AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SEYFETTİN DEMİR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 45540/09)
KARAR
STRAZBURG
19 Mayıs 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Seyfettin Demir/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 28 Nisan 2020 tarihinde kapalı oturumla gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Seyfettin Demir’in (“başvuran”) 17 Ağustos 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 45540/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mersin Barosuna bağlı Avukat A. Altuntaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası ile Sözleşme’nin 7 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetler, 24 Ağustos 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun, Komite tarafından incelenmesine itiraz etmektedir. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra, reddedilmesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1988 doğumludur ve başvurunun yapıldığı tarihte, Siirt’te tutuklu bulunmaktadır.
6. Başvuran, 27 Ocak 2008 tarihinde Mersin’de düzenlenen bir gösteride gözaltına alınmıştır. İki gün sonra ilgilinin tutuklanmasına karar verilmiştir.
7. Adana Cumhuriyet Savcısı, 13 Şubat 2008 tarihli iddianameyle, başvuranı, yukarıda belirtilen gösteride işlediği bazı fiiller sebebiyle terör örgütü propagandası yapmakla suçlamıştır.
8. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Mayıs 2008 tarihinde, olayları yeniden nitelendirmesinin ardından, başvuranın, üye olmaksızın yasa dışı bir terör örgütü adına suç işlediği gerekçesiyle suçlu olduğu kanaatine varmış ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ile 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ilgilinin altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, bu bağlamda kendisine göre PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) tahrikiyle düzenlenen 27 Ocak 2008 tarihli gösteriye başvuranın katıldığını, yüzünü bir kumaş parçasıyla sakladığını, “Gençlik HPG [PKK’nın bir kolu] Saflarına” yazılı bir pankart taşıdığını, yürüyüş esnasında “Yaşasın Başkan Apo (Biji Serok Apo)”, “Katil Erdoğan”, “АKР Şaşırma, Sabrımızı Taşırma Bizi Dağa Çıkarma”, “Serok Apo”, “Öcalan, Öcalan” şeklinde slogan atarak sağ elliyle zafer işareti yaptığını tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu fiillerin, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçunu teşkil ettiği kanaatine varmıştır.
9. Yargıtay, 3 Aralık 2008 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
10. Yargıtay kararı, 18 Şubat 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne sunulmuştur.
11. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Mayıs 2013 tarihinde, başvuranın talebi üzerine, başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesine ve ardından bu süre zarfında başvuran lehine meydana gelen yasal değişiklikleri dikkate alarak, daha sonra vermiş olduğu 4 Temmuz 2013 tarihli bir kararla, cezanın iptal edilmesine karar vermiştir. Başvuran, bu tarihe kadar cezasının dört yıl, altı ay, dört gününü cezaevinde geçirmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
12. Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 6. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır (...) ”
13. Türk Ceza Kanunu’nun “Silahlı örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEHÜKÜMETİN İLK İTİRAZI HAKKINDA
14. Hükümet, 15 Nisan 2020 tarihli ek görüşlerinde ilk itirazını ileri sürmektedir. Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 4 Temmuz 2013 tarihinde, yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden sonra, başvurana verilen cezanın yeniden incelenmesine ilişkin bir karar verildiğini ancak başvuranın Yüksek Mahkemeye bu türden bir başvuruda bulunmadığını açıklamaktadır. Dolayısıyla Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
15. Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 55. maddesi gereğince, davalı Sözleşmeci Tarafın bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmek istemesi durumunda, itirazın niteliği ve koşullar buna izin verdiği sürece, başvurunun kabul edilebilirliği hakkında yazılı veya sözlü olarak sunması gereken görüşlerinde bunu yapması gerektiğini hatırlatmaktadır (N.C./İtalya [BD], no. 24952/94, § 44 AİHM 2002-X). Mahkeme, somut olayda Hükümetin bu itirazı, 12 Mart 2018 tarihinde sunduğu, davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki görüşlerinde değil, ilk defa 15 Nisan 2020 tarihli ek görüşlerinde ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme diğer taraftan, Hükümetin bu ertelemeye ilişkin hiçbir açıklama yapmadığını belirtmektedir ve Hükümeti, olası kabul edilemezlik itirazlarını zamanında ileri sürme yükümlülüğünden muaf tutacak nitelikte herhangi bir istisnai koşulun bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazının bertaraf edilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır (Khlaifia ve diğerleri/İtalya [BD], no. 16483/12, §§ 52 ve 53, 15 Aralık 2016). Mahkeme, bu nedenle, söz konusu itirazı reddetmektedir.SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, hakkında verilen mahkûmiyet kararının, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
17. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesinde yetkili merci olarak Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
18. Hükümet, bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın katıldığı iddia edilen gösterinin, PKK’nın tahrikiyle düzenlendiğini ve bu gösteriye katılan kişilerin, sloganlar atarak, şiddeti teşvik edici nitelikte pankartlar taşıdığını ve dağılmalarına yönelik çağrılara uymadıklarını açıklayarak, Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varmaktadır. Hükümet, Mahkemeyi, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
19. Başvuran bu itiraz hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
20. Mahkeme, Hükümetin itirazına ilişkin olarak sunulan gerekçenin, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin, sadece kabul edilebilirlik yönünden değil, esas yönünden incelenmesini gerektiren hususlar içerdiği kanaatindedir.
21. Mahkeme, öte yandan, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
22. Başvuran, bir gösteriye katıldığı için üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmesinin, gösteri özgürlüğü hakkına aykırı ve orantısız bir tedbir olduğu kanaatindedir.
23. Hükümet, başvuranın barışçıl toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına müdahalede bulunulmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkeme tarafından başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, söz konusu müdahalenin, kendisine göre, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerini karşılayan Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunmasına, düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, PKK’nın şiddet yöntemlerine açıkça bir teşvik içeren 27 Ocak 2008 tarihli gösteride başvuran tarafından yapıldığı iddia edilen eylemler dikkate alındığında, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
24. Mahkeme, başvuranın, makamların PKK’nın tahrikiyle düzenlendiği kanaatine vardığı bir gösteriye katılmış olması ve bu gösteride yapmış olduğu eylemler sebebiyle (yukarıdaki 8. paragraf), üye olmaksızın bir terör örgütü adına suç işlediği gerekçesiyle, hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme ardından, ilgilinin, bu ceza iptal edildiğinde, cezasının büyük bir kısmını zaten çekmiş olduğunu gözlemlemektedir (yukarıdaki 11. paragraf). Mahkeme, başvuranın cezaya mahkûm edilmesine sebep olan eylemlerin, ilgilinin barışçıl gösteri hakkının kullanımına dâhil olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme bu sebeple, ihtilaf konusu cezanın, bu hakkın başvuran tarafından kullanımına bir “müdahale” teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
b) Müdahalenin Haklı Gösterilmesi
25. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği” , 11. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve demokratik bir toplumda “gerekli” olarak kabul edilmediği sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.
26. Mahkeme, başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesinin kanunla, yani daha açık olarak Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ile 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğü hususuna taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir.
27. Mahkeme, bu bağlamda, daha önce başvuranların yukarıda anılan ceza hükümleri uyarınca mahkûm edilmesiyle ilgili benzer bir davada, özellikle bu hükümde kullanılan ifadelerin, geniş kapsamı sebebiyle, keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığı ve uygulamada bu eksikliği gidermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlikten yoksun olduğunu tespit etme imkânı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, §§ 56 - 70, 14 Kasım 2017). Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımını bertaraf etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
28. Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülmediği” kanaatine varmaktadır. Mahkeme, vardığı bu sonucu dikkate alarak, somut olayda bu hükmün gerektirdiği diğer koşullara (meşru bir amacın varlığı ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği) riayet edilip edilmediğinin denetlenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır.
29. Mahkeme sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1 VE 2. FIKRALARI İLE SÖZLEŞME’NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI HAKKINDA
30. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, huzuruna çıkarıldığı mahkemelerin, bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmektedir.
31. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, kendisine isnat edilen suçun kesin olarak kendisi tarafından işlendiğini kanıtlayan delil unsurlarının bulunmamasına ve bu suçu teşkil eden unsurların bir araya gelmemesine rağmen, cezaya mahkûm edildiğinden şikâyetçidir.
32. Başvuran ayrıca, cezaya mahkûm edilmesine dayanak gösterilen Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının, Sözleşme’nin 7. maddesinin gereklerini karşılamayan bir hüküm olduğunu ileri sürmektedir.
33. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesi açısından ihlal tespitinde bulunmuş olması (yukarıdaki 29. paragraf) bakımından, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile Sözleşme’nin 7. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esası hakkında ayrıca karar vermeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (benzer bir yaklaşım için bk. Kamil Uzun/Türkiye, no. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007).SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Başvuran, maddi tazminat olarak 50.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, kendisine verilen hapis cezasının, cezaevinde kaldığı süre boyunca çalışmasını engellediğini ve mali ihtiyaçlarını ailesinin karşılamak zorunda kaldığını açıklamaktadır. Başvuran, bu talebine dayanak olarak hiçbir belge sunmamıştır. Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 200.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran son olarak, ulusal mahkemeler önünde görülen davaya ilişkin avukatlık hizmeti masrafları için 1.250 Türk lirası (TRY), Mahkeme önünde görülen davaya ilişkin avukatlık hizmeti masrafları için 500 TRY ve tercüme masrafları için 1.500 TRY talep etmektedir. Bu bağlamda, 20 Nisan 2009 tarihinde avukatı tarafından düzenlenmiş 1.250 TRY (söz konusu dönemde yaklaşık olarak 600 avro) tutarında bir fatura ibraz etmektedir.
35. Hükümet, iddia edilen ihlal ile maddi zarar bağlamında sunulan talep arasında illiyet bağı bulunmadığını ve kendisine göre bu talebin, Türkiye’deki yaşam düzeyi bakımından aşırı olduğunu ileri sürmektedir. Manevi zarar ile ilgili olarak, Hükümet, bu talebin aşırı olduğunu ve Mahkeme içtihatlarında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadığı kanaatindedir. Masraf ve giderlere ilişkin taleplerle ilgili olarak, Hükümet, başvuranı, gerekli kanıtlayıcı belgeleri ibraz etmemekle suçlamaktadır. Hükümet ayrıca, başvuran tarafından ulusal mahkemeler önünde görülen dava kapsamında üstlendiği iddia edilen avukatlık hizmetine ilişkin masrafların, özellikle Sözleşme hükümlerinin ihlalinin telafisi ile ilgili olmadığı kanaatindedir.
36. Mahkeme, maddi zarara ilişkin olarak sunulan talebi, hiçbir şekilde desteklenmemiş olması sebebiyle reddetmektedir. Mahkeme buna karşın, başvurana maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 5.000 avro (EUR) ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili olarak, kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana, bu bağlamda 600 avro (EUR) ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile Sözleşme’nin 7. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliği ya da esası hakkında ayrıca karar verilmesine gerek olmadığına,a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarların ödenmesi gerektiğine:Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 5.000 EUR (beş bin avro),Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 600 EUR (altı yüz avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 19 Mayıs 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy