AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SEVİNÇ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 57878/10)
KARAR
STRAZBURG
24 Mart 2020
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sevinç/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 3 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
usul
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Cengiz Sevinç’in (“başvuran”) 17 Eylül 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 57878/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat S. Cankılıç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın mağdur olduğunu belirttiği ifade özgürlüğü ve adil yargılanma özgürlüğü haklarının iddia edilen ihlalleri hakkındaki şikâyetler, 10 Nisan 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1971 doğumludur ve Türkiye’de Yalova’da ikâmet etmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte askerdir.
5. Dışarıdaki bir görevden dönültükten sonra, istihbarata ilişkin görevini yerine getirmediğinden yakınan başvuranın hiyerarşik üstü Albay L.U., 22 Mayıs 2007 tarihinde, ilgili hakkında disiplin işlemi başlatmış ve ilgilinin savunmasını yapmasını istemiştir.
6. Başvuran, 23 Mayıs 2007 tarihinde, savunmasını yapmıştır. Başvuran özellikle Albay L.U.’nun görevini kötüye kullanan bir asker olduğunu, görevlerini ve çalışmalarını ihmal ettiğini, olgun olmadığını, kızgınlıkla, asılsız şikâyetlerde bulunduğunu, Eğitim Komutanı ve Albay statüsüne uygun olmayan davranışlarda bulunduğunu ve birçok kişisel sorunlarının olduğunu iddia etmekteydi.
7. İzmir Askeri Savcısı, 25 Eylül 2007 tarihinde, başvuranı savunma dilekçesinin içeriği nedeniyle, hiyerarşik üstüne hakaret suçundan ilgiliyi suçlayan bir iddianame düzenlemiştir.
8. İki askeri hâkim ve görev yapan bir subaydan oluşan İzmir Askeri Ceza Mahkemesi, 10 Eylül 2009 tarihinde, başvuranı ihtilaf konusu savunma dilekçesinde hiyerarşik üstüne hakaret etme suçundan iki ay on beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Söz konusu mahkeme, ayrıca dilekçenin bazı ilgili kısımlarında hakkında yürütülen disiplin işlemi çerçevesinde ilgilinin kendisini savunmasına imkân sağlamak için gerekli olan sınırların ötesine geçtiğini ve böylelikle ilgili hiyerarşik üstüne hakaret teşkil ettiğini değerlendirmiştir. Söz konusu mahkeme ayrıca, başvuranın ihtilaf konusu görüşleriyle Albay L.U. ile gerek kişisel gerekse mesleki ilişkilerinde sorunlar yaşadığını ifade etmek istediği argümanından tatmin olmadığını belirtmiştir.
9. Tamamen beş askeri hâkimden oluşan Askeri Yargıtay, 9 Şubat 2010 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz talebini reddetmiş ve ilgili hakkında verilen cezayı onamıştır.İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULANMASI
10. Somut olayda, ilgili iç hukuk ve uygulanması İbrahim Gürkan/Türkiye (No. 10987/10, §§ 7-8, 3 Temmuz 2012) davasında belirtilmektedir.
11. 22 Mart 2000 tarihli ve 4551 sayılı Kanun tarafından değişikliğe uğradığı şekliyle, Türk Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“(...) üste hakaret eden üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile, (...) cezalandırılır “.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, kararı verirken halen görevli olan bir subayın mevcut bulunması nedeniyle, Askeri Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir.
13. Başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabulemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
14. Başvuran, başvuru formunda ileri sürdüğü iddilarını yinelemektedir.
15. Hükümet, 19 Haziran 2010 tarihinde meydana gelen kanun değişikliği sonucunda, askeri ceza mahkemeleri kapatılmadan önce, halen görevli olan askerlerin söz konusu mahkemelerde yer alan heyetten çıkarıldıklarını belirtmektedir.
16. Mahkeme daha önce, (yukarıda belirtilen İbrahim Gürkan § 19) kararında askeri ceza mahkemelerinin içinde yer alan heyet nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında, bağımsız ve tarafsız olarak değerlendirilemeyeceği bir hüküm verdiğini hatırlatmaktadır.
17. Mahkeme somut olayda, Askeri Mahkemenin iki askeri hâkimden ve halen görevli olan bir subaydan oluştuğunu gözlemlemektedir (yukarıda 8. paragraf). Mahkeme bu noktada, daha önce bir askeri mahkemede yer alan bir subayın askiriyede hizmet verdiğini, askeri kuralların ücretini, sosyal haklarını ve terfi etmesini karşıladığını, askeri disipline bağlı olduğunu, atanmasının askeri üstleri tarafından önerildiğini ve askeri hâkim olan diğer heyet üyeleri için öngörülenlere göre, aynı Anayasal güvencelerden tam olarak yararlanmadığını tespit ettiğini hatırlatmaktadır (ibidem).
18. Bu koşullarda, söz konusu mahkeme heyetinde görevli askerlerin daha sonra çıkarılmasına ilişkin kanun değişikliğine rağmen, Mahkeme (yukarıda belirtilen) İbrahim Gürkan kararında vardığı sonuçlardan uzaklaşmaya imkân sağlayan hiçbir özel koşulun bulunmadığını belirtmektedir.
19. Sonuç olarak, somut olayda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
20. Başvuran, cezai mahkûmiyeti çerçevesinde, ifade özgürlüğü hakkının ihlal ediğildiğini değerlendirmektedir. Başvuran, iddialarına dayanarak Sözleşme’nin 6, 9 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
21. Olay ve olguların hukukî olarak nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikâyeti yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
22. Mahkeme, bu şikâyetin, dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yanndan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
23. Başvuran,ceza imahkûmiyetinin ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
24. Hükümet, Askeri Ceza Kanunu hükümlerinin, ordu bünyesinde, kurallara ve askeri hiyerarşik üstlere saygı gösterilmesinin sağlanmasını amaçladığını belirtmektedir. Hükümet, mesleği asker olan başvuranın, bu bağlamda hiyerarşik üstlerini hakaret etmeyi yasaklayan bu özel düzenlemeye tabi tutulduğunu, bu hükümlerin olası eksikliklerin sonuçlarından haberdar edildğini belirtmektedir. Hükümet dolayısıyla, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanması çerçevesinde, bir müdahale olarak incelenmediğini değerlendirmektedir. Hükümet ayrıca, ihtilaf konusu tedbirin düzenin ve askeri disiplinin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediği ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu kanaatine varmaktadır.
25. Mahkeme somut olayda, başvuranın hakkında başlatılan displin işlemi çerçevesinde, savunmasını sunması için sunduğu dilekçenin içeriği nedeniyle, hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu dilekçenin içeriğinin, itiraz edilemez bir şekilde başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasının kapsamına girdiğini ve bu dilekçe sebebiyle, kendisine verilen hapi cezasının ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanması çerçevesinde, bir müdahale olarak incelendiğini değerlendirmektedir.
26. Mahkeme ardından, bu müdahalenin kanun özellikle Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesi tarafından öngörüldüğü konusunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını (yukarıda 11. paragraf) ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından yani düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini gözlemlemektedir.
27. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, özellikle kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması konusunda içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Couderc ve Hachette Filipacchi Dernekleri/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36‑38, 21 Kasım 2017). Mahkeme, bir yandan başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın itibarının korunması ve diğer yandan içtihadı tarfından düzenlenen kriterlere riayet edilmesi gerekenler arasında ulusal makamlar tarafından bir dengenin kurulup kurulmadığı konusunu değerlendirmek için (yukarıda belirtilen Tarman, § 38), özellikle ulusal hakim tarafından belirlenen gerekçeyi dikkate alması gerektiğini belirtmektedir (ibidem, § 40).
28. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın mahkûm edilmesi için Askeri Ceza Mahkemesinin ilgili tarafından sunulan dilekçenin içeriğinin savunmasını sağlamak için gerekli olan sınırların ötesine geçtiğini ve ilgilinin hiyerarşik üstünün itibarını zedeleyecek nitelikte olduğu kanaatine vardığını gözlemlemektedir (yukarıda 8. paragraf ). Mahkeme ayrıca, Askeri Yargıtayın bir gerekçe geliştirmeksizin bu kararı onadığını tespit etmektedir (yukarıda 9. paragraf).
29. Mahkeme mevcut durumda, yalnızca ulusal mahkemelerin başvuranın dilekçesinin karşı tarafın itibarını zedelediği yönünde karar vermekle yetindiklerini ve dikkate alınması gereken söz konusu menfaatleri özellikle davadaki taraflarca yapılan görevleri, ihtilaf konusu belgenin bulunduğu bağlamı ve başvurana verilen cezanın önemini ve ceza niteliğini bir dengede tutamadıklarını tespit etmesi gerekmektedir. Ulusal mahkemeler özellikle başvurana yükümlü kılınan hapis cezasının hedeflenen amaca orantılı olup olmadığı konusunda araştırmada bulunmamışlardır (bk. bu bağlamda Cumpănă ve Mazăre/Romanya [BD], No. 33348/96, § 116, AİHM 2004‑XI ve Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 70, 15 Eylül 2015).
30. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, davanın koşullarında, ulusal makamların içtihadında belirtilen kriterlere uygun olarak, söz konusu menfaatleri bir dengede tutmadıklarını değerlendirmektedir.
31. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
32. Başvura, maruz kaldığını belirttiği maddi zarar için 166.702 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, mahkûm edilmesi nedeniyle, hapis cezanın icra süresi boyunca maaşından yoksun bırakıldığını ve ceza mahkûmiyetinin mesleğinde ilerlemesini zedelediğini iddia etmektedir. Başvuran, ifade ettiklerini desteklemek için asıllarının örnekleri olmaksızın tercüme edilmiş birçok belge sunmaktadır. Başvuran öte yandan, iddia ettiği manevi zarar için 200.000 avro talep etmektedir.
33. Hükümet, bu meblağların aşırı yüksek ve ileri sürülen iddiaları desteklemek için sunulan belgelerin yetersiz olduğunu kanaatine varmaktadır.
34. Hükümet somut olayda, Sözleşme’nin iki defa ihlal edildiğinin sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, maaşın temsil edebileceği doğru meblağa dayanmaksızın, başvuran hapis cezasına mahkûm edilmeseydi ve Sözleşme ihlalleri meydana gelmeseydi, alacağı tazminatların ve para yardımına ilişkin ilgilinin dikkate alınması gereken bir maddi zarara maruz kaldığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme, öte yandan ilgilinin tek bir ihlal tespitinin telafi edemeyeceği bir manevi zarara maruz kaldığını değerlendirmektedir. Mahkeme, hakkaniyetle karar vererek ve sahip olduğu bütün bilgiler ışığında, bu mebalğ üzerinden her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, bütün zararlar ile birlikte toplamda 5.000 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir (bk. mutatis mutandis (gereken değişikliklerin yapılması koşuluyla), Baka/Macaristan [BD], No. 20261/12, § 191, 23 Haziran 2016 ve Kayasu/Türkiye, No. 64119/00 ve 76292/01, § 128, 13 Kasım 2008).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, bütün zararlar için 5.000 EUR (beş bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna:
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Geriye kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 24 Mart 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy