AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SARIDAŞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No.6341/10)
KARAR
STRAZBURG
7 Temmuz 2015
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Sarıdaş / Türkiye davasında,
Başkan,
András Sajó,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 16 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1.Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu ülkenin vatandaşı olan Bayram Sarıdaş’ın (“başvuran”), 26 Ocak 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (6341/10 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2.Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat Ö. Gümüştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.Sözleşme’nin 6. maddesiyle kapsamındaki şikâyetler,8 Nisan 2014 tarihinde Hükümete gönderilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
4.Başvuran 1962 doğumlu olup Gaziantep’te ikamet etmektedir.
5.Başvuranın askerlik yoklaması, bağlı olduğu askerlik şubesince 2006 yılında yapılmıştır.
6.İlgilinin olağan muayene işlemleri ilk olarak Malatya Askeri Hastanesinde ardından Ankara Asker Hastanesinde son olarak ise Ankara’daki GATA Askeri Hastanesinde yapılmıştır.
7.Başvuran, GATA Askeri Hastanesi Nöroloji Servisi’ndeki doktorlara, Adli Tıp Kurumu tarafından 5 Ekim 2001 tarihinde düzenlenmiş Wernicke-Korsakoff sendromundan muzdarip olduğunun belirtildiği raporu sunmuştur.
8.Nörologlar, başvuranın tahlillerini ve muayenesini yaptıktan sonra başvuranın artık bu hastalıktan muzdarip olmadığı kanaatine varmışlardır.
9. Başvuranın psikolojik tetkikleri de yapılmıştır. Başvuranı muayene eden doktorlar, başvuranın geçmişte yaşadığı “organik mental bozukluğa” rağmen psikolojik açıdan askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğu kanaatine varmışlardır.
10.GATA Askeri Hastanesi, 29 Mayıs 2006 tarihinde nihai sağlık raporunu hazırlamıştır. Bu raporda, başvuranın askerliğe elverişli olduğu ancak komando olamayacağı belirtilmekteydi.
11.Başvuran bu rapora otuz günlük yasal süresi içerisinde itiraz etmemiştir. Milli Savunma Bakanlığı Askere Alma Dairesi Başkanlığına da gitmemiştir. Dolayısıyla yoklama kaçağı olarak aranmaya başlanmıştır.
12.Başvuran 28 Ağustos 2007 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığına başvurarak askerliğe elverişli olmaması nedeniyle zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını istemiştir. Başvuran gasp ve yasadışı silahlı örgüt üyesi olmak suçlarından birçok kez ceza alması nedeniyle hayatının yirmi iki yılını cezaevinde geçirmiş olduğunu açıklamış ve anti sosyal kişilik bozukluğu yaşadığını ileri sürmüştür.
13.Milli Savunma Bakanlığı Asker Alma Dairesi Başkanlığı, başvuranın askerliğe elverişli olduğuna karar verildiği ve Askere Alma Dairesi Başkanlığına başvurmadığı gerekçesiyle söz konusu talebi reddetmiştir.
14.Başvuran 27 Kasım 2007 tarihinde, avukatı aracılığıyla, Milli Savunma Bakanlığına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
15.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 17 Nisan 2007 tarihinde, davanın esası hakkında karar vermeden önce GATA Sağlık Kurulu tarafından bir tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
16. Bu kurul on iki askeri doktordan oluşmaktaydı: Başkan (doçent doktor), bir psikiyatr (akademisyen), bir dermatolog (akademisyen), bir ortopedist (akademisyen), bir enfeksiyon hastalıkları uzmanı (doçent), bir kardiyolog (doçent), bir pratisyen doktor, bir ürolog (akademisyen), bir kulak burun boğaz uzmanı (akademisyen), bir nörolog bir göz doktoru ve bir cerrah.
17.GATA Sağlık Kurulu 3 Temmuz 2008 tarihinde, geçici raporunu sunmuştur. Belirtilmeyen bir tarihte başvuran, bu rapor sonuçlarının bir nüshasını elde etmiştir. Bu raporda şunlar yazmaktaydı:
“Sağlık Kurulu raporu onaylandıktan sonra gönderilecektir.
Teşhis: Geçirilmiş organik ruhsal bozukluk.
Teşhis: Askerliğe elverişlidir.”
18. Profesör tabip tuğgeneral 31 Temmuz 2008 tarihinde, Sağlık Kurulu raporunu onaylamak için imzalamıştır.
Bu raporun somut davayla ilgili bölümleri şu şekildedir:
“ Muayene
Hasta, temiz sakin ve uyumlu ve davranışları normaldir. Konuşması düzgün ve beden dili normaldir. Hareketleri normaldir. Konuşmaları tutarlı ve mantıklıdır. Sabıka kaydından birçok kez hüküm giydiği anlaşılmaktadır. Nörolojik kontrol ve muayenelere ilişkin 29 Mayıs 2006 tarihli nörolojik raporundan artık Wernike-Korsakoff sendromu hastası olmadığı anlaşılmaktadır.
Sonuç
Geçirilmiş organik ruhsal bozukluk. Sarıdaş askerliğe elverişlidir.”
19.Başvuran, GATA Sağlık Kurulunun nihai raporunu talep etmesine rağmen bu rapor kendisine gönderilmemiştir.
20.Başvuran avukatı aracılığıyla, söz konusu raporun tebliğ edilmemesi nedeniyle şikâyet etmiştir. Başvuran aynı zamanda, GATA Sağlık Kurulunun tarafsız ve bağımsız bir heyet olmadığını ve bir üniversite hastanesi veya Adli Tıp Kurumundan tıbbi bilirkişi görevlendirilmesinin uygun olacağını ileri sürmüştür.
21.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranın talepleri hakkında herhangi bir karar vermemiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, GATA Askeri Hastanesinin sağlık raporlarına dayanarak 2 Temmuz 2009 tarihinde yapılan duruşma sonucunda başvuranın taleplerini reddetmiştir.
22.Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararı, başvuranın avukatına 29 Temmuz 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
23.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranın artık anti sosyal kişilik bozukluğundan muzdarip olmadığını ve sağlık yönünden askerlik hizmetini yerine getirmeye uygun olduğuna kanaat getirildiğini tespit etmiştir. AYİM, başvuranın birçok kez hapis cezasına mahkûm edilmesinin tek başına zorunlu askeri hizmetinden muaf tutulmasını haklı kılmayacağını eklemiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI HAKKINDA
24.Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, davasın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmektedir. Başvuran özellikle, kendisini öncelikli olarak ilgilendiren söz konusu bilirkişi raporuna cevap verme ve itiraz etme imkânı tanınmadığını ileri sürerek, GATA Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen nihai sağlık raporunun tebliğ edilmemesinden şikâyet etmektedir.
25. Başvuran aynı zamanda, GATA Sağlık Kurulunun bağımsız ve tarafsız olmadığını ve Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerinin yerine getirilebilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin davanın esası hakkında karar vermeden önce Adli Tıp Kurumundan veya üniversite hastanesinden tıbbi bilirkişi raporu düzenlenmesine hükmetmesi gerektiğini düşünmektedir.
26.Hükümet başvuranın tezine karşı çıkmaktadır.
27.Olay ve olguların hukuki tavsifini yapma yetkisine sahip olan Mahkeme, mevcut dava koşullarında şikâyetlerin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki soruları gündeme getirdiği kanaatindedir. Bu hükmün ilgili kısımları şu şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından, (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
A. Kabul Edilebilirlik
28.Hükümet, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının somut olayda uygulanamayacağını ileri sürmektedir. Hükümet Mahkeme’yi, başvuruyu Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) uyuşmadığına karar vermeye davet etmektedir.
29.Mahkeme mevcut dava koşullarında, başvuranın ulusal hukuk uyarınca mahkemeye erişmesi nedeniyle, askerliğe elverişli olan başvuranın durumuna bağlı olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanabilirliği konusunda herhangi bir tartışma olmadığına kanaat getirmektedir (Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya [GC], No. 63235/00, §§ 62-63, AİHM 2007‑II, bk. ayrıca Placì /İtalya, No. 48754/11, § 67, 21 Ocak 2014).
30.Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamında kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın öncelikle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurarak karar düzeltme talebinde bulunması gerektiğini ileri sürmektedir.
31.Mahkeme karar düzeltme talebinin olağanüstü bir başvuru yolu olduğunu kaydetmektedir. Sonuç olarak, genel kabul görmüş uluslararası hukuk kuralları dikkate alındığında, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerinin yerine getirildiğine karar verilebilmesi için benzer başvuru yolunun kullanılmış olması gerekmemektedir (Gök ve diğerleri/Türkiye, No. 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01, §§ 47-48, 27 Temmuz 2006, bk. ayrıca Tüm Haber Sen ve Çınar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28602/95, 13 Kasım 2003 ve Karaduman/Türkiye, No. 16278/90, 3 Mayıs 1993 tarihli Komisyon kararı). Sonuç olarak Hükümetin itirazı kabul edilmemektedir.
32. Mahkeme başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esası Hakkında
33.Başvuran, GATA Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen nihai sağlık raporunun tebliğ edilmemesinden ve bu rapor hakkında görüş bildirememesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, GATA Sağlık Kurulunun açıkladığı sonuçların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararını tamamen yeniden değerlendirilebilmesi açısından nihai raporun dava için çok önemli olduğunu iddia etmektedir. Oysa başvurana göre, Sağlık Kurulu bağımsız ve tarafsız değildi ve Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastanesinden tıbbi bilirkişi tayin edilmesi gerekirdi.
34.Hükümet, tarafların başvuruyla ilgili olarak görüş ve tespitlerini paylaşma fırsatı bulduklarını belirtmektedir. Hükümete göre, avukatı tarafından temsil edilen başvuranın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından GATA Sağlık Kurulu nezdinde tıbbı bilirkişi tayin edildiğini bildiğini ileri sürmektedir. Hükümet, dava dosyalarının taraflara her zaman açık olduğunu açıklayarak, -Hükümete göre- başvuranın gizli olmayan dosyasını inceleyebilmesi ve söz konusu belgenin bir nüshasını elde edebilmesi için her zaman açık olduğunu belirtmektedir. Hükümet söz konusu raporun davalı idareye de gönderilmediğini belirtmektedir. Hükümet, askerliğe elverişlilik ile ilgili kuralların “Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği”nde açık bir şekilde tanımlandığını ve bu metne herkesin erişebileceğini eklemektedir. Hükümet, GATA Sağlık Kurulunun, askeri alanda uzmanlaşmış askeri doktorlardan oluştuğunu açıklamaktadır. Hükümet bu doktorların asker olmasının, tıp bilimine saygı açısından görevlerini yerine getirmelerine engel teşkil etmediği kanaatindedir. Son olarak Hükümet askeri doktorların işe alımının Savunma Bakanlığı tarafından gerçekleştirilse de GATA Asker Hastanesinin Genelkurmay Başkanlığına bağlı olduğu için durumun (yukarıda anılan) Placì davasından ayrıştığı konusunda hemfikirdir.
35.Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının bağımsız ve tarafsız bir “mahkeme” önünde hakkaniyete uygun yargılanma hakkını güvence altına aldığını ve bir mahkeme tarafından dinlenen bir bilirkişinin aynı gereksinimleri karşılamasını açıkça gerektirmediğini kaydetmektedir. (bk. gerekli değişiklikler yapılmak suretiyle (mutatis mutandis), Mantovanelli/Fransa, 18 Mart 1997, § 33 Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑II). Bununla birlikte dava ile gündeme getirilen soruları ele almak için yetkili mahkeme tarafından görevlendirilen bir bilirkişinin görüşü söz konusu mahkemenin davayı değerlendirme biçiminde belirgin bir rol oynayabilir. Mahkeme bazı koşullarda bir mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişinin tarafsız olmaması adil yargılanma kavramının içindeki silahların eşitliği ilkesini ihlal edebileceğini kabul etmiştir. (Bönisch/Avusturya, 6 Mayıs 1985 (esas), §§ 30-35 A Serisi No. 92 ve Brandstetter/Avusturya, 28 Ağustos 1991, § 33 A Serisi No. 211). Davada özellikle, bilirkişinin yeri ve rolü gibi etkenler dikkate alınması gerekir. (Sara Lind Eggertsdóttir/İzlanda No. 31930/04, § 47, 5 Temmuz 2007).
36. Somut davada Mahkeme, GATA Askeri Hastanesinin Genelkurmay Başkanlığına bağlı olduğunu ve davaya taraf olan Savunma Bakanlığının ise personellerini uygun pozisyonlara atadığını ve maaşlarını ödediğini tespit etmektedir. Mahkeme, GATA Askeri Hastanesi Sağlık Kurulunun başvuranın sağlık raporunu hazırlayanlar arasında kurul başkanı dâhil olmak üzere on iki asker doktordan oluştuğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 16. paragraf ). Mahkeme bu bağlamda, söz konusu kurulun yapısı ve oluşumunun başvuranın kaygılanmasına yol açabileceği kanaatindedir (Placì, yukarıda anılan § 75). Dolayısıyla Mahkeme, bu gibi hissiyatların belli bir önem taşımasının da belirleyici olmadıklarını hatırlatmaktadır; belirleyici olan şeyin, bağlılıklarının yol açtığı kaygıların objektif olarak kanıtlanıyor olabilmesidir (Brandstetter, yukarıda anılan § 44, A Serisi No. 211).
37.Mahkeme GATA Sağlık Kurulu raporunun, kararını genel olarak Sağlık Kurulunun tespitlerine dayandıran Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başvuranın sağlık açısından askerliğe elverişli olduğuna karar vermesinde belirleyici olduğunu tespit etmiştir.
38.Mahkeme uygulamada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararı ile GATA Asker Hastanesi Sağlık Kurulu kararı arsında sıkı bir bağlantı (korelasyon) olduğunu ve de Yüksek Mahkemenin askeri doktorlardan başka doktorlar tarafından yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeden bu raporu benimsediğini tespit etmiştir. Türk hukuk sisteminde hâkimler, hukuki açıdan bilirkişilerin açıkladığı sonuçlara doğrudan bağlı olmasalar da genellikle doktorların tespitlerinin belirleyici olduğu medikal alanda şüphesiz bu durum böyle değildir.
39.Somut davada, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başvuranın Genelkurmay Başkanlığı veya Savunma Bakanlığına bağlı olmayan bir kurum tarafından incelenmesi talebine karşı herhangi bir cevap vermemiş olması sorun teşkil etmektedir. Üstelik Askeri Yüksek İdare Mahkemesin kararında, başvuranın söz konusu talebi hangi sebeplerden ötürü göz ardı edildiği tamamen belirsiz kalmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranın durumuyla ilgili daha önce kararını açıklamış olan askeri bir hastanenin bünyesindeki tıbbi bilirkişinin tek bir raporuna güvenmekle yetinmiştir (yukarıdaki 10. paragraf).
40.Bununla birlikte söz konusu kusur dışında Mahkeme, ihtilaflı bilirkişi raporunun başvurana tebliğ edilmediğini tespit etmektedir. Oysa söz konusu raporun başvura tebliğ edilmesi, ilgilinin bu rapora itiraz edebilmesi ve şikâyetini dile getirebilmesi açısından çok önemliydi.
41.Nitekim çekişmeli yargı hakkı ilke olarak, tarafların, kararı etkilemek amacıyla hâkime sunulan görüş veya kanıtlardan haberdar olma ve bunlar hakkında tartışabilme olanağını içermektedir (bk. diğer birçok kararlar arasından, Ruiz-Mateos/İspanya, 23 Haziran 1993, § 63, A Serisi No. 262, Lobo Machado/Portekiz, 20 Şubat 1996, § 31, Derleme 1996-I, Morel/Fransa, No. 34130/96, § 27, CEDH 2000‑VI ve Gereksar ve diğerleri/Türkiye, No. 34764/05, 34786/05, 34800/05 ve 34811/05, § 27, 1 Şubat 2011).
42.Mevcut dava koşullarında Mahkeme, başvuranın talebini reddetmek için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hâkimlerinin GATA Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen tıbbı bilirkişi raporuna fazlasıyla itibar ettiklerini saptadığını hatırlatmaktadır.
43.Mahkeme, GATA Askeri Hastanesinde, söz konusu bilirkişi kontrolünde sağlık meyanesinden geçen başvuranın, geçici rapor sonuçlarının bir nüshası almasına rağmen nihai raporun gönderilmemesini mevcut davada tasarruf yapılması ve yargılamanın hızlandırılmasının amaçlanmış olabileceği kanaatindedir (yukarıdaki 17. paragraf). İçtihadında yer aldığı gibi Mahkeme, bu konuya büyük önem vermekte ancak, bu durum çekişmeli yargı hakkının ihlalini haklı çıkaramaz (Nideröst-Huber/İsviçre, 18 Şubat 1997, § 30, Derleme 1997‑I).
44.Başvuranın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaleminde, dosyayı inceleyebileceği ve ihtilaflı belgenin bir fotokopisini elde edebileceği yönündeki argüman konusunda Mahkeme, böyle bir imkânın tek başına, ilgili şahısların çekişmeli yargı hakkının sağlanması açısından yeterli olmadığı kanaatindedir.
45. Aslında Mahkeme, adil olunması için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaleminin, bu belge hakkında başvuranı bilgilendirmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın avukatının inisiyatif almasını ve dosyaya yeni kanıt belgelerinin sunulup sunulmadığını öğrenmek için düzenli olarak bilgi edinmesini beklemenin, ona orantısız bir yük getirmek anlamına geleceğini yinelemektedir (bk. aynı anlamda Göç/Türkiye [BD], No. 36590/97, § 57, AİHM 2002‑V).
46.Ayrıca Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkına saygı gösterilmesi açısından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin göndermediği nihai tıbbi bilirkişi raporunun tamamını başvuranın bu rapora görüş belirtebilmesi için başvurana göndermesi gerektiği kanaatindedir.
47.Bu değerlendirmeler Mahkemenin, başvuranın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde adil yargılanma hakkından yararlandırılmadığı sonucuna varması için yeterlidir.
48.Dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
50.Başvuran manevi zarar için 20.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda masraf ve harcamalar için 5.354 TL (1.935 EUR) istemektedir. Başvuran, avukatlık ücret tarifesi, çalışma saati dekontunu, dosya masraflarına ilişkin bir dekontu ve posta masraflarına ilişkin bir faturayı, kanıtlayıcı belge olarak sunmuştur.
51.Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
52.Mahkeme, başvuranın belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığı ve salt ihlal kararı vermenin yeterli olmayacağına karar vermiştir. Dolaysıyla Mahkeme, başvurana 4.000 avro ödenmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
53.Öte yandan Mahkeme yerleşik içtihadına göre, başvuran masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebildiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme somut davada elinde bulundurduğu belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında tüm yargılama masraf ve giderleri için başvurana 1.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
54. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
MAHKEME BU GEREKÇELERLE, OYBİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 4.000 avro (dörtbin avro) tutarında manevi tazminat ödenmesine;
ii) Başvuran tarafından ödenecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 1.000 avro ( bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşme’nin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 7 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrásSajó
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy