmektedir, aksi takdirde, Mahkeme, bu taleplerin tamamını ya da bir kısmını reddedebilmektedir. Mahkeme somut olayda, başvuranların, taleplerini desteklemek için kanıtlayıcı belge sunmadıklarını tespitinde bulunarak ilgililerin taleplerini tümüyle reddetmeye karar vermektedir (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 122, AİHM 2011 (alıntılar)).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Sözleşme’nin 3. maddesi ile ilgili şikâyetin, Dinler ve Tağcı bakımından kabul edilemez; Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or bakımından kabul edilebilir olduğuna;Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 11. maddesi ile ilgili şikâyetin, başvuranların tümü bakımından kabul edilebilir olduğuna;Başvuranların tümü bakımından, Sözleşme’nin 11.maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilmek üzere:Manevi tazminat olarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Yıldırımer, Karabulut, Dinler ve Tağcı’nın her birine 7.500 EUR (yedi bin beş yüz avro) ödenmesine;Manevi tazminat olarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Karahan, Saraç, Özdemir, Şahin, Uğur, Demir, Azak ve Or’un her birine 10.000 EUR (on bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Oy birliğiyle, adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 23 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy