© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme İçtihadına İlişkin Bilgi Notu No. 176
Temmuz 2014
S.A.S. - Fransa [BD] - 43835/11
Karar 1.7.2014 [BD]
8. madde
Madde 8-1
Özel yaşama saygı
Kamusal alanda peçe takılmasının yasaklanması: ihlal edilmediğine
9. madde
Madde 9-1
Din ya da inancı dışa vurma
Kamusal alanda peçe takılmasının yasaklanması: ihlal edilmediğine
14. madde
Ayrımcılık
Kamusal alanda peçe takılmasının yasaklanması: ihlal edilmediğine
Olaylar – Başvurucu dini uygulamaları yerine getiren bir Müslümandır ve dini inancına, kültürüne ve kişisel inançlarına uygun yaşayabilmek için gözleri dışında bütün vücudunu örten çarşaf giyip peçe taktığını belirtmiştir. Bu giysiyi kendi isteğiyle fakat düzenli olmayan bir biçimde giydiğini eklemiştir. Dolayısıyla bazı koşullarda bu şekilde giyinmeyebilir, ama giymeyi seçtiği zamanlarda bunu yapabilmeyi istemektedir. Son olarak, başkalarına rahatsızlık vermeyi değil, kendi iç huzurunu bulmayı amaçlamaktadır. 11 Ekim 2010 tarihli 2010-1192 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarih olan 11 Nisan 2011’den bu yana, bir kimsenin kamuya açık bir yerde yüzünü gizlemesi hukuka aykırı hale gelmiştir.
Hukuki Değerlendirme – 8. madde ve 9. madde: Kamuya açık yerlerde kişinin yüzünü gizlemek üzere tasarlanmış giysiler giymesine getirilen yasak, inançlarıyla ilgili nedenlerden dolayı peçe takmak isteyen kadınların özel yaşamlarına saygı hakları (Sözleşme’nin 8. maddesi) bakımından tartışma yaratmıştır; ve yasağın böylelikle dini inançlarının giymelerini gerektirdiği giysiyi kamuya açık yerlerde giymelerini engellediği başvurucu gibi bireyler tarafından şikayet konusu edilmesinden ötürü, yasak özellikle de bir kimsenin din ya da inancını dışa vurma özgürlüğü (9. madde) bakımından tartışma yaratmıştır.
11 Ekim 2010 tarihli Yasa, başvurucuyu bir ikilemle karşı karşıya bırakmıştır: Başvurucu ya yasaya uyacak ve böylece dini anlayışına uygun bir biçimde giyinmekten sakınacaktır ya da yasaya uymayı reddedecek ve cezai yaptırımlarla karşılaşacaktır.* Dolayısıyla Sözleşme’nin 8 ve 9. maddelerince korunan hakların kullanımı bakımından hukuken öngörülmüş bir “müdahale” ya da bir “sınırlama” mevcuttur.
Hükümet, müdahalenin iki meşru amacının bulunduğunu ileri sürmüştür: “kamu güvenliği” ve “açık bir demokratik toplumun asgari değerlerine saygı”. Bununla beraber, 8 ve 9. maddelerin ikinci fıkralarından, bu amaçlardan ikincisine ya da bu çerçevede Hükümet tarafından başvurulan üç değere açıkça değinilmemiştir.
Mahkeme, yasa koyucunun, söz konusu yasağı kabul etmekle, 8 ve 9. maddelerin ikinci fıkralarındaki anlamıyla “kamu güvenliği” endişelerini gidermeyi amaçladığını kabul etmiştir.
İkinci amaç olan “açık bir demokratik toplumun asgari değerlerine saygı” bakımından,** Mahkeme, Hükümet’in bunun cinsiyet eşitliğine saygıyla ilişkili olduğu yönündeki görüşünden ikna olmamıştır. Cinsiyet eşitliğine dayanılarak bireylerin kendi temel hak ve özgürlüklerinin kullanılmasından korunması şeklinde anlaşılmadıkça, bir Taraf Devlet, bu hükümlerde korunan hakların kullanımı çerçevesinde -başvurucunun durumunda olduğu gibi- kadınlar tarafından savunulan bir pratiği yasaklamak için cinsiyet eşitliğine başvuramaz. Dahası, Hükümet’in böylelikle bazı kadınların peçe takmalarının Fransa nüfusunun çoğunluğunu şok ettiğini, çünkü peçenin genel olarak Fransa’da kabul edildiği biçimiyle cinsiyet eşitliği ilkesini ihlal ettiğini göstermeye çalışmasından dolayı, Mahkeme, Hükümet’in başvurduğu diğer iki değer hakkında yürütmüş olduğu muhakemeye atıfta bulunacaktır (aşağıda).
İnsan onuruna saygı, kamuya açık yerlerde peçe takılmasına yönelik genel bir yasağı meşru bir biçimde haklı kılamaz. Mahkeme, söz konusu giysinin birçoklarına tuhaf göründüğünün farkındadır, fakat peçe takmak demokrasiye içkin olan çoğulculuğa katkıda bulunan bir kültürel kimlik ifadesidir.
Üçüncü olarak, belirli koşullarda, Yasa’ya eşlik eden açıklayıcı memorandumda ifade edildiği gibi, Hükümetin “toplum içinde yaşamanın asgari gerekliliklerine saygı” – ya da “birlikte yaşamanın asgari gerekliliklerine saygı” olarak tanımladığı şey, “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” meşru amacı ile ilişkilendirilebilir. Davalı Devlet, yüzün toplumsal etkileşimde önemli bir rol oynadığı görüşündedir. Bu nedenle Mahkeme, yüzü gizleyen bir peçenin diğerlerine karşı oluşturduğu bariyerin, Davalı Devlet tarafından başkalarının birlikte yaşamayı daha kolay kılan bir toplumsallaşma mekanında yaşama haklarını ihlal ettiğinin düşünülmesini kabul edilebilir bulmaktadır. Bununla beraber, “birlikte yaşam” düşüncesinin esnekliği ve ortaya çıkan kötüye kullanma riski dikkate alındığında, Mahkeme, tartışma konusu sınırlamanın gerekliliğine ilişkin incelemesini dikkatli bir biçimde yapmalıdır.
İlk olarak, Yasa’ya eşlik eden açıklayıcı memorandumdan (bkz. yukarıda 25. paragraf), yasağın birincil amacının kadınları kendilerine dayatılan ya da onlar için zararlı olan bir pratikten korumak olmadığı açıklıkla görülebilmektedir.
Sözleşme’nin 8 ve 9. maddelerindeki anlamıyla kamu güvenliğine ilişkin olarak gereklilik sorunu bakımından, Mahkeme, bir devletin kişilerin ve mülkiyetin güvenliğini sağlamak için tehlikeleri önlemek ve kimlik sahtekarlığıyla mücadele etmek için bireyleri teşhis edebilmeyi gerekli bulabileceğini anlaşılır bulmaktadır. Ne var ki, dini nedenlerle peçe takmak isteyen kadınların hakları üzerindeki etkisi göz önünde tutulursa, kamuya açık yerlerde yüzü gizlemek üzere tasarlanmış giysi giyilmesi üzerindeki genel bir yasak, ancak kamu güvenliğine yönelik genel bir tehdidin bulunduğu bir bağlamda orantılı olarak görülebilir. Hükümet, 11 Ekim 2010 tarihli Yasa ile getirilen yasağın, böyle bir bağlama sahip olduğunu gösterememiştir. İlgili kadınlar böylelikle din ya da inançlarını dışa vurmak için seçtikleri yolla beraber, kimliklerinin önemli olduğunu düşündükleri bir unsurundan tamamen vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır; oysa kişilerin ya da mülkün güvenliği için bir risk bulunduğunun ya da özel koşulların bir kimlik sahtekarlığı şüphesi yarattığının gösterildiği durumlarda, Hükümet’in zikrettiği amacın, sadece yüzlerini gösterme ve kendilerini tanıtma yükümlülüğüyle gerçekleştirilebilmesi mümkündür. Bu nedenle, 11 Ekim 2010 tarihli Yasa’yla getirilen genel yasağın, demokratik bir toplumda, Sözleşme’nin 8. ve 9. maddelerindeki anlamıyla kamu güvenliği için gerekli olduğu sonucuna ulaşılamaz.
Mahkeme daha sonra “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması”nın bir parçası olarak toplum içinde yaşamanın asgari gerekliliklerini karşılama ihtiyacının yarattığı soruları incelemiştir. Söz konusu yasağın, yalnızca “birlikte yaşama”nın koşullarını güvenceye almayı amaçladığı ölçüde haklı olarak kabul edilebileceği görüşüne varmıştır.
Yasaktan etkilenen kadınların sayısı düşünüldüğünde, ki bu yaklaşık altmış beş milyonluk Fransa nüfusu ve Fransa’da yaşayan Müslümanların sayısına nazaran yaklaşık 1,900 kadın, böyle bir duruma genel bir yasak koyarak karşılık vermek aşırı olarak görülebilir. Buna ek olarak, yasağın, başvurucu gibi inançlarıyla ilgili nedenlerle peçe takmayı seçen kadınların durumu üzerinde önemli olumsuz etkilerinin olduğuna da şüphe yoktur. Temel hakların korunması alanındaki hem uluslararası hem de ulusal çok sayıda aktör, genel bir yasağı orantısız bulmuştur. 11 Ekim 2010 tarihli Yasa, hazırlandığı sırada yapılan bazı tartışmalarla beraber, peçe takılmasına olumlu bakmayan bazı üyeleri de dahil olmak üzere, Müslüman toplumunun bir kısmını üzmüş olabilir. Mahkeme, bu açıdan 11 Ekim 2010 tarihli Yasa’nın kabulünden önceki tartışmaya damga vuran bazı islamofobik yorumlar konusunda oldukça endişelidir. Bu tür konularda yasa yapılmasının arzu edilebilir olup olmadığı hakkında karar vermek kuşkusuz Mahkeme’nin işi değildir. Bununla beraber, Mahkeme, bu tür bir yasama süreci içerisine giren bir devletin, nüfusunun belirli kesimlerini etkileyen basmakalıp yargıların güçlenmesine katkıda bulunma ve hoşgörüyü teşvik etmekle yükümlü olmasına rağmen, bunun tersine hoşgörüsüzlüğün ifade edilmesini teşvik etme riskini aldığını vurgulamıştır. Dini ya da etnik bir grup üzerinde genel, şiddetli bir saldırı oluşturabilecek yorumlar, hoşgörü, toplumsal barış ve ayrımcılık yasağı gibi Sözleşme’nin temelini oluşturan değerlerle bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin koruduğu ifade özgürlüğü hakkının kapsamına girmemektedir. Bununla beraber, 11 Ekim 2010 tarihli Yasa, kamusal alanda, – dini bir çağrışım taşıyan ya da taşımayan - yüzü gizleme etkisi olmayan herhangi bir örtü ya da giysi parçasını giyme özgürlüğünü etkilememektedir. Tartışma konusu yasak, asıl olarak peçe takmak isteyen Müslüman kadınları etkilemiştir. Bununla birlikte yasak açıkça söz konusu giysinin dini çağrışımına değil, yalnızca yüzü gizlemesine dayanmıştır.***
Yasağa iliştirilmiş cezai yaptırımlara gelince, Yasa’yı hazırlayanların öngördüğü yaptırımlar, ikinci derece küçük suçlara uygulanan orandaki bir para cezası (şu anda en fazla 150 euro) ve mahkemenin para cezasına ek olarak ya da onun yerine bir vatandaşlık dersini takip etme yükümlülüğüne hükmedebilmesi ihtimalinden oluşan öngörülebilecek en hafif cezalardandır.
Davalı Devlet, herkesin kamuya açık yerlerde yüzü gizlemek üzere tasarlanmış giysi giymesini yasaklayarak, şüphesiz belli bir ölçüde çoğulculuğun sahasını daraltmıştır; zira yasak bazı kadınların kişiliklerini ve inançlarını kamuya açık yerlerde peçe takarak ifade etmelerine engel olmaktadır. Bununla beraber, Hükümet kendisi bakımından, bunun, devletin Fransız toplumunda toplumsal iletişimin temel kuralları ve daha geniş olarak da “birlikte yaşama”nın gereklilikleriyle bağdaşmadığını düşündüğü bir pratiğe karşılık verme sorunu olduğuna işaret etmiştir. Bu bakış açısından, davalı devlet, sadece çoğulculuğun değil, aynı zamanda demokratik toplumun olmazsa olmazları olan hoşgörü ve açık fikirliliğin ifadesi için de gerekli olduğunu düşündüğü bireyler arası etkileşimin bir ilkesini korumaya çalışmaktadır. Bu nedenle kamuya açık yerlerde peçe takılmasına izin verilip verilmeyeceği sorununun toplumun bir tercihini oluşturduğu söylenebilir.
Bu koşullarda Mahkeme, denetimini bir ölçüde sınırlamakla yükümlüdür; zira böyle bir denetim söz konusu toplumda demokratik bir süreç yoluyla kurulmuş bir dengenin değerlendirilmesine yol açacaktır. Demokratik bir toplumda düşüncelerin çok farklılık gösterebileceği genel politikaya ilişkin meselelerde, yerel karar vericinin rolüne özel bir ağırlık tanınması gerekmektedir. Bu nedenle mevcut davada Fransa geniş bir takdir marjına sahiptir.
Kamuya açık yerlerde peçe takılması meselesine ilişkin olarak Avrupa mutabakatı da bulunmadığı için bu durum özellikle geçerlidir. Katı bir normatif bakış açısından, Fransa Avrupa içerisinde çok azınlıkta kalmış bir pozisyonda olsa bile, kamusal alanda peçe takılması sorununun bir dizi Avrupalı devlette tartışma konusu olduğunu gözlemlemek gerekir. Buna ek olarak, bu uygulamanın yaygın olmadığı üye devletlerin bir kısmında, bu konu büyük olasılıkla sorun dahi oluşturmamaktadır.
Sonuç olarak, bilhassa mevcut davada davalı devlete tanınan takdir marjının genişliği dikkate alındığında, Mahkeme 11 Ekim 2010 tarihli Yasa ile getirilen yasağın taşınılan amaçla, yani “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasının bir parçası olarak” “birlikte yaşama”nın koşullarının muhafaza edilmesiyle orantılı olarak görülebileceğini tespit etmektedir. Dolayısıyla tartışma konusu sınırlama “demokratik bir toplumda gerekli” olarak kabul edilebilir. Bu sonuç, hem Sözleşme’nin 8. maddesi hem de 9. maddesi bakımından geçerlidir.
Sonuç: ihlal edilmediğine (ikiye karşı on beş oyla).
8. ve 9. maddelerle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi: Başvurucu dolaylı ayrımcılık şikayetinde bulunmuştur. Başvurucu, kamusal alanda dini gerekçelerle peçe takmayı isteyen Müslüman bir kadın olarak, söz konusu yasağa ve yasağın getirdiği yaptırımlara bilhassa maruz kalan bir bireyler kategorisine girmektedir.
Belli bir grubun üzerinde orantısız bir biçimde olumsuz etkileri olan (prejudicial) genel bir politika ya da bir tedbir, bu politika ya da tedbir o grubu özel olarak hedef almasa ve ayrımcılık kastı bulunmasa da ayrımcılık oluşturabilir. Fakat bu yalnızca, bu tür bir politika ya da tedbirin “objektif ve makul” bir gerekçesinin bulunmaması halinde, yani “meşru bir amaç” taşımaması veya araçla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında “makul bir orantılılık ilişkisi” bulunmaması halinde söz konusu olur. Mevcut davada, 11 Ekim 2010 tarihli Yasa’nın getirdiği yasağın, dini nedenlerle kamusal alanda peçe takmak isteyen Müslüman kadınların durumu üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu kabul edilse bile, bu tedbirin objektif ve makul bir gerekçesi bulunmaktadır.
Sonuç: ihlal edilmediğine (oybirliğiyle).
* Bkz. Dudgeon - Birleşik Krallık, 7525/76, 22 Ekim 1981.
** Bkz. Leyla Şahin - Türkiye [BD], 44774/98, 10 Kasım 2005, Bilgi Notu 80; ve Ahmet Arslan ve Diğerleri - Türkiye, 41135/98, 23 Şubat 2010, Bilgi Notu 127.
*** Ahmet Arslan ve Diğerleri - Türkiye davasıyla kıyaslayın, op. cit.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy