© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme İçtihadına İlişkin Bilgi Notu No. 186
Haziran 2015
Sargsyan Azerbaycan [BD] - 40167/06
Karar 16.6.2015 [GC]
Madde 1
Devletin yargı yetkisi
Dağlık Karabağ yakınlarındaki Azerbaycan topraklarında bulunan tartışmalı bölge ile ilgili Azerbaycan’ın yargı yetkisi
Madde 8
Fıkra 8-1
Aile hayatına saygı gösterilmesi
Konuta saygı gösterilmesi
Özel hayata saygı gösterilmesi
Dağlık Karabağ ihtilaflı bölgesi bağlamında bir Ermeni vatandaşının konutuna ve akrabalarının mezarlarına erişimindeki imkânsızlık: ihlal
Madde 13
Etkili yol
Dağlık Karabağ ihtilaflı bölgesi bağlamında kişilerin konutlarını ve mülklerini kaybetmeleri karşısında etkili yolun bulunmaması: ihlal
Ek Protokol No.1 Madde 1
Pozitif yükümlülükler
Ek Protokol No.1 Fıkra 1 Paragraf 1
Mülkiyetin çekişmesiz kullanımı
Mülkiyet
Dağlık Karabağ ihtilaflı bölgesi bağlamında Ermeni vatandaşlarının mülkiyet haklarının korunması için önlemlerin alınması konusunda Azerbaycan’ın başarısız olması: ihlal
Olaylar – Başvurucu Mahkeme’ye şikâyette bulunduktan sonra ölmüştür. Çocuklarından ikisi davaya başvurucu adına devam etmişlerdir.
Etnik Ermenilerden olan başvurucu ve ailesi, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne (“Azerbaycan SSC”) ait Şaumyan bölgesinde Gülistan adlı köyde konut ve arazi sahibiydiler ve burada yaşamaktaydılar. Yaptıkları savunmalara göre aile, 1992’de gerçekleşen, Ermenistan ve Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ üzerine olan çekişme sırasında konutlarını terk etmeye zorlanmışlardır.
Aralık 1991 Sovyetler Birliği’nin dağılması döneminde, Dağlık Karabağ Özerk Oblastı (“DKÖO”) Azerbaycan SSC toprakları tarafından çevrelenmiş özerk bir bölge idi. 1989 tarihinde DKÖO nüfusunun %77’sini Etnik Ermeniler, %22’sini Etnik Azeriler oluşturuyordu. DKÖO’nın kuzeyinde yer alan Şaumyan bölgesinin DKÖO ile sınırı bulunmaktaydı. Başvurucuya göre çekişme öncesinde Şaumyan nüfusunun %82’sini Etnik Ermeniler oluşturuyordu. Dağlık Karabağ’daki silahlı çatışmalar 1988’de başladı. Eylül 1991’de, Azerbaycan’ın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etmesinden kısa bir süre sonra, DKÖO Bölgesel Konseyi, DKÖO topraklarını ve Azerbaycan’a ait Şaumyan bölgesini kapsayan Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin (“DKC”) kurulduğunu ilan etmiştir. 1991’de yapılan ve Azeri nüfus tarafından boykot edilen referanduma göre katılanların %99.9’u oylarını DKC’nin Azerbaycan’dan ayrılması yönünde kullanmışlardır. Bunun üzerine 1992’de “DKC” Azerbaycan’dan bağımsızlığını teyit etmiştir. Bunun ardından çekişme dereceli olarak tam anlamıyla bir savaşa dönüşmüştür. 1993 sonlarında, Etnik Ermeni güçleri eski DKÖO topraklarının hemen hemen hepsinde ve ayrıca yakınlarındaki yedi Azerbaycan bölgesinde kontrolü ele geçirmiştir. Bu çekişme her iki taraftan da yüz binlerce ülke içinde yerinden edilmiş kişiler ve mültecilerle neticelenmiştir. Taraflar Mayıs 1994’te günümüze kadar geçerliliğini koruyan bir ateşkes anlaşması imzalamıştır. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) himayesinde barışçıl çözüm bulma yolunda müzakereler gerçekleştirilmiştir. Ancak soruna nihai politik bir çözüm getirilememiştir. “DKC”‘nin kendi kendine ilan ettiği bağımsızlığı, hiçbir devlet veya uluslararası kuruluş tanımamıştır. 2001’de Avrupa Konseyi’ne katılmalarından önce, Ermenistan ve Azerbaycan Dağlık Karabağ sorununda barışçıl çözümler bulmaya kendilerini adayacaklarını Bakanlar Komitesi ve Parlamenterler Meclisi önünde taahhüt ettiler.
