AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞENŞAFAK / TÜRKİYE
(Başvuru No. 5999/13)
KARAR
STRAZBURG
7 Temmuz 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Şenşafak / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı'nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine sunulan başvuruyu (No. 5999/13), bu başvuru kapsamında, Türk vatandaşı olan Gürsel Şenşafak’ın (“başvuran”) 20 Aralık 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye başvurmasını, başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi yönündeki kararı ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 16 Haziran 2020 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, başvuranın Mersin’de 8 Mart 2005 tarihinde yapılan gösteri sırasında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na aykırı olarak hareket ettiği gerekçesiyle, ilgili hakkında açılan ceza davasıyla ilgilidir. Uluslararası Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen gösteri sırasında, yürüyüş yapılmış ve basın açıklaması okunmuştur. Yargılamanın sonunda, Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranı 2911 sayılı Kanun’a aykırı davranmaktan suçlu bularak, bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar vermemiştir. Başvuran esasen, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri anlamında, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran, 1960 doğumlu olup, Eskişehir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Avukat S. Aracı Bek tarafından temsil edilmektedir.
3. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Devlet memuru olan başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, KESK’e (“Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu”) bağlı Eğitim-Sen (“Eğitim ve Bilim Emekçiler Sendikası”) sendikasının yerel şubesinin üyesidir. TARAFLARA GÖRE OLAYLARIN SEYRİHükümet Tarafından Olaylara İlişkin Sunulan Anlatım
5. Hükümet, 8 Mart 2005 tarihinde polis tarafından düzenlenen tutanağa atıfta bulunarak, söz konusu tarihte, yetkili makamları bilgilendirmeksizin, yaklaşık yüz kişiden oluşan bir grupla birlikte başvuranın, KESK’in yerel şube binasının önünde saat 18.00 sularında gösteri yaptığını belirtmektedir. Gösterici grubu, on dört meşale yakmış ve üzerinde “KESK, Mersin [Yerel] Şubeler Platformu” yazılı olan bir pankart açmıştır. Gösterici grubu, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na aykırı olarak, yarım saat boyunca trafiği ve yayaları durdurmuştur. Gösterici grubu, gösterinin dağıtılmasını emreden güvenlik güçleri tarafından yapılan uyarıları dikkate almamıştır. Gösterici grubu, Mersin Belediyesinin önüne kadar yürümeye devam etmiştir. Başvuran, Belediyenin önünde basın açıklaması yapmıştır. Ardından gösterici grubu, gösteriyi dağıtmak için güvenlik güçlerinin herhangi bir müdahalesi olmaksızın, saat 18.30 sularında KESK’in yerel şube binasının önüne dönmüştür. Başvuran Tarafından Olaylara İlişkin Sunulan Anlatım
6. Başvuran, KESK’e bağlı “Eğitim-Sen” sendikasının 8 Mart 2005 tarihinde Uluslararası Kadınlar Günü dolayısıyla gösteri yapmaya karar verdiğini belirtmektedir. Bu gösteri sırasında, başvuran, KESK’in temsilcisi olarak bir basın açıklaması okumuştur. Bu açıklamanın okunması sırasında, şiddet içeren herhangi bir olay yaşanmamıştır. Bu açıklama, mesai saatlerinin sona ermesinin ardından yapılmıştır. Gösteri, Mersin Belediye Binasının önünde sona ermiştir. TARAFLARCA İTİRAZ EDİLMEYEN OLAYLARA İLİŞKİN ANLATIM
7. Polis tarafından 8 Mart 2005 tarihinde saat 19.00’da düzenlenen tutanakta, “Sen de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü gösterisine katıl” isimli gösterinin yapılacağı yönünde polise ulaşan bir bilginin ardından, saat 17.00’den itibaren sendika binasının bulunduğu genel merkezin çevresinde güvenlik tedbirlerinin ve önleyici tedbirlerin alındığı belirtilmektedir. Göstericiler, saat 18.00 sularında, KESK sendikası binasının önünden hareket etmişlerdir; on dört meşale yakılmıştır; göstericiler, üzerinde “KESK, Mersin [Yerel] Şubeler Platformu” yazılı bir pankart açmışlar ve bu pankart, 100-120 kişilik bir grup tarafından takip edilmiştir. Yürüyüş grubunun başında, diğerlerinin yanı sıra, Mersin yerel şubesinin “BES Büro Emekçileri Sendikası’nın” Başkanı ve KESK’in sözcüsü olan başvuran bulunmaktadır.
8. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesine ve 28. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 Mart 2005 tarihinde, bir yandan, başvuranın yaklaşık yarım saat boyunca yayaların ve araçların geçişini engellediği ve diğer yandan, bu gösteri için herhangi bir iznin alınmadığı gerekçesiyle, 24 Mart 2005 tarihinde başvuran ve KESK üyesi olan diğer iki kişi hakkında iddianame düzenlemiştir. Başvuran, gösterinin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğu; pankartlar açma ve sloganlar atma; yol trafiğini engelleme ve yayaların hareket etmesini engelleme hususlarının, basın açıklaması yapma hakkının anayasal bir hak olmasına rağmen suç oluşturduğu yönünde polis tarafından uyarılmıştır. Başvuran, gösterici grubuyla birlikte dağılabileceğini belirtmiştir. Başvuran, basın açıklamasını okumuş, ardından gösteri, grubun sendika binasının önüne varmasıyla birlikte saat 18.30 sularında sona ermiştir.
9. Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, başvuran ve diğer iki kişi hakkında açılan davayı incelemiştir.
10. Başvuran, 4 Temmuz 2005 tarihli duruşmada, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dinlenmiştir. Başvuran, KESK sendikasının yerel şubesinin üyesi ve sözcüsü olduğunu belirtmiştir. Sendika, ulusal düzeyde bu türden bir gösteri düzenlemeye karar vermiştir. Başvuran, yüze yakın katılımcıyla birlikte, KESK’in Mersin’deki yerel şube binasından itibaren Mersin Belediyesinin önüne kadar yürümüştür. Gösteri, iş gününün sonunda ve basın açıklamasının okunmasının ardından sona ermiştir. Başvuran, güvenlik güçleri tarafından verilen dağılma emrini duymadığını belirtmiştir.
11. Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, 9 Ekim 2006 tarihinde, başvuranı bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, gösterinin 2911 sayılı Kanun’a uygun olarak yapılmadığı; gösterinin Emniyet Müdürüne bildirilmediği ve güvenlik güçleri tarafından verilen dağılma emrine rağmen gösteriye devam edildiği hususlarını göz önünde bulundurmuştur.
12. Yargıtay, 11 Şubat 2009 tarihinde, 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a dayanarak, davanın esasına bakan mahkemenin, başvuran açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin hükümlerinden yararlanma imkânını incelemesi gerektiği gerekçesiyle, temyiz edilen kararı bozmuştur.
13. Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Aralık 2009 tarihinde, özellikle 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesine ve 28. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak ve yargılama sırasında başvuranın iyi halini göz önünde bulundurarak, ilgiliyi hapis cezasına mahkûm etmiş ve ceza süresini bir yıl, üç aya indirmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın, yasaya aykırı bir fiili işlediğini kabul etmediğini tespit ederek, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik karar vermemiştir.
14. Bu süre zarfında, temyiz başvurusunun derdest olduğu sırada, başvuran cezaevinde beş ay boyunca cezasını çekmiştir.
15. Yargıtay, temyiz edilen kararı 17 Nisan 2012 tarihinde onamıştır. Bu karar, 22 Haziran 2012 tarihinde, Mersin Asliye Ceza Mahkemesi kalemine iletilmiştir. HUKUKİ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
16. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye, (No. 4524/06, §§ 17-22, 14 Ekim 2014), Gün ve diğerleri/Türkiye, No. 8029/07, §§ 36-42, 18 Haziran 2013 ve Akarsubaşı/Türkiye (No. 70396/11, §§ 14-26, 21 Temmuz 2015) kararlarında belirtilmektedir.Anayasa
17. Anayasa’nın 90. maddesinin 6. fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”6 Ekim 1983 Tarihli ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu
18. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesinde, herkesin önceden izin almaksızın silahlara ya da şiddete başvurulmayan bir toplantı ya da gösteriyi düzenleyebileceği belirtilmektedir (...).
19. Söz konusu Kanun’un 6. maddesinde, Vali’nin ya da Kaymakam’ın, katılımcıların toplantıda veya gösteride izlemeleri gereken yeri ve güzergâhı düzenleme yetkisine sahip olduğu ifade edilmektedir.
20. Söz konusu Kanun’un 10. maddesinde, Valiliğin veya Kaymakamlığın gösteriden en az kırk sekiz saat önce gösterinin yapılacağına dair haberdar edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Yazılı bildirimde bilhassa, gösterinin amacı, yeri, günü ile başlayış ve bitiş saatleri belirtilmelidir.
21. Söz konusu Kanun’un 22. maddesinde, kamuya açık yollarda ve karayollarında, kamuya açık parklarda ve ibadethaneler ve kamu hizmeti sağlayan bina ve tesisler ile bunların eklentilerinin önünde gösteri yapılmasının yasaklandığı belirtilmektedir. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometreden daha az bir mesafede gösteri yapılması da yasaktır. Göstericiler, Valilik ya da Kaymakamlık tarafından alınan tedbirlere uymalıdırlar ve kişilerin ve ulaşım araçlarının düzgün bir şekilde hareket etmelerini engelleyemezler.
22. Söz konusu Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrası, toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleyenler veya yönetenler ve bunlara katılanlar hakkında verilecek hapis cezalarını öngörmektedir; özellikle, atfedilen fiiller daha ağır bir cezayla cezalandırılan bir başka suçu teşkil etmediği sürece, fail hakkında verilen hapis cezasının süresi, en az bir yıl, altı ay ve en fazla üç yıldır.Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. Maddesi
23. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde, sanık hakkında öngörülen cezanın iki yıl hapis cezasının altında veya bu cezaya eşit olması ya da para cezasının söz konusu olması halinde, mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebileceği belirtilmektedir (231. maddenin 5. fıkrası); bu türden bir durumda, sanıklar beş yıl boyunca adli kontrol altında tutulabilmektedirler (231. maddenin 8. fıkrası). Öte yandan, bu türden bir karara karşı temyiz başvurusu yapılabilmektedir (235. maddenin 12. fıkrası).
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEHÜKÜMETİN SÖZLEŞME’NİN 37. MADDESİNE DAYANARAK BAŞVURUNUN KAYITTAN DÜŞÜRÜLMESİ TALEBİ HAKKINDA
24. Hükümet, 20 Eylül 2019 tarihinde, Mahkemeye tek taraflı bir deklarasyon göndermiştir ve bu deklarasyon bağlamında, başvurunun kayıttan düşürülmesini talep etmiştir.
25. Başvuran, buna cevap olarak, 1 Kasım 2019 tarihinde, Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyona iki gerekçeyle itiraz etmiştir. Başvuran, teklif edilen miktarın dostane çözüm teklifi kapsamında Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünün önerdiği miktarın altında olduğunu belirtmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri anlamında, haklarını kullandığı gerekçesiyle, hapis cezasını çekmek için bir cezaevinde beş ay geçirdiğini vurgulamaktadır.
26. Mahkeme daha önce, başvuranın yalnızca basın açıklamasının okunması gereken bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle hakkında para cezasının verilmesinin, bu durumun sendika üyesi olan herkesi Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan gösteri yapma hakkını cezalandırılma korkusuyla kullanmaktan caydıracak nitelikte olması nedeniyle, makamlar tarafından gösterilen orantısız bir tepkiyi teşkil ettiği kanaatine varmıştır (bk., diğer kararlar arasında, Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, § 44, 21 Temmuz 2015). Bu türden bir müdahale, Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında, “demokratik bir toplumda gerekli” olarak değerlendirilememiştir. Ardından, Mahkeme, barışçıl bir gösteriye katılan ve Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında, haklarını kullandıkları gerekçesiyle haklarında idari para cezası verilen başvuranlarla ilgili olarak Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyonları kabul etmiştir (bk., diğer kararlar arasında, Sönmez ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 22263/10, 10 Aralık 2019 ve Bek/Türkiye, No. 36527/10, 10 Aralık 2019).
27. Somut olayda, Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyonun içeriğini, başvuranın özel durumunu ve bu deklarasyonda belirtilen şartlara itiraz etmek için başvuran tarafından ileri sürülen meşru gerekçeleri incelemesinin ardından, bu deklarasyonun, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesiyle uyumlu olduğu sonucuna varabilmek için yeterli olmadığı kanısına varmaktadır (Vyerentsov/Ukrayna, No. 20372/11, § 45, 11 Nisan 2013).
28. Sonuç olarak, Mahkeme, mevcut başvuruda ileri sürülen hukuki sorunları dikkate alarak, Hükümetin Sözleşme’nin 37. maddesi anlamında başvurunun kayıttan düşürülmesi talebini reddetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuran tarafından sunulan şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki incelemesine devam edecektir. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri anlamında, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
30. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin dile getirilme şeklini ve davaya ilişkin olayların seyrini göz önünde bulundurarak, mevcut davada ortaya konulan başlıca hukuki sorunun, yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında yer aldığı kanaatine varmaktadır (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], No. 37553/05, § 85, AİHM 2015) ve söz konusu maddenin somut olaya ilişkin kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. (...).”Kabul Edilebilirlik Hakkında
31. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bir başka gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun veya kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Esas HakkındaTarafların İddiaları
32. Başvuran, fikir ve görüşlerini ifade etme özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, cezaya mahkûm edilmesinin, Mahkemenin içtihatlarından doğan ilkelere aykırı olarak, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü hakkına yönelik bir sınırlama oluşturduğunu belirtmektedir.
33. Hükümet, müdahalenin bilhassa 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesine ve 28. maddesinin 1. fıkrasına dayandığını ifade etmektedir. Müdahale, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında, kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının haklarının, özellikle sınırlama olmaksızın dolaşım özgürlüğünün korunması yönünde en azından iki meşru amacı izlemiştir.
34. Hükümet, gösteriyi düzenleyen kişilerin 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca, gösterinin yapılmasından en az kırk saat önce yazılı bir bildirim yapmaları gerektiğini, zira gösteriye KESK ve Mersin yerel şubesinin temsilcileri tarafından karar verildiğini ifade etmektedir. Bu süre, yetkili ulusal makamların kişi ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla gereken tedbirleri almaları için gereklidir.
35. Hükümet, gösterinin Mersin ilinin merkezi bir caddesinde barışçıl bir şekilde yapıldığını, ancak bununla birlikte, 2911 sayılı Kanun’a aykırı olarak, trafiği ve yayaların geçişini engellediğini kabul etmektedir. Güvenlik güçleri, göstericilerin dağılmaları yönünde uyarılmalarına rağmen, gösteriyi dağıtmak için müdahale etmemişlerdir. Gösteri, barışçıl bir şekilde gerçekleştirilmiş ve başvuranın basın açıklamasını okuyabilmesi için yeterince uzun sürmüştür.
36. Hükümet, başvuranın en aza indirilen hapis cezasına mahkûm edildiğini belirtmektedir.
37. Hükümet aynı zamanda, Mersin’de, 2005 yılında gerçekleştirilen gösterilere ilişkin rakamları vermektedir. Hükümet, mevcut gösterinin yapıldığı tarihte, salonlarda yapılan diğer yirmi gösterinin ve açık havada yapılan beş gösterinin aynı zamanda Mersin’de gerçekleştirildiğini ifade etmektedir. Bu gösteriler sırasında, yüz doksan basın açıklaması okunmuştur. Mersin Cumhuriyet Savcısı, bu açıklamalardan yalnızca dördüyle ilgili olarak adli soruşturma başlatmıştır. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) İlgili Genel İlkeler
38. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesine, özellikle barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına ilişkin içtihatlarından doğan temel ilkelerle ilgili olarak, Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya, ([BD], No. 37553/05, §§ 91-92, 100, 108-110, ve 142-160, AİHM 2015), Lashmankin ve diğerleri/Rusya (No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 412, 7 Şubat 2017), Gün ve diğerleri (yukarıda anılan karar, §§ 69-76) ve Akarsubaşı (yukarıda anılan karar, §§ 38-41) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
b) Yukarıda Anılan İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
39. Mahkeme, başvurunun, özellikle sendikacı başvuranın Mersin’de 8 Mart 2005 tarihinde yapılan gösteri sırasında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 10. ve 28. maddelerine aykırı olarak hareket ettiği gerekçesiyle, ilgili hakkında yürütülen ceza davasıyla ilgili olduğunu belirtmektedir. Uluslararası Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen gösteri sırasında, yürüyüş yapılmış ve basın açıklaması okunmuştur. Yargılamanın sonunda, yetkili Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranı özellikle, 2911 sayılı Kanun’un 10 ve 28. maddelerinde öngörülen suçlardan suçlu bulmuştur. Asliye Ceza Mahkemesi, ilgiliyi bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar vermemiştir.
40. Mahkeme, toplantı özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahalenin, “kanunla öngörülmediği”, bir ya da birden fazla meşru amacı izlemediği ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal ettiğini hatırlatmaktadır.
41. Bu durumda, Mahkeme, söz konusu müdahalenin yasal bir dayanağının bulunduğunu, yani 2911 sayılı Kanun’un 10 ve 28. maddelerine dayandığını ve bu hükümlerin uygulanmasının öngörülebilir olduğunu saptamaktadır. Dolayısıyla müdahale, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında, kamu düzeninin sağlanması yönünde en azından bir meşru amacı izlemiştir.
42. Mahkeme, söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususuna ilişkin olarak, her şeyden önce, tarafların görüşlerinden ve taraflarca sunulan belgelerden, başvuranın üyesi olduğu, KESK’e bağlı “Eğitim-Sen” sendikasının, yerel şubelerini, Uluslararası Kadınlar Günü’nün kutlandığı 8 Mart 2005 tarihinde ulusal düzeyde bir gösterinin yapılacağına dair haberdar ettiğinin anlaşıldığını kaydetmektedir. Olayın niteliği göz önünde bulundurulduğunda, olayın ulusal düzeyde medyada yer aldığına dair herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, önceden herhangi bir bildirimin yapılmamasının tek başına, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahaleyi haklı göstermediğini hatırlatmaktadır.
43. Mahkeme, gösterinin barışçıl bir şekilde gerçekleştirildiğini tespit etmektedir. Basın açıklaması, görünüşe göre, birkaç dakika içinde okunmuştur. Dosyadaki unsurlardan ve tarafların görüşlerinden, bu açıklamanın okunmasının ardından, gösterici grubunun kamu düzenini bozmaksızın ya da bu yönde bir tehdit oluşturmaksızın, barışçıl bir şekilde dağıldığı anlaşılmaktadır. Toplum ya da görevde bulunan polis memurları hakkında şiddet içeren herhangi bir eylem söz konusu olmamıştır. Gösterici grubunun herhangi bir üyesi tarafından kamu malına zarar verilmesi ya da ateşli silahların veya benzer nesnelerin kullanılması da söz konusu olmamıştır. Mahkeme bu bağlamda, iç hukukta, özellikle 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesinde, bir gösterinin silah kullanmaksızın ve şiddete başvurmaksızın yapılması koşuluyla, önceden izin alınmaksızın düzenlenebileceğinin öngörüldüğünü gözlemlemektedir (yukarıda 18. paragraf). Bu durumda, tarafların görüşlerinden, söz konusu ulusal eylem gününün, yani Uluslararası Kadınlar Günü’nün kutlanmasının ulusal düzeyde bir ön bildirime konu edildiği ve yasaklanmadığı anlaşılmaktadır. Başvuran, söz konusu güne katılarak, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkını kullanmıştır (Ezelin/Fransa, 26 Nisan 1991, § 41, A serisi No. 202, Akarsubaşı ve Alçiçek/Türkiye, No. 19620/12, § 30, 23 Ocak 2018). Dahası, polis tarafından 8 Mart 2005 tarihinde düzenlenen tutanaktan, polisin bu gösterinin yapılacağından haberdar edildiği ve gösterinin düzgün bir şekilde yapılması için gereken bütün güvenlik tedbirlerini aldığı anlaşılmaktadır.
44. Mahkeme, Mersin Asliye Ceza Mahkemesinin, gösterinin 2911 sayılı Kanun’a uygun olarak yapılmadığı; gösterinin Emniyet Müdürlğüne bildirilmediği ve güvenlik güçleri tarafından verilen dağılma emrine rağmen gösteriye devam edildiği gerekçesiyle, başvuranı bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm ettiğini gözlemlemektedir. Davanın esasına bakan hâkimler tarafından bu vesileyle yapılan denetimin kapsamı çok sınırlı olmuştur. Denetimin kapsamı, polis tutanağında düzenlendiği şekliyle, başvurana atfedilen olayların doğruluğunun, yani göstericilerin meşaleler ve pankart taşıyarak ve kısmen ya da tamamen araçların akışını engelleyerek, yürüyüş yapıp yapmadıklarının denetlenmesinden ibaret olmuştur. Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, Anayasa tarafından tanınan, barışçıl bir şekilde gösteri yapma hakkının Sözleşme de dâhil olmak üzere, uluslararası taahhütlerine nazaran davalı Devletin yükümlülüklerine uygun olarak yerine getirilip getirilmediği hususuna ilişkin, Anayasa’nın 90. maddesinin 6. fıkrası uyarınca doğrudan uygulanabilirlikle ilgili olan temel sorunu incelememiştir.
45. Başvuranı bu gösteriye katıldığı gerekçesiyle hapis cezasına mahkûm etmek için, ulusal mahkeme tarafından ileri sürülen gerekçelerden biri, önceden herhangi bir iznin yetkili ulusal makamlardan istenmemesidir. Başvuranın gösteri yapma özgürlüğü hakkına ilişkin hususu inceleyen söz konusu mahkeme, mevcut farklı menfaatler, yani bir taraftan, başvuranın barışçıl gösteri yapma hakkının kullanılması ile diğer yandan, kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması arasında bir denge kurmamıştır. Söz konusu mahkeme, bu vesileyle düzenlenen polis tutanağında ortaya konulan iki önemli tespit, yani polisin bu gösterinin yapılacağından haberdar edildiği; bu gösterinin yapılması için gereken güvenlik tedbirlerini aldığı ve başvuran açısından anayasal bir hakkın söz konusu olduğu yönündeki tespitler hakkında da karar vermemiştir. Ulusal mahkeme, somut olayda olduğu gibi, barışçıl bir gösteriyle ilgili bir iznin alınmasına gerek olmadığını belirten, 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinin içeriği hakkında da herhangi bir karar vermemiştir. Bu durumda, başvuranın da aralarında bulunduğu göstericiler, bir sendikanın üyesi olarak, Uluslararası Kadınlar Günü’nü toplumun ve makamların dikkatine sunmak istemişlerdir. Oysa ulusal mahkemenin başvuranın barışçıl bir şekilde gösteri yapma hakkına yönelik müdahalenin orantılılığı hakkında karar vermesi mevcut tarafların menfaatine olmuştur. Ulusal mahkeme, bu gösterinin barışçıl niteliğini ya da meydana geldiği koşulları dikkate almaksızın, başvuranı hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ulusal mahkeme ayrıca, bu gösterinin Uluslararası Kadınlar Günü’nü kutlayan bir sendikanın üyesi olarak, başvuran açısından meşru bir menfaatin savunulması çerçevesinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini tespit etmeye çalışmamıştır.
46. Barışçıl bir toplantı düzenleme veya bu toplantıya katılma özgürlüğü büyük bir önem taşımaktadır ve dolayısıyla, bu özgürlüğün bir sendika üyesi olan ve bu vesileyle suç teşkil eden herhangi bir fiil işlemeyen bir kişi açısından herhangi bir sınırlamaya tabi olduğu kabul edilemeyecektir (Ezelin/Fransa, 26 Nisan 1991, § 53, A serisi No. 202, Urcan ve diğerleri/Türkiye, No. 23018/04, 23034/04, 23042/04, 23071/04, 23073/04, 23081/04, 23086/04, 23091/04, 23094/04, 23444/04 ve 23676/04, § 34, 17 Temmuz 2008, yukarıda anılan Gün ve diğerleri kararı, § 83, ve bu kararda belirtilen atıflar, ve yukarıda anılan Akarsubaşı kararı, § 45). Mahkeme, bu koşullarda, başvuranın yetkili makamları resmi olarak gösteri hakkında bilgilendirmediği gerekçesiyle, barışçıl bir gösteriye katılması nedeniyle kesin hapis cezasına mahkûm edilmesinin açıkça aşırı olduğu kanısına varmaktadır.
47. Dolayısıyla, ulusal mahkemelerin mevcut olan farklı menfaatler arasında herhangi bir denge kurmamaları nedeniyle, Mahkeme, bu mahkemelerin Sözleşme’nin 11. maddesinde yer verilen ilkelere uygun kuralları uyguladıklarının ve ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıklarının kabul edilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Ulusal makamlar, ilgili ve yeterli herhangi bir gerekçe sunmamaları nedeniyle, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu ortaya koyamamışlardır (Öğrü ve diğerleri/Türkiye, No. 60087/10 ve diğer 2 başvuru, § 31, 19 Aralık 2017). Son olarak, başvuranın hapis cezasına mahkûm edilmesi ve başvuranın bir cezaevinde beş ay kalması, makul olarak, “zorunlu bir sosyal ihtiyacı” karşıladığı şeklinde değerlendirilemez.
48. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme, bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
Tazminat
50. Başvuran, maruz kaldığını ifade ettiği, sırasıyla maddi ve manevi zararlar bağlamında 200.000 avro (EUR) talep etmektedir.
51. Hükümet, başvuranın taleplerini kabul etmemektedir.
52. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu bağlamda dile getirilen talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.250 avro tutarının ödenmesine karar vermektedir. Masraf ve Giderler
53. Başvuran, avukatlık ücreti masrafları için yaklaşık 1.660 avro, çeviri masrafları için 1.000 TL (yaklaşık 166 avro) ve posta masrafları için 24 TL (yaklaşık 4 avro) dâhil olmak üzere, 10.000 Türk lirası (TL) talep etmektedir. Başvuran, taleplerini desteklemek amacıyla, yalnızca avukatıyla 20 Aralık 2012 tarihinde imzalanan avukat ücret sözleşmesinin nüshasını ve Mahkeme önünde yargılamanın yürütülmesi amacıyla yaptığı masraf ve giderler bağlamında posta gönderim makbuzunun nüshasını ibraz etmektedir.
54. Hükümet, başvuranın taleplerini kabul etmemektedir.
55. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve kendi içtihatlarını göz önünde bulundurarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, kendisi önünde yürütülen yargılamayla ilgili bütün masraflar için başvurana 700 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmaktadır. Gecikme Faizi
56. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Hükümetin başvurunun kayıttan düşürülmesi yönündeki talebinin reddine;Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin başvurana, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, 2.250 EUR (iki bin iki yüz elli avro);Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 700 EUR (yedi yüz avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 7 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy