AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SELAHATTİN DEMİRTAŞ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 21321/21)
KARAR
STRAZBURG
27 Mayıs 2025
İşbu karar kesin olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Selahattin Demirtaş / Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Péter Paczolay,
Anja Seibert-Fohr
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 1973 doğumlu, Edirne’de tutuklu bulunan ve Diyarbakır Barosuna kayıtlı Avukat M. Karaman tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Selahattin Demirtaş (“başvuran”) tarafından 14 Nisan 2021 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 21321/21);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
tarafların beyanlarını;
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı yaptığı itirazın reddedilmesine ilişkin kararı dikkate alarak;
6 Mayıs 2025 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, ilgili zamanda [Türkiye Büyük] Millet Meclisi üyesi ve bir siyasi partinin eş başkanı olan başvuranın bazı sosyal medya gönderileri sebebiyle maruz kaldığını iddia ettiği zararlara ilişkin olarak açtığı tazminat davasının yerel mahkemeler tarafından reddedilmesine ilişkindir.
2. Cumhurbaşkanı danışmanlarından biri 19 Ağustos 2016 tarihinde başvuranın Alman Parlamentosu başkanı ve bir Alman siyasi partinin eş başkanı ile olan fotoğrafını aşağıdaki yorumlarla birlikte Twitter hesabından paylaşmıştır: “Bellevue Sarayı’nın kripto sığıntısı, boynunda tasması, Alman yosması, ey soysuz kahpe”. Ayrıca, aşağıdaki gönderiyi paylaşmıştır: “İllerimizde bu kadar can giderken ve içi kan ağlayan aileleri varken, bu vekil kılığına girmiş namussuzları Meclis de saklamak ne ola ki?”
3. Başvuran 25 Ekim 2016 tarihinde, yukarıda yer verilen tweetler sebebiyle Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmıştır. Başvuran, söz konusu sosyal medya gönderileri nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği itibarına yönelik zararlara ilişkin olarak 20.000 Türk lirası (TL) talep etmiştir.
4. Asliye Hukuk Mahkemesi 23 Mart 2017 tarihinde başvuranın taleplerini kısmen kabul etmiş ve başvurana 9.000 TL tazminat ödenmesine karar vermiştir. [Yerel] mahkeme bu sonuca varırken, açıkça başvuranı hedef alan bu gönderilerin hakaret içeren ifadeler taşıdığını tespit etmiştir. Her iki taraf da, ilgili karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
5. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2 Haziran 2017 tarihinde başvuranın tazminat taleplerini reddetmiştir. [Bölge Adliye] Mahkemesi ilgili gönderinin, başvuranın diğer iki siyasi figür ile olan bir fotoğrafının altına yorum olarak paylaşıldığını göz önünde bulundurarak “Bellevue Sarayı’nın kripto sığıntısı, boynunda tasması, Alman yosması, ey soysuz kahpe” şeklindeki ifadenin muhatabının belli olmadığını tespit etmiştir. [Bölge Adliye] Mahkemesi ayrıca “İllerimizde bu kadar can giderken ve içi kan ağlayan aileleri varken, bu vekil kılığına girmiş namussuzları Meclis de saklamak ne ola ki?” şeklindeki gönderinin ilgili zamanda Türkiye’de yaşanan terör eylemlerine ilişkin başvuranın pozisyonunu eleştirme kapsamında başvuranı muhatap aldığını ve her ne kadar rahatsız edici ve nahoş olsa da, başvuranın tanınmış bir siyasi figür ve bir siyasi partinin eş başkanı olarak sert eleştirilere katlanması gerektiği nedeniyle ilgili paylaşımın ifade özgürlüğü kapsamına girdiğine karar vermiştir.
6. Başvuran 14 Temmuz 2017 tarihinde, tazminat davasının reddedilmesi sebebiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi 15 Ekim 2020 tarihinde, Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediği sonucuna vararak başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
7. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, söz konusu sosyal medya gönderilerinin neden olduğunu iddia ettiği zarara karşı ulusal makamların itibarını korumada başarısız olduklarını iddia etmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Kabul Edilebilirlik Hakkında8. Hükümet, ikincillik ilkesine atıfta bulunarak ve yerel mahkemelerin, Mahkemenin içtihadıyla uyumlu bir şekilde başvuranın şikâyetlerini usulüne uygun olarak incelediklerini ileri sürerek Mahkemeyi başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
9. Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan argümanın kabul edilebilirlik hakkında bir incelemeyi değil, davanın esası hakkında bir incelemeyi gerektiren hususları ortaya koyduğu kanaatindedir (bk. Tüzünataç/Türkiye, no. 14852/18, § 20, 7 Mart 2023). Mahkeme başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
Esas Hakkında10. Başvuran ulusal yetkililerin, tazminat talebini reddederek Sözleşme’nin 8. kapsamındaki özel hayatı korumaya ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini ileri sürmüştür.