Bay Sargsyan ve ailesinin yaşadığı Şaumyan, DKÖO’nın bir parçası değildi ancak daha sonrasında “DKC”‘nin bir parçası olduğu ilan edilmişti. 1991’de Azerbaycan SSC’ne ait özel amaçlı milis birimleri “pasaport kontrolü” olarak belirtilmiş sebep üzerine bölgede bir operasyon düzenlemişlerdir ve bölgedeki yerel Ermeni militanlarını silahsız hale getirmişlerdir. Ancak çeşitli kaynaklara göre, Azerbaycan SSC’nin milis birimleri sundukları resmi sebebi, bölgedeki birçok köyde bulunan Ermeni nüfusunu bölgeden sürmek için bir bahane olarak kullanmıştır. Çekişmenin 1992’de savaşa dönüşmesiyle Şaumyan bölgesi Azerbaycan güçlerinin saldırısı altında kalmıştır. Başvurucu ve ailesi köyde gerçekleşen ağır bombardımanın ardından Gülistan’ı terk etmişlerdir. Ardından başvuru ve eşi Yerevan, Ermenistan’da mülteci olarak yaşamışlardır.
Başvurucu zorla yerinden edilinceye kadar hayatının büyük bölümünü Gülistan’da geçirmiş olduğu iddiasını destelemek üzere Sovyet pasaportunun kopyasını ve evlilik belgesini sunmuştur. Başvurucu, bilhassa, Gülistan’da iki katlı bir konut ve 2000 metrekareden büyük bir arazinin adına kayıtlı olduğunu gösteren resmi belgenin (“teknik pasaport”) kopyasını konutun fotoğrafları, eski ihtiyar meclisi görevlilerinden ve eski komşulardan alınmış başvurucunun Gülistan’da konutu ve arazisi olduğunu destekleyen yazılı bildiriler ile birlikte sunmuştur.
Hukuk
(a) Ön itirazlar
(i) İç hukuk yollarının tüketilmesi – Dağlık Karabağ sorunu ele alındığında Ermenistan ve Azerbaycan arasında diplomatik ilişkilerin bulunmadığı ve sınırların kapalı olduğu gerçeği değerlendirilmelidir. Bu nedenle bu ülkelerden birinden gelen birinin diğer ülkede yasal işlemler yürütmesi karşısında oldukça büyük güçlükler olabilir. Azerbaycan hükümeti, Dağlık Karabağ sorunu bağlamında, geride bıraktığı mülklerinin geri iade edilmesini veya kaybından dolayı oluşan zararın karşılanmasını talep eden Ermeni bir mültecinin, mülkiyet haklarının korunması konusunda, kanunların nasıl uygulanacağını açıklamakta başarısız olmuştur. Azerbaycan hükümeti başvurucunun durumundaki bir kişinin Azerbaycan mahkemeleri önünde başarılı olduğuna dair örnek bir dava gösterememiştir. Bu sebeple hükümet, başvurucunun şikayetleri konusunda çare sunabilecek bir yolun varlığını kanıtlamakta başarırız olmuştur.
Sonuç: ön itiraz reddedildi (on beşe karşı iki oy ile).
(ii) Azerbaycan’ın sorumluluğu ve yargı yetkisi – Gülistan köyü Azerbaycan’ın uluslararası olarak tanınmış toprakları içinde yer almaktadır ve bu konuda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Mahkemenin içtihatları ışığında Gülistan köyünde Azerbaycan kanunlarının geçerli olduğu var sayılmıştır.
Bu sebeple, Sözleşme Madde 1’de belirtilen sorumluluklarının sınırlayan olağandışı şartların var olduğunu kanıtlamak hükümetin göreviydi. Gülistan ve Azerbaycan askeri kuvvetleri nehrin kuzey kıyısında bulunurken, “DKC” güçleri güney kıyısında bulunuyordu. Azerbaycan’ın Sözleşme’yi imzalamasında günümüze kadar Azerbaycan’ın zaman bakımından yargı yetkisine dâhil olan süreç boyunca, yani Nisan 2002 tarihinden itibaren, Mahkeme önüne getirilen dava malzemelerine dayanarak Azerbaycan güçlerinin Gülistan’da bulunup bulunmadığını saptamak, buna dair birçok emare bulunmasına rağmen, mümkün olmamıştır. Ancak, taraflarda hiçbirinin “DKC”‘nin köyde bir askeri birliği bulunduğuna dair bir iddiada bulunmamış olduğundan bahsetmekte yarar vardır.
Mahkeme davalı hükümetin, Gülistan köyünün mayınlar ve muhalif askeri birlikler ile çevrilmiş olan ihtilaflı bir bölgede bulunmasından dolayı Azerbaycan’ın Sözleşme uyarınca sınırlı sorumluluğa sahip olduğu savunmasını ikna edici bulmamıştır. Bir devletin belirli bir toprağının başka bir devlet ya da ayrılıkçı bir rejim tarafından kontrol edilmesi sebebiyle, devletin o toprak üzerinde yalnızca sınırlı sorumluluğu olduğunun Mahkeme tarafından kabul edildiği diğer davaların aksine; Gülistan’ın başka bir devletin silahlı güçleri tarafından işgal edilmiş olduğu saptanamamıştır.
Sözleşme’nin korumasında oluşabilecek bir boşluğa engel olunması gerekliliği hesaba katılarak, Mahkeme davalı hükümetin sorumluluğunu sözleşme kapsamında etkileyecek olağanüstü koşulların varlığını açıkça göstermediği kanısındadır. Aslında mevcut davadaki bahsi geçen durum Assanidze Georgia davasıyla (71503/01, 8 Nisan 2004, Bilgi Notu 63) daha çok benzerlik taşımaktadır. Hukuki açıdan bakıldığında Azerbaycan Hükümeti, Sözleşme gereğince, toprakların sahibi devlet olarak yargı yetkisini taşır ve tamamen sorumludur. Ancak uygulamada Gülistan bölgesinde otoritesini ifa etmek konusunda zorluklar yaşamış olabilir. Eylemlerin orantılılığı ve başvurucunun şikâyetçi olduğu ihmaller değerlendirmeye alındığında bu zorluklar hesaba katılmalıdır.
Sonuç: ön itiraz reddedildi (on beşe karşı iki oy ile).
(b) Esas hakkında
Ek Protokol No.1 Madde 1: Mahkeme İçtihadı, uluslararası veya ulusal askeri sorunların olduğu durumlarda mülkünü ve konutunu kaybettiğini iddia eden başvurucuların sunması gereken kanıtlar konusunda esnek bir yaklaşım geliştirmiştir. Aynı yaklaşım Birleşmiş Milletler ‘in “Mültecilerin ve Yerinden Edilmiş Kişilerin Konut ve Mülkiyetlerinin Yeniden Tesisi ile İlgili İlkeleri” ‘ne de yansımıştır (Pinheiro İlkeleri).
Mevcut davada başvurucu, adına çıkarılmış Gülistan’daki konutuyla ilişkili bir teknik pasaport ve konutun detaylı planını sunmuştur. Teknik pasaportun kural olarak konut üzerinde hak sahibi olan kişiye çıkarılmış olduğu ve bu sebeple başvurucunun konut ve arsanın sahibi olduğuna dair ‘prima facie’ kanıt teşkil ettiği tartışma götürmez ve hükümet de ikna edici bir şekilde aksini ispat etmemiştir. Dahası, başvurucunun arsayı nasıl edindiği ve üzerine konut yapma iznini nasıl sağladığı ilgili mahkemeye sundukları aile bireylerinin ve eski komşularının ifadeleri ile de desteklenmiştir. Bu ifadeler çapraz sorgulama ile sınanmamış olsa da, anlatımlar detaylıydı ve bahsi geçen kişilerin tasvir edilen olayları yaşamış olduğunu gösteriyordu. Son olarak da, Mahkeme başvurucunun köy askeri saldırıya uğradığı sırada köyü terk etmek zorunda kaldığı şartları da göz önünde tutmuştur. Başvurucunun bütün belgeleri yanına alamamış olması şaşırtıcı değildir. Buna bağlı olarak, sunulan kanıtların bütünlüğüne bakıldığında, başvurucunun 1992 yılında firar ettiği sırada Gülistan’da bir konutu ve arsası olduğu iddiasını yeteri kadar ispat etmiş olduğuna Mahkeme tarafından karar verilmiştir.
Sözleşme’nin Azerbaycan için yürürlüğe girmesinden önceki bir zamanda başvurucunun konutunun tamamen yıkılmış olduğuna dair nihai bir kanıt bulunmadığından, Mahkeme konutun ağır hasar almış bir şekilde hala var olduğu varsayımıyla davayı sürdürmüştür. Sonuç olarak, hükümetin zaman bakımından itirazını doğrulayacak gerçek bir dayanak bulunmamaktadır.
Sovyetler Birliği’nin hukuk sistemine göre vatandaşlar arsa sahibi olamıyorlardı ancak konut sahibi olmaları mümkündü. Belirli bir arsa bir vatandaşa çiftçilik yapması veya konut inşa etmesi gibi özel sebepler için tahsis edilebilirdi. Böylesi bir durumda, vatandaş bu arsa üzerinde belirtilen amaçla sınırlı olmak üzere “kullanım hakkına” sahip oluyordu. Bu hakkı kanun tarafından koruma altındaydı ve miras olarak devredilebiliyordu. Bu sebeple başvurucuların konut ve arsalar üzerindeki hakları şüphesiz olarak ekonomik çıkar ifade ediyordu. Ek Protokol No.1 Madde 1’in bağımsız anlamı gereğinde başvurucunun konut sahibi olabilme hakkı ve arsa üzerindeki “kullanım hakkı” hükme göre “mülkiyet” niteliğindedir.
Başvurucunun zorla yerinden edilerek Gülistan’dan ayrılması Mahkeme’nin zaman yönünden yetkisi dışında kalsa da; Mahkeme, Sözleşme’nin Azerbaycan’da yürürlüğe girmesinden sonra da devam eden durumda davalı hükümetin başvurucunun haklarını ihlal edip etmediğini incelemek durumunda kalmıştır.
Günümüzde Mahkeme önünde bekleyen ve bu sorun sırasında yerlerinden edilmiş kişilerce yapılan binlerce bireysel başvurunun yarısından biraz fazla Ermenistan’a kalanı da Azerbaycan’a yöneltilmiştir. Sözleşme Madde 32’de tanımlandığı gibi ileri sürülen sorun Mahkeme’nin yetki alanına giriyor olsa da, bahsi geçen soruna siyasi bir çözüm bulmak sorunun tarafları olan devletlerin sorumluluğundadır. Mültecilerin eski ikamet yerlerine geri dönmeleri, mülklerinin iadesi veya kayıplarının tazmin edilmesi gibi kapsamlı çözümler ancak bir barış anlaşmasıyla sağlanabilir. Gerçekten de Ermenistan ve Azerbaycan, Avrupa Konseyi’ne katılmalarından önce, Dağlık Karabağ sorununa barışçıl çözümler getireceklerini taahhüt etmişlerdir. Mahkeme, devletlerin yukarıdaki katılım taahhütlerini bugün dahi yerine getirmemiş olduklarını not etmiştir.
Mevcut dava, savaş veya işgal sebebiyle topraklarının bir bölümü üzerinde otoritesini kaybetmiş ve fakat aynı zamanda yerinden edilmiş bir insanın devletin otoritesi altında kalan bir bölgedeki mülküne erişimini reddetmekle sorumlu olduğu iddia edilen bir devletle ilgili şikâyetleri Mahkemenin esas bakımından inceleyip karar vermesi gereken ilk dava olmuştur.
Mahkeme başvurucunun şikâyetini incelerken davalı hükümetin Ek Protokol No. 1 Madde 1’de belirtilen pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini ve kamusal çıkara yönelik talepler ile başvurucunun temel mülkiyet hakkı arasında adil bir denge olup olmadığını saptamayı amaçlamıştır. Başvurucunun şikâyeti ortaya iki mesele atmıştır; bunlardan birincisi davalı hükümetin başvurucunun Gülistan’da bulunan konutuna ve arsasına erişimini sağlamakla yükümlü olup olmadığı ile ilgilidir. İkincisi ise hükümetin başvurucunun mülkiyet hakkını korumak için veya kullanımının kaybedilmesinden dolayı oluşan zararının telafi edilmesi için herhangi başka tedbirler almakla yükümlü olup olmadığı ile ilgilidir.
Uluslararası İnsancıl Hukuk, hükümetin başvurucunun Gülistan’a erişimini reddetmesini temellendirip temellendirmediği sorusuna nihai bir cevap sunamamıştır. Gülistan’ın askeri faaliyet alanında bulunduğu ve etrafındaki alanın mayın döşenmiş olduğundan hareketle Mahkeme, hükümetin başvurucu da dâhil olmak üzere sivillerin köye erişimlerinin reddedilmesini güvenlik önlemleri üzerinden temellendiren iddiasını kabul etmiştir. Ancak, mülklere erişim mümkün olmadığı süre içinde devlet mülkiyet haklarını güvence altına almak için alternatif tedbirler getirmek ve böylelikle yarışan kamu ve birey yararları arasında adil denge kurmakla yükümlüdür. Devletin bu yükümlülüğü Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından yayınlanan ilgili standartlar (Pinheiro İlkeleri) ile tanınmıştır. Mahkeme, devletin alternatif tedbirler getirme yükümlülüğünün, devletin yer değişimi ile sorumlu tutulup tutulamayacağına bağlı olmadığının altını çizmiştir.
AGİT himayesinde yerinden edilmiş kişilerle ilgili sorunları da içeren barış müzakerelerinin sürmesi gerçeği, özellikle müzakerelerin yirmi yılı aşkın süredir devam ettiği göze alındığında; davalı hükümetin başka tedbirler alma yükümlülüğünü bertaraf etmez. Bu sebeple, kolayca erişilebilen ve esnek, inandırıcı standartlar ışığında işleyecek yöntemler sunan bir mülkiyeti talep etme mekanizmasının geliştirilmesi önem arz etmektedir. Bu mekanizma başvurucu ve aynı durumu yaşayan diğer kişilere mülkiyet haklarının iade edilmesine ve haklarını kullanamamaktan kaynaklı zararlarının telafi edilmesine olanak sağlamalıdır. Azerbaycan hükümeti ülke içinde göç etmek zorunda kalmış yüzbinlerce kişiye yardım sağlamış olsa bile – bu kişiler Ermenistan ve Dağlık Karabağ ve civar bölgelerden kaçmak zorunda kalmış Azerbaycanlılardır – bu gruba böyle bir koruma sağlamış olması hükümeti bölgedeki sorun sonucu kaçmak zorunda kalmış başvurucu gibi diğer Ermenileri koruma yükümlülüğünden muaf bırakmamaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme yukarıda bahsi geçen Pinheir İlkeleri Madde 3’de belirtilen ayrımcılık yapmama ilkesine gönderme yapmıştır.
Sonuç olarak, başvurucunun Gülistan’daki mülkiyetine erişiminin, hükümet tarafından mülkiyet haklarının iade edilmesi veya zararın telafi edilmesi için alternatif tedbirler alınmaksızın imkânsız olması, başvurucu için büyük bir yük oluşturmuştur. Buna bağlamda Ek Protokol No.1 Madde 1 uyarınca sürekli ihlal söz konusudur.
Sonuç: ihlal (on beşe karşı iki oy ile).
Sözleşme Madde 8: Başvurucunun şikâyetinin iki açısı bulunmaktadır; biri Gülistan’daki evine erişiminin olmaması ikincisi de akrabalarının mezarlıklarına erişiminin olmamasıdır. Mr. Sargsyan tarafından sunulan kanıtlar (eski Sovyet pasaportunun fotokopisi, evlilik belgesi ve tanık beyanları) ışığında mahkeme başvurucunun gitmeye zorlanıncaya dek hayatının büyük bölümünde Gülistan’da yaşamış olduğunu ve dolayısıyla burada bir “konutu” olduğunu tespit etmiştir. Uzun süre boyunca orada bulunmamış olması konutuyla arasındaki bağın devamlılığını kırmış sayılamaz. Daha da ötesi, başvurucu sosyal ilişkilerinin büyük bölümünü Gülistan’da oluşturduğundan, köyüne dönememiş olması “özel hayatını” da etkilemiştir. Son olarak da, başvurucunun akrabalarının Gülistan’da bulunan mezarlıklarına kültürel ve dini bağlılığı da “özel ve aile hayatı” kavramının kapsamına girebilir.
Mahkeme Ek Protokol No.1 Madde 1’e dayanan bulgularına atıf yapmış ve aynı değerlendirmenin başvurucunun Madde 8’e dayanan şikâyetleri için de uygulanabileceğini belirtmiştir. Gülistan’daki konutuna ve akrabalarının mezarlıklarına erişiminin imkânsız olması, hükümetin başvurucunun haklarını kullanabilmesi için hiçbir tedbirde bulunmamış olması veya zararları için telafi imkânı sunmaması başvurucuya orantısız bir yük oluşturmuştur. Bu sebeple Sözleşme Madde 8 uyarınca da sürekli ihlal söz konusudur.
Sonuç: ihlal (on beşe karşı iki oy ile).
Sözleşme Madde 13: Davalı Hükümet, başvurucunun Sözleşme’ye dayanan şikâyetlerine çözüm getirebilecek ve makul başarı beklentileri sunabilecek bir yolun mevcut olduğunu kanıtlamakta başarısız olmuştur. Ek olarak, Mahkeme’nin Ek Protokol No.1 Madde 1 ve Sözleşme Madde 8 uyarınca elde ettiği bulgular, başvurucunun mülkiyet ve konut haklarını geri almasını ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayacak yöntemler yaratmakta devletin başarısızlığı ile ilgilidir. Bu sebeple de Ek Protokol No.1 Madde 1 ve Sözleşme Madde 8 uyarınca bulunan ihlaller ile Madde 13’te talep edilenler arasında yakın bağlantı vardır. Buna bağlı olarak Sözleşme Madde 13’ün ihlali söz konusudur.
Sonuç: ihlal (on beşe karşı iki oy ile).
Madde 41: saklı tutulmuştur.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy