AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞEKER / TÜRKİYE
(Başvuru No. 275/12)
KARAR
STRAZBURG
26 Mart 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Şekli değişikliklere tabi olabilir.
Şeker / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque
Hâkimler
Stéphanie
Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 5 Mart 2019 tarihinde, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Muhsin Şeker’in (“başvuran”) 5 Aralık 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 275/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Özellikle, başvuran Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olan kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiş ve yerel makamların bu bağlamda etkin bir soruşturma yürütmediklerinden şikâyet etmiştir.
4. Başvuru, 22 Mayıs 2017 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1986 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir.
6. Başvuran, 27 Eylül 2006 tarihinde, idari bir işlemde bulunmak için İstanbul Zeytinburnu Polis Karakoluna gitmiştir. Söz konusu işlem için gerekli olan belgelere ilişkin anlaşmazlık sonucunda, başvuran ile polis memurları arasında bir tartışma meydana gelmiştir.
7. Başvuran, olayların anlatımını şu şekilde sunmaktadır: Polis Memuru S.A., sağ yanağıma bir yumruk attı; bazı polis memurları bizi ayırmak için tarafımıza doğru yöneldiler; diğer polis memurları beni darp etti, sırtıma ve omuzlarımıza cop ile vurarak beni yere düşürdüler; ardından kelepçe takıp üç saat tutulduğum bir hücreye yerleştirildim.
8. Sekiz polis memuru tarafından aynı gün düzenlenen tutanakta olaylar şu şekilde sunulmaktadır: başvuran, bir polis memuruyla tartıştığı ve hakaret ettiği gerekçesiyle, karakolda görevli olan polis memurları tarafından etkisiz hale getirildi, bir bilgisayara zarar vermeye çalıştı ve karakolun altını üstüne getirdi; başvuran ardından karakolda bulunan hücrelerden birine yerleştirildi.
9. Karakolda mevcut bulunan ve polisler tarafından alınan olayın gördü tanıkları olan üç vatandaşın ifadeleri bu tutanağı onaylamaktadır.
10. İlgili, yine 27 Eylül 2006 tarihinde, Zeytinburnu Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. İlgili, bu nedenle, polisler tarafından darp edildiğini ve hakarete uğradığını belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından dinlendiği sırada, şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.
11. Başvuran, aynı gün, adli tıp kurumu tarafından muayene edilmiştir. Yaraların tespit edildiği düzenlenen sağlık raporu şu şekildedir:
“sol gözde konjonktival hepiremi, sağ göz kapağında 2 x 1 cm’lik bir hepiremi, sağ kaşın üzerinde 3 cm’lik bir çizik, burun ucunda 1 x 0,5 cm’lik bir ekimoz, sağ dirsekte 2 x 1 cm’lik bir ekimoz, boynun önünde 1 x 1 cm’lik bir ekimoz, çenenin ve boynun sağ tarafında 4 x 2 cm’lik bir ekimoz, sırtın ortasında 5 x 5 cm’lik bir ekimoz ve sırtın sağ tarafında 6 cm’lik bir çizik. “
12. Aynıca bu raporda, başvuranın yaralarının basit tıbbi tedavilerle iyileşebilir olduğu ve ilgilinin hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtilmiştir.
13. Başvuran, 27 Eylül 2006 tarihinde, İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi Oftalmoloji Bölümünde muayene edilmiştir. Söz konusu muayeneyi yapan doktor, ilgilide konjonktival çizgide bir hepiremi alanı, sağ gözde retina ödemi ve nazal ve sol gözün temporal kadranda subkonjonktival bir hepiremi bulunduğunu tespit etmiştir.
14. İlgili, 28 Eylül 2006 tarihinde, İstanbul Cerrapaşa Hastanesine gitmiştir. Aynı gün düzenlenen sağlık raporuna göre, ilgilide alın bölgesinde bir abrazyon ve sol gözde konjonktival bir hepiremi bulunmaktadır.
15. Başvuran, 2 Ekim 2006 tarihinde, kötü muamele nedeniyle, Bakırköy Cumhuriyet savcısı (“savcı”) nezdinde suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, şikâyetinde karakolun güvenlik kamera kayıtlarının gösterilmesini talep etmektedir.
16. Savcı, 21 Kasım 2007 tarihinde, Zeytinburnu Polis Karakolundan başvuran tarafından belirtilen polis memurlarının sorgulanması için karakolda hazır bulunmalarına karar vermiştir.
17. Katalog üzerinden eşkâl teşhisi, 19 Şubat 2008 tarihinde, yapılmıştır. Başvuran, hiçbir polis memurunu teşhis edememiştir.
18. Polis Memuru S.A., 5 Haziran 2008 tarihinde, savcı tarafından dinlenmiştir. İlgili, hakkında suçlamaları kabul etmemiştir. İlgili, başvuranın özellikle kendisine karşı saldırgan bir tavrı olduğunu ve karakol personelinin başvuranı etkisiz hale getirmek için müdahale etmek durumunda kaldığını iddia etmiştir.
19. Savcı, 6 Haziran2008 tarihinde, başvuranın yaralarının karakolda bir polis memuruyla tartışması ve bu karakolu alt üst etmesi nedeniyle, polisin ilgiliyi etkisiz hale getirmek için güç kullanmak durumunda kaldığı gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, söz konusu yaraların başvuranın belirttiğine tekabül eden darp izlerine neden olabilecek lezyonlardan daha hafif olduğunu değerlendirmiştir. Dolayısıyla, savcı, suçlanan polislerin kanun tarafından öngörülen güce başvurma sınırını aşmadıkları sonucuna varmıştır.
20. Başvuran, 7 Ekim 2010 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında itirazda bulunmuştur. Başvuran, Cumhuriyet savcısının karakolun güvenlik kameralarının kayıtlarını incelemeksizin kararını verdiğini iddia etmiştir. Ayrıca, başvuran Polis Memuru S.A.’ye hiçbir şekilde saldırmadığını, bir bilgisayarı devirmeye veya belgeleri yere atmaya çalışmadığını belirtmiştir. Ayrıca, başvuran eşkâl teşhisinin olaylardan çok daha sonra meydana geldiğini ve suçladığı polislerin eşkâllerinin teşhis edilmesi için kendisine gösterilerin fotoğrafların, ilgilileri teşhis etmek için çok eski olduğunu dile getirmiştir.
21. Savcının kararı, 6 Haziran 2010 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.
22. Mevcut durumda, Polis Memuru S.A. hakkında bir disiplin soruşturması başlatılmıştır. Bu disiplin soruşturması sonucunda, 21 Kasım 2006 tarihinde, ilgili hakkında bir ceza kararı verilmemesine hükmedilmiştir.
23. Başvuranın, 19 Ocak 2012 tarihinde, bir polis memuruna hakaret suçundan erteli adli para cezasına mahkûm edilmesine karar verilmiştir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuran, Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerini ileri sürerek, karakolda kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmekte ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın, özellikle güvenlik kamera kayıtlarının talep edilmediği gerekçesiyle, etkin olmadığından, ilgili polislerin eşkâllerinin teşhis edilmediğinden ve soruşturma süresinin aşırı uzunluğundan şikâyet etmektedir.
25. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemekte ve yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın tespitlerine atıfta bulunmaktadır.
26. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
27. Mahkeme, bir şikâyetin iki unsurdan oluştuğunu hatırlatmaktadır: olgusal iddialar ve hukuki argümanlar. (Hâkim hukuku kendiliğinden uygular ilkesi) jura novit curia ilkesi gereğince, Mahkeme Sözleşme ve Protokolleri uyarınca, bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı değildir ve başvuran tarafından ileri sürülen maddelerinden başka, Sözleşme maddeleri veya hükümleri alanında bir şikâyeti inceleyerek, söz konusu şikâyetin olaylarına verilecek olan hukuki nitelendirmeye karar verebilmektedir Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, başvuranın şikâyetlerinin, yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Sözleşme’nin 3. maddesinde şu şekilde öngörülmektedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. “
28. Mahkeme, bu konuda genel ilkeler için, El-Masri /Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve195-198, AİHM 2012) ve Bouyid /Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
29. Somut olayda, başvuranın bedeninde tespit edilen lezyonların (yukarıda 11. paragraf), Sözleşme’nin 3. maddesinin söz konusu edilmesine imkân sağlayan önem seviyesine ulaştığı konusunda hiç kimse itiraz etmemektedir (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 88, AİHM 2010).
30. Hâlbuki Mahkeme, bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığında, kişinin davranışıyla mutlak gerekli olmaz iken fiziksel gücün kullanılmasının, insan onurunu zedelediğini ve genellikle Sözleşme’nin 3. maddesinde güvence altına alınan hakkı ihlal ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Bouyid, § 88 ve Vatandaş/Türkiye, No. 37869/08, § 34, 15 Mayıs 2018).
31. Mahkeme, savcının kararına göre, başvuranı etkisiz hale getiren polis memurlarının güç kullanmak durumunda kaldığını tespit etmektedir (yukarıda 19. paragraf). Bununla birlikte, Mahkeme başvuran tarafından talep edilen güvenlik kamera kayıtları hakkında hiçbir adımın atılmadığını ve eşkâl teşhisin geç yani ileri sürülen olaylardan bir buçuk yıl sonra yapıldığını tespit etmektedir (yukarıda 17. paragraf). Ardından Mahkeme, savcının yalnızca bir polis memurunu sorguladığını ve tartışmaya karışan diğer polis memurlarının veya olay hakkında tutanağı imzalayanların her hangi bir nedenle sorgulanmadığını tespit etmektedir. Hâlbuki, bu tür bir dinlenme, sağlık raporlarında somut olayda olduğu şekliyle, birçok lezyonun mevcut bulunduğu şeklinde belirtildiğinde, gerekli görülebilmektedir (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 98, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996‑VI, Okkalı /Türkiye, No. 52067/99, § 65, AİHM 2006‑XII (özetler) ve Mehmet Fidan/Türkiye, No. 64969/10, §§ 46‑49, 16 Aralık 2014).
32. Bu nedenle, savcı hiçbir şekilde olayın somut koşullarına yönelmemekte öyle ki güce başvurulmasının gerekli olup olmadığının tespit edilmesi ve ardından kullanılan bu gücün orantılılığının meşru bir amaç izleyip izlemediğinin değerlendirilmesi için hiçbir objektif değerlendirme yapılmamıştır.
33. Bu koşullarda, Mahkeme, Hükümetin ilgilinin bedeninde tespit edilen yaraların nedeniyle ilgili olarak makul bir açıklama yapmadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. I. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. “
35. Başvuran, hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayasıyla, Mahkeme, bu bağlamda başvurana bir tutar ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 26 Mart 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy