S.H. / İtalya – 52557/14 - 13.10.2015 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar – Üç çocuk annesi olan başvuran, ruhsal çöküntü yaşamaktadır. 2009 yılının Ağustos ayında, Sosyal Hizmetler, Çocuk Mahkemesine çocukların yanlışlıkla ilaç almaları nedeniyle birkaç kez hastaneye kaldırıldıklarını bildirmiştir. Çocuk mahkemesi nezdinde ivedi nitelikli yargılama işlemleri başlatılmış ve çocukların bir kuruma yerleştirilmesine karar verilmiştir. Ebeveynler, başvuranın yaşadığı ruhsal çöküntü nedeniyle zorluklar yaşadığını kabul etmiş; ancak sosyal hizmetlerin sağlayacağı destek ile çocuklarına bakabileceklerini belirtmişlerdir.
Sosyal hizmetler, 2010 yılının Ocak ayında aile destek planı hazırlamayı ve çocukların ebeveynlerine geri verilmesini öngörmüştür. Baba, evi terk etmiş; anne ise sağlık durumu kötüleştiği için hastaneye kaldırılmıştır. Bu gelişmeler ışığında mahkeme, çocukların bir kuruma yerleştirilmesine karar vermiş ve ebeveynlerine de çocuklarını görme hakkı tanımıştır.
2010 yılının Mart ayında, mahkeme, çocukların evlatlık verilmesi amacıyla hukuki süreci başlatmıştır. Başvuran, çocuklarını gerçekte terk etmediği konusunu ısrarlı şekilde dile getirerek bu işleme itiraz etmiştir. Mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişiler, ailenin durumunu ve ebeveynlerin, çocukların aileye geri verilmesini sağlayacak bir dizi destek tedbirinden oluşan görevlerini yerine getirme yeterliliklerini değerlendirmişlerdir. Böylece altı ay sonra ebeveynlerin durumuna ilişkin yeni bir değerlendirme yapılmıştır. Bilirkişi raporu, 2011 yılının Ocak ayında mahkeme kalemine sunulmuştur.
2011 yılının Mart ayında, mahkeme, bilirkişilerin tespitlerine rağmen ve destekleyici önlemlerin devreye sokulmasına ve gerçekleşmesine olanak tanınmasına izin vermeksizin, çocukların evlatlık verilmesine karar vermiştir.
2014 yılının Şubat ayında, başvuran, Çocuk Mahkemesi nezdinde evlatlık verilebilmesine ilişkin kararı temyiz etmiştir. Talebini desteklemek için, söz konusu zaman diliminde sağlık durumunun iyiye gittiğini gösteren ve bu yönde karar verilmesini haklı kılabilecek koşulların sağlanmadığını ortaya koymayı amaçlayan tıbbi dokümanlar sunmuştur.
Hukuki Değerlendirme – Madde 8: Mahkemenin inceleme fırsatı bulduğu diğer davaların aksine, mevcut davada çocuklar, şiddete, fiziksel veya psikolojik kötü muameleye[1] veya cinsel istismara maruz kalmamıştır.
Çocukların evlatlık verilmesine ilişkin dava, başvuranın hastaneye yatırılmasına neden olacak şekilde sağlık durumunun kötüye gitmesi ve ebeveynlerin ayrılması sonucunda aile birliğinin bozulması nedeniyle açılmıştır.
Mahkemenin, çocuğun menfaatlerinin korunması gerektiği durumlarda yetkili makamların müdahalesinin gerekli olduğu hususunda hiçbir şüphesi yoktur. Ancak, karar verilen müdahalenin uygunluğu konusunda bazı şüpheleri hâsıl olmuş ve yetkililerin, anne ile çocuklar arasındaki ilişkiyi korumak için yeterli çabayı göstermediği kanaatine varmıştır. Ayrıca, söz konusu davada bilirkişiler tarafından önerilen çözümler ile özelikle başvuranın sağlık durumuna ilişkin zorlukların üstesinden gelinmesini sağlayacak ve böylece çocukların üstün menfaatlerini korurken aile ilişkilerinin sürdürülmesini sağlayacak olan özel sosyal yardım uygulaması gibi diğer çözümler de mevcuttu.
Başvuran, birkaç kez çocuklarının bakımı için sosyal hizmetlerden destek almak istemiştir. Bu talepleri, ebeveyn olarak görevlerini yerine getiremediğinin bir göstergesi olmayıp; mahkemenin çocukların evlatlık verilebileceği yönünde verdiği kararı haklı kılmamaktadır. Yetkililerin başvuranın talebine vereceği yanıt, hem çocukların menfaatlerini hem de annelik bağını koruyacaktı. Ayrıca, bu çözüm, bilirkişi raporunda yer verilen tavsiyelere ve aile bağının daimi olarak sona erdirilmesinin en son çare olarak öngörülmesi gereken kanun hükümlerine uygun olacaktı.
Daha az radikal çözümlerin mevcut olmasına ve bilirkişilerin tavsiyelerine rağmen, yerel mahkemeler, çocukların evlatlık verilebileceğine hükmetmiş ve böylece annelerinden nihai ve geri dönüşü olmayacak şekilde ayrılmalarına yol açmıştır. Buna ilaveten, üç çocuk, farklı üç koruyucu aileye evlatlık verilmiş; böylece sadece ailenin dağılmasına değil; aynı zamanda kardeşlerin birbirinden kopmasına da neden olunmuştur.
Hassas durumda olan başvuran ile oğulları arasındaki bağın mümkün olan ölçüde korunmasına ilişkin oldukça büyük önem arz eden gereklilik, yeterli oranda dikkate alınmamıştır. Adli makamlar, sadece bilirkişi raporunda belirtildiği üzere özel sosyal yardım ile üstesinden gelinebilecek olan ailenin maruz kaldığı zorlukları dikkate almıştır. Her ne kadar 2009 yılında bazı destek niteliğinde tedbirler uygulanmaya başlansa ve bunlar, başvuranın hastalığı ve eşinden ayrılması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlansa bile, bu koşullar, başvuranın çocukları ile ilişkisini yeniden tesis etmesi olanağından mahrum bırakılmasını haklı kılacak ölçüde yeterli değildi.
Bu hususları dikkate alarak ve bu tür konularda Devletin takdir yetkisine müdahale edilmeksizin, İtalyan yetkililer, hem çocukların menfaatini hem de aile bağının korunmasını sağlayacak diğer çözümler uygulanabilecekken aile ilişkisinin nihai ve geri dönülmez şekilde sonlandırılmasına karar vererek, başvuranın çocuklarıyla yaşamayı isteme hakkına saygı gösterilmesini sağlamak için uygun ve yeterli şekilde çaba sarf etmemiş ve böylece Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal etmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle)
Madde 41: manevi tazminat olarak 32,000 euro.
(Ayrıca bakınız Kutzner / Almanya, 46544/99, 26 Şubat 2002, 39 sayılı Bilgi Notu; ve Couillard Maugery / Fransa, 64796/01, 1 Temmuz 2004, 66 sayılı Bilgi Notu; ayrıca bakınız Velayet Hakları başlıklı Tematik Bilgi Notu)
[1] Örneğin bakınız Y.C. / Birleşik Krallık, 4547/10, 13 Mart 2012, 150 sayılı Bilgi Notu
Full & Egal Universal Law Academy