AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
Başvuru no. 28691/05
SARIGÜL / TÜRKİYE
KARAR
STRAZBURG
23 Mayıs 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sarıgül / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 25 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1.Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu ülkenin vatandaşı olan Resul Sarıgül’ün (“başvuran”) 29 Temmuz 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (28691/05 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2.Adli yardım isteği kabul edilen başvuran, Adana Barosu’na bağlı Avukat Aracı Bek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.Başvuran özelikle, yayınlamak istediği bir roman taslağına cezaevi idaresi tarafından el konulması nedeniyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmekteydi.
4. Başvuru Hükümete, 4 Kasım 2009 ve 16 Haziran 2016 tarihlerinde gönderilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1962 yılında doğmuştur. Başvuran, başvuru yapıldığı sırada Erzurum Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
A. Başvuranın yazdığı roman taslağına cezaevi idaresi tarafından el konulması
6. Başvuran 1 Aralık 2004 tarihinde, cezaevi idaresine, avukatına göndermesi ve avukatının da yayınlanması amacıyla ailesine teslim etmesi için 205 sayfalık, “GİRDAP, Rabia, Ferda ve diğerleri” başlıklı ve el yazısıyla yazılmış bir roman taslağı vermiştir.
7. Tutukluların yazışmalarının okumasından sorumlu cezaevi idaresi komisyonunun başkanı (“Mektup Okuma Komisyonu”) 6 Aralık 2004 tarihinde, başvuranın yazısı hakkında bir inceleme raporu düzenlemiştir. Bu rapora göre, söz konusu yazıda, yasadışı bir örgüt desteklenmekte, güvenlik güçlerine hakaret edilmekte ve kadınlara, genel ahlaka ve inançlara yönelik uygunsuz ve hakaretamiz bir dil ve de sakıncalı ifadeler kullanılmıştır. Bu durumda Mektup Okuma Komisyonu Başkanı, söz konusu yazının, bir mektup olarak kabul edilmesi ve idare tarafından belirlenen değerlendirme tablosuna göre sakıncalı unsurlar içerdiği gerekçesiyle Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığına (“Disiplin Kurulu”) teslim edilmesi gerektiğine dair bir görüş sunmuştur. Başkan ayrıca, söz konusu yazının, roman olarak değerlendirilmesi için Erzurum Cumhuriyet Savcılığı Basın Bürosuna gönderilmesini önermiştir.
8.Mektup Okuma Komisyonu 15 Aralık 2004 tarihinde, yukarıda anılan değerlendirme tablosuna göre yazıda sakıncalı sözler ve cümleler yer aldığı gerekçesiyle, başvuranın söz konusu yazısının, 24 Ekim 2002 tarihli Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İlişkilerine Dair Genelge uyarınca Disiplin Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir.
9. Aynı gün içinde, Disiplin Kurulu şu şekilde karar vermiştir:
“Değerlendirme tablosuna göre sakıncalı sözler ve cümleler yer aldığı gerekçesiyle söz konusu yazının (roman) [Mektup Okuma Komisyonu tarafından] el konulmasına karar verilmiştir (...)”.
10.Başvuran 16 Aralık 2004 tarihinde, Erzurum İnfaz Hâkimliğine, Disiplin Kurulu kararının iptal edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran, bir takma ad ile yazar olarak, dört roman yayınlamış olduğunu ve ele geçirilen yazının kurgusal bir roman taslağı olduğunu belirtmiştir.
11. İnfaz hâkimi 7 Ocak 2005 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı, bahse konu yazının içeriğini inceledikten sonra reddetmiştir. İnfaz hâkimi kararında bilhassa, Sözleşme’nin 10. maddesi ve de Anayasanın 25 ve 26. maddelerine atıfta bulunduktan sonra söz konusu yazıda özellikle, genel olarak ele alındığında, Kürt ayrımcılığının desteklendiği ve bu ideolojinin propagandasının yapıldığı kanaatine varmıştır. İnfaz hâkimi ayrıca, yazının birçok bölümünde yasadışı bir örgütün övüldüğü ve kolluk kuvvetlerine hakaretler edildiği değerlendirmesinde bulunmuştur.
Bunların dışında hâkim, söz konusu yazıyı ceza soruşturması yapılması amacıyla Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
12. Başvuran 13 Ocak 2005 tarihinde, infaz hâkiminin kararına karşı Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi önünde itirazda bulunmuştur. Başvuran, cezaevi idaresi tarafından alınan önlemin, dayanaktan yoksun olduğunu ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran aynı zamanda yazısının kendisine iade edilmesini talep etmiştir.
13. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi 1 Mart 2005 tarihinde, İnfaz Hâkimliği kararının yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir.
B. 25 Ocak 2005 tarihli yazıya cezaevi idaresi tarafından el konulması
14. Başvuran 25 Ocak 2005 tarihinde, avukatına gönderilmesi için yukarıda anılan 7 Ocak 2005 tarihli İnfaz Hâkimliği kararının (yukarıdaki 11. paragraf) ve bu karara karşı yaptığı itirazın yer aldığı bir mektubu cezaevi idaresine teslim etmiştir.
15.26 Ocak 2005 tarihinde cezaevi idaresi, idarenin belirlediği değerlendirme tablosuna göre söz konusu mektubun sakıncalı sözler ve cümleler içerdiği gerekçesiyle mektuba el koymuştur.
16. Başvuran 28 Ocak 2005 tarihinde, idarenin kararının iptal edilmesi talebiyle Erzurum İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur.
17.İnfaz Hâkimliği 8 Şubat 2005 tarihinde, başvuranın talebini reddetmiştir. İnfaz hâkimi, ilgilinin, kararına karşı tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içinde Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi önünde itirazda bulunabileceğini hatırlatmıştır.
18. İnfaz hâkiminin kararı, 4 Mart 2005 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
19. Başvuru dosyasında, infaz hâkiminin kararına karşı, başvuran tarafından yapılmış olan bir itiraza dair herhangi bir bilgi veya belge yer almamaktadır.
C. Başvuran aleyhine açılan ceza soruşturması
20. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu yazının, Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin askeri ve emniyet teşkilatlarını aşağılamak suçunu oluşturabileceği kanaatiyle başvurana karşı ceza soruşturması açmıştır.
21.Erzurum Cumhuriyet savcısı 26 Ocak 2006 tarihinde, söz konusu suçun kurucu unsurlarından birisi olan yayınlanma unsurunun, somut olayda gerçekleşmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı ayrıca, kararı kesinleşir kesinleşmez, ilgilinin el konulan yazısının iade edilmesine hükmetmiştir.
22. Başvuranın roman taslağı 1 Mart 2006 tarihinde başvurana teslim edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A.4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu
23. 23 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren 16 Mayıs 2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun (“4675 sayılı Kanun”) 4. maddesinin 1. fıkrasında şunlar öngörülmektedir:
“1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri ve yerleştirilmeleri, bakımları, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması ve dışarıyla ilişkilerine ilişkin şikâyetleri incelemek ceza infaz hâkiminin görevidir.”
24. Aynı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
“Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlem ve faaliyetlere karşı (...) şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.”
25.4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 5. fıkrası aşağıdaki gibidir:
“İnfaz hâkiminin kararlarına karşı (...) Ağır Ceza Mahkemesi önünde bir hafta içinde (...) acele itiraz yoluna gidilebilir.”
B.Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimi ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük
26.20 Mart 2006 tarihli yeni tüzük kabul edilene kadar yürürlükte olan 5 Temmuz 1967 tarihli Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimi ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük’ün 144. maddesine göre (“Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimi ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük”), Hükümlülere gelen ve bunlar tarafından gönderilen mektuplar kurum müdürlüğünce incelenir ve resmi mercilere yazılan dilekçeler bu hükme tabi değildir.
27.Aynı tüzüğün, “Sahiplerine verilmesi sakıncalı görülen mektuplar” başlıklı 147. maddesi şu şekildedir:
“Mahalline gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç 24 saat içinde, disiplin kuruluna tevdi edilir. Disiplin kurulu, mektupların aynen veya sakıncalı görülen kısımları okunmayacak surette çizildikten sonra mahalline gönderilip gönderilmeyeceği veya aynı suretle hükümlüye verilip verilmeyeceği hususunda karar verir.
Tamamen sakıncalı görülen mektuplar, disiplin kurulu kararı ile yok edilir ve durum sahiplerine bildirilir.”
C. Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İletişimi Hakkında Genelge
28.Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından 24 Ekim 2002 tarihinde kabul edilen Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İlişkilerine Dair Genelgede Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimi ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük’ün 144 ve 147. maddeleri ve 4675 sayılı Kanunun 4, 5 ve 6. maddelerine atıfta bulunulduktan sonra söz konusu tüzüğün yukarıda anılan hükümlerinde, öngörülen tedbirlerin ivedilikle uygulanmasının mahkûmlara geri dönülemez zararlar verebileceği ve adli kontrolü imkânsız hale getirebileceği belirtilmektedir. Genelgede bu bağlamda, cezaevi idarelerinin mahkûmların disiplin kurulu tarafından sansürlenen mektuplarının aslını hemen imha etmemeleri, mektubu ilgili mahkûm tarafından infaz hâkimi ve ağır ceza mahkemesi önünde açılacak olası bir itiraz davası sonuna kadar saklamaları ve yapılacak itirazların sonucuna göre hareket etmeleri istenmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, yayınlanması için avukatına gönderilecek olan roman taslağına el konulmasından ve bu el koymanın düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarının ihlaline yol açtığından şikâyet etmektedir. Başvuran Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
30.Mahkeme, yazışma konusuyla ilgili bazı davalarda, ifade özgürlüğü hakkının Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunduğuna dair karar verdiğini hatırlatmaktadır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, 25 Mart 1983, § 107, A Serisi No. 61, Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, no. 6289/02, § 33, 5 Aralık 2006, Nakçi/Türkiye, No. 25886/04, § 13, 30 Eylül 2008 ve Tur/Türkiye, No. 13692/03, § 14, 11 Haziran 2013). Mahkeme, bir tutuklunun yayınlamak için tekrar gözden geçirmeyi istediği yazısını, cezaevi idaresinin teslim etmeyi reddetmesine ilişkin şikâyette, ilgilinin Sözleşme’nin 10. maddesi ile korunan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğuna dair kanaate vardığını hatırlatmaktadır. (Nilsen/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 36882/05, § 44, 9 Mart 2010).
31.Mahkeme, mevcut davada başvuranın özellikle, yayınlanması için avukatına gönderilmek üzere verdiği roman taslağına cezaevi idaresi tarafından el konulması nedeniyle söz konusu metni yayınlama imkânından yoksun bırakıldığı için şikâyet ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme öte yandan, cezaevi yetkililiklerinin başvuranın yazısına, söz konusu yazıda, Kürt ayrılıkçığı desteklendiği, yasadışı bir örgüt övüldüğü ve kolluk kuvvetlerine hakaret edildiği ve kadınlara, genel ahlaka ve inançlara karşı uygunsuz ve hakaretamiz bir dil kullanıldığı gerekçesiyle el konulduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme, infaz hâkiminin, başvuranın yazısını ifade özgürlüğü kapsamında incelediğini (yukarıdaki 11. paragraf) ve ilgilinin Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda ifade özgürlüğü hakkını açık bir şekilde dile getirdiğini gözlemlemiştir (yukarıda 12. paragraf).
32.Mahkeme, mevcut davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın şikâyetinin, yazışma hakkından çok, başvuranın Mahkeme önünde de açıkça ileri sürdüğü ifade özgürlüğü hakkıyla ilgili olduğunu gözlemlemiştir.
33.Dava konusu olay ve olguların hukuki tavsifini yapmakla yetkili olan Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, söz konusu şikâyetin sadece Sözleşme’nin 10. maddesi çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Söz konusu Sözleşme maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
34. Hükümet, iç hukuk yolarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet, 6384 sayılı Kanun ile Türkiye’de yeni bir başvuru yolunun oluşturulduğunu belirmektedir. Hükümet, söz konusu kanunla kurulan (İnsan Hakları) Tazminat Komisyonu’na diğerlerinin yanı sıra, Ceza infaz kurumlarında Türkçe yazılan mektup veya benzer iletilerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alınmaması veya gönderilmemesine ilişkin tutuklu veya hükümlülerin şikâyetlerini inceleme imkânı sağlanması için Komisyonun yetkilerinin 9 Mart 2016 tarihli kararname ile genişletildiğini belirtmektedir. Başvuranın ulusal mahkemeler önünde bu yeni hukuk yolunu kullanması gerektiğini düşünen Hükümet, ilgilinin cezaevi idaresi tarafından yazısına el konulmasına ilişkin şikâyeti konusunda bu başvuru yolunu kullanmamakla suçlamıştır.
35. Başvuran bu hususta bir itirazda bulunmamaktadır.
36. Mahkeme, yukarıda anılan yeni başvuru yolunun uygulanması bağlamında kurulan Tazminat Komisyonu’nun, ceza infaz kurumlarında Türkçe yazılan mektup veya benzer iletilerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alınmaması veya gönderilmemesine ilişkin tutuklu veya hükümlülerin şikâyetlerini incelemekle yetkili olduğunu kaydetmektedir (Sayan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49460/11, § 19, 14 Haziran 2016). Oysa Mahkeme, başvuranın şikâyetinin Sözleşme’nin 10. maddesi ile korunan ifade özgürlüğü hakkı çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağını hatırlatmaktadır (yukarıdaki 32 ve 33. paragraflar) . Bu durumda Tazminat Komisyonu’nun, söz konusu şikâyeti incelemek için yetkili olduğunun söylenemeyeceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
37. Mahkeme, yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
38.Mahkeme, şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
39. Başvuran, sanat ve edebiyata ilgisinin olduğunu ve takma bir adla dört roman ve de birçok kültür sanat dergisinde makaleler yayınlamış olduğunu belirtmektedir. Başvuran tutukluluk süresince edebi çalışmalarını sürdürmeye çalıştığını söylemektedir. Başvuran bu bağlamda, yayınlanmadan önce cezaevi idaresi tarafından yazısına el konulmasının ifade özgürlüğü hakkının ihlaline yol açtığını düşünmektedir.
40.Başvuran, yetkililer tarafından ileri sürülen gerekçelerin yazısına el konulmasını haklı gösteremeyeceğini ileri sürmektedir. Başvuran, cezaevinde yazılan ve yayınlanması için ailesine gönderilen söz konusu metnin, cezaevi güvenliği bakımından herhangi bir risk teşkil etmediği kanaatindedir. Dolaysıyla başvurana göre, ulusal makamlar tarafından alınan önlemler, makul ve orantılı olarak değerlendirilemez.
41.Başvuran ayrıca, Türkiye’de eser yayınlanmasının herhangi bir ön izne tabi olmadığını ve bu durumun yazarının cezaevinde tutulduğu yazılar için de geçerli olduğunu belirtmektedir. Başvuran, bir yayına el konulması kararının sadece Cumhuriyet savcısı tarafından, söz konusu yayında suç unsurları olduğuna kanaat getirildiğinde, karar verebileceğini eklemektedir. Hâlbuki başvuranın romanının yayınlanması, cezaevi idaresi tarafından yazısına el konulur konulmaz alınan tedbirler ile yasaklanmıştır.
42.Hükümet, başvuranın yazısına el konulmasının Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İletişimine Dair Genelge’ye dayandığını ve bu durumun Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca meşru bir amaca yönelik olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, ihtilaflı metinde, terör örgütünün desteklendiğini, güvenlik güçlerine hakaret edildiğini, genel ahlaka ve inançlara karşı hakaretamiz, uygunsuz ve sakıncalı bir dil kullanıldığını ve nefreti körükleyebilecek ifadelerin yer aldığını belirtmiştir. Hükümet bu nedenle, söz konusu metne el konulmasının özellikle de cezaevi ortamında kamu düzeni ve güvenliğinin korunması açısından gerekli olduğu kanaatindedir.
Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İletişimi Hakkında Genelge
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
43. Mahkeme, başvuranın yazısına el konulmasının ilgilinin Sözleşme’nin 10 maddesinin 1. fıkrası tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği hususunda taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir. Bu türden bir müdahale "kanunla öngörülmediği", 10. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını hedeflemediği ve "demokratik bir toplumda gerekli" olarak kabul edilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmektedir.
44.Mahkeme öncelikle somut olayda, cezaevi yetkililerinin başvuranın yazısına, yayınlanacak olan bir roman olarak değil, sıradan bir mektup olduğunu değerlendirerek el koyduğunu tespit etmektedir. Mahkeme bu bağlamda, inceleme raporunda, söz konusu yazının cezaevi yönetimi tarafından mektup olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünen Mektup Okuma Komisyonu’nun başkanının görüşüne atıfta bulunmaktadır (yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme, başvuranın yazısı hakkında “mektup (roman)” ifadesini kullanan Disiplin Kurulu’nun kararındaki ifadeyi de dikkate almaktadır (yukarıda 9. paragraf). Bu durumda, ilgilinin yayınlamak istediği yazının, cezaevi idaresi tarafından basit bir mektup olarak değerlendirildiği ortaya çıkmaktadır.
45.Mahkeme, Disiplin Kurulu’nun, başvuranın yazısına el koyulmasını emretmek için, açık bir şekilde hiçbir yasal dayanak öne sürmediğini kaydetmektedir: Disiplin Kurulu, söz konusu metinde sadece, idare tarafından belirlenen değerlendirme tablosuna göre sakıncalı sözcükler ve cümleler yer aldığını belirtmiştir (yukarıdaki 9. paragraf). Oysa Mahkeme, Disiplin Kurulu’nun başvuranın yazısına el koyulmasına karar verdiği söz konusu değerlendirme tablosuyla ilgili olarak, başvuru dosyasında söz konusu tablonun kapsamı ve içeriğine dair hiçbir unsurun yer almadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, kapsamına dair herhangi bir açıklamanın yer almadığı ve de “sakıncalı” ifadesiyle neyin kastedildiğinin belirtilmediği, mahkûmların yazışmalarının denetlenmesine ilişkin bir yönetmeliğin, öngörülebilirlik şartını karşılamayacağını hatırlatmak ister (Tan/Türkiye, No. 9460/03, § 23, 3 Temmuz 2007).
46.Mahkeme bununla birlikte, Mektup Okuma Komisyonu’nun söz konusu yazıyı Disiplin Kurulu’na göndermek için Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İletişimine Dair Genelge’ye dayandığını tespit etmektedir (yukarıdaki 8. paragraf). Mahkeme ayrıca, Hükümetin söz konusu genelgeyi ihtilaflı müdahalenin yasal dayanağı olarak değerlendirdiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 42. paragraf). Mahkeme, söz konusu genelgenin, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve İnfazına Dair Tüzük’ün 144 ve 147. maddelerine (yukarıdaki 26-27. paragraflar) ve cezaevi kurumları tarafından alınan önlemlere karşı hukuk yolarının öngörüldüğü 4675 sayılı Kanunun 4, 5 ve 6. maddelerine (yukarıdaki 23-25. paragraflar) atıfta bulunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme bu genelgenin, mahkûmlar tarafından söz konusu önlemlere karşı hukuk yolarının kullanımına riayet edilmesi amacıyla söz konusu tüzüğün yukarıda anılan hükümlerinde öngörülen önlemlerin nasıl uygulanacağı konusunda açıklık getirme amacının da olduğunu tespit etmektedir (yukarıdaki 28. paragraf).
47.Dolayısıyla Mahkeme, Mektup Okuma Komisyonu tarafından öne sürülen genelgenin içeriği dikkate alındığında somut olaydaki müdahalenin yasal dayanağının Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve İnfazına Dair Tüzük’ün 144 ve 147. maddeleri olduğunu tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, söz konusu tüzükte, yetkililerin söz konusu alandaki takdir yetkilerinin kapsamı ve koşulları yeterince açık anlatılmadığını ve bu yönetmeliğin pratik uygulamasının bu boşluğu gidermiş gözükmediğini daha önce de tespit etme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır (idem, §§ 22‑24). Bu durumda Mahkeme, belirtilen gerekçelerle benimsediği yaklaşımından uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir (Tur, yukarıda anılan, § 23).
48.Dolayısıyla Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “yasayla öngörülmediği” kanaatindedir. Mahkeme bu sonuca bağlı olarak, somut davada Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının diğer gerekliliklerine -yani meşru bir amacın varlığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine- riayet edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
49. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edildiği kararına varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI HAKKINDA
A. Başvuranın mektubuna el konulmasıyla ilgili şikâyeti hakkında
50. Başvuran, 25 Ocak 2005 tarihinde avukatına gönderdiği mektuba el konulmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)”
51. Mahkeme, Sözleşme ile kurulan koruma mekanizmasının ulusal insan haklarını koruma sistemi bakımından ikincil nitelik taşımasının büyük önem arz ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşme gereğince Sözleşmeci devletlerin yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemekle görevlidir. Mahkeme, ne Sözleşmeci devletlerin yerine geçebilir, ne de yerine geçmelidir, zira bu devletler Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere ulusal seviyede riayet edilmesini ve bu hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlamakla yükümlüdürler. İç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, bu koruma mekanizmasının isleyişinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Devletler, iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir kuruluş önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda değildirler. Devlet aleyhine yöneltilen şikâyetler hususunda Mahkeme’nin denetim yetkisinden istifade etmek isteyen kişiler, ülkelerindeki hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarını daha önce kullanmakla yükümlüdürler (bk. diğer birçok karar arasında, Akdivar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑IV).
52.Mahkeme, somut olayda başvuranın söz konusu mektubun el konulmasına dair cezaevi idaresi kararının iptal edilmesini talep etmek için İnfaz Hâkimliğine başvurduğunu kaydetmektedir. Bununla birlikte başvuru dosyasından, her ne kadar temyiz yolunun iç hukukta öngörüldüğü (yukarıdaki 25. madde) ve bu temyiz yolunun varlığı İnfaz Hâkimliğinin kararında hatırlatılmış olsa da (yukarıdaki 17.paragraf) ilgilinin, talebinin reddedilmesine ilişkin 8 Şubat 2005 tarihli İnfaz Hâkimliği kararına karşı itirazda bulunmadığı anlaşılmaktadır.
53.Mahkeme bu bağlamda, başvuranın ulusal mahkemeler önünde ihtilaflı tedbire itiraz etmek amacıyla iç hukuk yolları ile öngörülen başvuru yollarının hepsini tüketmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
B. Yargılamanın adilliğiyle ilgili şikâyetler hakkında
54. Başvuran, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeden 11 Mayıs 2010 tarihli görüşlerinde, İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamanın adil olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, yargılamanın aleni olmaması, duruşma yapılmaması, çekişmeli yargılama ilkesine riayet edilmemesi ve avukat yardımından yararlanamamış olması nedeniyle şikâyet etmektedir. Mahkeme söz konusu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında incelemesinin uygun olduğu kanaatindedir. Bu Sözleşme maddesinin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) hakkaniyete uygun ve halka açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)”
55.Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası tarafından öngörülen altı aylık sürenin, Sözleşme’nin ihlalinden doğan sorunların ileri sürüldüğü davaların makul bir sürede incelenmesi ve eski kararların sonsuza dek gündeme getirilmemelerini güvence altına alarak hukuki kesinliği sağlama amacının olduğunu hatırlatmıştır. Bu kural Sözleşme organları tarafından yapılan denetimin süre yönünden sınırlarını gösterir ve hem bireylere ve hem de Devlet yetkililerine hangi süre geçtikten sonra artık denetimin mümkün olmayacağını bildirir (Walker/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34979/97, AİHM 2000‑I).
56.Mahkeme genel kural olarak, altı aylık sürenin iç hukuk yollarının tüketilmesi süreci kapsamında verilen nihai karar tarihinden itibaren başladığını hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90 ve 8 diğer, § 157, AİHM 2009).
57.Mahkeme somut olayda, söz konusu şikâyetlerin ilk kez, 11 Mayıs 2010 tarihinde yani nihai ulusal kararının ardından altı ayı bir hayli geçtikten sonra kendisine sunulduğunu kaydetmektedir. Görülmekte olan davada, 1 Mart 2005 tarihli Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin kararı nihai ulusal karardır.
58.Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. maddeleri uyarınca altı aylık süre kuralına riayet edilmemesi nedeniyle söz konusu şikâyetlerin reddedilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
III.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
59. Sözleşme’nin 41. maddesi şunu öngörmektedir.
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
60.Başvuran, maruz kaldığını belirttiği maddi tazminat bağlamında 150.000 avro ve maruz kaldığını düşündüğü manevi tazminat bağlamında da 150.000 avro talep etmektedir.
61.Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği maddi zararın gerekçelendirilmediğini belirtmektedir. Hükümet manevi tazminatla ilgili olarak ise, ilgili tarafından yapılan talebin kabul edilebilir olmadığını ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması gerektiğini belirtmektedir.
62.İddia edilen maddi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, sunulan delil unsurlarının, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmesinden kaynaklanan zararının miktarını belirlenmesini mümkün kılmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme maddi tazminata ilişkin talebi reddetmektedir. Manevi tazminatla ilgili olarak ise Mahkeme, mevcut dava koşulları nedeniyle ilgilinin bazı sıkıntılar yaşamış olabileceğini düşünmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir
B. Masraf ve giderler
63.Başvuran ayrıca, iç hukuk kapsamında yapılan masraflar çerçevesinde şu tutarları talep etmektedir: Avukatlık ücretleri için 3.032 avro ve tercüme masrafları için ise 303 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda herhangi bir belge sunmamaktadır.
64.Hükümet, başvuranın talebini desteklemek için herhangi bir fatura ya da bir belge sunmadığını belirtmektedir.
65.Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuran ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulan masraf ve giderlerinin tazminini elde edebilmektedir. Somut olayda Mahkeme, elinde bulundurduğu bilgi ve belgeleri ve Mahkeme İçtihadını dikkate alarak, iddia edilen masraflara yönelik kanıtlayıcı belgeler sunulmaması nedeniyle ulusal yargılamada yapılan masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
B. Gecikme faizi
66.Mahkeme gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak kabul edilebilir ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2.Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, başvurana her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere manevi tazminat için 1.500 avro (bin beş yüz) ödemesi gerektiğine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine;
karar vermektedir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. fıkraları uyarınca 23 Mayıs 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy