© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013. Bu çeviri, Avrupa Konseyi İnsan Haklarına Destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BİRİNCİ DAİRE
SAVRIDDIN DZHURAYEV/RUSYA DAVASI
(Başvuru no. 71386/10)
KARAR
STRAZBURG
25 Nisan 2013
Bu karar Sözleşme’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullarda kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Savriddin Dzhurayev/Rusya kararında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Daire) aşağıdaki yargıçlarla toplanmıştır:
Başkan: Isabelle Berro-Lefèvre,
Üyeler: Khanlar Hajiyev,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Erik Møse,
Ksenija Turković,
Dmitry Dedov
Daire Yazı İşleri Müdürü: Søren Nielsen,
9 Nisan 2013 tarihinde kapalı olarak müzakerede bulunan Mahkeme aynı tarihte aşağıdaki kararı kabul etmiştir:
USUL
1. Bu dava İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine göre, Tacikistan vatandaşı Sayın Savriddin Dzhanobiddinovich Dzhurayev (“başvurucu”) tarafından 6 Aralık 2010 tarihinde Rusya Federasyonu’na karşı Mahkeme’ye yapılan bir başvurudan (no. 71386/10) kaynaklanmıştır.
2. Başvurucu Moskova’da avukatlık yapan Sayın E. Ryabinina ve Sayın D. Trenina tarafından temsil edilmiştir. Rusya Hükümeti (“Hükümet”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Rusya Federasyonu Temsilcisi olan Sayın G. Matyushkin tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu, özellikle, Tacikistan’a iade edilmesi halinde kötü muameleye uğrama riski altında olduğunu ve iade edilmeyi beklediği müddet içerisindeki tutukluluğuna yönelik yargısal incelemenin süratli bir şekilde yürütülmediğini öne sürmüştür.
4. 7 Aralık 2010 tarihinde Birinci Daire Başkanı, savunmacı Hükümet’e, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi kapsamında, başvurucunun ikinci bir bildirime dek Tacikistan’a iade edilmemesi gerektiğini bildirmiştir. Ayrıca Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca bu davaya öncelik tanınmasına da karar verilmiştir.
5. 16 Aralık 2010 tarihinde Hükümet, Mahkeme’ye, yetkili makamların ikinci bir bildirime dek başvurucunun Tacikistan’a iade edilmemesini garanti etmek için gereken adımları atmış olduğunu bildirmiştir.
6. 31 Ocak 2011 tarihinde başvuru Hükümet’e bildirilmiştir. Ayrıca, başvuruya dair hem kabuledilebilirlik hem esas yönünden aynı anda hükme varılmasına da karar verilmiştir (29 § 1. madde).
7. 2 Kasım 2011 tarihinde Birinci Daire Başkanı, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 2. maddesi uyarınca, Hükümet’ten, başvurucunun Moskova’da kaçırıldığı iddiasına dair koşulları aydınlığa kavuşturacak olaylara ilişkin ilave bilgiler sunmasını istemiştir.
8. 17 Ocak 2012 tarihinde Daire, tarafları, başvurucunun kaçırılarak Tacikistan’a gönderildiği iddiasına dair ek yazılı görüşler sunmaya davet etmiştir. Bunun üzerine taraflar, Mahkeme’ye, olaydaki yeni gelişmeler hakkında bilgiler içeren birçok ek sunumda bulunmuş ve esasa dair ek görüşler sunmuşlardır.
OLAYLAR
I. DAVA KONUSU OLAYLAR
9. Başvurucu 1985 yılında doğmuştur. Şu anda Tacikistan’da hapis cezasını çekmektedir.
A. Başvurucunun cezai kovuşturmaya uğramasından önceki geçmişi
10. Başvurucu 2006 yılına dek, Tacikistan’ın Sogdiskaya Bölgesi’nde yer alan, doğup büyüdüğü Navgilem köyünde yaşamaktaydı. Köy pazarında satıcılık yapmaktaydı.
11. Başvurucunun Tacikistan’dan ayrılmasından önce yaşanan olaylar kendisi tarafından şu şekilde anlatılmıştır.
12. 2002 yılından 2005 yılına dek, başvurucu düzenli olarak bir camiye giderek burada Sayın S. Marufov hocalığında Kuran öğrenmekteydi. Marufov bölge polisi tarafından gözaltına alınmış ve Mayıs 2006’da gözaltında ölmüştür. Ölümünden önce Marufov’un kötü muameleye uğramış olduğu bildirilmiştir (bkz. aşağıdaki 102. paragraf).
13. Marufov’un ölümünün ardından, Tacik yetkililer Marufov’un müritlerini hedef almaya başlamıştır. Başvurucu dini faaliyetlerinden ötürü kovuşturmaya uğrayacağı korkusuyla ülke dışına kaçmıştır.
14. Başvurucu Haziran 2006’da Rusya’ya ulaşmış ve Moskova’nın banliyölerinde düşük vasıflı çeşitli işlerde çalışarak geçimini kazanmıştır.
B. Başvurucu hakkında Tacikistan’da başlatılan ceza yargılamaları ve Rusya’daki müteakip iade işlemleri
15. 7 Kasım 2006’da Tacikistan Savcılığı başvurucu hakkında ceza yargılamaları başlatmış ve yargılama süresince tutuklu tutulmasına izin vermiştir. Başvurucu, 1992 yılında bir tarihte, birtakım başka kişilerle birlikte, “Bayat” (Байъат) isimli bir “gizli suç planı” oluşturmak ve sonrasında “Özbekistan İslami Hareketi” (Islamic Movement of Uzbekistan – “IMU”) adlı bir “silahlı suç örgütü”ne katılmak suçlamasıyla Tacikistan Ceza Kanunu’nun 186 § 2. ve 187 § 2. maddeleri kapsamında yargılanmıştır. Başvurucu aleyhinde isnat edilen ikinci suçlama ise, 27 Eylül 2006 tarihinde bölge parlamentosuna mensup üç vekile yönelik gerçekleştirilen silahlı bir saldırıda rol oynadığı iddiası ile ilgiliydi.
16. Aynı tarihte, Tacikistan Savcılığı, başvurucunun yukarıda bahsi geçen suçlamalara dayanılarak başvurucunun tutuklanması yönünde bir müzekkere hazırlamış ve başvurucunun adını “arananlar” listesine eklemiştir.
17. Rus polisi, Tacik makamları tarafından çıkartılan uluslararası arama emri uyarınca 21 Kasım 2009 tarihinde başvurucuyu Moskova’da yakalamıştır. Başvurucu iade edilmeyi beklediği müddet boyunca 21 Mayıs 2011 tarihine dek tutuklu kalmıştır (bkz. aşağıdaki paragraf 32‑36).
18. 21 Aralık 2009 ve 29 Mart 2010 tarihlerinde Tacik Başsavcı Vekili, Rus mevkidaşından, başvurucunun Tacikistan’a iadesi yönünde bir karar çıkartmasını istemiştir.
19. 17 Haziran 2010 tarihinde Rusya Başsavcı Vekili, başvurucunun iadesi yönünde bir karar çıkartmıştır. Başka şeylerin yanı sıra, başvurucunun Tacikistan’da 1992 yılından beri IMU adlı suç örgütüne iştirak etmekle suçlandığını tespit etmiştir. Başsavcı Vekili ayrıca, başvurucunun 2005 yılı sonunda Rusya’ya gelerek, IMU örgütüne bağlı silahlı bir hücre kurmuş olduğunu ve 2006 yılında Tacikistan’daki IMU liderlerine her ay 5000 Amerikan doları aktararak, Devlet yetkililerinin öldürülmesi gibi terörist faaliyetleri beslediğini de kaydetmiştir. Başsavcı Vekili, başvurucunun eylemlerinin Rus Ceza Kanunu kapsamında da cezalandırılabilir işlemler olduğu ve başvurucu hakkında Moskova’da işlemiş olabileceği bir suçtan ötürü herhangi bir soruşturma veya kovuşturma başlatılmamış olduğundan, iadesinin böyle bir suçtan ötürü engellenemeyeceği kanaatine varmıştır. Ayrıca, başvurucunun iadesi önünde uluslararası antlaşmalar veya Rusya Federasyonu mevzuatı kapsamında herhangi bir engel görmemiştir.
20. Başvurucu, kendisinin işlememiş olduğu bir suçu itiraf etmeye zorlamak amacıyla Tacik makamları tarafından işkenceye maruz bırakılacağını dile getirerek iade kararı hakkında Moskova Şehir Mahkemesi’ne (“Şehir Mahkemesi”) itirazda bulunmuştur. Mahkeme’nin, benzer pozisyondaki kimi başvurucuların söz konusu ülkeye iadesi halinde işkenceye maruz kalma riskini tespit eden kapsamlı içtihatlarına atıfta bulunmuştur (Khodzhayev/Rusya, no. 52466/08, 12 Mayıs 2010 ve Khaydarov/Rusya, no. 21055/09, 20 Mayıs 2010). Başvurucu ayrıca, Tacikistan’da kendisine isnat edilen kimi suçlamaların taşıdığı çelişkilere ve hatta saçmalığına da dikkat çekmiştir; ki bu suçlamalara göre başvurucu halen küçük bir çocuk olduğu 1992 yılından beri faal bir şekilde terörist faaliyetler içerisinde bulunmaktaydı.
21. Başsavcı Vekili, Şehir Mahkemesi’ne, Tacik mevkidaşı tarafından imzalanmış olan bir mektup sunmuştur; bu mektupta, başka şeylerin yanı sıra şu teminatlar yer almaktaydı:
“Uluslararası hukuk kuralları uyarınca [başvurucuya] Tacikistan Cumhuriyeti’nde kendisini savunabilmesi için, bir avukattan yardım almak da dahil olmak üzere, tüm imkânların tanınacağını temin ederiz. Kendisi işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılmayacaktır (İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya dair Avrupa Sözleşmesi ve ilgili Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi sözleşmeleri ve onlara ek protokoller).
Tacikistan Ceza Kanunu [başvurucuya] isnat edilen suçlardan ötürü ölüm cezası öngörmemektedir.
Tacikistan Başsavcılığı, [başvurucuya] ilişkin iade talebinin taşıdığı amacın, başvurucuyu siyasi sebeplerden ötürü veya ırkı, dini inançları, milliyeti veya siyasi görüşleri sebebiyle zulme uğratmak olmadığı konusunda teminat vermektedir.
... Tacikistan [başvurucuyu] yalnızca iadesine temel oluşturan suçlardan ötürü kovuşturmayı ve [başvurucunun] Rusya Federasyonu’nun rızası olmadan üçüncü bir Devlet’e teslim edilmeyeceğini ve cezasını çektikten sonra Tacikistan Cumhuriyeti topraklarından ayrılmakta özgür olacağını taahhüt etmektedir.”
22. 29 Ekim 2010 tarihinde Şehir Mahkemesi’nde aleni bir duruşma yapılmıştır. Şehir Mahkemesi, savunma makamının, Tacikistan’daki durum hakkında Rusya İnsan Hakları Enstitüsü uzmanı sıfatıyla Sayın E. Ryabinina’nın sorguya çekilmesi talebini kabul etmiştir. Söz konusu uzman aleni duruşmada sorulan sorulara yanıt vererek, Mahkeme tarafından ilgili başvurucuların Tacikistan’a muhtemel iadesi ve bunun Rusya Federasyonu açısından yarattığı hukuki etkiler ile bağlantılı olarak verilen son dört kararın ayrıntılarını izah etmiştir (Khodzhayev, yukarıda adı geçen karar; Khaydarov, yukarıda adı geçen karar; Iskandarov/Rusya, no. 17185/05, 23 Eylül 2010; ve Gaforov/Rusya, no. 25404/09, 21 Ekim 2010).
23. Aynı gün alınan bir kararla, Şehir Mahkemesi başvurucunun Tacikistan’a iadesi önünde hiçbir engel görmeyerek, iade emrini onaylamıştır. Başvurucunun Rusya’nın Sözleşme ve Mahkeme içtihatları kapsamındaki yükümlülüklerine dayanan savları Şehir Mahkemesi tarafından şu ifadelerle reddedilmiştir:
“... başvurucunun dini sebeplerden ötürü zulme uğrayabileceği ve Tacikistan’daki ceza kovuşturması esnasında ciddi işkence riski bulunduğuna ilişkin savlar ... mahkeme tarafından mesnetsiz bulunmuştur, zira bu savlar hiçbir şekilde kanıtlarla desteklenmeyen varsayımlardan ibarettir; bilakis, mahkeme tarafından incelenmiş bulunan dava materyalleri ve özellikle de Tacikistan Cumhuriyeti Başsavcı Vekili tarafından verilen yazılı teminatlar ile tamamen çürütülmüş durumdadır ...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve insan haklarını savunan başkaca örgütlerin belgeleriyle teyit edildiği üzere Tacikistan Cumhuriyeti’nde dini ve siyasi sebeplerden ötürü işkence ve zulüm yaşandığına ... ilişkin savlar ... mahkeme tarafından mesnetsiz bulunmuştur; zira söz konusu belgeler [başvurucu] ile değil, başka insanlarla ilgilidir; dahası, bu savlar Tacik Savcılığı’nın yukarıda bahsi geçen yazılı teminatları ile çürütülmektedir.”
24. 9 Aralık 2010 tarihinde Yüksek Mahkeme, Şehir Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Başvurucunun, iadesinin Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olacağı yönündeki savı Yüksek Mahkeme tarafından yalnızca Tacikistan Savcılığı tarafından sunulan yazılı teminat metnine atıfla reddedilmiştir.
C. Mülteci statüsü ve geçici sığınma için başvuru
25. 22 Aralık 2009 tarihinde başvurucu Rusya Federal Göçmenlik Bürosu’nun (Federal Migration Service – “FMS”) Moskova şubesine mülteci statüsü için başvuruda bulunmuştur. Tacikistan’da dini inançları sebebiyle zulme uğramış olduğunu ve iade edilmesi halinde işkenceye maruz kalacağını öne sürmüştür.
26. 26 Nisan 2010 tarihinde FMS Moskova şubesi bu başvuruyu reddetmiştir. Karar başvurucuya 12 Mayıs 2010 tarihinde bildirilmiştir.
27. 26 Ağustos 2010 tarihinde FMS Başkan Yardımcısı başvurucu tarafından bu kararla ilgili olarak yapılan itirazı reddetmiştir. Başvurucuya IMU’nun hem Tacikistan hem de Rusya yüksek mahkemeleri tarafından, terörist faaliyetlerde bulunan bir örgüt olarak tanındığını hatırlatmıştır. FMS Başkan Yardımcısı, Tacikistan’da işkence kullanımına ve bundan sorumlu Devlet yetkililerinin cezasız bırakılmasına yönelik olarak yükselen yoğun uluslararası eleştirileri kaydetmekle birlikte, başvurucunun dini sebeplerden ötürü zulme uğrama korkusunun sağlam bir gerekçeye dayanmadığı tespitine varmıştır. Tacikistan’da nüfusun büyük bir çoğunluğunun Müslüman olduğunu kaydeden FMS Başkan Yardımcısı, başvurucunun yalnızca İslami inançları sebebiyle zulme uğramasının muhtemel olmadığı kanaatine ulaşmıştır. Yetkililerin dini inançlar üzerindeki denetimi sıkılaştırma çabasına ilişkin olarak ise, bunun IMU gibi radikal İslam etkisini sınırlandırma yönünde anlaşılır bir amaç taşıdığı görüşünü benimsemiştir. Sonuç olarak, başvurucunun mülteci statüsü elde etmeye uygun olmadığına ve yaptığı başvurunun Tacikistan’da cezai sorumluluktan kaçma niyeti taşıdığına karar vermiştir. FMS Başkan Yardımcısı aynı zamanda, işkence veya kötü muamele mağduru olma önünde sağlam gerekçelere dayanan bir korkunun varlığının başvurucuya Mülteciler Yasası’nın 12. maddesi kapsamında Rusya’da geçici sığınma tanınması için bir sebep oluşturabileceğini de kaydetmiştir.
28. 1 Ekim 2010 tarihinde başvurucu, FMS’nin kararına karşı Moskova Basmanniy Bölge Mahkemesi’ne temyize başvurmuştur. FMS’nin Tacikistan’daki duruma dair ayrıntılı ve yeterli bir analiz yapmamış ve bu bağlamda çeşitli uluslararası kaynaklardan sağlanan bilgileri gereğince dikkate almamış olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, FMS’nin kendisini Tacik makamları tarafından ona isnat edilmiş olan suçlardan ötürü suçlu varsaymış ve Tacikistan Savcılığı tarafından ortaya konan olay anlatımını fiilen tasdik etmiş olduğunu da öne sürmüştür.
29. 10 Kasım 2010 tarihinde Basmanniy Bölge Mahkemesi FMS’nin 26 Ağustos 2010 tarihli kararını onamıştır. Söz konusu kararda yer alan savlara atıfta bulunan Bölge Mahkemesi, bunları ikna edici bulmuş ve başvurucunun aksi yönde delil sunamamış olduğuna kanaat getirmiştir. 6 Aralık 2010 tarihinde mahkemenin kararı Moskova Şehir Mahkemesi tarafından da temyizde onanmıştır.
30. 24 Mayıs 2011 tarihinde başvurucu Rusya’da geçici sığınma talebiyle FMS’ye başvurmuştur. 2 Haziran 2011 tarihinde Rusya BMMYK Ofisi başvurucunun temsilcisine, başvurucunun BMMYK Tüzüğü’nde yazılı kriterleri karşıladığını ve kendisinin yetkisi dahilinde uluslararası koruma elde etmeye uygun olduğunu bildirmiştir.
31. 6 Eylül 2011 tarihinde FMS Moskova şubesi başvurucuya Rusya’da geçici sığınma tanımış ve bu yönde bir evrak düzenlemiştir. Söz konusu evrak ВУ № 0004219 referans numarasıyla kaydedilip, 8 Eylül 2011 tarihinde, avukatının da hazır bulunduğu bir halde, başvurucuya takdim edilmiştir.
...
E. Başvurucunun kaçırıldığı ve Tacikistan’a gönderildiği iddiası
1. Başvurucu tarafından aktarılan haliyle olaylar
37. Başvurucunun yazılı ifadesine ve temsilcileri tarafından tanıklardan ve diğer mevcut kaynaklardan toplanan ek bilgilere göre, başvurucunun kaçırılması ve Tacikistan’a götürülmesi şu şekilde gerçekleşmiştir.
38. 31 Ekim 2011 günü akşam 9 veya 10 sularında başvurucu ve bir arkadaşı Moskova’nın güneybatı bölgesinde seyir halinde iken, Michurinskiy caddesinde bir minivan tarafından arabalarının önü kesilmiştir. Başvurucunun avukatı tarafından polise ve sorgu makamlarına verilen ayrıntılı bilgiye göre, olay, Moskova’daki Vernadskiy caddesi, 15 numarada akşam 11.30 ve 11.45 arasında vuku bulmuştur. Başvurucu ve arkadaşı arabadan inip kaçmaya çalışmışlardır. Kimliği belirsiz üç veya dört adam başvuru ile arkadaşını kovalamış ve iki el ateş etmiştir. Başvurucunun arkadaşı kaçmayı başarmış, ancak başvurucu durdurularak, bir copla dövülmüş ve kimliklerini açıklamayan söz konusu adamlar tarafından zorla minivana bindirilmiştir.
39. Başvurucu bir gece ve bir gün boyunca minivanda tutulmuştur. Söz konusu adamlar başvurucuya işkence ve kötü muamele etmiştir. Başvurucuyu dövmüşler, kafasına silah dayamışlar, ülkesine dönmeyi kabul etmezse öldürmekle tehdit etmişlerdir. Başvurucu adamlara FMS tarafından kendisine verilmiş olan geçici sığınma belgesini göstermiş, fakat bunun karşılığında adamlar yalnızca gülmüşlerdir. Başvurucuya soru soran kişi Tacik kökenliydi.
40. Başvurucu ertesi gün akşam, kendisini kaçıran kişiler tarafından, normal sınır ve gümrük işlemlerinden ve güvenlik kontrollerinden geçirilmeden, doğrudan Moskova Domodedovo havaalanındaki uçak pistine götürülmüştür. Orada bir Tacik devriye polisine teslim edilmiş ve ardından bilet veya herhangi bir seyahat belgesi olmadan yakındaki bir uçağa zorla bindirilmiştir.
41. Ertesi gün sabah 4 sularında uçak, Tacikistan’daki Kocand havaalanına inmiş ve burada başvurucu Tacik yetkililere teslim edilmiştir. Kendisinin avukat talepleri reddedilmiştir. Başvurucunun babasının yazılı ifadesine göre, başvurucu Kocand polis karakolunda belirsiz bir zaman boyunca alıkonulmuş ve sorgulanmıştır. Başvurucunun babası, biri S.M. olarak teşhis edilmiş olan polis memurlarının, hiçbir zaman işlemediği suçları itiraf ettirmek ve Tacikistan’a kendi isteği ile döndüğünü söylettirmek amacıyla başvurucuya ağır kötü muamelede bulunduğu yönünde yazılı tanık ifadesi sunmuştur. Ayrıca, 20 Aralık 2012 tarihinde sorgu memuru R.R.’nin gözaltında tutulan oğlu ile görüşme isteğini, babanın yetkili makamlara başvurucunun yakalanıp ülkesine geri getirilmesi konusunda yardım etmemiş olduğunu söyleyerek reddettiği şeklinde de ifadede bulunmuştur.
2. Hükümet tarafından sunulan bilgiler
42. Hükümet’in başvurucunun olay anlatımına ilişkin olarak sunduğu bilgiler aşağıdakiler ile sınırlıdır.
43. Mahkeme’nin yönelttiği soruların ardından, Hükümet’ten gelen 18 Kasım 2011 ve 29 Şubat 2012 tarihli yazılar başvurucunun nerede olduğu veya Devlet sınırından geçişi hakkında hiçbir bilgi içermemekteydi. Hükümet ayrıca, başvurucunun 20 Mayıs 2011’de salıverilmesinin ardından haklarının ve özgürlüklerinin hiçbir şekilde kısıtlanmamış olduğunu, yasaların yetkili makamlara başvurucu üzerinde herhangi bir gözetim sağlama yükümlülüğü getirmemiş olduğunu, başvurucunun iadesinin veya sınır dışı edilmesinin Mahkeme tarafından alınan ihtiyati tedbirler uyarınca askıya alınmış olduğunu ve dolayısıyla başvurucunun iade prosedürü çerçevesinde Tacikistan’a teslim edilmemiş olduğunu dile getirmiştir.
44. 5 Nisan 2012 tarihinde Hükümet, Tacikistan Başsavcısı tarafından Rus mevkidaşına gönderilen ve başvurucunun 3 Kasım 2011 tarihinde Örgütlü Suçlarla Mücadele (РОБОП) Sogdiyskiy Bölge Müdürlüğü’ne “kendi isteğiyle teslim olmuş ve Kocand’daki 2 no’lu geçici gözaltı merkezinde (СИЗО №2) tutulmuş olduğunu belirten 26 Mart 2012 tarihli resmi belgeyi Mahkeme’ye iletmiştir.
45. 25 Şubat 2013 tarihinde Hükümet’ten elde edilen son bilgiye göre, başvurucunun kaçırılması ve sevki ile ilgili sorgulama halen sürmekteydi.
F. Tacikistan’a zorla götürülmesi yönündeki yakın tehlikeye karşı başvurucunun korunması talepleri
46. Başvurucunun temsilcileri, başvurucunun 31 Ekim 2011 akşamı kaçırıldığını haber alır almaz, yetkili Rus makamları ile temasa geçerek, başvurucunun Rusya topraklarından zorla çıkartılmasını önlemek için acil tedbirler alınmasını istemişlerdir.
47. Sayın E. Ryabinina, 1 Kasım günü sabah 3 ile 5 arasında faks yoluyla, sırasıyla Moskova Emniyet Müdürü’ne, FMS Başkanı’na, Başsavcılığa ve Mahkeme’deki Rusya Federasyonu Temsilcisi’ne bu yönde dört resmi talep göndermiştir. Ayrıca Rusya Federasyonu İnsan Hakları Komiseri’nden de yardım istemiştir.
48. Başvurucunun temsilcisi, Moskova Emniyet Müdürü’ne gönderdiği yazıda, başvurucunun nasıl kaçırıldığını anlatmıştır. Başvurucunun FMS tarafından verilmiş geçici sığınmaya sahip bir kişi olarak sahip olduğu hukuki statüyü ve Mahkeme’nin başvurucunun iadesinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbirler almış olduğunu da hatırlatmıştır. İlgili yazı şu sözlerle son bulmaktaydı:
“[Bu koşullar] ışığında, [başvurucuya] yönelik olarak, Rusya’dan, cezai kovuşturma amacıyla başvurucunun iadesini talep etmiş olan Tacikistan’a hukuka aykırı bir şekilde sevki gayesiyle bir kaçırma girişimi yapılmış olduğundan endişe duymak için ciddi sebepler mevcuttur.
Başvurucunun erkek kardeşinin [Sh. T.] 8 Eylül’de Moskova’da ortadan kaybolmuş olması ve karısının verdiği bilgiye göre 13 Eylül’de Tacikistan Cumhuriyeti’ndeki Kocand şehrinde gözaltına alındığı ve halen de orada gözaltında tutulmakta olduğu düşünüldüğünde, durum daha da ağırlaşmaktadır. Daha önceki bir tarihte, bu yılın 23 Ağustos günü, Avrupa Mahkemesi [tarafından verilmiş ihtiyati tedbir kararlarıyla] zorla sevke karşı korunmakta olan iki başka sığınmacı, Tacik vatandaşı S.K. ile Özbek M.A. Moskova’da ortadan kaybolmuştur. Her ikisi de Tacikistan’a sevk edilmiş ve orada gözaltına alınmıştır. Bu kişilerin ülkeden kendi istekleriyle ayrılmış olduğu yönündeki her türlü iddia, Rusya Federasyonu Devlet sınırından geçmelerine imkân sağlayacak hiçbir belgeye sahip olmamaları sebebiyle ihtimal dışı bırakılmalıdır: M.A.’nın pasaportu FMS Moskova şubesinde tutulmaktaydı, S.K. ise pasaportunu yıllar önce kaybetmiş bulunuyordu. ...”
49. Aynı gün, Rusya Federasyonu İnsan Hakları Komiseri de Moskova Emniyet Müdürü’ne şu ifadeleri taşıyan bir yazı göndermiştir:
“... [Başvurucunun] hayatının tehlikede olacağı Tacikistan’a sevki amacıyla yasadışı bir girişimde bulunulmuş olabileceğinden endişe duymak için sağlam sebepler bulunmaktadır.
Bugün, yani 1 Kasım 2011 tarihi itibariyle, [başvurucunun temsilcisi] sizden [başvurucunun] Rusya Federasyonu topraklarından, ve her şeyden önce Moskova havaalanları üzerinden, zorla çıkartılmasını önlemek amacıyla acil tedbirler almanızı istemiştir.
Ben de sizden [yukarıdaki] talebi mümkün olan en kısa sürede değerlendirip, [başvurucunun] bulunması ve Rusya Federasyonu topraklarından zorla sevkinin önlenmesi amacıyla mümkün olan tüm tedbirleri almanızı istemekteyim.
Sizden, bu talebi değerlendirmenizin ardından sonuçları bana bildirmenizi istemekteyim.”
50. İlgili makamlar tarafından bu taleplerden herhangi birine cevaben alınmış herhangi bir koruma tedbirine dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
51. 7 Kasım 2011 tarihinde Mahkeme’deki Rusya Federasyonu Temsilciliği başvurucunun temsilcisine yanıt vererek, Mahkeme tarafından alınmış ihtiyati tedbirler uyarınca Rus makamlarının başvurucunun iadesinden kaçındığını ve ilgili talimatın Cezaların İnfazına yönelik Federal Hizmet Bürosu’na (ФСИН), Başsavcılığa ve İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiş olduğunu belirtmiştir.
G. Başvurucunun kaçırılıp Tacikistan’a sevkinin ardından Mahkeme Yazı İşleri’nden gönderilen yazı
52. Somut davada başvurucunun kaçırılmasına ilişkin şikâyet ve birtakım başka davalardaki benzeri olaylar sonucunda, Mahkeme Yazı İşleri 25 Ocak 2012 tarihinde Mahkeme’deki Rusya Federasyonu Temsilcisi’ne bir yazı göndermiştir. Bu yazıda şu ifadeler yer almaktadır:
“Mahkeme Başkanı Sir Nicolas Bratza, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi kapsamında bildirilen ihtiyati tedbirlere rağmen, başvurucunun Rusya’da ortadan kaybolması ve ardından Tacikistan’a sevk edilmesinden ötürü duyduğu derin endişeyi dile getirmemi istemiş bulunmaktadır.
Mahkeme Başkanı, Mahkeme’nin başvurucunun kimliği belirsiz kişilerce açıklanamayan bir şekilde kaçırılması ve Tacikistan’a sevk edilmesi sebebiyle 3. maddeye yönelik bir ihlalden ötürü Rusya Federasyonu’nu sorumlu tuttuğu Iskandarov davasında verdiği karardan (no. 17185/05, 23 Eylül 2010) beri, yukarıda bahsi geçen dava da dahil olmak üzere dört başka davada (diğer üç dava: Abdulkhakov/Rusya, no. 14743/11; S.K./Rusya, no. 58221/10; ve Zokhidov/Rusya, no. 67286/10) bu türden mükerrer olaylarla karşı karşıya kalmış olduğunu kaydetmektedir. Hükümet tarafından bugüne dek sunulan açıklamalar, Hükümet’in Mahkeme huzurundaki davaların incelemesi sürerken hiçbir iade işlemi gerçekleştirilmeyeceği yönündeki resmi teminatlarına karşın, başvurucuların nasıl olup da kendi iradeleri dışında Rusya Devleti sınırının dışına çıkartılmış olabileceğine dair bir izahat getirmemektedir.
Mahkeme Başkanı bu gelişmelerden ötürü derin bir rahatsızlık duymaktadır. Bilhassa, olan bitenin Mahkeme’nin otoritesi üzerindeki etkilerinden ve vardıkları ülkelerde Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki haklarına yönelik yakın bir ihlal tehlikesi bulunması sebebiyle haklarında ihtiyati tedbirler alınmış bulunan başka başvurucuların davalarında bu türden kabul edilmesi imkânsız olayların yaşanmaya devam etmesi ihtimalinden ötürü kaygılanmaktadır. Mahkeme Başkanı’nın bu beklenmedik olaylara yaklaşımındaki ciddiyetin bir göstergesi olarak, kendisi Bakanlar Komitesi Başkanı’nın, Parlamenterler Meclisi Başkanı’nın ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin bu durumdan derhal haberdar edilmesini istemiş bulunmaktadır.
Mahkeme Başkanı ayrıca, Mahkeme’nin ilgili Dairesinin, Hükümet’ten, eşi benzeri görülmemiş bu endişe uyandırıcı durumu ele alan ek görüşler talep etmiş olduğuna işaret etmekte ve yetkili Rus makamlarının Mahkeme’ye, Rusya Federasyonu’ndaki olaylara yönelik takip hakkında eksiksiz ve ayrıntılı bilgi sunmasını beklemektedir. Bu esnada, sınır dışı veya iade konularını ilgilendiren başka yirmi beş Rusya davasında 39. madde kapsamında geçerliliğini sürdüren ihtiyati tedbir kararlarına dikkatiniz çekilmektedir. Bu davalar işbu yazının ekinde liste halinde sunulmaktadır.”
53. 5 Mart 2012 tarihinde Mahkeme’deki Rusya Federasyonu Temsilcisi, Mahkeme Yazı İşleri’ne cevaben, “ilgili makamlardan gereken bilgiler alındıktan sonra” uygun bilgilerin sunulacağını bildirmiştir.
H. Söz konusu olaylar hakkında başlatılan resmi tahkikat ve ceza davası açılması yönündeki taleplerin defaatle reddi
54. 30 Kasım ve 2 Aralık 2011 tarihlerinde İçişleri Bakanlığı, başvurucunun temsilcisine, başvurucunun kaçırılması hakkındaki şikâyetinin Güneybatı Moskova Emniyet Müdürlüğü’ne (УВД по Юго-Западному АО ГУ МВД России по г. Москве) ve ardından Güneybatı Moskova İdari Bölgesinin Gagarinskiy Bölgelerarası Soruşturma Dairesi’ne (Гагаринский МСО СУ по ЮЗАО ГСУ СК РФ) gönderilmiş olduğunu bildirmiştir. 30 Aralık 2011 tarihinde, bahsi geçen Soruşturma Dairesi, bu dosyayı Güneybatı Moskova Emniyet Müdürlüğü Nikulinskiy Bölgelerarası Soruşturma Dairesi’ne (Никулинский МСО СУ по ЮЗАО ГСУ СК РФ по г. Москве – bundan böyle “Nikulinskiy Soruşturma Dairesi” olarak anılacaktır) nakledilmesine karar vermiştir
1. Soruşturma memurunun ceza soruşturması açmayı ilk reddi ve amirinin bu kararı bozması
55. Ceza Usul Kanunu’nun 144. maddesi kapsamında, Nikulinskiy Soruşturma Dairesi kıdemli soruşturma memuru P.K. bir ön soruşturma tahkikatı (проверка сообщения о преступлении – “tahkikat”) yürütmüştür.
56. 21 Mart 2012 tarihinde P.K., suç delili (corpus delicti) bulunmadığı gerekçesiyle, başvurucunun kaçırıldığı iddiasına ilişkin olarak ceza soruşturması açmayı reddetmiştir. ...
57. Aynı tarihte, Nikulinskiy Soruşturma Dairesi müdürü S.K. bahsi geçen kararı bozarak dosyayı bir tahkikat daha yürütülmesi için aynı kıdemli soruşturma memuruna geri göndermiştir. ...
58. 27 Mart 2012 tarihinde Moskova Soruşturma Genel Müdürlüğü Birinci Usuli Denetim Dairesi (ГСУ СК России по г. Москве) şefi de bu konuya ilişkin bir başka tahkikat yürütülmesini talep etmiştir. Ayrıca, 30 Mart 2012 tarihinde Nikulinskiy Bölgelerarası Savcı vekili (заместитель Никулинского межрайонного прокурора), soruşturma memurundan, başvurucunun iddia edildiği üzere kaçırılmasında Rus makamlarının dahli bulunup bulunmadığı hususunu ortaya çıkarmasını istemiştir.
2. Soruşturma memurunun ceza soruşturması açmayı ikinci kez reddi ve amirinin bu kararı bozması
59. 20 Nisan 2012 tarihinde kıdemli soruşturma memuru P.K. ceza soruşturması açmayı bir kez daha reddetmiştir ...
60. 23 Nisan 2012 tarihinde Nikulinskiy Soruşturma Dairesi müdür yardımcısı A.N. bahsi geçen kararı bozmuştur ...
3. Soruşturma memurunun ceza soruşturması açmayı üçüncü kez reddi ve amirinin bu kararı bozması
61. 23 Mayıs 2012 tarihinde kıdemli soruşturma memuru P.K. başvurucunun kaçırılmasına dair bir ceza soruşturması açmayı bir kez daha reddetmiştir. ...
62. 9 Haziran 2012 tarihinde Nikulinskiy Soruşturma Dairesi müdür yardımcısı A.N. bahsi geçen kararı yine bozmuştur ...
4. Soruşturma memurunun ceza soruşturması açmayı dördüncü kez reddi
63. 9 Temmuz 2012 tarihinde Nikulinskiy Soruşturma Dairesi’nden soruşturma memuru A.Z. başvurucunun kaçırılması hakkında ceza yargılaması başlatmayı reddetmiştir. Söz konusu karar, kısa bir olay anlatımının ardından şu ifadeleri taşımaktadır:
“...
Yani, ön tahkikat [başvurucunun] kaçırıldığına delalet oluşturan hiçbir objektif veriye rastlamamış bulunmaktadır.”
Soruşturma memuru yukarıdaki kararı başvurucunun temsilcilerine 16 Ağustos 2012 tarihinde göndermiştir.
5. Müteakip tahkikatlar
64. 25 Şubat 2013 tarihinde Hükümet, Mahkeme’ye, benzer tahkikatların sürdüğünü ve halen sonuçlanmamış olduğunu bildirmiştir. Mahkeme’ye soruşturma makamlarının başkaca bir kararı veya başka bir belge sunulmamıştır. Hükümet’in verdiği bilgiye göre, tahkikat neticesinde başvurucunun Rusya Devleti sınırını yasadışı bir biçimde geçmiş, Tacik makamlarına teslim olmuş ve gözetim altına alınmış olduğu tespit edilmiştir. Soruşturma memurunun ceza soruşturması açılmasını reddettiği 9 Temmuz 2012 tarihli kararı bilinmeyen bir tarihte amiri tarafından bir kez daha bozulmuştur. Hükümet’e göre, ceza soruşturması açılmasını reddeden son karar Nikulinskiy Soruşturma Dairesi müdürü tarafından 29 Kasım 2012 tarihinde verilmiş ancak yeniden bozulmuştur. Sonuç olarak, dosya ek tahkikat için yeniden soruşturma memurlarına gönderilmiştir.
65. Hükümet ayrıca, FSB’den başvurucunun Devlet sınırını yasadışı bir şekilde geçmesi ile ilgili bilgileri kontrol etmesinin istenmiş olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun Tacikistan’daki yerinin tespiti için de Tacik makamlarına bir talepte bulunulmuştur. Ancak 23 Ocak itibariyle her iki talebe de hiçbir yanıt alınmamış durumdaydı.
I. Başvurucunun Tacikistan’daki ceza davası
66. Başvurucunun temsilcileri Mahkeme’ye, 30 Kasım 2011 tarihinde Tacikistan’daki Sogdiyskiy Bölge Mahkemesi’nin, aralarında başvurucunun da yer aldığı otuz dört kişi hakkında bir ceza davasını görmeye başlamış olduğunu bildirmiştir. Başvurucu Tacikistan Ceza Kanunu’nun 185 § 1, 186 § 1, 187 §§ 1 ve 2, 189 § 3 (a), 244 § 4 (c), 306 ve 307 § 3. maddeleri kapsamında çeşitli suçlarla suçlanmaktaydı.
67. Mahkeme 29 Ocak 2012 tarihinden başlayarak aleni duruşmalar gerçekleştirmiştir. Davaya katılan avukat R.T., başvurucunun temsilcilerine, başvurucunun davada suçunu kabul etmemiş olduğunu gösteren bir yazılı ifade sunmuştur. R.T.’ye göre başvurucu, kendisinin Moskova’da kaçırılmış, Tacikistan’a zorla getirilmiş ve suçları itiraf etmesi için kendisine işkence yapılmış olduğunu dile getirmiştir.
68. Mart ve Nisan 2012’de sanıkların yakınlarından on bir kişi, Sogdiyskiy Bölge Savcısı Sh.K’dan ve Sogdiyskiy Bölge Mahkemesi Başkanı N.M.’den defaatle, sanıkların ceza yargılaması sırasında kendilerine yetkililerce işkence edilmiş olduğu yönündeki iddialarının doğruluğunun tespiti için otuz dört sanığın adli tıp muayenesinden geçirilmesi yönünde bir karar alınmasını istemişlerdir. Bu yazılı taleplerinde Tacikistan Anayasası’nın ve Ceza Usul Kanunu’nun işkenceyi yasaklayan ve baskı altında elde edilen delilleri geçersiz kılan maddelerine atıfta bulunulmuştur. Başvurucunun annesi de başvurucu ile ilgili olarak benzer bir talepte bulunmuştur. Yetkili makamların bu taleplere ilişkin cevabına dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
69. 19 Nisan 2012 tarihinde Sogdiyskiy Bölge Mahkemesi başvurucuyu suçlu bularak yirmi altı yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucuyla birlikte yargılanan diğer otuz üç sanık da suçlu bulunmuş ve sekiz yıldan yirmi sekiz yıla dek uzanan çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır.
...
V. BAKANLAR KOMİTESİ’NİN RUSYA İLE İLGİLİ DAVALAR HAKKINDA 46. MADDE KAPSAMINDAKİ KARARLARI
121. Rusya’nın somut davada ve başka birçok davada alınan ihtiyati tedbir kararlarına uymadığına dair mükerrer şikâyetler ile ilgili olarak Mahkeme’den edinilen bilgilerin ardından (bkz. yukarıdaki paragraf 52), Bakanlar Komitesi bu konuyu Mahkeme’nin Iskandarov davasındaki kararının (yukarıda adı geçen karar) infazı ile bağlantılı olarak incelemiştir.
122. 8 Mart 2012 tarihli 1136. Delegeler toplantısında alınan Bakanlar Komitesi kararının (CM/Del/Dec(2012)1136/19), ilgili kısmında, şu ifadeler yer almaktadır:
“Delegeler
...
4. Iskandarov davasına ilişkin olarak, söz konusu davadaki Sözleşme ihlallerinin, başvurucunun iadesinin Rus makamları tarafından reddedilmesinin ardından, Mahkeme tarafından Rus Devleti yetkilileri olduğu tespit edilen kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırılmasından ve zorla Tacikistan’a sevk edilmesinden kaynaklandığını hatırlatmıştır;
5. Mahkeme’nin, davaları Mahkeme huzurunda sürmekte olan ve ağır Sözleşme ihlallerine uğrama yönünde yakın bir tehlike ile karşı karşıya olmaları sebebiyle haklarında iadelerinin önlenmesine dair ihtiyati tedbir kararları verilmiş bulunan dört başka başvurucuya ilişkin olarak da yakın zamanda bu türden mükerrer olayların yaşanmış olduğu şeklindeki beyanını derin bir endişe ile kaydetmiştir;
6. Rus makamlarının bu durumun kendileri açısından muazzam bir endişe kaynağı oluşturduğu şeklindeki görüşünü dikkate almıştır;
7. ayrıca, Rus makamlarının şu anda bu olayları ele alıyor olduğunu ve Mahkeme’ye söz konusu davalara yönelik incelemesi çerçevesinde ve Komite’ye Iskandarov davasına ilişkin olarak Rusya’da bu olaylara yönelik yürütülen takibatın sonuçlarını sunma taahhüdünde bulunduğunu da kaydetmiştir;
8. Rus makamlarını, Iskandarov’un kaçırılma olayının koşullarına ışık tutmak ve ileride benzer olayların yaşanmamasını sağlamak için gerekli tüm adımları atmayı sürdürmeye ve Bakanlar Komitesi’ne bu adımları bildirmeye çağırmıştır.”
123. Bakanlar Komitesi sonrasında bu meseleyi incelerken, Mahkeme tarafından bildirilmiş ihtiyati tedbirlere rağmen bir başka başvurucunun ortadan kaybolduğu iddiası ile karşılaşınca, söz konusu olayların tekrarından duyduğu önceki endişelerini yinelemiş ve şu ifadeleri kullanmıştır (bkz. 6 Haziran 2012 tarihinde 1144. toplantıda alınan karar - CM/Del/Dec(2012)1144/18):
“Delegeler
...
3. Mahkeme Başkanı, Bakanlar Komitesi ve bizzat Rus makamları tarafından bu tür olaylara ilişkin olarak dile getirilen ciddi endişelere rağmen, 29 Mart 2012 tarihinde Moskova’da bir başvurucunun daha ortadan kaybolmuş ve kısa bir süre sonra kendisini Tacikistan’da gözaltında bulmuş olduğunu öğrenmekten üzüntü duymuştur;
4. Iskandarov davasındaki soruşturmanın halen sürüyor olması ve Rus Devleti’nin başvurucunun kaçırılmasına dahlinin şu an itibariyle henüz tespit edilmemiş olması göz önüne alınarak, Rus makamlarının tutumu kaydedilmiştir;
5. ancak, bugüne dek, ne Iskandarov davasında ne de bu türden başka bir davada yetkili makamların başvurucuların kaçırılmalarına ve sevklerine dair yürütülen ulusal soruşturmalarda somut bir ilerleme kaydedebilmiş veya herhangi bir devlet görevlisinin sorumluluğunu saptayabilmiş olmasını esefle karşılamıştır;
6. Rus makamlarının verdiği bilgiye göre, 1136. toplantıda alınan Bakanlar Komitesi kararının Nisan 2012’de Başsavcılığa, Soruşturma Komitesi’ne, İçişleri Bakanlığı’na, Federal Göçmenlik Bürosu’na ve Cezaların İnfazına yönelik Federal Hizmet Bürosu’na iletilmesinin ardından, bu türden hiçbir olay yaşanmamış olduğunu kaydetmiştir ve Rus makamlarını, böylesi kabul edilemez bir uygulamaya etkili bir şekilde son verilmesi için bu tedbiri yeterli görüp görmedikleri hususunu netleştirmeye davet etmiştir.”
124. 26 Eylül 2012 tarihinde 1150. Delegeler toplantısında alınan bir kararla (CM/Del/Dec(2012)1150), Bakanlar Komitesi şu tespit ve değerlendirmelerde bulunmuştur:
“Delegeler
...
4. Iskandarov davasında bugüne dek, başvurucunun Tacikistan’a hukuka aykırı bir şekilde sevk edilmesinden sorumlu olan hiç kimsenin tespit edilmemiş olduğunu üzüntüyle kaydetmiştir;
...
6. Komite tarafından Iskandarov davasına yönelik son incelemeden bu yana söz konusu davada anlatılana benzer hiçbir olay yaşanmamış olduğunu kaydetmiştir ve Rus makamlarını gelecekte bu tür olayların artık meydana gelmemesini sağlamak amacıyla gereken tüm tedbirleri almayı sürdürmeye davet etmiştir;
7. 14 Haziran 2012 tarihinde Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi tarafından, iç hukuk mevzuatının, başta Sözleşme’nin 3. ve 5. maddeleri olmak üzere, Sözleşme şartları ışığında nasıl uygulanması gerektiğine dair önemli kılavuz ilkeler sunan bir Hüküm verilmiş olmasını memnuniyetle karşılamıştır;
8. ayrıca, Rus makamları tarafından bu grup kararlara cevaben alınan tedbirlerin (Anayasa Mahkemesi kararı, Başsavcı tarafından yayımlanan talimatlar ve Yüksek Mahkeme Genel Kurul Kararları) halihazırda Sözleşme ihlali bulunmadığı tespitiyle sonuçlanan bir dizi Mahkeme kararıyla sonuçlanmış olmasını da memnuniyetle kaydetmiştir;
9. Rus makamlarını bu kararların gerektirdiği yasal reform hazırlığı ve kabulüne yönelik hızlı bir ilerleme sağlamaya teşvik etmiştir.”
125. Bakanlar Komitesi 6 Aralık 2012 tarihinde gerçekleştirilen 1157. Delegeler toplantısında bu konuyu incelemeyi sürdürmüş ve şu kararı kabul etmiştir (CM/Del/Dec(2012)1157):
“Delegeler
1. Bir Mahkeme kararıyla bağlı olan Taraf Devlet’in, Mahkeme tarafından tespit edilen ihlale benzer ihlaller yaşanmasını önlemek için tüm tedbirleri alma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatmıştır;
2. dolayısıyla, Mahkeme ve Bakanlar Komitesi tarafından Iskandarov kararındaki benzediği öne sürülen olaylara ilişkin olarak ifade edilen ciddi endişelere rağmen, Tacikistan’a planlanan iadesi ile bağlantılı olarak Mahkeme tarafından İçtüzüğün 39. maddesi kapsamında alınan bir ihtiyati tedbire konu olan bir başka başvurucunun 20 Ekim 2012 tarihinde Volgograd’da ortadan kaybolmuş olduğunu öğrenmekten derin bir üzüntü duymuştur (Latipov/Rusya Federasyonu, No. 77658/11);
3. teyit edilmesi halinde, bu tür olayların ve bunlara yetkili makamlar tarafından uygun yanıtlarla karşılık verilmemesinin, bu durumun Rusya Federasyonu’nun Sözleşme kapsamındaki yükümlülükleri ile bağdaşabilirliğine dair daha genel bir mesele uyandıracağını kaydetmiştir;
4. bugüne dek, ne Iskandarov davasında ne de bu türden başka bir davada yetkili makamların başvurucuların kaçırılmalarına ve sevklerine dair yürütülen ulusal soruşturmalarda somut bir ilerleme kaydedebilmiş veya herhangi bir devlet görevlisinin sorumluluğunu saptayabilmiş olmasına dair daha önceki kararlarında dile getirdikleri üzüntüyü bir kez daha yinelemiştir;
5. bu nedenledir ki, Rus makamlarını, eşi benzeri görülmemiş bu kaygı uyandırıcı durumu, bilhassa Rus toprakları dışına çıkartılmaları ile bağlantılı olarak Mahkeme tarafından İçtüzüğün 39. maddesi kapsamında verilmiş bir ihtiyati tedbire tabi olabilecek başka şahıslara yönelik koruyucu tedbirler almak ve böylesi tüm olayların Sözleşme yükümlülüklerine tam anlamıyla uyacak şekilde etkili bir biçimde soruşturulmasını sağlamak suretiyle daha fazla gecikmeksizin ele almaya çağırmıştır;
6. Rus makamlarını, Iskandarov davasındaki başvurucunun mevcut durumuna dair, özellikle de kötü muamele yasağı güvenceleri açısından, bilgi sunmaya davet etmiştir.”
126. Bakanlar Komitesi’nin bu konuya ilişkin olarak 7 Mart 2013 tarihinde 1164. Delegeler toplantısında aldığı son karar (CM/Del/Dec(2013)1164) şu ifadeleri taşımaktadır:
“Delegeler
1. Rus makamlarının bugüne dek alınan tedbirlerin ileride, Mahkeme tarafından İçtüzüğün 39. maddesi kapsamında haklarında bir ihtiyati tedbir verilmiş bulunan kişilerin kaçırılıp zorla sevk edilmesini önleyebilecek nitelikte olduğu şeklindeki görüşünü kayda almıştır;
2. ancak şu an itibariyle Mahkeme önünde, haklarının ihlal edildiği ve Rusya Federasyonu topraklarından zorla sevk edilmelerine ilişkin olarak Mahkeme tarafından verilen ihtiyati tedbirlere uyulmadığı iddiasıyla başvurmuş bulunan yabancı uyruklu kişilere ait birçok şikâyet bulunduğunu ciddi bir kaygıyla belirtmiştir;
3. Rus makamlarını, Iskandarov ve Abdulkhakov kararlarında anlatılanlara benzer durumlarda halihazırda alınan tedbirlerin ne derece anlamlı olduğunu netleştirmeye davet etmiştir;
4. Rus makamlarına yönelik olarak, başvuruculara yönelik daha fazla özel koruyucu tedbirler ile kayıplara ve zorla sevklere yönelik hızlı ve etkili soruşturmalar yürütülmesini sağlamak amacıyla bir dizi tedbir almak suretiyle bu gibi olaylara bir son vermek için gerekli tedbirleri daha fazla gecikmeksizin benimsemeye ve Bakanlar Komitesi’ni bu konuda bilgilendirmeye yönelik çağrısını yinelemiştir;
5. Bu endişe verici durumun devam etmesi karşısında ve Rusya Federasyonu’nun Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine binaen, Bakanlar Komitesi Başkanı’nı, Bakanlar Komitesi’nin taşıdığı ciddi endişenin yanı sıra yukarıda bahsi geçen tedbirlerin alınması yönündeki mükerrer çağrılarına da dikkatini çekmek amacıyla Rus mevkidaşına bir yazı göndermeye davet etmiştir;
6. En geç 1179. toplantısında (Eylül 2013) (DH) bu meseleleri değerlendirmeye devam etmeye karar vermiş, ancak Komite’nin dikkatine yeni, benzer bir olayın sunulması halinde, bu konuya söz konusu olayın bildirilmesini izleyen ilk toplantıda dönmek hususunda mutabık kalmıştır.”
HUKUK
I. OLAYLARIN ORTAYA KONULMASI
127. 31 Ekim’den 3 Kasım 2011’e kadar geçen süre içerisinde meydana gelen olaylar üzerinde tarafların mutabık olmaması nedeniyle (bkz. yukarıdaki paragraf 37-43), Mahkeme incelemesine, ilgili olayları ortaya koyarak başlamak durumundadır.
128. Olaylarla ilgili çelişen anlatımların olduğu davalarda Mahkeme, davanın koşullarını ortaya koyarken, kaçınılmaz olarak her ilk derece yargı merciinin karşılaştığı zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır (bkz. El Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], no. 39630/09, § 151, 13 Aralık 2012). Görevinin ikincil niteliği konusunda hassas olan Mahkeme’nin, baktığı davanın şartları bunu kaçınılmaz kılmadıkça, ilk derece olay hâkiminin rolünü üstlenirken dikkatli davranması gerekmektedir. Ancak, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında öne sürülen iddialar söz konusu olduğunda, iç hukukta halihazırda birtakım yargılamalar ve soruşturmalar yapılmış olsa dahi, Mahkeme’nin son derece titiz ve ayrıntılı bir inceleme yapması gerekmektedir (bkz, başka atıflarla birlikte, El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 155).
129. Mahkeme delilleri değerlendirirken “makul şüpheyi aşan” kanıt standardını benimsemektedir (bkz. Orhan/Türkiye, no. 25656/94, § 264, 18 Haziran 2002). Ancak hiçbir zaman, bu standardı kullanan ulusal hukuk sistemlerinin yaklaşımını ödünç alma amacı taşımamıştır. Mahkeme’nin rolü, cezai veya hukuki anlamda sorumluluk hakkında değil, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğu hakkında bir hükme varmaktır. Sözleşme’nin 19. maddesi kapsamındaki görevinin hususiyeti –Sözleşmeci Devletler’in Sözleşme’de belirtilen temel hakları güvenceye bağlama taahhüdüne uymasını sağlamak– delil ve kanıt meselelerine yaklaşımını belirlemektedir. Mahkeme huzurundaki yargılamalarda, Mahkeme’nin değerlendirmesi için delillerin kabuledilebilirliğine dair hiçbir usuli engel veya önceden tanımlanmış bir formül bulunmamaktadır. Mahkeme, kendi kanaatine göre, tüm delillerin serbest biçimde değerlendirilmesiyle desteklenen sonuçları kabul etmektedir; bunlara, olaylardan ve tarafların sundukları dilekçelerden hareketle varılabilecek çıkarımlar da dahildir. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre, kanıtlara yeterince sağlam, net ve uyumlu çıkarımların ve çürütülmemiş benzeri maddi karinelerin bir arada bulunmasından da varılabilir. Ayrıca, belirli bir sonuca ulaşabilmek için gerekli ikna seviyesi ve bu bağlamda, ispat yükünün dağılımı, tabiatıyla, olayların özelliğine, ileri sürülen iddianın ve tehlikede olan Sözleşme hakkının niteliğine bağlıdır (bkz, başka atıflarla birlikte, Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve 43579/98, § 147, ECHR 2005‑VII; Iskandarov/Rusya, yukarıda adı geçen karar, § 107; ve El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 151).
130. Mahkeme ayrıca, Sözleşme kapsamındaki yargılamaların her zaman affirmanti incumbit probatio (iddia eden ispat eder) ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasına elvermediğini de kabul etmiş bulunmaktadır. Olayların tümüyle, veya büyük oranda, yetkili makamların münhasır bilgisi dahilinde olduğu belirli bazı durumlarda, yeterli ve inandırıcı bir açıklama sunmak şeklindeki ispat yükünün yetkili makamlara düştüğü varsayılabilir (bkz. Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 100, ECHR 2000‑VII; D.H. ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, § 179, ECHR 2007‑XII; ve Iskandarov/Rusya, yukarıda adı geçen karar, § 108). Taraflardan biri Mahkeme tarafından talep edilen delilleri ekleyemediği veya bilgileri sunamadığında ya da önemli bilgileri kendiliğinden açıklamadığında yahut başka bir şekilde yargılamalara etkin biçimde katılmadığında, Mahkeme uygun gördüğü çıkarımlarda bulunabilir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 44C § 1 maddesi).
131. Somut davadaki koşullara dönersek, Mahkeme başvurucunun 31 Ekim 2011 akşamından başlayarak meydana gelen olaylara dair ayrıntılı, kesin, açık ve tutarlı bir anlatım sunmuş olduğunu kaydetmektedir. Bu olay anlatımı başvurucunun Rus makamlarına sunduğu tutarlı ifadelerle, Tacikistan’daki aleni bir duruşmadaki ifadesiyle ve başvurucu ve çeşitli tanıklar tarafından imzalanarak Mahkeme’ye sunulan yazılı dilekçelerle ortaya konmuştur. Mahkeme başvurucunun kendi olay versiyonu lehinde prima facie (ilk bakışta haklı görünen) deliller sunmuş olduğu kanaatindedir.
132. Mahkeme’ye göre, Hükümet ise bunun aksine, başvurucunun dilekçelerine ve Mahkeme’nin ayrıntılı sorularına verdiği yanıtlarda kısa ve kaçamak cevaplar vermiş, bu cevaplar özünde başvurucunun akıbeti hakkında yetkili makamların bilgisi –ve sorumluluğu– bulunduğunu inkâr ile sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte, Hükümet başvurucunun olaylara ilişkin anlatımını ne doğrulamış ne de çürütmüştür. Hükümet tarafından sunulan cılız bilgiler de genel beyanatlardan ve Tacik makamlar tarafından iletilen bilgilere yapılan tarafsız atıflardan oluşup, bu bilgilere dair nitelikli bir değerlendirme veya Hükümet’in olaylara ilişkin kendi tespitlerini içermemektedir. Hükümet örneğin, olayın can alıcı kısmına ilişkin olarak yalnızca, Tacikistan Başsavcısı’nın 26 Mart 2012 tarihinde Rus mevkidaşına sunduğu ve başvurucunun 3 Kasım 2011’de Tacik makamlarına “kendi isteğiyle teslim olmuş” olduğunu dile getiren resmi bilgiyi (bkz. yukarıdaki paragraf 44) yeniden aktarmakla yetinmiştir. Hükümet’in somut olayda kendi araştırma ve soruşturmasını gerçekleştirmemesi, Mahkeme’yi, bu tavırdan hareketle uygun gördüğü çıkarımlarda bulunarak, olayları kendi başına tespit etmek durumunda bırakmıştır (bkz. İçtüzüğün 44C § 1 maddesi, yukarıdaki paragraf 130‘da atıf yapılmaktadır).
133. Mahkeme, başvurucunun, Tacikistan’a geri gönderilmeyi engellemek için sergilediği ısrarlı çabaların ardından Rusya Federasyonu tarafından 6 Eylül 2011 tarihinde geçici sığınma tanınmış bir kişi olduğunun taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını tespit etmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 31). Başvurucunun 20 Mayıs 2011’de salıverilmesinden sonra özgürlüğünün kısıtlanmamış olduğu da tartışmasızdır. Başvurucunun en geç 3 Kasım 2011 tarihinde Kocand’da Tacik kolluk kuvvetlerince gözaltına alınmış olduğu da noktasında da ihtilaf bulunmamaktadır.
134. Yukarıdaki hususlar ışığında ve tarafların dilekçeleri ile eldeki diğer bilgileri birlikte inceleyen Mahkeme, başvurucunun Tacikistan makamlarına “kendi isteğiyle teslim olduğu” şeklindeki resmi Tacik olay anlatımını (bkz. paragraf 44) eleştirel bir bakışla değerlendirmek durumundadır. Her ne kadar, teorik olarak, herkes kendi isteğiyle teslim olmaya karar verebilirse de, resmi olay anlatımı mesnetsiz ve Mahkeme’ye sunulan diğer her türlü materyal ile tamamen tutarsız görünmektedir. Öncelikle, başvurucunun Tacik makamlarına sunduğu iddia edilen “itirafname” Mahkeme’ye hiçbir noktada ibraz edilmemiştir. Dahası, başvurucunun “itirafı” ve “kendi isteğiyle teslimi”ni içeren resmi olay anlatımı başvurucunun Mahkeme’ye sunduğu kendi yazılı ifadesiyle, Tacikistan’daki aleni duruşmada dile getirdiği bildirilen beyanla ve temsilcileri tarafından çeşitli kaynaklardan toplanan bilgilere dayanılarak anlatılan ayrıntılı ve tutarlı olay anlatımı ile açıkça çelişmektedir. Üstelik, “kendi isteğiyle teslim olma” fikri, başvurucuyu ülkeye geri getirme çabası bakımından Tacik makamları ile işbirliği yapmamış olması sebebiyle başvurucu ile görüşmesine izin verilmeyen babasının yazılı ifadesine de uygun düşmemektedir (bkz. paragraf 41). Ayrıca, savunmacı Hükümet resmi Tacik olay anlatımına atıfta bulunurken, bırakın başvurucunun böylesi kısa bir vakit içerisinde yanında ne pasaportu ne de Rus sınırını geçtiğine dair resmi bir kayıt bulunarak çeşitli Devlet sınırlarını aşan bu kadar uzun bir seyahati nasıl ve ne zaman yapabildiğine dair bir izahat sunmayı, resmi olay versiyonunu tek bir somut unsurla dahi destekleyememiştir. Son olarak, Mahkeme, “kendi isteğiyle teslim”i içeren resmi Tacik anlatımını başvurucunun sırf Tacikistan’a iadesini engellemek amacıyla önceki iki yıl boyunca Rus makamlarına ve Mahkeme’ye ilettiği ısrarlı taleplerle bağdaştırmakta da zorlanmaktadır.
135. Bu nedenledir ki Mahkeme, başvurucunun Tacik makamlarına “kendi isteğiyle teslim olduğu” yönündeki, Rus Hükümeti tarafından yeniden aktarılan resmi Tacik olay anlatımını kabul etmemektedir. Başvurucunun olay anlatımının tutarlılığı, savunmacı Hükümet’in müphem ve iknadan uzak tavrı ve hiçbir delil sunmamış olması göz önüne alındığında, Mahkeme başvurucunun en geç 3 Kasım 2011 tarihinde Tacikistan’a zorla geri gönderilmiş olduğu ve orada yetkili makamlarca ceza davasını beklerken derhal alıkonmuş olduğu sonucuna varmaktadır.
136. Mahkeme ayrıca, yukarıdaki tespitiyle bağlantılı olarak, başvurucunun 31 Ekim 2011 tarihinde Moskova’da kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldığı yönündeki anlatımının tutarlı olduğu ve çeşitli çıkarımlarla desteklendiği kanaatindedir. Nitekim, zorla sevk her durumda söz konusu kişinin özgürlüğü kısıtlanarak başlamış olacaktır. Başvurucunun Tacikistan’a zorla gönderilmesinden kısa bir süre önce Moskova’da yakalanıp kimseyle görüştürülmeden bir yerde tutulmuş olması mantıksız görünmemektedir. Mahkeme, Hükümet’in 31 Ekim ile 2 Kasım 2011 tarihleri arasında başvurucunun başına neler geldiğine dair alternatif bir versiyon sunmamış olmasından ve en önemlisi de, yetkililerin bu olaylara dair anlamlı bir soruşturma yürütmeyi kasıtlı ve ısrarlı bir şekilde reddetmesinden hareketle, başvurucunun hikâyesini destekleyen sağlam çıkarımlara varmaktadır (bkz. aşağıdaki paragraf 193‑196). Mahkeme bilhassa soruşturma memurlarının olay hakkında bir ceza soruşturması açmayı reddetmesine ilişkin olarak sunulan şu açıklama karşısında şaşkınlığa uğramıştır: Başvurucu sözümona Tacikistan’da cezai sorumluluktan kaçmak amacıyla kaçırılmasını tertip etmeye çalışmıştır (bkz. yukarıdaki paragraf 56 ve 63). Mahkeme bu faraziyeyi her türlü mantıktan yoksun bulmaktadır; zira soruşturma memurları o tarih itibariyle (Mart-Temmuz 2012) başvurucunun Moskova’da ortadan kaybolması neticesinde Tacikistan’da gözaltına alınıp tutuklandığını ve ceza yargılaması sonucunda mahkûm edildiğini halihazırda bilmekteydi ve biliyor olması gerekmekteydi.
137. Son olarak, Hükümet başvurucunun olay anlatımını çürütmemiş olduğundan, Mahkeme ancak başvurucunun dilekçelerinde öne sürdüğü üzere Moskova’dan Tacikistan’a hava yoluyla zorla sevk edildiği şeklindeki versiyonu onaylayabilmektedir. Nitekim, başvurucunun Moskova’da kaçırılması ile bir anda Kocand’da polisin eline geçmesi arasında geçen kısa süre ve iki şehir arasındaki uzun mesafe (karayoluyla yaklaşık 3500 km) göz önüne alındığında, başvurucunun oraya hava yoluyla nakledildiği iddiasının karşısında duracak hiçbir şey yoktur. Mahkeme yine, Rus makamlarının anlamlı bir soruşturma yürütmeyi ısrarla reddetmesinden ve ardından başvurucunun olay versiyonunu çürütememeleri veya inandırıcı bir alternatif açıklama sunamamalarından, bu versiyona dayanak oluşturan son derece sağlam çıkarımlara ulaşmaktadır.
138. Sonuç olarak Mahkeme, başvurucunun 31 Ekim 2011 akşamında Moskova’da kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldığının, Moskova’da kendisini kaçıranlar tarafından bir-iki gün tutulduğunun, ardından aynı kişilerce zorla bir havaalanına götürülerek Tacikistan’daki Kocand şehrine giden bir uçağa bindirildiğinin ve orada Tacik yetkililer tarafından gözaltına alındığının makul şüpheyi aşan bir biçimde ortaya konmuş olduğunu tespit etmektedir.
139. Mahkeme, başvurucunun, Tacikistan’a zorla sevkine Rus yetkililerin de dahil olmuş olduğu şeklindeki iddiasına ilişkin olarak ise, bu konunun 3. madde kapsamındaki şikâyetin diğer tüm yönleriyle yakından ilişkili olduğu ve olaya yönelik yürütülen ulusal soruşturmanın yeterliliği meselesi de dahil olmak üzere, söz konusu hüküm kapsamında doğan diğer meselelerle bağlantılı olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
140. Başvurucu ilk başta Tacikistan’a iadesinin kendisine yönelik kötü muamele uygulanmasına yol açacağını öne sürerek Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur. Daha sonra bu şikâyetine ek yaparak, Moskova’da kaçırılmasının ve hukuka aykırı bir şekilde Tacikistan’a sevk edilmesinin ancak Rus makamlarının aktif veya pasif biçimde dahliyle mümkün olmuş olabileceğini öne sürerek 3. maddeye yönelik bir ihlal oluştuğunu iddia etmiştir.
141. Bu gelişmelerin ardından Mahkeme, Hükümet’ten, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında ortaya çıkan iki ek meseleye dair esasa ilişkin ek görüşlerini sunmasını istemiştir. Bu meselelerden ilki, yetkili makamların, Tacikistan’a sevk edilmesine dair gerçek ve yakın bir tehlikeye karşı başvurucunun korunması için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapmaları yönündeki pozitif yükümlülüğe riayet etmemiş olmaları ihtimaliyle ilgiliydi. İkincisi ise, başvurucunun kaçırılması ve Tacikistan’a sevkine dair kapsamlı ve etkili bir soruşturma yürütülmesi yönündeki usuli yükümlülükleri ile ilgiliydi. 3. madde şu hükmü taşımaktadır:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
A. Tarafların görüşleri
1. Hükümet
142. Hükümet ilk olarak, başvurucunun iadesinin Mahkeme’nin ihtiyati tedbirlerinin ardından askıya alınmış olması dolayısıyla başvurucunun mağdur sıfatına sahip olmadığını öne sürmüştür. Ayrıca, başvurucunun Tacikistan’a iadesinin, her halükârda, başvurucuyu kötü muamele tehlikesi ile karşı karşıya bırakmış olmayacağını savunmuştur. Hükümet’in görüşüne göre, somut başvuru Mahkeme tarafından Tacikistan ile ilgili olarak karara bağlanmış önceki birçok davadan farklılık arz etmekteydi, zira başvurucu adi suçlarla suçlanmıştı, siyasi sebeplerden ötürü kovuşturmaya uğramış değildi. Hükümet bunların yanı sıra, Tacikistan Başsavcılığı tarafından verilen teminatların, başvurucuya kötü muamele uygulanmaması veya başvurucunun siyasi zulme uğratılmaması yönünde yeterli bir güvence oluşturduğu kanaatindeydi. İade konularında verilen teminatların Tacikistan tarafından ihlal edildiğine dair hiçbir vaka bulunmadığına işaret etmiştir. Hükümet ayrıca, iddia edilen risklerin tümüne ve başvurucu tarafından aleni bir duruşmada öne sürülen delillere yönelik ayrıntılı bir incelemenin ardından, Rus mahkemelerinin başvurucunun iadesi önünde hiçbir engel tespit etmemiş olduğunu da dile getirmiştir.
143. Başvurucunun Tacikistan’a zorla götürülmesi ve Mahkeme tarafından yöneltilen ek sorular sonrasında, Hükümet başvurucunun başına gelenlere dair hiçbir sorumluluk kabul etmemiştir. Başvurucunun 20 Mayıs 2011’de salıverilmesinin ardından dolaşım özgürlüğünün hiçbir şekilde kısıtlanmamış olduğunu ve yetkililerin başvurucuya dair herhangi bir gözetim yürütme yükümlülüğü bulunmadığını dile getirmiştir. Hükümet, Mahkeme’yi, soruşturma makamları tarafından yürütülen ön soruşturma tahkikatı ve suç delili (corpus delicti) bulunmadığı gerekçesiyle ceza soruşturması açılmasının defaatle reddi hakkında bilgilendirmiştir.
2. Başvurucu
144. Başvurucu ilk olarak, iade kararına itiraz edebileceği tüm iç hukuk yollarını tüketip sonuç alamamış olduğundan, kendisinin mağdur konumunda bulunduğunu öne sürmüştür. İade kararı ilgili tarihte geçerli ve icraya konabilir nitelikte olup, hakkında başvurulabilecek başka bir itiraz yolu bulunmamaktaydı. Başvurucu benzer durumlarda başvurucuların mağdur sıfatını kabul eden yerleşik Mahkeme içtihadına atıfta bulunmuştur. Bundan başka, yetkili makamların Tacikistan’da maruz kaldığı kötü muamele riskini değerlendirememiş olduğunu ve bu yöndeki mükerrer ve ayrıntılı dilekçelerine esaslı bir yanıt alamadığını iddia etmiştir. Yetkili makamlar bunun yerine, Devlet’in menfaatlerini göz önüne alarak iade önündeki olası engelleri değerlendirmiş ve Tacik makamlar tarafından verilmiş olan, ancak hiçbir delile dayanmadığı için güvenilir olmayan diplomatik teminatları temel alarak böyle bir risk bulunmadığına hükmetmiştir. Başvurucu, ulusal makamlar tarafından benimsenen ve Hükümet tarafından Mahkeme huzurunda da sürdürülen yaklaşımın aşırı şekilci olduğu kanaatindeydi. Son olarak da, kendisi gibi, IMU’ya mensup olduğundan şüphelenilen kişilerin Tacik makamları tarafından hedef alındığını ve dolayısıyla Tacikistan’da kötü muameleye uğrama riskinin bilhassa söz konusu olduğunu öne sürmüştür. Başvurucu sonuç olarak, iadesi halinde kendisinin Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağdaşmayacak bir muameleye uğrama yönünde gerçek bir risk ile karşı karşıya kalacağına dair yeterli deliller bulunduğunu dile getirmiştir.
145. Başvurucu, kaçırılmasının ardından yetkili makamların derhal durumdan haberdar edilmiş ve Tacikistan’a zorla sevkine karşı korunmasının talep edilmiş olduğunu belirtmiştir. Ne var ki, başvurucunun şikâyetleri bir organdan diğerine iletilmekle birlikte, yetkililer acil ve etkili bir adım atmamışlar veya bu olaylara dair herhangi bir soruşturma da başlatmamışlardır. Başvurucu, Hükümet’in yerini uzun süre tespit edememesinin, yetkili makamların kendisinin kaçırılıp Tacikistan’a zorla sevk edilmesi olayına doğrudan dahline gösterge oluşturması gerektiği kanaatindeydi. Pasaportu olmaksızın, üstünde yalnızca geçici bir sığınma belgesi bulunarak Devlet sınırını hukuka uygun bir biçimde geçmiş olamayacağı hususu üzerinde durmuştur. Dahası, ilgili tarihte Domodedovo havaalanı Ocak 2011’de buraya yönelik terör saldırılarının ardından güvenlik tedbirlerini arttırmış olduğundan, yetkililerin bilgisi olmaksızın kendisi iradesi dışında Devlet sınırını geçmesi mümkün değildi. Başvurucu, kaçırılması ve sevkinde Rusya’nın rol oynamış olduğu şeklindeki iddiasına destek olarak, Mahkeme’nin benzer bir davada yaptığı tespitlere atıfta bulunmuştur (Iskandarov, yukarıda adı geçen karar, § 113). Ayrıca, Rus toprakları dışına çıkartılmasının ya iki ülkenin güvenlik kuvvetlerinin ortak bir operasyonu ya da Tacikistan güvenlik kuvvetlerinin Rus makamlarının yardımıyla yürüttüğü bir operasyon neticesinde gerçekleşmiş olduğunu da ileri sürmüştür.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
1. Kabuledilebilirlik
146. Mahkeme, başvurucunun iadesinin halen yürürlükte olan nihai bir ulusal yargı kararıyla onaylanmış olduğunu ve Mahkeme’nin verdiği ihtiyati tedbirlerle bozulamayacağını, söz konusu ihtiyati tedbirlerin sadece iadenin geçici olarak askıya alınmasına yol açtığını kaydetmektedir. Dolayısıyla yetkili makamların ihtiyati tedbirlere uyulacağını beyan etmesi, tek başına, başvurucuyu Sözleşme kapsamında mağdur statüsünden yoksun bırakmamaktadır. Hükümet’in, yargılamaların ilerleyen safhalarında sürdürüyor görünmediği bu itiraz, başvurucunun Kasım 2011 başlarında Tacikistan’a zorla sevk edildiği göz önüne alındığında zaten amaçtan yoksundur. Mahkeme ayrıca, başvurucunun şikâyetinin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir sebeple kabuledilemez nitelik taşımadığını da kaydetmektedir. Dolayısıyla başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.
2. Esas
147. Mahkeme öncelikle, somut davanın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında üç farklı mesele uyandırdığını belirtmektedir; bunlar, yetkili makamların başvurucuyu Tacikistan’a zorla sevki yönünde gerçek ve yakın bir tehlikeye karşı koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerine uymamış olma ihtimali; başvurucunun kaçırılması ve sevkine dair kapsamlı ve etkili bir soruşturma yürütülmesi yönündeki usuli yükümlülüklerine uymamaları; ve, son olarak, söz konusu olaylara Devlet yetkililerinin dahil olmasından ötürü sorumlu oldukları iddiası. Mahkeme ayrıca, bu konulara ilişkin tespitinin büyük oranda, ilgili tarihte başvurucunun Tacikistan’da kötü muameleye maruz kalabileceğine dair sağlam temellere dayanan bir risk bulunup bulunmadığına bağlı olacağını kaydetmektedir. Taraflar bu konuda ihtilaf halindedir. Bu nedenle Mahkeme, incelemesine, başvurucunun Tacikistan’a zorla geri gönderilmesinin kendisini böyle bir risk ile karşı karşıya bırakıp bırakmadığını değerlendirerek başlayacaktır. Ardından, yukarıda bahsedildiği üzere 3. madde kapsamında ortaya çıkan üç farklı meseleyi teker teker inceleyecektir.
(a) Başvurucunun Tacikistan’a geri gönderilmesinin başvurucuyu 3. maddeye aykırı bir muamele yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya bırakıp bırakmadığı
(i) Genel prensipler
148. Söz konusu edilen kişinin, ülke dışına çıkartılması halinde, 3. maddeye aykırı muameleye uğrama yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağını düşünmek için esaslı sebepler ortaya konduğunda, bir Sözleşmeci Devlet tarafından sınır dışı veya iadenin 3. madde kapsamında bir meseleye yol açabileceği ve dolayısıyla söz konusu Devlet’in Sözleşme kapsamında sorumluluğunu harekete geçirebileceği Mahkeme’nin yerleşik içtihadıdır (bkz. Saadi/İtalya [BD], no. 37201/06, § 125, ECHR 2008, ve Soering/Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1989, § 91, Series A no. 161).
149. Başvurucunun 3. maddeye aykırı nitelikte muameleye uğrama yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya olduğunu düşünmek için esaslı sebepler bulunup bulunmadığını takdir etmek için, Mahkeme’nin kaçınılmaz olarak, varış ülkesinde söz konusu Sözleşme hükmü standartlarına ilişkin koşulları değerlendirmesi gerekmektedir (bkz. Mamatkulov ve Askarov/Türkiye [BD], no. 46827/99 ve 46951/99, § 67, ECHR 2005‑I). Bu standartlar, başvurucunun iade edilmesi halinde uğrayacağını iddia ettiği kötü muamelenin, 3. madde kapsamına girmesi için minimum bir ağırlık seviyesine sahip olması gerektiği anlamına gelmektedir. Bunun takdiri ise görece bir konu olup somut olayın tüm koşullarına dayanmaktadır (bkz. Hilal/Birleşik Krallık, no. 45276/99, § 60, ECHR 2001‑II).
150. Mahkeme, başvurucunun sınır dışı edilmesi halinde 3. maddede öngörülen ıstırap verici muameleye uğrama yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya olduğunun kanıtlanıp kanıtlanmadığını saptarken, bu konuyu huzuruna taşınan tüm materyaller veya, gerekirse, resen (proprio motu) elde edilen materyaller ışığında inceleyecektir (bkz. Saadi, yukarıda adı geçen karar, § 128). Sözleşmeci Devletlerin bu gibi olaylarda 3. madde kapsamındaki sorumluluğunun niteliği, bir kişiyi kötü muamele riskine maruz bırakma eyleminde yattığından, bu riskin varlığının öncelikle iade tarihinde Sözleşmeci Devlet tarafından bilinen veya biliniyor olması gereken olgulara atıfla değerlendirilmesi gerekmektedir; ancak Mahkeme’nin iadeden önce gün ışığına çıkan bilgilere atıfta bulunması engellenmiş değildir. Bu bilgiler, Sözleşmeci Devlet tarafından yapılmış olan değerlendirmeyi veya başvurucunun korkularının isabetli veya isabetsiz olduğunu teyit eden ya da çürüten bir değer taşıyabilir (bkz. Cruz Varas ve diğerleri/İsveç, 20 Mart 1991, §§ 75-76, Series A no. 201; Vilvarajah ve diğerleri/Birleşik Krallık, 30 Ekim 1991, § 107, Series A no. 215; ve Mamatkulov ve Askarov, yukarıda adı geçen karar, § 69).
151. Şikâyet konusu yapılan tedbir uygulanacak olursa, 3. maddeye aykırı muameleye uğrama yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanmak için esaslı sebepler bulunduğunu kanıtlayabilecek deliller sunmak prensip olarak başvurucuya düşmektedir (bkz. N./Finlandiya, no. 38885/02, § 167, 26 Temmuz 2005). Bu tür deliller sunulduğunda, bu konudaki kuşkuları gidermek Hükümet’e düşmektedir (bkz. Ryabikin/Rusya, no. 8320/04, § 112, 19 Haziran 2008).
152. Mahkeme, belirli bir ülkedeki genel duruma ilişkin olarak, bağımsız uluslararası insan hakları koruma dernekleri veya hükümet kaynaklarının yakın tarihli raporlarında yer alan bilgilere belirli bir önem atfedebilir (bkz. Saadi, yukarıda adı geçen karar, § 131, başka atıflarla birlikte). Bunun yanı sıra, iade talep eden ülkede kötü muamele riski bulunup bulunmadığını takdir ederken, genel olarak insan hakları durumunda veya başvurucunun özel koşulları açısından ilgi arz edebilecek belirli bir gruba veya alana yönelik herhangi bir iyileşme veya kötüleşme belirtisini de dikkate alarak söz konusu ülkedeki genel durumu değerlendirmektedir (bkz. mutatis mutandis, Shamayev ve diğerleri/Gürcistan ve Rusya, no. 36378/02, § 337, ECHR 2005‑III).
153. Aynı zamanda, belirli bir ülkede insan haklarına saygı konusunda genel bir soruna yapılan atfın, tek başına, iadenin reddi için temel oluşturması mümkün değildir (bkz. Dzhaksybergenov/Ukrayna, no. 12343/10, § 37, 10 Şubat 2011). Mahkeme’nin elindeki kaynaklar genel bir durumu tanımladığında, başvurucunun belirli bir davadaki hususi iddialarının, kötü muamele endişesine dayanak oluşturan özel koşullara atıfla başka deliller tarafından desteklenmesi gerektirmektedir (bkz. Mamatkulov ve Askarov, yukarıda adı geçen karar, § 73 ve Dzhaksybergenov, yukarıda adı geçen karar, a.g.k.). Mahkeme ancak varış ülkesindeki genel şiddet durumunun, söz konusu ülkeye herhangi bir iadenin 3. maddeyi mutlaka ihlal etmesi yönünde gerçek bir risk yaratacak denli yoğun olduğu en uç durumlarda böylesi müstakil koşullara dair delil aramayacaktır (bkz. N.A./Birleşik Krallık , no. 25904/07, §§ 115-16, 17 Temmuz 2008 ve Sufi ve Elmi/Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, § 217, 28 Haziran 2011). İade alan Devlet tarafından teminatlar sunulmuş olduğunda, bu teminatlar Mahkeme’nin hesaba katacağı bir başka faktör oluşturmaktadır. Ancak teminatlar tek başına, kötü muamele riskine karşı yeterli koruma sağlamaya yetmemektedir. Teminatların, fiili uygulamada, başvurucunun kötü muamele riskine karşı korunacağına dair yeterli bir güvence sağlayıp sağlamadığının incelenmesi gerekmektedir. İade alan Devlet’in verdiği teminatlara yüklenecek anlam, her bir olayda, ilgili tarihte hâkim olan koşullara bağlıdır (bkz. Saadi, yukarıda adı geçen karar, § 148, ve Othman (Abu Qatada)/Birleşik Krallık, no. 8139/09, § 187, ECHR 2012 (alıntılar)).
(ii) Somut davaya tatbik
154. Mahkeme başvurucunun ulusal mahkemeler önünde, iadesi halinde 3. maddeye aykırı bir muameleye uğrama yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağını öne sürdüğünü kaydetmektedir. Mülteci ve sığınma başvurularında da, kötü muamele endişesini net ve kesin bir dille ifade etmiştir. Hükümet, başvurucunun bu iddialarının ulusal mahkemeler tarafından yeterli biçimde değerlendirilip reddedilmiş olduğunu ileri sürmüştür.
155. Mahkeme, somut davada olduğu gibi ulusal yargılamaların yapılmış olduğu hallerde, kendisine düşen görevin olaylara ilişkin ulusal mahkemelerin değerlendirmesi yerine kendi değerlendirmesini koymak olmadığını ve genel bir kural olarak, önlerindeki delilleri değerlendirmenin mahkemelere düştüğünü tekrarlamaktadır (bkz. başka kararların yanı sıra, Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], no. 23458/02, §§ 179-80, 24 Mart 2011). Ancak bu, Mahkeme’nin sorumluluğundan feragat etmesine ve iç hukuk yollarının kullanılması neticesinde elde edilen sonuca yönelik tüm denetimden vazgeçilmesine yol açmamalıdır, aksi takdirde Sözleşme tarafından güvence altınan alınan hakların içi boşalacaktır (bkz. Open Door ve Dublin Well Woman/İrlanda, 29 Ekim 1992, § 69, Series A no. 246‑A ve Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 192, ECHR 2006‑V). Sözleşme’nin 19. maddesi uyarınca, Mahkeme’nin görevi Sözleşmeci Devletler tarafından üstlenilen taahhütlere uyulmasını sağlamaktır.
156. Buna göre, iade veya sınır dışı söz konusu olduğunda, başvurucunun savunmacı Hükümet tarafından dayanılan bilgilerin doğruluğuna şüphe düşüren makul sebepler öne sürmesi halinde, Mahkeme Sözleşmeci Devlet makamları tarafından yapılan değerlendirmenin kafi ve ulusal materyallerin yanı sıra örneğin Sözleşmeci olan veya olmayan diğer Devletler, Birleşmiş Milletler kuruluşları ve saygın sivil toplum kuruluşları gibi güvenilir ve objektif başka kaynaklardan gelen materyallerle yeterince desteklenmiş olduğu hususunda tatmin olması gerekmektedir (bkz. Salah Sheekh/Hollanda, no. 1948/04, § 136, 11 Ocak 2007 ve Ismoilov ve diğerleri/Rusya, no. 2947/06, § 120, 24 Nisan 2008). Dolayısıyla, Mahkeme öncelikle başvurucunun şikâyetinin ulusal düzeyde yeterli bir biçimde yanıtlanıp yanıtlanmadığını değerlendirecektir.
(α) Ulusal yargılamalar
157. Başvurucu, Hükümet’in ulusal yargılamalardaki değerlendirmesine katılmayarak, Tacikistan’da maruz kaldığı kötü muamele riski hakkında sunduğu mükerrer ve ayrıntılı dilekçelerin mahkemeler tarafından esasına girilerek yanıtlanmayıp şekilci bir tarzda incelenmiş olduğunu öne sürmüştür.
158. Başvurucunun hem iade hem de sığınma işlemleri ile ilgili olarak iç mahkemelere sunduğu dilekçeler açısından Mahkeme, başvurucunun ilgili makamlar huzurunda Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muameleye uğrama riskini tutarlı bir şekilde dile getirmiş olduğu ve bu konuda bir dizi hususi ve ayrıntılı sav öne sürmüş olduğu kanaatindedir.
159. Sığınma işlemlerine ilişkin olarak, FMS Başkan Yardımcısı tarafından 26 Ağustos 2010 tarihinde alınan karar, başvurucunun Tacikistan’da işkenceye veya kötü muameleye uğrayıp uğramayacağını değerlendirmeden verilmiştir. Bu karar esasen başka bir meseleyi; başvurucunun Tacikistan’da siyasi veya dini gerekçelerle zulme uğrayıp uğramayacağını ele almaktaydı. FMS neticede bu soruya olumsuz yanıt vermiş, ancak aynı zamanda, işkence veya kötü muameleden ötürü mağdur olma yönünde sağlam temellere dayanan bir korkunun varlığının başvurucuya Rusya’da geçici sığınma verilmesi için bir gerekçe olabileceğini kaydetmiştir. FMS’nin kararını ikna edici bulan mahkemeler, başvurucu açısından herhangi bir riskin var olup olmadığını daha kapsamlı biçimde değerlendirmeksizin bu kararı tüm açılardan onamakla yetinmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 29).
160. İade işlemlerine ilişkin olarak ise Mahkeme, Moskova Şehir Mahkemesi’nin başvurucunun kötü muameleye uğrama riski bulunduğu şeklindeki iddiasını dikkate almış ve 29 Ekim 2010 tarihli kararında, çok özet biçiminde de olsa, buna değinmiş olduğunu kaydetmektedir. Moskova Şehir Mahkemesi ayrıca, başvurucunun benzer davalarda Mahkeme tarafından verilen kararları, Tacikistan’daki insan hakları durumu hakkında uzman görüşlerini ve çeşitli raporları içeren dilekçelerini de dava dosyasına almıştır (bkz. yukarıdaki paragraf 22).
161. Ne var ki, Şehir Mahkemesi bu materyallerin hiçbirinden yararlanmamış ve başvurucunun bunlara dayanarak ortaya koyduğu savların tümünü olabilecek en gelişigüzel ve hatta baştan savma şekilde reddetmiştir. Yani mahkeme başvurucunun iddialarını mesnetsiz bularak, “hiçbir kanıtla desteklenmemiş varsayımlar” olarak nitelendirmiş ve, başka şeylerin yanı sıra, Tacikistan Cumhuriyeti Başsavcı Vekili tarafından verilen yazılı teminatlarla “tamamen çürütüldüğü” sonucuna varmıştır (bkz. yukarıdaki paragraf 23). Şehir Mahkemesi tarafından başvurucunun şikâyetini reddederken kullanılan umumi ifadeler, başvurucunun özel koşullarına ve bunlar neticesinde güvenliğine yönelik oluşan riske dair Sözleşme gerekleri ışığında nitelikli bir değerlendirmeye yer bırakmamıştır. Şehir Mahkemesi bunlar yerine, Tacikistan’da başvurucu hakkında ileri sürülen suçlamaları şeklen hatırlatmakla yetinerek, davanın en kritik yönlerinden birini ele almamıştır (bkz. mutatis mutandis, C.G. ve diğerleri/Bulgaristan, no. 1365/07, § 47, 24 Nisan 2008). Mahkeme bu bağlamda, Şehir Mahkemesi’nin başvurucunun 1992 yılındaki faaliyetlerle ilgili birtakım suçlamaların o tarihte çok küçük yaşta olması sebebiyle kendisine isnat edilemeyeceği şeklindeki itirazını da görmezden gelmiş olmasını bilhassa şaşırtıcı bulmaktadır (bkz. yukarıdaki paragraf 20 ve 23).
162. Rusya’dan Tacikistan’a yakın tarihli önceki iade vakalarını ele alan Mahkeme içtihadına yönelik kapsamlı atıflar ise, hem başvurucu hem de uzmanın atıf yaptığı dört kararın Şehir Mahkemesi tarafından “başvurucudan başka kişilerle” ilgili olması sebebiyle alâkâsız bulunması sebebiyle göz ardı edilmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 22-23). Ancak, Şehir Mahkemesi bu sonuca ulaşırken, bırakın Sözleşme şartlarını bu davaya tatbik etmek amacıyla söz konusu kararlarla getirilen genel prensipleri davaya uygulamayı, savunma makamı tarafından atıfta bulunulan dört dava ile başvurucunun durumu arasındaki olası paralellikler üzerinde bile durmaya çalışmamıştır.
163. Şehir Mahkemesi’nin başvurucunun iddiasına yönelik incelemesindeki yukarıda anılan eksiklikler, mahkemenin Tacikistan Savcılığı tarafından sunulan teminatlara izahsız ve koşulsuz biçimde itimat etmesiyle daha da ağırlaşmıştır. Şehir Mahkemesi bu teminatları derhal, başvurucunun iadesinden sonra kötü muameleye maruz bırakılması yönündeki her türlü riske karşı sağlam bir güvence olarak kabul etmiştir. Başvurucunun ve uzmanın bu teminatların şüpheli niteliğine ve özellikle de bunların uygulanmasını sağlamanın imkânsızlığına yaptığı vurguya rağmen, Şehir Mahkemesi bu meselelerin hiçbirine kararında değinmeyerek, teminatları başvurucuyu iade etme kararının onaylanması için nihai bir sav olarak kullanmıştır. Şehir Mahkemesi’nin Tacik makamların teminatlarına koşulsuzca itimat etmesi, bu teminatların, fiili uygulamada, başvurucunun Sözleşme tarafından yasaklanmış bir muamele riskine karşı korunması için yeterli bir güvence sağlayıp sağlamadığını inceleme yükümlülüğüne ters düşmüştür (bkz. Saadi, yukarıda adı geçen karar, § 148).
164. Son olarak, Mahkeme Rusya Yüksek Mahkemesi’nin 9 Aralık 2010 tarihli kararında, yukarıda dile getirilen eksikliklerin temyiz aşamasında giderildiğine dair hiçbir emare bulamamaktadır (bkz. yukarıdaki paragraf 24).
165. Yukarıdaki hususlara binaen, Mahkeme, ulusal makamların başvurucunun kendi ülkesinde 3. maddeye aykırı bir muameleye uğrama yönünde gerçek bir risk bulunduğundan endişe duymak için esaslı sebepler bulunduğu şeklindeki iddiasına dair bağımsız ve titiz bir inceleme gerçekleştirmemiş olduğu tespitine varmaktadır (bkz. De Souza Ribeiro/Fransa [BD], no. 22689/07, § 82, 13 Aralık 2012). FMS’nin başvurucuya geçici sığınma tanıyan daha sonraki kararı (bkz. yukarıdaki paragraf 31 ve 96-97) başvurucunun iadesini onaylayan önceki kararların sonuçlarını belirli bir oranda gidermiş olabilirse de, Mahkeme daha sonra yaşanan gelişmelerin FMS tarafından başvurucu lehinde alınmış olan geçici koruma tedbirinin her türlü faydasını ortadan kaldırmış olması sebebiyle bu konu üzerinde yorum yapmayı uygun bulmamaktadır. Hükümet de bu son konuda farklı bir görüş ifade etmiş değildir (bkz. yukarıdaki paragraf 142-143 ve 146).
(ß) Mahkeme’nin başvurucuya yönelik riske ilişkin kendi değerlendirmesi
166. Bu nedenledir ki Mahkeme, kendisine sunulan olgulara dayanarak, Tacikistan’a geri gönderilmesinin başvurucuyu Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz bırakıp bırakmadığı konusunda kendi incelemesini gerçekleştirmiştir.
167. Mahkeme öncelikle, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca, Tacikistan’daki kolluk makamları tarafından işkencenin yaygın ve sistematik bir şekilde kullanıldığını ve Devlet yetkililerinin cezasız kaldığını sürekli olarak bildiren birçok ulusal ve uluslararası raporun varlığına işaret etmektedir. Başvurucuların bu ülkeye iade edildiği veya zorla geri gönderildiği birçok davayı halihazırda incelemiş olup, bu durumun ciddi endişeler uyandırdığını kaydetmiş bulunmaktadır (bkz. Khodzhayev, § 97; Gaforov, §§ 130-31; Khaydarov, § 104; ve Iskandarov, § 129, yukarıda adı geçen kararlar). Mahkeme tarafından 2010 yılında karara bağlanmış bu davaların tümünde, ilgili tarihte başvurucuların Tacikistan’da, siyasi veya dini görüşleri veya faaliyetleri ile bağlantılı olarak isnat edilen suçlamalar sebebiyle ciddi işkence veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya kaldığı sonucuna varmıştır.
168. Somut davada sunulan ve başka yollarla elinde bulunan materyalleri inceleyen Mahkeme, somut aşamada bu ciddi endişeleri hafifletecek hiçbir somut unsura rastlamamıştır. Gerçekten de, Tacikistan’daki durumun son iki sene içerisinde köklü biçimde iyileştiğini gösteren hiçbir şey bulunmamaktadır. Aksine, 2011 ve 2012 yıllarına ait raporlar kolluk memurları tarafından işkence ve başka kötü muamelelere dair süregiden bir uygulamanın varlığını doğrular niteliktedir (bkz. yukarıdaki paragraf 104-107). İşkence riski resmi olarak bir ceza davası açılmadan önce tecrit halinde alıkonma biçimindeki yaygın bir polis uygulamasıyla daha da artmış görünmektedir ve baskı altında elde edilen itirafların halen mahkemede delil olarak kullanıldığı bildirilmektedir (a.g.k.). Mahkeme, savunmacı Hükümet’in dilekçelerinde, bu yakın tarihli raporları çürütecek veya Tacikistan’daki duruma dair somut bir iyileşmeye kanıt oluşturacak hiçbir şeye rastlamamıştır. Aynı zamanda, bizzat FMS Başkan Yardımcısı tarafından 26 Ağustos 2010’da alınan kararın da Tacikistan’da işkence kullanımına ve sorumlu yetkililerin cezasız kalmasına ilişkin yoğun uluslararası eleştirilerin varlığını, bu konuda herhangi bir esaslı iyileşmeden bahsetmeden, kabul ettiğini kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 27).
169. Ancak, Mahkeme’nin halihazırda yukarıda belirttiği üzere, belirli bir ülkede insan haklarına riayet konusunda genel bir soruna yapılan atfın tek başına, çok aşırı haller dışında, iade talebinin reddine dayanak oluşturması mümkün değildir. Başvurucunun belirli bir davada öne sürdüğü özel iddiaların, kötü muamele korkusunu temellendiren müstakil koşullara atıfla başka deliller tarafından da desteklenmesi gerekmektedir. Bu hususun Mahkeme tarafından, uygun hallerde, başvurucunun Tacikistan’a zorla geri gönderilmesinin ardından gün ışığına çıkan bilgilere atıfla değerlendirilmesi gerekmektedir.
170. Başvurucunun kişisel durumuna geri dönülecek olursa, Hükümet, başvurucunun adi suçlarla suçlanmayıp, siyasi bir sebepten ötürü kovuşturmaya uğramış olmaması sebebiyle, herhangi bir kötü muamele riski altında bulunmadığını savunmuştur. Oysa ki Mahkeme, başvurucu hakkındaki temel suçlamalardan birinin doğrudan kendisinin bir “gizli suç planı”na ve daha sonrasında da, Tacik Savcılığı’nın “silahlı suç örgütü” olarak sınıflandırdığı IMU’ya iştiraki ile ilgili olduğunu kaydetmektedir. IMU’nun “radikal İslam”ı savunduğu ve Tacik makamlarının bu örgütün etkisini sınırlandırmaya çalıştığı Rus makamlarınca açıkça kabul edilmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 27). Dolayısıyla Mahkeme’nin, başvurucunun iddia edildiği üzere IMU’ya dahil olmasının, kendisinin dini veya siyasi faaliyetleriyle hiçbir bağlantısı olmayan bir suçlama oluşturduğu şeklinde Hükümet tarafından öne sürülen görüşü kolayca benimsemesi mümkün değildir.
171. Mahkeme bu bağlamda ayrıca, başvurucunun, dini hocası Marufov’a uygulandığı iddia edilen kötü muamelenin ardından gözaltında ölmesinden kısa bir süre sonra Tacikistan’dan kaçtığını kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 12). Marufov ile ilgili bu olaylar saygın bir uluslararası STK tarafından da bildirilmiş olup (bkz. yukarıdaki paragraf 102) Mahkeme huzurunda hiçbir zaman çürütülmüş değildir. Bu koşullar, başvurucunun hakkında başlatılan ceza yargılamalarının kendisinin dini görüş ve faaliyetleri ile bağlantılı olduğu yönündeki endişesini destekler niteliktedir. Başvurucunun BMMYK yetkisi kapsamında uluslararası korumaya elverişli bulunması ve nihayetinde kendisine Rusya’da geçici sığınma tanınması da, ülkesinde karşı karşıya olduğu riskin gerçekliğini desteklemektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 30-31).
172. Bunların yanı sıra, IMU’nun faaliyetlerinin Tacikistan’da kanunen yasaklanmış olması ve Tacik makamlarının IMU’yu terörist bir örgüt olarak görmesi de tartışmasız hususlardır. Dolayısıyla, başvurucunun IMU’ya dahil olduğu iddiası ve hakkındaki buna mukabil suçlamalar, Mahkeme’nin kanaatine göre, hiç kuşkusuz ki önemli bir ulusal güvenlik meselesi uyandırmıştır. Bu açıdan bakıldığında, başvurucunun durumu, Mahkeme tarafından Gaforov davasında incelenen duruma benzemektedir (yukarıda adı geçen karar, §§ 132-133). Mahkeme, yukarıda bahsi geçen kararı somut olayda başvurucunun şahsi durumuna ilişkin değerlendirme bakımından ilgisiz bulan Şehir Mahkemesi’nin görüşüne katılmamaktadır. Mahkeme’nin görüşüne göre, başvurucunun IMU’ya dahil olması sebebiyle zulme uğraması, Tacik yetkililerin geleneksel olanın dışındaki dini gruplara yönelik tacizleri bağlamında ele alındığında, dini faaliyetleriyle ilgili itiraflar elde etmek amacıyla gözaltında kötü muameleye uğrama riskini arttırmıştır.
173. Mahkeme, yukarıdaki sayılan faktörlere atıfla, başvurucunun özel koşullarının, iade talep eden ülkedeki genel insan hakları durumuyla birleştiğinde, başvurucunun Tacikistan’da kötü muamele görmesi yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya bulunduğu çıkarımına varmak için yeterli dayanak oluşturduğu görüşünü benimsemektedir.
174. Hükümet’in aksine, Mahkeme başvurucunun Tacikistan’da karşı karşıya kaldığı riskin Tacik makamlar tarafından Rusya Federasyonu’na sunulan diplomatik teminatlar tarafından nasıl hafifletilebildiğini anlayamamaktadır. Sunulan teminatlar muğlak olup, pratikte uygulanacağına dair hiçbir garanti içermemekteydi (bkz. Saadi, yukarıda adı geçen karar, § 148). Dolayısıyla, başvurucunun iade alan Devlet’te kötü muameleye uğrama riskinde herhangi bir değişiklik yapması mümkün değildi (bkz., aksi yönde, Othman, yukarıda adı geçen karar, § 207 ve Gasayev/İspanya (dec.), no. 48514/06, 17 Şubat 2009). Nitekim, başvurucunun sonradan Tacikistan’a zorla, Mahkeme tarafından verilen ihtiyati tedbirler de dahil olmak üzere tüm hukuki prosedürleri atlanarak sevk edilmesi bağlamında Tacik makamlarından nasıl muamele gördüğü düşünüldüğünde bu teminatların hiçbir açıdan güvenilir olmadığı ortaya çıkmıştır.
175. Hem başvurucunun Tacikistan’a zorla geri götürülmesi ve hem de ardından yaşanan olaylar, başvurucunun korkularının ne denli yerinde olduğunu hiç şüphe bırakmayacak şekilde teyit etmiş ve kötü muamele riskinin nazari ve ihtimal dışı olmadığını gözler önüne sermiştir. Başvurucunun yargılandığı duruşmaya katılan avukatın yazılı ifadesine göre, başvurucu kaçırıldığını, zorla sevk edildiğini ve bir itiraf elde etmek amacıyla işkenceye uğradığını aleni bir duruşmada şikâyet konusu yapmıştır. Ancak yakınlarının bu yöndeki resmi taleplerine rağmen, başvurucunun ve birlikte yargılandığı diğer sanıkların bir adli tıp muayenesinden geçirildiğine dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır (bkz. yukarıdaki paragraf 67-68). Mahkeme, aktarılan bu durumun, BM İşkenceye Karşı Komite tarafından mağdurların bağımsız sağlık uzmanlarına erişiminin engellenmesi konusunda dile getirilen kaygılarla paralellik arz ettiğini belirtmektedir (bkz. yukarıda adı geçen Khodzhayev, § 72 ve Gaforov, § 93 kararlarında alıntı yapılan Komite raporu).
176. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, Tacikistan’a zorla geri gönderilmesinin başvurucuyu Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muamele yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya bıraktığı sonucuna varmaktadır.
(b) Yetkili makamların başvurucuyu Tacikistan’a zorla sevkine yönelik gerçek ve yakın tehlikeye karşı koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerine riayet edip etmediği
177. Başvurucu, Rus makamları tarafından, Tacikistan’a zorla sevki yönünde Rus makamlarının bilgisi dahilinde olan gerçek ve yakın bir riske karşı korumamış olduğunu öne sürmüştür.
178. Mahkeme, başvurucunun 31 Ekim 2011 akşamında Moskova’da kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldığını, Moskova’da kendisini kaçıranlar tarafından bir-iki gün bilinmeyen bir yerde tutulduğunu, ardından Tacikistan’a giden bir uçağa bindirildiğini ve orada 3. maddeye aykırı bir muamele yönünde gerçek bir riskle karşı karşıya kaldığını ortaya koymuş olduğunu tespit etmiş bulunmaktadır (bkz. yukarıdaki paragraf 138 ve 176).
179. Mahkeme, Sözleşme’de tanımlanan hakları ve özgürlükleri kendi egemenlik alanları içerisindeki herkes açısından güvence altına almanın, Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında Sözleşmeci Devletler’e getirilmiş bir yükümlülük olduğunu ve bunun, 3. madde ile birlikte ele alındığında, Devletlerin kendi egemenlik alanları içerisindeki kişilerin, özel şahıslar tarafından icra edilen kötü muamele de dahil olmak üzere, işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye tabi tutulmamasını sağlamayı amaçlayan tedbirler almasını gerektirdiğini yinelemektedir (bkz. El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 198 ve Mahmut Kaya/Türkiye, no. 22535/93, § 115, ECHR 2000‑III). Bu tedbirler, bilhassa savunmasız konumdaki kişilere yönelik etkili koruma sağlamalı ve yetkili makamların bilgisi dahilinde olan veya olması gereken kötü muameleleri engellemek için makul adımlar içermelidir (bkz. Z ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 29392/95, § 73, ECHR 2001‑V ve mutatis mutandis, Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-VIII, s. 3159-60, § 115).
180. Mahkeme’nin görüşüne göre, yukarıda belirtilen prensipler mantıken, herhangi bir kişi tarafından başka bir Devlet’e sevk edilmesiyle gerçek ve yakın bir işkence ve kötü muamele riski ile karşı karşıya kalan bir kişinin durumu açısından da geçerlidir. Bir taraf Devlet’in yetkili makamları böylesi gerçek ve yakın bir riskten haberdar olduklarında, Sözleşme uyarınca, kendi yetkileri dahilinde, söz konusu riski önlemek bakımından makul olarak beklenebilecek önleyici nitelikteki eylemsel tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır (bkz. mutatis mutandis, Osman, yukarıda adı geçen karar, § 116).
181. Somut davanın koşullarına dönülecek olursa, Mahkeme öncelikle, başvurucunun temsilcisinin başvurucunun 31 Ekim 2011’de kaçırıldığını Moskova Emniyet Müdürü’ne, FMS Başkanı’na, Başsavcıya ve Mahkeme’deki Rusya Federasyonu Temsilcisi’ne derhal bildirdiğini ve onlardan, bu olay neticesinde Tacikistan’a zorla sevki yönünde ortaya çıkan yakın riske karşı başvurucuyu korumalarını istediğini kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 46-48). Mahkeme, başvurucunun temsilcisinin ilgili Devlet makamlarına vaktinde başvurduğu, başvurucunun savunmasız durumuna dair yeterli delil sunduğu ve karşı karşıya bulunduğu gerçek ve yakın riske karşı olağanüstü koruma tedbirleri alınması için sağlam gerekçeler öne sürdüğü konusunda tatmin olmuştur.
182. Önemli bir başka husus da, başvurucunun temsilcisinin talebinin Rusya İnsan Hakları Komiseri tarafından derhal kabul edilip, bu makam tarafından Moskova Emniyet Müdürü’ne, başvurucunun, bilhassa Moskova’daki bir havaalanı üzerinden, Moskova’dan Tacikistan’a sevkini engellemek için, acil olarak, mümkün olan tüm tedbirleri alması yönünde resmi bir talepte bulunulmuş olmasıdır (bkz. yukarıdaki paragraf 49).
183. Bunlardan dolayıdır ki Mahkeme, başta Moskova Emniyet Müdürlüğü olmak üzere, yetkili makamların başvurucunun kendisini kaçıran kişiler tarafından Moskova’daki havaalanlarından biri üzerinden Tacikistan’a sevk edileceği yönündeki gerçek ve yakın riskten gayet haberdar olduğu –veya olmuş olması gerektiği– hususunda ikna olmuştur. Nitekim, başvurucunun kaçırılma koşulları ve kaçırılmasının öncesinde yaşanan olaylar, bu riskin varlığına dair hiçbir şüpheye yer bırakmamış ve yetkili makamları, her kim olursa olsun, başka şahısların hukuka aykırı eylemlerine karşı korumak için önleyici nitelikte eylemsel tedbirler almaya sevk etmiş olmalıydı (bkz. mutatis mutandis, Koku/Türkiye, no. 27305/95, § 132, 31 Mayıs 2005 ve Osmanoğlu/Türkiye, no. 48804/99, § 76, 24 Ocak 2008). Mahkeme aynı şekilde, başvurucunun temsilcilerinin temasa geçtiği makamların ve en öncelikle de polisin, Moskova şehrinde ve havaalanlarında güvenliği ve yasalara itaati sağlamak yönünde kanuni bir görevi bulunduğu ve başvurucuyu koruma amacına yönelik acil ve etkili tedbirlerin alınmasını sağlamak için gerekli yetkilerle donatılmış olduğu hususunda da ikna olmuştur.
184. Tüm bunlara rağmen, Hükümet, Mahkeme’ye, polis veya başka bir yetkili makam tarafından bu riskin bertaraf edilmesi için vaktinde alınmış herhangi bir önleyici tedbir bildirmemiştir. Hükümet’in cevabı, ilgili tarihte başvurucunun dolaşım özgürlüğünün kısıtlanmamış olduğu ve yetkili makamların bu bağlamda başvurucuya dair herhangi bir gözetim yürütme yükümlülüğü bulunmadığı şeklinde genel bir beyanla sınırlı kalmıştır.
185. Hükümet’in bu konuda herhangi bir bilgi eklememesi, Mahkeme’yi, başvurucunun dile getirdiği üzere hiçbir makam tarafından bu yönde hiçbir tedbir alınmadığı şeklindeki görüşü kabule sevk etmektedir. Mahkeme, polisin bu olay gibi bir vakayı ele alırken karşılaşmış olabileceği kaçınılmaz güçlükleri, bu görevin niteliği gereği taşıdığı objektif engelleri ve eldeki sınırlı süreyi hatırda tutmaktadır. Ne var ki, bu güçlüklerin, ilgili makamların, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında, kendi yetkileri dahilinde başvurucunun Tacikistan’a, bilhassa da Moskova’daki bir havaalanından zorla sevkine karşı korumak için onlardan makul olarak beklenebilecek önleyici nitelikteki eylemsel tedbirleri alma yükümlülüklerinden kurtarması mümkün değildir. Makamların somut olayda bu yönde hiçbir adım atmaması, Devlet’in Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerine yönelik bir ihlale yol açmaktadır.
(c) Yetkili makamların etkili bir soruşturma yürütüp yürütmediği
186. Başvurucu, kötü muameleye uğrama tehlikesi altında olacağı halde kaçırılıp zorla Tacikistan’a gönderildiği yönündeki şikâyetinin savunmacı Devlet tarafından, Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından gerekli kılındığı üzere kapsamlı ve etkili bir soruşturmayla incelenmemiş olduğunu öne sürmüştür.
187. Mahkeme 3. maddenin, Devlet’in, Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında “kendi yetki alanları içerisinde kalan herkesin bu Sözleşme’[de ...] açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağla[ma]” yönündeki genel yükümlülüğü ile birlikte ele alındığında, dolaylı olarak, Devlet yetkilileri tarafından yapıldığı iddia edilen tartışmaya açık bir işkence veya kötü muameleye dair etkili bir resmi soruşturma yürütülmesi şartını da içermektedir. Söz konusu soruşturma sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayabilmelidir. Aksi takdirde, işkence ve insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele ve cezaya yönelik genel hukuki yasak, taşıdığı tüm öneme rağmen, uygulamada etkisiz kalacak ve kimi olaylarda Devlet görevlilerinin kontrolleri altındaki hakların fiili dokunulmazlıkla kötüye kullanılmasına yol açabilecektir (bkz. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 102, Reports 1998‑VIII ve El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 182).
188. Kötü muamele konusundaki ciddi iddialara yönelik soruşturmaların hem acil hem de kapsamlı olması gerekmektedir. Yani, yetkili makamlar her zaman, neler olup bittiğini tespit etmek için ciddi bir gayret göstermeli ve soruşturmayı kapatmak için aceleye getirilmiş veya sağlam temellere dayanmayan sonuçlara dayanmamalı ya da vardıkları kararların temeli olarak bu tür sonuçları kullanmamalıdır (bkz. Assenov ve diğerleri, yukarıda adı geçen karar, § 103; Batı ve diğerleri/Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00, § 136, ECHR 2004‑IV (alıntılar); ve El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 183). Başka şeylerin yanı sıra görgü şahitlerinin ifadeleri ve adli tıp delilleri de dahil olmak üzere olaya ilişkin delilleri güvence altına almak için alabilecekleri tüm makul tedbirleri almaları gerekmektedir (bkz. Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, § 104, ECHR 1999‑IV; Gül/Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000 ve El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 183).
189. Soruşturma hem kurumsal olarak hem de uygulamada yönetimden bağımsız olmalı (bkz. Ergi/Türkiye, 28 Temmuz 1998, §§ 83-84, Reports 1998‑IV; Oğur/Türkiye [BD], no. 21594/93, §§ 91-92, ECHR 1999-III; ve Mehmet Emin Yüksel/Türkiye, no. 40154/98, § 37, 20 Temmuz 2004) ve mağdurun soruşturmaya şu ya da bu şekilde etkili katılımına olanak sağlamalıdır (bkz. mutatis mutandis, Oğur, yukarıda adı geçen karar, § 92 ve El Masri, yukarıda adı geçen karar, §§ 184-185).
190. Mahkeme, Sözleşme’nin bu yerleşik şartlarının, yetkili makamların başvurucunun kaçırılmasına ve ardından Tacikistan’da kötü muameleye ve işkenceye maruz kalmasına yönelik olarak gerçekleştirmesi gereken soruşturma açısından tümüyle geçerli olduğu kanaatindedir. Nitekim, yukarıda vurgulandığı üzere, olayla ilgili bilgiler ve şikâyetler başvurucunun 31 Ekim 2011 tarihinde kaçırılmasının hemen ardından yetkili makamların dikkatine sunulmuş olup, bir yıldan fazla süren bir ön soruşturma tahkikatıyla sonuçlanmıştır.
191. Başvurucunun, ilk bakışta Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına giriyor gibi görünen ve ulusal seviyede etkili bir soruşturma yapılmasını gerektiren bir iddiası olduğu belirli bir aşamada açıkça ortaya çıkmıştır. Başvurucunun Moskova’da kimliği belirsiz kişilerce kaçırılmasından hemen sonra Rus Devleti yetkililerinin olayda oynadığı role ilişkin belirli bir şüphe oluşmuş olabilirse de, sonrasında başvurucunun tüm hukuki prosedürler çiğnenmek suretiyle Moskova’daki bir havaalanı üzerinden Tacikistan’a gönderilmesi, bu operasyona Devlet görevlilerinin aktif veya pasif olarak dahil olmuş olduğu başvurucunun temsilcileri tarafından da iddia edildiğinden, yetkili makamların azami dikkatini çekmiş olmalıydı. 30 Mart 2012 tarihinde Nikulinskiy Bölgelerarası Savcı vekili, soruşturma memurundan, başvurucunun iddia edildiği üzere kaçırılmasında Rus makamlarının dahli bulunup bulunmadığı hususunu ortaya çıkarmasını açıkça istemiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 58).
192. Dahası, aynı mesele 17 Ocak 2012 tarihinde, Hükümet’ten olayın hayati noktasını, yani başvurucuyu kaçırıp Tacikistan’a sevk edenler ile polis, güvenlik ve sınır kontrol hizmetlerini içeren Rus makamları arasındaki suç ortaklığı konusunu açıklığa kavuşturmasını özel olarak istemiş bulunan Mahkeme tarafından da açıkça dile getirilmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 8) (atıf yoluyla, mutatis mutandis, Tsechoyev/Rusya, no. 39358/05, § 151, 15 Mart 2011). Olaya ilişkin kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi talebi Mahkeme Yazı İşleri’nin Mahkeme Başkanı adına Rus Hükümeti’ne gönderdiği 25 Ocak 2012 tarihli yazıda da üstüne basarak yinelenmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 52).
193. Bunlara karşılık, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın ortaya koyduğu sonuçlar, yukarıdaki 55-65. paragraflarda ortaya konduğu üzere, anlaşılmaz niteliktedir. İlk olarak, soruşturma memurları yalnızca Ceza Usul Kanunu’nun 144. maddesi uyarınca “ön soruşturma tahkikatı” yapmakla sınırlı kalmış ve yukarıdaki 187-190. paragraflarda dile getirildiği üzere Sözleşme’nin etkili soruşturma şartlarını karşılamak bakımından, tek değilse bile, en iyi aracı oluşturacak olan ceza davası açmayı ısrarla reddetmişlerdir. Özellikle 144. maddenin öngördüğü sınırlı usuli çerçeve ve mağdurun veya temsilcilerinin soruşturmaya etkili katılımının sağlanamaması göz önüne alındığında, Mahkeme’nin, kişinin savunulabilir bir işkence veya kötü muamele şikâyetinde bulunduğu bir durumda ön soruşturma tahkikatının yukarıda belirtilen şartları karşılamaya muktedir olduğu hususunda ciddi şüpheleri bulunmaktadır (bkz. mutatis mutandis, Kleyn ve Aleksandrovich/Rusya, no. 40657/04, §§ 56‑58, 3 Mayıs 2012).
194. İkinci olarak, başvurucunun olayında soruşturma makamları tarafından izlenen usul stratejisi başka soru işaretleri de yaratmaktadır. Esasen, soruşturma memurlarının tahkikatları neticesinde vardığı ve bir ceza soruşturması açmayı reddettiği kararlar en az dört kez amirleri tarafından derhal bozulmuş olmakla birlikte, birkaç hafta içerisinde ya birebir aynı ya da çok benzer ifadelerle tekrarlanmıştır (bkz. yukarıdaki paragraf 55-63). Örneğin, kıdemli soruşturma memuru P.K. tarafından 20 Nisan 2012 tarihinde verilen ve ceza soruşturması açmayı reddeden ikinci karar, 21 Mart 2012 tarihli ilk kararı ile kelimesi kelimesine aynıydı. Her iki karar da, Nikulinskiy Soruşturma Dairesi müdürü veya yardımcısı tarafından sırasıyla 23 Nisan ve 21 Mart 2012 tarihlerinde verilen tıpatıp aynı iki kararla bozulmuştur. Bunların ardından, soruşturma memurlarının art arda verdiği iki başka kararla, esasa dair hiçbir yeni unsur eklemeksizin ceza soruşturması başlatılması reddedilmiştir. Mahkeme, soruşturma dairesi tarafından kararların sürekli olarak bozulması ve ardından yeniden benzer kararların alınması sürecinin, yürütülen yargılamaların Sözleşme’nin etkili soruşturma şartıyla bağdaşmayacak bir tarzda ağırlaştırılmasına yol açtığı sonucuna varmak durumundadır. Bu durum yalnızca değerli bir zaman kaybı olmakla kalmamış, soruşturma dairesindeki bu kısır döngü başvurucuyu Ceza Usul Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca soruşturma memurlarının kararlarına mahkeme huzurunda itirazda bulunma şeklindeki makul bir olanaktan da yoksun bırakmıştır. Bu koşullar altında, Mahkeme, başvurucunun böyle bir yargısal inceleme elde etmesinde hiçbir anlam görmemektedir, zira bu inceleme, soruşturma memurlarının bir beyhude tahkikat döngüsünü daha yinelemesinden başka bir sonuç yaratmayacaktı.
195. Üçüncü olarak, Mahkeme soruşturma memurlarının kararlarının özünde, yukarıda altı çizilen kusurlu soruşturma sürecini yakından yansıttığını kaydetmektedir. Bu kararlar, genel olay açıklamalarının, anlamsız usuli taleplerin ve hiçbir güvenilirliği bulunmayan varsayımlara yapılan atıfların toplamından ibarettir. Örneğin, Nikulinskiy Soruşturma Dairesi müdür yardımcısı, 9 Haziran 2012 kadar ileri bir tarihte, başvurucunun Tacikistan sınırından geçmiş ve adı geçen ülkede gözaltında tutuluyor olup olmadığına dair ikinci bir inceleme talep etmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 62). Oysa ki yetkili makamlar, Tacikistan Başsavcısı’nın Rus mevkidaşına, başvurucunun ilgili tarihte Tacikistan’da gözaltına alınmış olduğunu bildirdiği 28 Mart 2012 tarihli resmi yazıdan haberdar olmuş olmalıydı (bkz. yukarıdaki paragraf 44). Bu bariz duruma rağmen, soruşturma memuru tarafından 9 Haziran 2012’de alınan karar, akıl almaz bir şekilde, başvurucu tarafından Devlet sınırının geçildiğine dair bilginin teyit edilmesinin veya çürütülmesinin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. yukarıdaki paragraf 63). Keza, Mart-Temmuz 2012 arasında soruşturma memurları ısrarla, başvurucunun Tacikistan’da cezai sorumluluktan kaçmak için kendi kaçırılmasını tertip etmiş olabileceği hipotezine dayanmışlardır. Mahkeme, başvurucunun Moskova’da kaçırılması ile kendi ülkesinde tutuklanması arasındaki bariz illiyet bağı ışığında, bu hipotezin her türlü mânâdan yoksun olduğunu halihazırda tespit etmiş bulunmaktadır (bkz. yukarıdaki paragraf 136). Aynı zamanda, soruşturma memurları, 1 ve 3 Kasım 2011 tarihleri arasında Moskova’dan Kocand’a hangi havayollarının uçmuş olduğunu tespit etmek ve söylendiğine göre başvurucunun uçağa bindirilmiş olduğu Domodedovo havaalanının güvenlik ve idari personelini sorguya çekmek gibi kimi basit ve kolay soruşturma adımlarını da atmamıştır. Onun yerine, sadece FSB’nin başvurucu tarafından Rusya Devleti sınırının hukuka aykırı biçimde geçilmiş olabileceği yönündeki “teyidi”ne atıf yapmış ve Rus hukukunun “sınırı geçen kişilerin isimlerinin kayda geçirilmesi” şartı getirmediği şeklindeki genel beyanı hiç gocunmadan tekrarlamıştır.
196. Mahkeme’nin görüşüne göre, yukarıda ortaya konulan soruşturmadaki birçok kusur, hem nitelik hem de kapsam olarak, savunmacı Devlet’in Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülükleriyle açıkça ters düşmektedir.
(d) Savunmacı Devlet’in kendi görevlilerinin başvurucunun Tacikistan’a zorla sevkine pasif veya aktif olarak dahil olmasından ötürü sorumlu olup olmadığı
197. Mahkeme’nin şimdi, aranan kanıt standardıyla halihazırda ortaya konulmuş olan olgulara dayanarak, başvurucunun Tacikistan’a sevkine Devlet görevlilerinin dahil olduğu iddiasından ötürü savunmacı Devlet’in Sözleşme kapsamında sorumlu olup olmadığını incelemesi gerekmektedir.
198. Başvurucu her ne kadar bu yönde herhangi bir tanık ifadesi sunamasa da, Moskova’nın Domodedovo havaalanı üzerinden Tacikistan’a sevkinin Rus makamlarının bilgisi ve pasif veya aktif dahli bulunmaksızın gerçekleşmiş olamayacağını öne sürmüştür.
199. Mahkeme, Hükümet’ten buna cevap olarak, başvurucunun Rusya Federasyonu’ndaki sınır, gümrük ve diğer formalitelere uymadan kendi isteği dışında Moskova’dan Tacikistan’a nasıl ve kimler tarafından sevk edilmiş olduğunu açıklamasını istemiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 42-45 ve 124). Sonuç olarak Mahkeme’ye, başvurucunun bu iddiası lehinde veya aleyhinde hiçbir somut sunulmamıştır.
200. Mahkeme bu bağlamda, prensip ve etkili uygulama açısından ulusal makamların alanına girmesi gereken etkili bir keşif gerçekleştirilmesi söz konusu olduğunda uluslararası bir mahkeme olarak tabiatı gereği sahip olduğu sınırları bir kez daha vurgulamayı uygun görmektedir (bkz. yukarıda adı geçen birçok kararın yanı sıra, Demopoulos ve diğerleri/Türkiye (dec.), no. 46113/99 ve diğerleri, § 69, ECHR 2010). Mahkeme’nin somut olayda ortaya çıkan duruma benzeyen ihtilaflı meselelerde izleyeceği yol, en başta, savunmacı Devletlerin, Sözleşme’nin 38. maddesi kapsamındaki taahhütleri uyarınca, olayların tespiti için gereken tüm imkânların sunulması yönündeki işbirliğine bağlıdır. Sözleşme organları bu yükümlülüğün, Sözleşme sisteminin düzgün ve etkili bir şekilde işlemesi açısından temel bir öneme sahip olduğunu birçok kez vurgulamış bulunmaktadır (bkz. başka kararların yanı sıra, Tanrıkulu/Türkiye [BD], yukarıda adı geçen karar, § 70 ve Bakanlar Kurulu Kararları ResDH(2001)66 ve ResDH(2006)45). Mahkeme’nin görüşüne göre, Rusya’nın somut davada bu taahhüdünü yerine getirmesinin tek hakiki yolu, olaya yönelik kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini sağlamak ve sonuçlarını Mahkeme’ye bildirmek olacaktı. Ne var ki Rus makamları bunu hiçbir şekilde yapmayarak (bkz. yukarıdaki paragraf 193-196), Mahkeme’yi söz konusu edilen son derece ihtilaflı meseleleri ulusal makamlar yerine incelemeye yöneltmektedir. Taraf Devlet’in elzem bilgileri ve delilleri sunmaması, Mahkeme’yi başvurucunun iddiası lehinde kuvvetli çıkarımlarda bulunmak zorunda bırakmaktadır (Mahkeme İçtüzüğü’nün 44C § 1. maddesi). Bu bağlamda, yetkili makamlar olayın koşullarına yönelik gerçeği ortaya çıkartmak istiyor gibi görünmediğinden, Mahkeme resmi tahkikatların yürütülme biçimine de büyük önem atfetmektedir (bkz. El Masri, yukarıda adı geçen karar, §§ 191-193).
201. Söz konusu olaylar tamamen yetkili makamların bilgi dahilinde kaldığından, Mahkeme, başvurucunun iddiasını destekleyen delilleri sunması önündeki objektif güçlükleri de hatırda tutmaktadır. Başvurucunun iddiası büyük oranda, Mahkeme tarafından Iskandarov kararında tasdik edilmiş olan (yukarıda adı geçen karar, §§ 113-115) şu çürütülmemiş varsayımla desteklenmekteydi: Başvurucunun Tacikistan’a zorla sevkinin Rus makamlarının bilgisi ve pasif veya aktif dahli bulunmaksızın gerçekleşmiş olması mümkün değildir. Daha yakın bir tarihte, Mahkeme yine benzer başka bir davada da aynı sonuca varmıştır (bkz. Abdulkhakov/Rusya, no. 14743/11, §§ 125‑127, 2 Ekim 2012). Her iki dava da, başvurucuların Tacikistan’a Moskova’dan veya civarından uçak yoluyla zorla sevk edilmiş olduğu çok benzer koşullar içermekteydi.
202. Mahkeme somut davada farklı bir sonuca ulaşmak için bir sebep görmemektedir. Zira, uluslararası uçuş hizmeti veren herhangi bir havaalanının yüksek güvenlik tedbirlerine tabi olduğu, daimi olarak savunmacı Devlet yetkililerinin ve özellikle de Devlet sınır hizmetlerinin kontrolü altında bulunduğu tartışmasız hususlardır. Bu bile tek başına, normal koşullar altında, bir gerçek şahsın hiçbir Devlet görevlisine hesap vermek zorunda kalmadan zorla doğrudan uçak pistine götürülüp, yabancı bir ülkeye giden bir uçağa bindirilmesi ihtimalini bertaraf etme eğilimi sergilemektedir. Dolayısıyla, böylesi bir eylem belirli bir havaalanında sorumlu olan Devlet görevlilerinin ve özellikle de uçak pistine erişim amaçlı kontrol noktalarını fiilen denetimi altında bulunduran görevlilerin iznini, veya hiç değilse zımni muvafakatini gerektirmektedir.
203. Yukarıda bahsi geçen daha önceki iki benzer davada olduğu gibi, Hükümet somut davada da bu varsayımı çürütecek hiçbir delil sunmamıştır. Başvurucunun nasıl olup da Rus Devleti’nin hiçbir yetkilisine hesap vermeden bir uçağa bindirilip Moskova’dan Kocand’a uçurulabildiğine dair hiçbir inandırıcı açıklamada da bulunmamıştır. Üstelik, yetkililer ulusal seviyede etkili bir soruşturma yürüterek olayın koşullarını açığa çıkarmakta da açıkça başarısız olmuştur. Bu unsurlar, Mahkeme’nin, başvurucunun Tacikistan’a zorla sevkinden, bu operasyona Devlet görevlilerinin dahli sebebiyle Sözleşme kapsamında savunmacı Devlet’in sorumlu tutulması gerektiği sonucuna varması için yeterlidir.
204. Devlet görevlilerine isnat edilen eylemlerin açık bir keyfilik taşıdığı ve FMS’nin başvurucuya Rusya’da geçici sığınma tanıyan hukuka uygun kararının (bkz. Mülteciler Yasası’nın 12/4. maddesi) ve Mahkeme tarafından alınan geçici tedbirler uyarınca başvurucunun iadesinin önlenmesi amacıyla Hükümet tarafından resmi olarak atılan adımların (bkz. yukarıdaki paragraf 5 ve aşağıdaki paragraf 209) etrafından dolaşılarak engellenmesi amacı taşıyan bir yetki suiistimali oluşturduğu düşünüldüğünde, Mahkeme’nin vardığı tespit daha da tedirgin edici bir hal almaktadır. Bu olayda söz konusu olan operasyon usulleri yakın tarihli bazı davalarda incelenen “olağanüstü transferler”de izlenen yollardan pek çok açıdan farklı olmakla birlikte, Mahkeme’nin tespitleri, somut olayda Devlet görevlilerini içeren operasyonun da “olağan hukuk sisteminin dışında” gerçekleştirildiğini ve “hukuki süreci kasti olarak atlatarak, hukukun üstünlüğüne ve Sözleşme tarafından korunan değerlere çok ters düştüğünü” ikna edici bir şekilde gözler önüne sermektedir (bkz. mutatis mutandis, Babar Ahmad ve diğerleri/Birleşik Krallık (dec.) no. 24027/07, 11949/08 ve 36742/08, §§ 113-114, 6 Temmuz 2010 ve El Masri, yukarıda adı geçen karar, § 239).
(e) Sonuçlar
205. Bu sebepledir ki Mahkeme, yukarıda incelenen üç farklı başlığın her biri, yani yetkili makamların başvurucuyu, gerçek ve yakın bir işkence ve kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı Tacikistan’a zorla sevk edilmeye karşı koruyamaması; olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi; ve Devlet görevlilerinin bu operasyona pasif veya aktif biçimde dahli başlıkları kapsamında Sözleşme’nin 3. maddesine yönelik bir ihlal meydana geldiği sonucuna varmaktadır.
...
IV. SÖZLEŞME’NİN 34. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
208. Başvurucu, Tacikistan’a zorla sevkinin Mahkeme tarafından İçtüzüğün 39. maddesi kapsamında alınan ihtiyati tedbirleri çiğnemiş ve dolayısıyla kendisinin bireysel başvuru hakkının ihlal edilmiş olduğundan yakınmıştır. Sözleşme’nin aşağıdaki hükmü taşıyan 34 maddesine dayanmıştır:
“Bu Sözleşme veya protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler.”
İçtüzüğün 39. maddesi şu hükmü taşımaktadır:
“1. Daire veya gerektiği takdirde Daire Başkanı, taraflardan birinin veya ilgili herhangi bir kişinin talebi üzerine ya da resen, tarafların yararı veya önündeki yargılamanın uygun şekilde yürütülmesi için alınması gerektiğini düşündüğü geçici tedbirleri taraflara bildirebilir.
2. Uygun olduğu düşünülen durumlarda, belirli bir davada alınan tedbire ilişkin bildirim Bakanlar Komitesine verilebilir.
3. Daire, bildirdiği bir geçici tedbirin uygulanmasıyla bağlantılı bir konu hakkında taraflardan bilgi talebinde bulunabilir.”
209. Hükümet, başvurucunun Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında bir başvuruda bulunma hakkı da dahil olmak üzere haklarını hiçbir engel olmaksızın kullanabildiğini öne sürmüştür. Ayrıca, Mahkeme tarafından İçtüzüğün 39. maddesi uyarınca alınan ihtiyati tedbirler gereğince başvurucunun Tacikistan’a iadesinin önlenmesi amacıyla atılmış adımlar hakkında Mahkeme’yi bilgilendiren 16 Aralık 2010 tarihli mektubuna da atıfta bulunmuştur (bkz. yukarıdaki paragraf 5). İlgili yazılar Moskova Savcılığı’na ve Cezaların İnfazına yönelik Federal Hizmet Bürosu’na gönderilerek, bu makamlardan başvurucunun sınır dışı edilmesi veya iadesi veya başka bir şekilde zorla Tacikistan’a gönderilmesi yönündeki her türlü işlemi askıya almaları istenmiştir. Sonuç olarak, başvurucu Tacikistan’a iade prosedürü yoluyla teslim edilmemiştir.
210. Başvurucu, kendisinin Rus topraklarından çıkartılmasına –Mahkeme tarafından bildirilen ihtiyati tedbirlere rağmen– Devlet görevlilerinin dahil olması sebebiyle savunmacı Devlet’in taşıdığı sorumluluğun ister istemez kendisinin bireysel başvuru hakkına yönelik bir ihlale yol açtığını iddia etmiştir.
211. Mahkeme, Sözleşme’nin 34. maddesi gereğince, Sözleşmeci Devletlerin, Sözleşme sisteminin köşe taşlarından birini oluşturduğu defaatle vurgulanmış olan bireysel başvuru hakkının etkin kullanımını engelleyebilecek her türlü eylem veya ihmalden kaçınma taahhüdünde bulunmuş olduğunu yinelemektedir. Yerleşik Mahkeme içtihadına göre, bir savunmacı Devlet’in bir ihtiyati tedbir kararına uymaması söz konusu hakkın ihlaline yol açmaktadır (bkz. Mamatkulov ve Askarov, yukarıda adı geçen karar, §§ 102 ve 125 ve Abdulkhakov, yukarıda adı geçen karar, § 222).
212. Mahkeme, Sözleşme sisteminde ihtiyati tedbirlere yüklenen özel önemi ne kadar vurgulasa azdır. Bu tedbirlerin amacı yalnızca başvuruya yönelik etkili bir inceleme yürütülmesi olmayıp, aynı zamanda Sözleşme tarafından başvurucuya sağlanan korumanın etkili olmasını da sağlamaktır; bu tedbirler, daha sonrasında Bakanlar Komitesi’nin nihai kararın icrasını denetlemesine de imkân sunmaktadır. Böylece söz konusu tedbirler, ilgili Devlet’in, Sözleşme’nin 46. maddesi gereğince hukuken bağlayıcı olan nihai Mahkeme kararına uyma yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamaktadır (bkz. Mamatkulov ve Askarov, yukarıda adı geçen karar, § 125; Shamayev ve diğerleri/Gürcistan ve Rusya, yukarıda adı geçen karar, § 473; Aoulmi/Fransa, no. 50278/99, § 108, ECHR 2006‑I (alıntılar); ve Ben Khemais/İtalya, no. 246/07, § 82, 24 Şubat 2009).
213. İhtiyati tedbirlerin hayati önemi, Mahkeme’nin bu tedbirleri, prensip olarak, tüm ilgili koşulların titizlikle incelenmesi sonucunda gerçekten istisnai nitelik taşıyan davalarda verdiği düşünüldüğünde daha da göze çarpmaktadır. Bu davaların çoğunda başvurucular, yaşamlarına yönelik gerçek bir tehditle karşılaşıp, sonrasında Sözleşme’nin en temel nitelikli hükümlerini çiğneyen, ağır ve telafisi imkânsız gerçek bir zarar riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. İhtiyati tedbirlerin Sözleşme sisteminde oynadığı bu hayati rol sadece, yerleşik içtihadın da tasdik ettiği üzere, ilgili Devletler üzerindeki bağlayıcı hukuki etkisine dayanak oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda Taraf Devletlerin Mahkeme’nin bu yöndeki bildirimlerine uyması meselesine de en yüksek önemin atfedilmesini gerektirmektedir (bkz. başka şeylerin yanı sıra, yukarıdaki paragraf 119‘da adı geçen İzmir Deklarasyonu’nda Taraf Devletler tarafından ifade edilen ve Bakanlar Komitesi tarafından da Ben Khemais[1] davasındaki CM/ResDH(2010)83 sayılı Ara Kararı’nda dile getirilen net tavır) ... Bu konuda herhangi bir ihmalkârlığın Sözleşme’nin temel haklarının sağladığı korumayı zayıflatması kabul edilmeyecek ve böyle bir davranış Sözleşme değerleri ve ruhuyla bağdaşmayacaktır (bkz. Soering, yukarıda adı geçen karar, s. 34‑35, § 88); ayrıca, bireysel başvuru hakkının temel önemiyle de çelişecek ve daha da genel olarak, Avrupa kamu düzeninin yapısal bir aracı olarak Sözleşme’nin otoritesi ve etkinliğini zedeleyecektir (bkz. Mamatkulov ve Askarov, yukarıda adı geçen karar, §§ 100 ve 125 ve mutatis mutandis, Loizidou/Türkiye (ilk itirazlar), 23 Mart 1995, § 75, Series A no. 310).
214. Somut davayı yukarıdaki prensipler ışığında değerlendiren Mahkeme, savunmacı Hükümet’e ihtiyati tedbirler bildirilmesini gerektiren bu tür istisnai koşullar tespit ettiğini kaydetmektedir. 7 Aralık 2010 tarihinde savunmacı Hükümet’ten, tarafların menfaati ve Mahkeme huzurundaki yargılamaların usulünce yürütülmesi için, başvurucunun bir sonraki bildirime dek Tacikistan’a iade edilmemesi talep edilmiştir. 16 Aralık 2010 tarihinde Hükümet, Mahkeme’ye, yetkili makamların ikinci bir bildirime dek başvurucunun Tacikistan’a iade edilmemesini garanti etmek için gereken adımları atmış olduğunu bildirmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 5 ve 209). Atılan adımlara rağmen, Kasım 2011’de başvurucu Devlet görevlilerinin dahil olduğu tespit edilen özel bir operasyonla, uçakla Moskova’dan Kocand’a zorla sevk edilmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 202-203).
215. Hükümet bu koşulların ihtiyati tedbirin ihlalini ortaya koyduğunu kabul etmeyerek, başvurucunun Tacikistan’a sevkinin iade prosedürü yoluyla gerçekleşmemiş olduğunu, ki zaten iade prosedürünün Mahkeme’nin 7 Aralık 2010 tarihli kararının ardından derhal durdurulmuş olduğunu dile getirmiştir. Hükümet’in bu savı Mahkeme’yi ikna etmemiştir. İadenin durdurulması amacıyla alınan tedbirler Hükümet’in ihtiyati tedbire uyma yönünde ilk başta sergilediği istekliliğe gösterge oluşturabilirse de, Mahkeme’nin kanaatine göre, Devlet’i başvurucu açısından yaşanan müteakip olaylardaki sorumluluktan kurtarması mümkün değildir. Hükümet’in, bu savında öne sürüyor olabileceği üzere, başvurucunun Tacikistan’a zorla geri gönderilmesinin Mahkeme tarafından somut davada alınan ihtiyati tedbirleri engellemediğini de haklı bir şekilde iddia etmesi mümkün değildir.
216. Mahkeme, somut davadaki ihtiyati tedbirin, başvurucu tarafından talep edildiği ve Mahkeme’nin 7 Aralık 2010 tarihli kararında ifade edildiği üzere, başvurucunun ilgili tarihte Rusya’dan Tacikistan’a gönderilmek üzere olduğu en muhtemel hukuk yolunu oluşturan iade işlemini engellemeyi amaçladığını kabul etmektedir. İhtiyati tedbirin ifadesi, Mahkeme’nin bir Devlet’in 34. madde kapsamındaki yükümlülüklerine uyup uymadığına yönelik analizinde hesaba katılacak unsurlardan biri olmakla birlikte, Mahkeme bildirilen ihtiyati tedbirin yalnızca lafzını değil, ruhunu (bkz. Paladi/Moldova [BD], no. 39806/05, § 91, 10 Mart 2009) ve elbette temel maksadını göz önünde bulundurmalıdır. Somut davada Mahkeme tarafından dile getirildiği üzere –ki Hükümet bundan haberdar olmadığı iddiasında bulunmamıştır– ihtiyati tedbirin tek amacı, başvurucunun Tacik makamları elinde kötü muameleye uğrama yönünde gerçek bir riske maruz kalmasını engellemekti. 30 Ocak 2011 tarihinde davanın Hükümet’e bildirilmesinden ve Mahkeme tarafından önceliğe alınmasından sonra, bu ihtiyati tedbirin amacı veya gerekçesine dair hiçbir şüphe kalması mümkün değildi. Hükümet’in ihtiyati tedbirin ruhunu ve amacını anlamış olduğu, çeşitli ulusal makamlara “başvurucunun sınır dışı edilmesi, iadesi veya başka bir şekilde zorla Tacikistan’a gönderilmesi yönündeki her türlü işlemin” askıya alınması yönünde gönderdiği talimatlarla da gözler önüne serilmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 209). Yetkili makamların 31 Ekim 2011 tarihinde yaşanan beklenmedik olaylara dek neredeyse on bir ay boyunca ihtiyati tedbire harfiyen uymuş olması da, bu tedbirin amacına veya hukuki sonuçlarına dair herhangi bir şüphe bulunmadığını göstermektedir.
217. İhtiyati tedbirlerin Sözleşme sisteminde oynadığı hayati rol sebebiyle, bunlara ilgili Devlet tarafından harfiyen uyulması şarttır. Bu nedenledir ki Mahkeme, başvurucunun varış ülkesine gönderilmesi için başka bir ulusal prosedür kullanılmak suretiyle veya daha da korkutucusu, başvurucunun söz konusu ülkeye açıkça hukuka aykırı bir biçimde keyfi olarak gönderilmesine göz yumulması suretiyle, yetkili makamların somut davadakine benzer bir ihtiyati tedbirin etrafından dolaşmasına mahal verilebileceğini tahayyül edememektedir. Ne var ki, Mahkeme’nin somut davada savunmacı Devlet’in sorumlu olduğunu tespit ettiği durum tam da bu ikinci örneğe girmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 202-203). Devlet bunu yaparak, Mahkeme’nin başvuruyu incelemesi beklenirken mevcut durumu korumaya çalışan ihtiyati tedbirin amacına mani olmuştur. Sonuç olarak, başvurucu Tacikistan’da gerçek bir kötü muamele riski ile karşı karşıya kalmıştır ve Mahkeme’nin başvurucuyu Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki hakkından fiilen ve etkili bir şekilde yararlanmasını sağlaması engellenmiştir.
218. Hükümet ihtiyati tedbire uymasına mani olan herhangi bir objektif engel ortaya koymuş değildir (bkz. Paladi, yukarıda adı geçen karar, § 92). Daha da önemlisi, başvurucunun Moskova’dan Kocand’a giden bir uçağa zorla bindirilmesine göz yuman Devlet görevlilerinden bırakın hesap sormayı, görevlilerin bu keyfi davranışına dair hiçbir açıklama sunmamıştır (bkz. aksi yönde Muminov/Rusya, no. 42502/06, § 44, 11 Aralık 2008). Yetkililer, Mahkeme’nin söz konusu meseleleri ele alıp, kabul edilmesi imkânsız bu tür olayların tekrarlayarak yaşanması sonucunda ortaya çıkan bu kaygı uyandırıcı ve eşi benzeri görülmemiş duruma Hükümet’in dikkatini çekmesinden sonra dahi bu konuyu soruşturmayı reddederek kabul edilemez ısrarını sürdürmüştür (bkz. yukarıdaki paragraf 52).
219. Bu sebepledir ki Mahkeme, Rusya’nın Mahkeme tarafından somut davada İçtüzüğün 39. maddesi uyarınca alınmış ihtiyati tedbire riayet etmeyerek Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna varmaktadır.
...
VII. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
233. Sözleşme’nin 41. maddesi şu hükmü taşımaktadır:
“Mahkeme, Sözleşme’nin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkânı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.”
A. Zarar
234. Başvurucu manevi zarar için 30.000 Euro (EUR) talep etmiştir. Talebinin yüksek miktarını, Tacikistan’a zorla sevkinin ardından uğradığı kötü muameleyle ve Mahkeme tarafından Iskandarov davasında benzer koşullarda hükmedilen miktara atıfla (yukarıda adı geçen karar, § 156) gerekçelendirmiştir.
235. Hükümet her türlü manevi zararın Mahkeme tarafından varılacak bir ihlal tespitiyle tazmin edileceğini öne sürmüştür.
236. Mahkeme 41. maddenin ona gerektiğinde mağdur tarafa uygun gördüğü bir adil tatmin sunma yetkisi tanıdığını hatırlatmaktadır. Somut davada Sözleşme’nin birçok maddesine yönelik ihlaller tespit etmiş olduğunu ve bu ihlallerin çoğunun son derece ciddi ihlaller olarak görülmesi gerektiğini dile getirmektedir. Sonuç olarak, başvurucunun yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilmesi imkânsız manevi zararlara uğramış olduğu inkâr edilemez. Hakkaniyete dayalı bir değerlendirme yapan Mahkeme, başvurucunun manevi zarara ilişkin 30.000 Euro talebini, bu miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, tümüyle kabul edip bu yönde hüküm vermektedir.
...
VIII. SÖZLEŞME’NİN 46. MADDESİNİN UYGULANMASI
242. Sözleşme’nin 46. maddesi şu hükmü taşımaktadır:
“1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.
...”
243. Mahkeme somut davanın Sözleşme tarafından korunan temel haklardan birine –işkence ve kötü muamele yasağı– yönelik birçok ihlal ortaya koyduğunu, bu ihlallerin ne iç hukuk yollarıyla ne de Mahkeme tarafından bildirilen ihtiyati tedbirlerle engellenmemiş olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca, yakın geçmişte savunmacı Devlet’in benzer başka ihlallerinin tespit edilmiş olduğunu ve ihtiyati tedbirler alınmasına ve Hükümet’in bu tedbirlere uyulacağı yönündeki teminatlarına rağmen, başvurucuların kaybolması ve Tacikistan ile Özbekistan’a zorla sevk edilmesi hakkındaki endişe uyandırıcı şikâyetlerin Mahkeme’ye mütemadiyen iletilmeye devam ettiğini de dile getirmektedir.
244. Mahkeme, bilhassa başvurucuların Sözleşme ile bağlı olmayan bir Devlet’in yargılama yetkisi kapsamında olmasından dolayı, ilgili kararların icra sürecinde doğabilecek güçlüklerin tümüyle farkındadır. Yani, adil tatmin tazminatlarının ödenmesi ve başvurucuya yönelik diğer telafi tedbirlerinin alınması gibi çeşitli icra konularında sıkıntılar doğabilecektir. Mahkeme, ileride benzeri ihlaller yaşanmasını önleyecek genel tedbirlerin ve bu tedbirlerin tespitine ve alınmasına ilişkin olası soru işaretlerinin önemini de yabana atmamaktadır.
245. Mahkeme bu bağlamda, son on yıldır Sözleşmeci Devletler tarafından sürekli olarak, ilgili Devlet’in kararın icrasına yönelik temelde yatan sorunları ve gereken tedbirleri tespit etmesine yardımcı olacak yolları göstermesi için fırsatları değerlendirmesinin teşvik edilmekte olduğuna da işaret etmektedir (bkz. özellikle 12 Mayıs 2004 tarihli ve Res(2004)3 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın Interlaken, İzmir ve Brighton konferanslarında kabul ettiği Deklarasyonlar). Bu nedenledir ki Mahkeme, içtihadını pilot-karar prosedürü aracılığıyla ve başka şekillerde bu yönde geliştirerek, Sözleşme’nin 46. maddesinin usulünce ve etkili bir şekilde uygulanması için Sözleşmeci Devletlere ve Bakanlar Komitesi’ne yardımcı olmaktadır. Mahkeme’nin kanaatine göre, belirli bazı tür davalarda kendisinin bu konuda katkı sunması yönünde yoğun bir ihtiyaç bulunmaktadır.
246. Mahkeme, yukarıda yer alan mülahazalar ışığında ve bilhassa, somut kararla tespit edilen ihlallerin niteliğini, yakın tarihli başka davalarda benzer ihlallerin tekrarlanmasını ve kararın icrasında ortaya çıkabilecek sorunları göz önüne alarak, somut davayı Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamında incelemeyi uygun bulmaktadır.
A. Genel prensipler
247. Mahkeme, Sözleşme’nin 46. maddesinin, 1. madde ışığında yorumlandığında, savunmacı Devlet’e, Bakanlar Komitesi’nin nezareti altında, başvurucunun Mahkeme tarafından ihlal tespitinde bulunulan hakkını güvence altına almak için uygun genel ve/veya bireysel tedbirleri uygulamaya koyma yönünde bir yasal yükümlülük getirdiğini tekrar hatırlatmaktadır. Bu tedbirler başvurucunun konumunda bulunan diğer kişiler açısından da alınarak, bilhassa Mahkeme’nin tespitlerine yol açmış bulunan sorunların çözümü hedeflenmelidir. Bu yükümlülük Mahkeme kararlarının icrasının denetlenmesi sürecinde Bakanlar Komitesi tarafından mütemadiyen vurgulanmaktadır (bkz. Burdov/Rusya (no. 2), no. 33509/04, § 125, ECHR 2009, başka atıflarla birlikte).
248. Karara cevaben alınması gereken bireysel tedbirler söz konusu olduğunda, bunların öncelikli amacı restitutio in integrum’un (eski hale iade), yani Sözleşme ihlaline son verilmesi ve bu ihlalin sonuçlarının mümkün olduğu kadarıyla ihlalden önce mevcut olan durumun yeniden tesisini sağlayacak şekilde onarılmasının sağlanmasıdır (bkz. Piersack/Belçika (50. madde), 26 Ekim 1984, § 11, Series A no. 85 ve Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan (50. madde), 31 Ekim 1995, § 34, Series A no. 330‑B). Bu yükümlülük, uluslararası hukukta yer alan ve bir haksız fiilden sorumlu olan Devlete, eski hale iadenin “maddi olarak imkânsız” olmaması ve “tazminat yerine eski hale iadeden elde edilecek faydanın, orantısız bir yük içermemesi” kaydıyla, haksız fiilden önce var olan durumun yeniden tesisini içeren eski hale iade yükümlülüğü getiren prensipleri yansıtmaktadır (Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun Devletlerin Uluslararası Haksız Fiillerden Doğan Sorumluluğu Maddeleri, 35. madde). Başka bir deyişle, eski hale iade kural olmakla birlikte, sorumlu Devlet’in –tamamen veya kısmen– bu yükümlülükten muaf tutulduğu durumlar olabilmektedir; ancak bunun için söz konusu durumların geçerli olduğunu kanıtlayabilmesi gerekmektedir (bkz. Verein gegen Tierfabriken Schweiz (VgT)/İsviçre (no. 2) [BD], no. 32772/02, § 86, ECHR 2009). Devletler hukuk sistemlerini ve yargı usullerini bu sonuca ulaşılabilecek şekilde düzenlemelidir (bkz. a.g.k., § 97 ve Bakanlar Komitesi’nin (2000)2 sayılı Tavsiye Kararı).
249. Yukarıdaki uluslararası hukuk prensipleri ve savunmacı Devlet tarafından sunulan bilgiler ışığında, savunmacı Devlet’in ihlalden önce var olan durumu mümkün olduğunca yeniden tesis etme yükümlülüğüne iyi niyetle uyup uymadığını değerlendirmek, Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamında hareket eden Bakanlar Komitesi’ne düşmektedir. Savunmacı Devlet prensip olarak bu yükümlülüğe uyma yollarını seçmekte özgür olmakla birlikte, seçilen yolların Mahkeme kararında dile getirilen sonuçlarla bağdaşır nitelik taşıyıp taşımadığını değerlendirmek de Bakanlar Komitesi’ne düşmektedir (bkz. Scozzari ve Giunta, yukarıda adı geçen karar, § 249 ve Verein gegen Tierfabriken Schweiz (VgT), yukarıda adı geçen karar, §§ 241-242). Aynı şey, savunmacı Devlet’in Mahkeme kararıyla tespit edilen ihlale yol açan sorunu çözmek için genel tedbirler alma yükümlülüğüne uyup uymadığını değerlendirmek açısından da geçerlidir.
B. Somut karara uymak için alınacak tedbirler
1. Adil tatminin ödenmesi
250. Başvurucunun Tacikistan’da devam eden tutukluluğu göz önüne alındığında, Mahkeme öncelikle, savunmacı Devlet’in adil tatmini ödeme yükümlülüğünü nasıl yerine getireceğiyle ilgilenmektedir. Mahkeme, savunmacı Devlet dışına çıkarıldıktan sonra erişilmez hale gelen başvurucuları içeren benzer durumlarla daha önce karşılaşmış bulunmaktadır. Bu davaların bir kısmında Mahkeme, Savunmacı Devlet’in başvurucular, temsilcileri ve Bakanlar Komitesi arasındaki kolaylaştırıcı temaslarla adil tatmin ödemesini güvence altına alması gerektiğini dile getirmiştir (bkz. Muminov/Rusya (adil tatmin), no. 42502/06, § 19 ve hüküm kısmının (c) noktası, 4 Kasım 2010 ve Kamaliyevy/Rusya (adil tatmin), no. 52812/07, § 14 ve hüküm kısmının 1(c) noktası, 28 Haziran 2011). Mahkeme diğer davalarda ise, tazminatların başvurucular adına emaneten başvurucuların temsilcileri tarafından muhafaza edilmesini emretmiştir (bkz. Hirsi Jamaa ve diğerleri/İtalya [BD], no. 27765/09, § 215 ve hüküm kısmının 12. noktası, ECHR 2012 ve Labsi/Slovakya, no. 33809/08, § 155 ve hüküm kısmının 6. noktası, 15 Mayıs 2012).
251. Somut davaya dönülecek olursa, Mahkeme, başvurucunun Tacikistan’a sevkinin ardından, kendisi ile Mahkeme huzurundaki temsilcileri arasında dolaylı da olsa birtakım temasların meydana geldiğini gözlemlemektedir. Bu durum ışığında ve başvurucunun Tacikistan’daki son derece savunmasız durumu sebebiyle, Mahkeme kendisine adil tatmin yoluyla ödenmesine hükmedilen miktarın onun adına temsilcileri tarafından emaneten muhafaza edilmesini uygun görmektedir.
2. Başvurucuya yönelik diğer telafi tedbirleri
252. Ancak Mahkeme, somut karara uyma yükümlülüğünün 41. madde kapsamında hükmedilen parasal tazminatın ödenmesiyle sınırlı olamayacağı, parasal tazminatın yalnızca bir ihlalin başka şekilde telafi edilmesi imkânsız olan sonuçlarına dair bir tazmin oluşturmayı amaçladığı görüşündedir (bkz. Scozzari ve Giunta, yukarıda adı geçen karar, § 250). Adil tatmin ödemesinin yanı sıra başka bireysel tedbirler alma yükümlülüğü, başvurucuların Sözleşme ile korunan bölgenin dışına çıkartılmaları sonucunda haklarının ihlal edildiği benzer davalarda Sözleşme organları tarafından halihazırda teyit edilmiş bulunmaktadır (bkz. örneğin Hirsi Jamaa ve diğerleri, yukarıda adı geçen karar, § 211; Al-Saadoon ve Mufdhi/Birleşik Krallık, no. 61498/08, § 171, ECHR 2010 (alıntılar); ve Bakanlar Komitesi’nin adı geçen son davada verdiği CM/ResDH(2012)68 sayılı Karar ve yukarıdaki paragraf 121-124‘te atıf yapılan kararları).
253. Başvurucunun savunmacı Devlet’in yargılama alanı dışında kalmasının, savunmacı Devlet’in başvurucuya ulaşıp yararına telafi tedbirleri almasını güçleştirdiği öne sürülebilir. Ancak bu durum, tek başına, savunmacı Devlet’i tespit edilen ihlale son vermek ve bu ihlalin sonuçlarını tazmin etmek amacıyla kendi yetkisi dahilindeki tüm tedbirleri alma yönündeki hukuki yükümlülüğünden kurtaracak bir durum değildir. Gereken özel tedbirler her bir olayın hususiyetine bağlı olarak değişiklik gösterebilirse de, karara uyma yükümlülüğü, savunmacı Devlet’in, Bakanlar Komitesi’nin denetimi altında, Mahkeme’nin ihlal edilmiş olduğunu tespit ettiği başvurucu hakkının mümkün olan en azami oranda güvence altına alınması için gerekli olabilecek hukuki, diplomatik ve/veya pratik araçları iyi niyetle saptamasını ve kullanmasını emretmektedir.
254. Mahkeme’nin görüşüne göre, somut davadaki tespitler böyle adımların atılmasını gerektirmektedir. Uluslararası hukukta ve uluslararası ilişkilerde yaşanan son gelişmeler, savunmacı Devlet’in başvurucuyu yabancı bir yargılama alanında yaşamına ve sağlığına yönelik var olan risklere karşı korumak amacıyla somut iyileştirici tedbirler almasını imkânsız kılmamaktadır (bkz. örnek maksadıyla, Al-Saadoon ve Mufdhi, yukarıda adı geçen karar, § 171 ve Bakanlar Komitesi’nin 8 Mart 2012 tarihli ve CM/ResDH(2012)68 sayılı Kararı; Othman (Abu Qatada), yukarıda adı geçen karar, §§ 23-24 ve 194-205; ayrıca bkz. Rusya tarafından Garabayev/Rusya, no. 38411/02, §§ 34-35, 7 Haziran 2007 davasında başvurucunun Türkmenistan’dan iadesini sağlamak için alınan tedbirler.) Bu tür tedbirlerin alınması, somut davada başvurucuya bizzat Rus makamları tarafından geçici sığınma tanınmış olması ışığında daha da elzemdir. Savunmacı Devlet’in, Mahkeme tarafından tespit edilen usuli ihlallerin giderilmesi amacıyla söz konusu olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütmek gibi tamamen kendi yargılama alanı içerisinde yer alan bireysel tedbirleri alması yolu evleviyetle açıktır (bkz. örnek maksadıyla, Muminov/Rusya davasında Mahkeme tarafından bildirilen ihtiyati tedbirlere uymaması nedeniyle bir Devlet görevlisine karşı başlatılan işlemler, yukarıda adı geçen karar, § 44).
255. Bu nedenledir ki Mahkeme, başvurucuya ilişkin olarak bu tür tedbirlerin alınması amacıyla gerekli araçlardan ve usullerden yararlanmasının Rusya Federasyonu’na düşen bir ödev olduğu düşüncesindedir. Bu amaca ulaşmak için mevcut olan araçların çeşitliliği ve söz konusu meselelerin niteliği göz önüne alındığında, Bakanlar Komitesi, alınması gereken özel tedbirleri değerlendirmek açısından Mahkeme’den daha iyi bir konumdadır. Dolayısıyla, savunmacı Devlet tarafından sağlanan bilgilere dayanarak ve başvurucunun gelişmekte olan durumu çerçevesinde, Mahkeme tarafından tespit edilen ihlallere yönelik mümkün olan azami iyileştirmeyi sağlamak için münasip, vakitli, yeterli ve elverişli olan tedbirlerin alınmasını denetleme görevi Bakanlar Komitesi’ne bırakılmalıdır.
3. Benzer ihlalleri engellemek için genel tedbirler
256. Konuyu Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamında inceleyen Mahkeme, tespit edilenlere benzer yeni ihlallerin engellenmesi için genel tedbirler alınması ihtiyacını vurgulamanın özel bir önem taşıdığını düşünmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, somut davada incelenen olayların münferit bir olay olarak görülemeyeceğini büyük bir endişeyle kaydetmektedir. Mahkeme, başvurucunun kimliği belirsiz kişilerce kaçırılması ve Tacikistan’a sevk edilmesi sebebiyle Rusya Federasyonu’nu 3. maddeye yönelik bir ihlalden ötürü sorumlu bulduğu Iskandarov davasında verdiği karardan beri (yukarıda adı geçen karar), bu türden mükerrer olaylarla karşı karşıya geldiğini tekrarlamaktadır. Mahkeme, başvurucunun çok benzer koşullar altında Moskova’da kaçırılarak Tacikistan’a giden bir uçağa zorla bindirildiği Abdulkhakov davasında hem 3. maddeye hem de 34. maddeye yönelik bir ihlal tespit etmiş bulunmaktadır (bkz. Abdulkhakov, yukarıda adı geçen karar, §§ 124-127). Daha yakın bir tarihte, farklı koşullar altında olmakla birlikte, bir başka başvurucunun St Petersburg’tan Özbekistan’a zorla gönderilmesinden ötürü aynı ihlal tespitlerinde bulunmuştur (bkz. Zokhidov/Rusya, no. 67286/10, §§ 128-142 ve 201-211, 5 Şubat 2013, henüz kesinleşmemiştir). Mahkeme’nin listesinde bu türden daha birçok şikâyet yer almaktadır ve daha da endişe uyandıran bir husus olarak, bu davaların bir kısmı Mahkeme Başkanı tarafından Rus Hükümeti’ne gönderilen bir uyarı mesajının (yukarıdaki paragraf 52) ve hatta Bakanlar Komitesi tarafından bu konuda alınan yakın tarihli kararların ardından (bkz. yukarıdaki paragraf 121-124) meydana gelen benzer olaylarla ilgilidir.
257. Somut kararda varılan tespitler, mükerrer kaçırılma ve ardından kanuni prosedürün kasıtlı olarak engellenmesi suretiyle varış ülkesine sevk edilme –Mahkeme tarafından bildirilen ihtiyati tedbirlere aykırı olarak– olaylarının hukukun üstünlüğü ilkesinin açıkça hiçe sayıldığı görüşünü desteklemekte ve birtakım Devlet yetkililerinin Rus hukuku ve Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı bir uygulama geliştirmiş olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Böyle bir durum Rus ulusal hukuk düzeni, Sözleşme sisteminin etkinliği ve Mahkeme’nin otoritesi üzerinden son derece ciddi etkiler yaratmaktadır.
258. Bakanlar Komitesi’nin kararlarından, bu durumun Hükümet açısından da “büyük bir endişe kaynağı” olduğu ve söz konusu olayları ele alıyor oldukları görülebilmektedir. Bakanlar Kurulu’nun ilgili kararları, örneğin, Başsavcılığa, Soruşturma Komitesi’ne, İçişleri Bakanlığı’na, Federal Göçmenlik Bürosu’na ve Cezaların İnfazına yönelik Federal Hizmet Bürosu’na dağıtılmıştır. Hükümet ayrıca, ilgili davalar bağlamında hem Bakanlar Komitesi’ne hem de Mahkeme’ye Rusya’daki olaylarla ilgili “izleme sonuçlarını sunma taahhüdünde” bulunduğunu dile getirmiştir (bkz. yukarıdaki paragraf 122-123).
Ne var ki, Mahkeme’nin yukarıda yer alan tespitleri, somut davada tatmin edici bir izleme çalışması yürütülmediğini ve daha genel anlamıyla, belirleyici nitelikteki genel tedbirlerin halen ilgili Devlet yetkilileri tarafından alınmayı beklediğini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu tedbirler arasında, iade ve sınır dışı olaylarında iç hukuk yollarının iyileştirilmesi, bu konuda her türlü Devlet işleminin hukuka uygunluğunun sağlanması, potansiyel mağdurlara Mahkeme tarafından alınan ihtiyati tedbirler uyarınca etkili koruma sağlanması ve bu tedbirlere yönelik her türlü ihlale veya benzeri hukuka aykırı işleme karşı etkili soruşturma yürütülmesi yer almalıdır.
259. Mahkeme, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi tarafından 14 Haziran 2012 tarihli ve 11 sayılı Kararla ulusal içtihatta kaydedilen yakın tarihli önemli gelişmeyi görmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 76). Bu gelişme Mahkeme içtihadıyla paralellik arz etmekte ve Sözleşme organları tarafından uzun süredir tüm Sözleşmeci Devletler açısından teşvik edilen, iade ve sınır dışı davalarında iç hukuk yollarının iyileştirilmesi görüşünü tam anlamıyla desteklemektedir (bkz. en son kararlar arasında, Büyük Daire’nin De Souza Ribeiro/Fransa davasındaki görüşü, yukarıda adı geçen karar, § 82; ayrıca bkz. Bakanlar Komitesi’nin iç hukuk yollarının iyileştirilmesine dair Rec(2004)6 sayılı Tavsiye Kararı ve sığınma talebi reddedilen kişilerin etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkına dair R(98)13 sayılı Tavsiye Kararı). Mahkeme, Yüksek Mahkeme kararının tüm Rus mahkemeleri tarafından titizlikle uygulanması halinde yargının somut kararda eleştiri konusu yapılan kusurları önlemesinin sağlanacağına (bkz. paragraf 161-165) ve ayrıca, yargı süreci içerisinde Sözleşme şartlarını doğrudan uygulamaya geçiren bir ulusal içtihadın yaratılacağına inanmaktadır (bkz. en son örnekler arasında, ulusal mahkemelerin kararları Kulevskiy/Rusya davasında incelenmiştir, (dec), no. 20696/12, §§ 18 ve 36, 20 Kasım 2012). Mahkeme, genel kaza yetkisine sahip mahkemeler tarafından atılmakta olan adımların Rus Anayasa Mahkemesi tarafından iade konularında geliştirilen önemli içtihatları ve Bakanlar Komitesi’nin kararlarında yansımasını bulduğu üzere, başka seviyelerde alınan pozitif tedbirleri yansıttığını kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 123-124). Bu bilgiler ışığında, Mahkeme’nin, başvurucuların kendilerini kovuşturmaya çalışan Devletlere hukuka aykırı bir şekilde gönderilmesi sonucunda ulusal hukuk mekanizmalarının açıkça engellendiği durumlarla karşılaşması daha da tedirgin edici olmaktadır. Bu hukuka aykırılığın tekrarı, Sözleşme sisteminin tümüyle itibar ettiği iç hukuk yollarının etkililiğini ortadan kaldırabilecek güçtedir (karşılaştırınız Al-Saadoon ve Mufdhi, yukarıda adı geçen karar, § 166). Mahkeme’nin görüşüne göre, Devlet’in somut karar kapsamındaki yükümlülükleri, bu mükerrer sorunun gecikmeksizin çözülmesini gerektirmektedir.
260. Kabulü böylesi imkânsız olaylar hakkında etkili bir iç soruşturma yürütülmemesi, somut kararla ortaya konulduğu üzere, daha da ağır endişeler uyandırmaktadır. Sözleşme’nin bu türden her olaya dair etkili ve acil bir soruşturma yürütülmesi şartı, doğrudan Mahkeme’nin geniş içtihatlarından kaynaklanmakta ve özellikle, bu tür olaylara göz yumulmayacağı yönünde açık bir mesaj verilmesi amacıyla faillerden hesap sorulması gerektiğini ısrarla vurgulayan Bakanlar Komitesi ile Parlamenterler Meclisi’nin tutarlı tavrından destek bulmaktadır (bkz. 1571 (2007) sayılı Meclis Kararı ve yukarıda geçen CM/Res(2010)25 sayılı Bakanlar Komitesi Kararı). Mahkeme, ne somut vakada ne de son on sekiz ay içerisinde ortaya çıkan diğer benzer vakalarda böyle bir mesaj gönderilmiş olduğunu kaydetmektedir.
261. Yukarıda yer alan mülahazalar, Mahkeme’yi, 46. maddeden doğan yükümlülüğün, somut karar tarafından ortaya konan sorunları çözmek için gerekebilecek her türlü tedbir de dahil olmak üzere, savunmacı Devlet tarafından alınacak acil ve sert tedbirleri gerektirdiği sonucuna yöneltmektedir. İade konularında iç hukuk yollarının daha fazla geliştirilmesi ve hukuka aykırı bir şekilde etrafından dolanılmasının engellenmesine yönelik yukarıda bahsi geçen ihtiyacın yanı sıra, somut karara cevap niteliğindeki genel tedbirler alınarak başka iki önemli hususun da ele alınıp, bunlara karşılık gelen iki amacın güdülmesi gerekmektedir.
262. Birincisi, içinde bulundukları son derece savunmasız durum göz önüne alındığında, Mahkeme’nin haklarında ihtiyati tedbir almış olduğu başvuruculara Devlet tarafından yalnızca hukuken değil, pratikte de etkili koruma sağlanmalıdır. Olağan hukuki çerçeve tarafından sağlanan genel korumanın somut olay gibi olaylarda sık sık aksaması nedeniyle, söz konusu başvurucuların hukuka aykırı bir şekilde kaçırılıp, usulsüz bir şekilde ulusal toprakların ve Rus mahkemelerinin yargılama yetkisinin dışına çıkartılmasına karşı acil ve etkili korumadan yararlanmasını sağlamak için hem önleyici hem de koruyucu fonksiyonlara sahip uygun bir mekanizmanın işlerlik kazanması gerekmektedir. Böyle bir mekanizmanın gerekliliği bilhassa, hukuka aykırı biçimde zorla sevkin veya sınır dışının halihazırda vuku bulmuş olduğu Devletler tarafından istenen başvurucular açısından ivedidir. İhtiyati tedbirlerle güdülen istisnai amaç ve bu tedbirlere yönelik herhangi bir ihlalin yol açacağı ağır ve telafisi imkânsız zarar olasılığı göz önüne alındığında, getirilecek her türlü özel mekanizmanın, uygun bir seviyede yer alan ve ihtiyati tedbirlere yönelik kasıtlı olarak yahut yanlışlıkla meydana gelebilecek her türlü ani ihlalin önlenmesi için kısa sürede müdahale edebilecek yetkili bir kolluk görevlisi tarafından yakından izlenmesi gerekmektedir. Başvuruculara ve hukuki temsilcilerine, her türlü acil durumdan haberdar edebilmeleri ve acil koruma isteyebilmeleri için söz konusu Devlet görevlilerine kolay erişim imkânı sağlanmalıdır.
263. İkincisi, Sözleşme sisteminde ihtiyati tedbirlerin taşıdığı hayati rol ve dolayısıyla Taraf Devletlerin bu tedbirlere uymasına yüklenen azami önem (bkz. yukarıdaki paragraf 211-213) sebebiyle, Devlet’in, mevcut prosedürlerin istenen sonuçları vermemesi halinde, bu tedbirlere yönelik her ihlal vakasına dair etkili soruşturma sağlayacak uygun prosedürlerden ve kurumsal düzenlemelerden yararlanması gerekmektedir. Söz konusu soruşturmaların gereken titizlikle ve aranan kalite standardıyla gerçekleştirilmesini sağlamak için bunların uygun bir resmi seviyede yakından izlenmesi de talep edilmektedir.
264. Mahkeme, yukarıda belirtilen iki özel hususa vurgu yapmakla birlikte, genel tedbirler alınmasına dair diğer yolları da dışlamamaktadır; ki bu yollardan bir kısmı halihazırda Avrupa Konseyi metinlerinde açıklanmış durumdadır (bkz. yukarıdaki paragraf 108-114). Ancak tüm bu konulara dair detaylı bir değerlendirme, birçok hukuki, idari, pratik ve güvenlik meselesi içermesi sebebiyle, Mahkeme’nin yargısal fonksiyonu dışına taşmaktadır. Bu nedenledir ki Mahkeme bu aşamada, yukarıda dile getirilen göstergelerin somut kararın Bakanlar Komitesi denetiminde uygun biçimde icrasını sağlamaya yardımcı olacağı düşüncesiyle, özel talimatlar vermekten kaçınacaktır (bkz. mutatis mutandis, Burdov (no. 2), yukarıda adı geçen karar, § 137 ve Ananyev ve diğerleri/Rusya, no. 42525/07 ve 60800/08, § 194, 10 Ocak 2012). İlgili Sözleşme haklarını güvence altına almak için Bakanlar Komitesi’ne somut adımlar önermek Rus makamlarına, önerilen tedbirlerin etkinliğini değerlendirip, daha sonrasında bunların işbu kararla vurgulanan Sözleşme şartlarına uygun bir şekilde hayata geçirilmesini takip etmek ise Bakanlar Komitesi’ne düşmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurucunun Tacikistan’da kötü muameleye uğrama riski, bu bağlamda etkili hukuk yollarının bulunmaması ve başvurucunun tutukluluğunun yargısal incelemesinde yaşanan gecikmeler ile ilgili şikâyetlerin kabuledilebilir olduğunu ve başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğunu beyan etmeye;
2. Yetkili makamların, başvurucunun Moskova’dan Tacikistan’a zorla sevkini engelleyerek başvurucuyu gerçek ve yakın işkence ve kötü muamele riskine karşı korumaması, bu olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi ve söz konusu operasyona Devlet görevlilerinin dahli sebebiyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Savunmacı Devlet’in Mahkeme tarafından bildirilen ihtiyati tedbirlere uymaması sebebiyle Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlal edildiğine;
...
6. (a) Savunmacı Devlet’in başvurucuya, Sözleşme’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aşağıdaki miktarları ödemesine:
(i) manevi zararı için, 30.000 EUR’yu (otuz bin Euro), miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte ödemesine ve bu meblağın başvurucu adına emaneten başvurucunun Mahkeme huzurundaki temsilcileri tarafından muhafaza edilmesine;
...
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddeleri uyarınca 25 Nisan 2013’te yazılı olarak ilan edilmiştir.
Søren NielsenIsabelle Berro Lefèvre
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadelerin kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case–law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non–commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle–ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci–dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante: publishing@.
[1] Editör notu: Ben Khemais/İtalya (no. 246/07, 24 Şubat 2009)
Full & Egal Universal Law Academy