11. Hükümet, yerel mahkemelerin kapsamlı bir inceleme yaptıklarını ve başvuranın itibarına saygı hakkı ve karşı tarafın ifade özgürlüğü arasındaki adil dengeyi nasıl gözettiklerini ayrıntılı bir şekilde açıkladıklarını iddia etmiştir.
12. Mahkeme, özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında bir denge kurulmasını gerektiren davalarda ve Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa ([BD], no. 40454/07, §§ 82-93, AİHM 2015 (alıntılar); ve Tarman/Türkiye, no. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) davasında özetlenen ilgili genel ilkeleri hatırlatır.
13. Mahkeme mevcut davada, başvuranın itibarını zedeledikleri iddiasıyla bazı sosyal medya gönderilerine ilişkin olarak tazminat davası açtığını ve sonuç olarak bu davanın da ulusal mahkemeler tarafından reddedildiğini not eder.
14. Mahkeme, ulusal makamların başvuranın itibarının korunması hakkı ile karşı tarafın ifade özgürlüğü arasında kurduğu dengenin içtihadında (bk. Tarman, yukarıda anılan, § 38) ortaya konan ölçütlere uygun olup olmadığı konusunu değerlendirirken, ulusal mahkemeler tarafından belirtilen gerekçelere özel bir önem vermesi gerektiğini yineler (aynı yerde, § 40).
15. Mahkeme mevcut davada Bölge Adliye Mahkemesinin, Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesi kararını kaldırdığını ve başvuranın davasını kesin olarak reddettiğini not eder. Bölge Adliye Mahkemesi, ihtilaf konusu sosyal medya gönderilerinde yer alan ifadelerin açıkça başvuranı muhatap almadığı ve karşı tarafın ifade özgürlüğü kapsamına girmediği çünkü başvuranın, tanınan siyasi bir figür olarak kendisine yöneltilen rahatsız edici ve saldırgan ifadelere katlanması gerektiği sonucuna varmıştır(bk. yukarıdaki 5. paragraf). Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin olarak ise Mahkeme, [Anayasa Mahkemesinin] davanın somut koşulları hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapmadan, başvuranın 8. madde kapsamındaki şikâyetini standart bir metin kullanarak, kısa bir kabul edilemezlik kararı ile reddettiğini not eder (bk. yukarıdaki 6. paragraf).
16. Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesinin, Mahkeme içtihadında öngörülen denge kurma uygulaması kapsamında dikkate alınması gereken ilgili ölçütlerden biri olan - siyasetçilerden beklenen daha yüksek hoşgörü derecesine - kısaca atıf yapmış olmasına rağmen, yerel mahkemelerin mevcut davadaki çatışan haklar arasında bir denge kurmadığının anlaşıldığını gözlemlemektedir. Nitekim yerel mahkemelerin karar gerekçeleri, başvuranın Alman siyasetçilerle birlikte yer aldığı bir fotoğraf ile “soysuz kahpe” ve “namussuzlar” gibi saldırgan ya da aşağılayıcı olarak algılanabilecek ifadeler içeren dava konusu sosyal medya paylaşımlarının içeriği ve biçimi dikkate alındığında, bu paylaşımları yapan kişinin ifade özgürlüğünün, somut davada başvuranın itibarının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasını haklı kılıp kılmadığı sorusuna tatmin edici bir yanıt vermemektedir. Yerel makamlar kararlarında, ihtilaf konusu ifadelerin davanın koşullarında yeterli bir olgusal dayanak içerip içermediğini açıklamamışlardır. Yerel mahkemelerin kararlarında denge kurma uygulaması yapılırken; özellikle paylaşımların kamu yararına yönelik bir tartışmaya katkısı, sosyal medya paylaşımlarının konusu, başvuranın önceki tutum ve davranışları ile paylaşımların içeriği, biçimi ve sonuçları gibi ilgili tüm ölçütleri dikkate alarak yeterli şekilde bir değerlendirme yapıldığı da ortaya konulmamıştır.
17. Yukarıda yer verilen hususlar ışığında Mahkeme, somut davanın koşullarında ulusal yetkililerin Mahkeme içtihadında ortaya konan ölçütlere uygun olarak, söz konusu menfaatler arasında bir denge kurduklarının söylenemeyeceği ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki pozitifi yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatindedir.
18. Bu nedenle, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
19. Başvuran manevi tazminat olarak 5.000 avro, masraf ve giderler için 233 avro ve avukatları tarafından hazırlanan zaman çizelgesine dayanarak avukatlık ücreti için 6.520 avro talep etmiştir. Başvuran avukatlık ücretine ilişkin faturalar ile birlikte avukatı ve kendisi arasında imzalanan sözleşmeyi de ibraz etmiştir.
20. Hükümet başvuranın taleplerine, dayanaksız ve aşırı olmaları nedeniyle itiraz etmiştir.
21. Mahkeme başvurana, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 2.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Masraf ve giderler bakımından ise Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(ii) masraf ve giderler için, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, 500 avro (beş yüz avro) ödenmesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 27 Mayıs 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan