AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SARITAŞ VE GEYİK / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 70107/11)
KARAR
STRAZBURG
19 Haziran 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sarıtaş ve Geyik / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 29 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Emrah Sarıtaş ve Mesut Geyik (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 10 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 70107/11) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Tunceli Barosuna bağlı Avukat B. Yıldırım tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma ve 10. maddesi kapsamında ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
4. Başvuru, 13 Kasım 2014 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
5. Bölüm Başkanı, 3 Haziran 2015 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34/3 maddesine uygun olarak, başvuranın Mahkeme nezdinde gerçekleştirilen yazılı işlemlerde Türkçe kullanmalarına izin vermiştir.
6. Hükümete, 5 Aralık 2017 tarihinde, başvurunun Komiteye tevdi edilmesinin planlandığı bildirilmiştir. Hükümet, 3 Ocak 2018 tarihli yazısıyla, başvurunun Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, yaptığı değerlendirmenin ardından, Hükümetin itirazını reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
7. Başvuranlar, sırasıyla 1987 ve 1985 doğumlu olup, Tunceli ilinin Hozat ilçesinde ikamet etmektedirler.
8. Başvuranlar, 5 Nisan 2007 tarihinde, Tunceli’nin Hozat ilçesinde Grup Yorum isimli müzik grubunun sahne aldığı bir konsere katılmışlardır. Konser sırasında, “Devrimci tutsaklar ölümsüzdür” ve “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” şeklinde sloganlar atmışlardır.
9. Malatya Cumhuriyet savcısı, 17 Ekim 2007 tarihinde, başvuranlar hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi uyarınca, yasadışı silahlı DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) örgütünün propagandasını yapma suçundan iddianame düzenleyerek Malatya Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Cumhuriyet savcısı, konser sırasında, birinci başvuranın “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” şeklinde slogan attığını belirtmiş, ikinci başvuranın ise “Mahir, Hüseyin, Ulaş kurtuluşa kadar savaş[1]”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” ve “Dağlarda zafer cephede kurtuluş, yaşasın zafer yaşasın direniş” şeklinde sloganlar attığını ileri sürmüştür.
10. Başvuranlar, haklarındaki ceza yargılamaları sırasında, 5 Nisan 2007 tarihli konsere katıldıklarını ve müzisyenlerle birlikte şarkı söylediklerini ancak iddianamede belirtilen sloganları atmadıklarını beyan etmişlerdir.
11. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Mart 2008 tarihinde, başvuranların üzerlerine atılı suçları sabit bulmuş ve 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kararında, 5 Nisan 2007 tarihli konsere ilişkin kolluk kamera kayıtlarını, söz konusu kayıtlara ilişkin tutanağı, iddianameyi, başvuranların savunmalarını ve davanın esasına ilişkin Cumhuriyet savcısının mütalaasını dikkate alarak, başvuranların iddianamede ileri sürülen sloganları attıkları kanaatine varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, konserin DHKP/C örgütünün propagandasına dönüştüğünü ve başvuranların söz konusu örgüt tarafından kullanılan sloganları attıklarını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu nedenle, başvuranların terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işledikleri sonucuna varmıştır.
12. Başvuranlar, söz konusu karara karşı temyize başvurmuşlardır.
13. Yargıtay, 4 Temmuz 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
14. Başvuranlara, 13 ve 14 Eylül 2011 tarihlerinde, 10 gün içerisinde hapis cezalarının infazına başlanması gerektiği bildirilmiştir. Başvuranların Hükümet tarafından itiraz edilmeyen beyanlarına göre, hapis cezalarının infazına başlanması gerektiğine ilişkin yazıların kendilerine ulaşmasının ardından, cezalarının infazı usulüne uygun olarak gerçekleşmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
15. Söz konusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) kararında yer almaktadır.
16. Özellikle, somut başvuruya sebebiyet veren olayların yaşandığı tarihte yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI
17. Hükümet, başvuranların görüşlerinin, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34/1 maddesi gereğince Mahkemenin resmi dillerinden birinde sunulmadığını ve başvuranların Mahkeme nezdinde gerçekleştirilen yargılama sürecinde Türkçe kullanmalarına izin verildiğini gösteren herhangi bir bilginin dava dosyasında yer almadığını ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranların görüşlerinin ve adil tazmin taleplerinin dikkate alınmaması gerektiğini belirtmiştir.
18. Mahkeme, Bölüm Başkanının, 3 Haziran 2015 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34/3 maddesine uygun olarak, başvuranların Mahkeme nezdinde gerçekleştirilen yazılı işlemlerde Türkçe kullanmalarına izin verdiği hususunun başvuranlara bildirildiği (bk. yukarıda 4. paragraf), ancak söz konusu tarihte yapılan bir dikkatsizlik sonucu bu kararın Hükümete bildirilmediği hususuna dikkat çekmektedir. Fakat buna rağmen, Mahkeme, davalı Hükümet tarafından yapılan benzer itirazları reddetmiş olduğunu (bk. Atılgan ve Diğerleri / Türkiye, no. 14495/11, 14531/11, 26274/11, 78923/11, 8408/12, 11848/12, 12078/12, 12103/12, 14745/12, 21910/12 ve 41087/12, § 12, 27 Ocak 2015 ve Şakir Kaçmaz / Türkiye, no. 8077/08, § 62, 10 Kasım 2015) ve somut davada da bu tespitinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığını belirtmektedir. Mahkeme, dolayısıyla, Hükümetin bu husustaki savunmasının reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi uyarınca haklarında yürütülen ceza yargılamalarının ve sonrasında verilen mahkûmiyet kararının, ifade özgürlüğü haklarının ihlaline neden olduğu hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, özellikle Mahkemenin Gül ve Diğerleri / Türkiye (no. 4870/02, 8 Haziran 2010) ve Faruk Temel / Türkiye (no. 16853/05, 1 Şubat 2011) kararlarına atıfta bulunarak, haklarında verilen mahkûmiyet kararının demokratik bir toplumda gerek olmadığını ileri sürmüşlerdir.
Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
20. Hükümet, 5 Temmuz 2012 tarihinde, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi ve basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair yeni bir kanunun (6352 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiğini belirtmiştir. Hükümet, başvuranların yargılamaları yürüten mahkemeye başvurarak, 6352 sayılı Kanun hükümleri ışığında, haklarındaki mahkûmiyet kararının infazının ertelenmesi talebinde bulunmaları gerektiğini beyan etmiştir. Hükümet, başvuranların 6352 sayılı Kanun’la öngörülen hukuk yolundan faydalanmadıkları gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür.
21. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yönelik müdahalenin yasal bir dayanağının bulunduğunu ve ulusal güvenliğin, ülke bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlarının olduğunu belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranların yargılamaya konu sloganları uzun yıllardır silahlı terör eylemlerinin yaygın şekilde gerçekleştirildiği Tunceli ilinin Hozat ilçesinde attıklarını beyan etmiştir. Hükümet, aynı zamanda, başvuranların, bazı uluslararası kuruluşlar, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık gibi devletler ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak kabul edilen DHKP/C örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkûm olduklarını ifade etmiştir. Hükümet, bunların yanı sıra, yargılamaya konu sloganların atıldığı ortam ve olayın meydana geldiği yer dikkate alındığında, başvuranlara verilen hapis cezalarının demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmiştir.
22. Mahkeme, Hükümetin başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri yönündeki beyanıyla ilgili olarak, Hükümet tarafından atıfta bulunulan hukuk yolunun davanın esastan incelenmesine imkân tanımadığına dikkat çekmektedir (bk. Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, § 17, 31 Mart 2015). Şayet başvuranlar yargılamaları yürüten mahkemeye başvurmuş olsalardı, söz konusu mahkeme sadece başvuranların cezalarının infazının 6352 sayılı Kanun’la getirilen yasal değişikliklerin ardından ertelenip ertelenmemesi gerektiği hususunu inceleyecekti. Başvuranlar hakkındaki mahkûmiyet kararı, 4 Temmuz 2011 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleşmiş olup, başvuranların Hükümet tarafından itiraz edilmeyen beyanlarına göre, haklarında verilen hapis cezalarının infazına 2011 yılı Eylül ayı itibariyle başlanmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların Hükümet tarafından atıfta bulunulan hukuk yolundan faydalanmalarına gerek olmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddinin mümkün olmadığı ve dolayısıyla Hükümetin itirazının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
23. Mahkeme, aynı zamanda, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35/3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Mahkeme, ayrıca, söz konusu şikâyetin başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
24. Mahkeme, davanın esasıyla ilgili olarak, başvuranlar hakkındaki mahkûmiyet kararının, ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir “müdahale” teşkil ettiği ve söz konusu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesine dayandığı kanaatindedir. Mahkeme, müdahalenin gerekli olup olmadığı hususuyla ilgili tespitleri ışığında (bk. aşağıda 26. paragraf), müdahalenin kanuna uygun olup olmadığını incelemeye gerek duymamaktadır. Mahkeme, ayrıca, somut davada, ulusal makamların, ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçları güttükleri şeklinde bir değerlendirmede bulunulabileceğini kabul etmeye de hazırdır (bk. yukarıda anılan Faruk Temel / Türkiye, § 52).
25. Mahkeme, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususuyla ilgili olarak ise, benzer şikâyetleri daha önce bazı davalarda incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini ifade etmektedir (örneğin, bk. Savgın / Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; yukarıda anılan Gül ve Diğerleri, §§ 32-45; Kılıç ve Eren / Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; yukarıda anılan Faruk Temel, §§ 58-64; ve Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, §§ 113 ve 117, 19 Ocak 2016). Mahkeme, somut davada yaptığı inceleme neticesinde de, bahsi geçen davalardaki tespitlerinden farklı bir tespitte bulunmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığı kanısına varmıştır.
26. Mahkeme, özellikle, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi kararında, konser sırasında, birinci başvuranın “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” şeklinde slogan attığı, ikinci başvuranın ise “Mahir, Hüseyin, Ulaş kurtuluşa kadar savaş”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” ve “Dağlarda zafer cephede kurtuluş, yaşasın zafer yaşasın direniş” şeklinde sloganlar attığının belirtilmiş olmasına dikkat çekmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianamede bahsi geçen sloganların şiddete, silahlı direnişe veya ayaklanmaya teşvik niteliğinde olduğu veya şiddete teşvik edebileceği kanaatine neden vardığına dair herhangi bir açıklamada bulunmaksızın, başvuranların söz konusu sloganları atarak DHKP/C örgütünün propagandasını yaptıkları sonucuna varmıştır. Mahkeme, bahsi geçen sloganların bilinen ve kalıplaşmış solcu sloganları olduğunu ve bir konser, yani kamuya açık barışçıl bir toplantı sırasında atılmış olduğunu göz önünde bulundurarak, şiddete veya ayaklanmaya çağrı olarak yorumlanamayacağı kanısına varmıştır (bk. yukarıda anılan Gül ve Diğerleri, § 41). Mahkeme, ayrıca, başvuranların şiddet içerikli herhangi bir eylemde bulunduklarını veya şiddeti teşvik etme şeklinde bir amaçları olduğunu gösteren herhangi bir bilginin dava dosyasında yer almadığını belirtmektedir. Ancak, Ağır Ceza Mahkemesinin, yukarıda bahsi geçen hususların hiçbirini dikkate almadığı görülmektedir. Özetle, Mahkeme, başvuranlar hakkında 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi uyarınca verilen mahkûmiyet kararıyla ilgili olarak ulusal mahkemeler tarafından “ilgili ve yeterli gerekçe” sunulmadığı kanısındadır.
27. Son olarak Mahkeme, başvuranlara verilen ve usulüne uygun olarak infaz edilen 10 aylık hapis cezasının ağırlığına dikkat çekmektedir.
28. Mahkeme, söz konusu müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, haklarındaki mahkûmiyet kararının dayandığı 5 Nisan 2007 tarihli konsere ait kolluk kamera kayıtlarına ilişkin tutanağın kendilerine tebliğ edilmemesi hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
30. Dava konusu olayları ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı bir hüküm verilmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014 ve bu kararda atıf yapılan diğer kararlar).
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
31. Başvuranların her biri, 50.000 Türk lirası (yaklaşık 16.709 avro) manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuranların her biri ayrıca 15.000 Türk lirası (yaklaşık 5.013 avro) maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar, son olarak, avukatlık masrafları için 1.500 Türk lirası (yaklaşık 501 avro) talep etmişlerdir. Ancak, başvuranlar, avukatlık masrafı taleplerini destekleyecek herhangi bir belge ibraz etmemişlerdir.
32. Hükümet söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
33. Mahkeme, başvuranların maddi tazminat ve yargılama masraf ve giderleriyle ilgili taleplerini destekleyecek herhangi bir belge ibraz etmedikleri hususunu dikkate alarak, söz konusu talepleri reddetmiştir. Ancak, Mahkeme, hakkaniyet temelinde bir karar vererek, başvuranların her birine 5.000 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
34. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilirlik veya esas yönünden incelenmesine gerek olmadığına;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranların her birine, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) manevi tazminat ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 19 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Mahir Çayan, 1970 yılında kurulan yasadışı silahlı THKP/C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) örgütünün kurucularından biri, Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı ise bu örgütün üyeleriydi. Söz konusu kişiler, 1971 ve 1972 yıllarında güvenlik güçleri tarafından öldürülmüşlerdir.
Full & Egal Universal Law Academy