AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SERTKAYA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 37315/10)
KARAR
STRAZBURG
27 Şubat 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sertkaya / Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
6 Şubat 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Abbas Sertkaya (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 12 Nisan 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 37315/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 27 Mart 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 12 Ekim 2016 tarihinde, Hükümeti, İbrahim ve Diğerleri / Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru, AİHM 2016) kararı ışığında, arzu ederlerse, ek görüşlerini sunmaya davet etmiştir.
5. Hükümet başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme Hükümet’in itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran 1974 doğumlu olup, Muş’ta ikamet etmektedir.
7. Başvuran 30 Ekim 2001 tarihinde yasadışı örgüt bir örgüt olan PKK(Kürdistan İşçi Partisi), üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
8. Polis, 1 Kasım 2001 tarihinde, başvuranın avukat olmadan ifadesini almıştır. Başvuran, sorgu sırasında, PKK üyesi olduğunu itiraf etmiş ve yasa dışı örgüt içerisindeki eylemlerini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.
9. Başvuran, 3 Kasım 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde yine avukat olmadan Cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimi karşısına çıkmıştır. Başvuranın, hem savcıya hem de sorgu hâkimine verdiği ifadelerde kendine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiştir. Aynı gün, başvuran, sorgu hâkiminin emri üzerine tutuklanmıştır.
10. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, 6 Kasım 2001 tarihinde, söz konusu mahkemeye bir iddianame sunmuş; başvuranı, mülga Ceza Kanununun 168. maddesi uyarınca yasa dışı silahlı örgüt üyesi olmakla suçlamıştır.
11. Daha sonra, 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.
12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ekim 2006 tarihinde, diğerleri arasında, başvuranın polise verdiği ifadelere dayanarak, başvuranı yeni Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca yasa dışı terör örgütü üyesi olmaktan mahkûm etmiş ve yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.
13. Yargıtay, 15 Aralık 2009 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27 ‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
15. 15 Temmuz 2003 tarihli, 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış; dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki davalarda sanıkların avukata erişim hakkı üzerine getirilen kısıtlama kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A.Hazırlık soruşturması sürecinde başvuranın avukat yardımından faydalanmaması
16. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 3 (b) ve (c) maddesi kapsamında, hazırlık soruşturması aşamasında avukata erişiminin engellenmesi ve polis tarafından baskı altında alındığı iddia edilen ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanılması nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
17. Mahkeme, söz konusu şikâyeti, ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında değerlendirmeye karar vermiştir:
“1. “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) adil yargılanma hakkına sahiptir.”
3 Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
1 Kabul Edilebilirlik Bakımından Değerlendirme
18. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
2 Esas Hakkında:
19. Başvuran, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suç işlemekle suçlandığı için avukat yardımından mahrum bırakıldığından ve polis tarafından avukat yokluğunda alınan ifadelerinin mahkûm edilmesi için kullanıldığından şikâyetçi olmuştur.
20. Hükümet, Salduz / Türkiye ([BD], no. 36391/02, AİHM 2008) ve Dayanan/Türkiye(no. 7377/03, § 32, 13 Ekim 2009) davalarındaki kararlara atıfta bulunarak, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamındaki içtihadının farkında olduğunu ileri sürmüştür.
21. Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişiminin 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlandığını ve bu durumun başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmiştir (bk. yukarıda anılan Salduz, § 56). Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişimine getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin özünde Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesini ihlal edip etmediğini incelemeyi gerekli görmemektedir. Zira, her hâlükârda, Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma hakkına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (bk. Salduz, yukarıda anılan, § 58, ve İbrahim ve Diğerleri /Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru, § 274, AİHM 2016.) Bu bağlamda, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, başvuranın polise verdiği ifadelere dayandığını ifade etmektedir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, § 23, 5 Eylül 2017).
22. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkeme’nin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
C.Başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğu
23. Başvuran, ayrıca, ceza yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” gerekliliğiyle bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
24. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuran ilgili Tazminat Komisyonu’na başvuru yapmadığı için iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürmüştür. Bu iddia ayrıca Mahkeme tarafından Turgut ve Diğerleri / Türkiye davasında ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararında da ele alınmıştır.
25. Mahkeme, Ümmühan Kaplan davasındaki kararında (no. 24240/07, 20 Mart 2012), yeni hukuk yolunun yürürlüğe konmasından önce Hükümet’e hâlihazırda bildirilmiş olan davalar kapsamındaki benzer şikâyetleri normal usul doğrultusunda inceleyebileceğine vurgu yaptığını kaydetmektedir.
26. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranların 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, (yukarıda anılan) Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, ceza yargılamalarının aşırı uzun sürmesine ilişkin şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. Rifat Demir/Türkiye, no. 24267/07, § 35, 4 Haziran 2013; ve Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2), no. 72174/10, § 59, 3 Haziran 2014).
II. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
27. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini dayanak göstererek, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak hiçbir etkili hukuk yolunun bulunmadığından şikâyet etmiştir.
28. Mahkeme, ilk olarak, başvuranın hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğuna itiraz etmek üzere iç hukukta etkili bir hukuk yolunun olmadığından şikâyetçi olduğunu kaydetmektedir.
29. Hükümet, yukarıda anılan Tazminat Komisyonunun kurulması ışığında şikâyetin kabul edilemez olduğunu iddia etmiştir.
30. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri kararında(yukarıda anılan), 6384 no.lu Kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun, 6 § 1 maddesi kapsamında yargılamaların uzunluğu hakkındaki şikâyetlerle ilgili olarak Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında etkili bir hukuk yolu sağladığını belirtmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
31. Son olarak, başvuran, hazırlık soruşturması sırasında avukat yardımından faydalanmadığı şikâyetiyle ilgili olarak etkili bir hukuk yolu olmadığını iddia etmiştir.
32. Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğunun beyan edilebileceği kanaatindedir. Bununla birlikte, somut davada 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmasına neden olan gerekçeyi göz önünde bulunduran Mahkeme, bu şikâyeti esas yönünden ayrı olarak incelemeye gerek olmadığını düşünmektedir(bk. Güveç/Türkiye, no. 70337/01, §§ 134-135, AİHM 2009 (alıntılar).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
33. Başvuran, 15.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, Mahkeme önünde oluşan avukatlık ücretleri için 4.672 Türk lirası (TL) (yaklaşık 1.750 avro) ve seyahat masrafları, kırtasiye, tercüme, posta, hizmetleri gibi diğer masraflar ve giderler için 800 TL (yaklaşık 300 avro) talep etmiştir. Başvuran, bu talebini desteklemek amacıyla, Türkiye Barolar Birliği’nin asgari ücret baremine atıfta bulunmuştur. Diğer giderler ise herhangi bir belgeyle desteklenmemiştir.
34. Hükümet, başvuranın adil tazmine ve avukatlık ücretlerine ilişkin taleplerinin aşırı ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek itirazda bulunmuştur.
35. Mahkeme, somut davada, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması hâlinde, yargılamaların nasıl sonuçlanabileceği hususunda herhangi bir tahminde bulunamayacağı görüşündedir (bk. yukarıda anılan Ibrahim ve Diğerleri, § 315).
36. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin yargılamanın yenilenmesine olanak sağladığını kaydetmektedir. Mahkeme, en uygun telafi yolunun, başvuran talep ettiği takdirde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde başvuranın yeniden yargılanmasının sağlanması olacağına kanaat getirmiştir (bk. yukarıda anılan Salduz, § 72, ve Abdulgafur Batmaz/Türkiye, no. 44023/09, § 58, son cümle, 24 Mayıs 2016). Mahkeme, ayrıca, bu şartlarda ihlal tespitinin, tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. yukarıda anılan Bayram Koç, § 29).
37. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, mevcut belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, mahkeme önünde gerçekleşen masraflarını karşılayacak şekilde, 850 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmıştır (bk. yukarıda anılan, Bayram Koç, § 30-32).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3(c) maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın hazırlık soruşturması sırasında avukata erişimin engellenmesine ilişkin şikâyetiyle ilgili olarak Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca bu şikâyeti incelemeye gerek bulunmadığına;
4. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
5. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, aşağıdaki miktarın, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere ödenmesine:
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 850 avro (sekizyüzelli avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 27 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy