Sher ve Diğerleri / Birleşik Krallık – 5201/11 - 20.10.2015 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar – Pakistan vatandaşı olan başvuranlar bir terörle mücadele operasyonu kapsamında yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır. Başvuranların evlerinde, yazışmaların, kitapların ve elektronik ekipmanların da yer aldığı uzun bir öğe listesini içeren izin belgeleri gereğince yaklaşık 10 gün boyunca arama gerçekleştirilmiştir. Başvuranlar, bir Bölge Yargıcının birbiri ardına gerçekleştirilen iki duruşma sırasında gözaltı sürelerinin uzatılmasına izin vermesi sonrasında toplamda 13 gün gözaltında tutulmuşlardır. İlk duruşmanın bir bölümü, Bölge Yargıcının başvuranların alıkonmuş olan eşyalarını incelemesine ve polis operasyonu ve devam etmekte olan soruşturmayla ilgili ayrıntılara dair sorular yöneltmesine olanak tanınması amacıyla kapalı oturum şeklinde gerçekleştirilmiştir. Başvuranlar kamuya açık duruşmalarda kanunen temsil edilmişler fakat, kapalı oturum esnasında kendilerini temsil edecek bir özel avukat bulunmamıştır. Başvuranlar, nihayetinde herhangi bir suç isnadı olmaksızın serbest bırakılmışlardır.
Başvuranlar, Mahkeme önündeki yargılamalarda, gözaltı sürelerinin uzatılmasına ilişkin başvuruların değerlendirildiği duruşmalar esnasında çekişmeli bir usul izlenmemiş olduğuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında ve evlerinin kapsamı gerekçelendirilemeyecek biçimde geniş olan izin belgeleri uyarınca aranmış olduğuna ilişkin olarak ise Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında şikâyette bulunmuşlardır.
Hukuki Değerlendirme
Madde 5 § 4: Mahkeme, yakın terör saldırısı tehlikesinin, gözaltı süresinin uzatılması iznine ilişkin yargılamaların çekişmeli niteliğine, ulusal güvenlik gerekçelerinden ötürü bir takım kısıtlamalar getirilmesi için yeterli gerekçe teşkil ettiği konusunda ikna olmuştur. İlgili mevzuatta, gözaltı süresinin uzatılmasına dair izinlere ilişkin yargılamaları düzenleyen usul kuralları açık ve ayrıntılı bir şekilde belirtilmiş olup, adli nitelikli yargılamalar esnasında söz konusu kurallara uyulmuştur.
İlk duruşmanın bir kısmının kapalı usulde gerçekleştirildiğinin doğru olmasına karşın, Bölge Yargıcının başvuranları ve başvuranların avukatlarını bir duruşmanın herhangi bir kısmına almamasına izin veren usul, yargıcın gözaltı süresinin uzatılmasının gerekli olduğuna inanması için makul gerekçelerin mevcut olup olmadığını gözaltındaki kişinin yüksek çıkarlarını gözetecek şekilde tespit etmek amacıyla, polisin dayanak gösterdiği ve gözaltı süresinin uzatılmasını haklı gösterecek gerekçeleri derinlemesine incelemesine olanak tanımıştır. Bölge Yargıcı, hiçbir belgenin gerek bulunmadığı halde başvuranlardan saklı tutulmamasını en iyi şekilde sağlayabilecek bir konumdaydı.
Ayrıca, Bölge Yargıcının, yargılamaların adil bir şekilde yürütülmesini sağlamak için gerekli olduğunu değerlendirmesi halinde, özel bir avukat görevlendirme yetkisinin olduğu açıktı. Bu bağlamda, başvuranların hiçbir aşamada özel bir avukat görevlendirilmesi yönünde bir talepte bulunmadıkları dikkate alınması gereken bir husustur. Açık duruşmalarda, başvuruyu yapan kıdemli polis memuru, başvurunun neden yapıldığını sözlü olarak açıklamış ve ikinci duruşmada, soruşturmada kaydedilen gelişmeye ve el koyulan materyallerin incelemesine ilişkin detaylı bilgiler vermiştir. Başvuranlar yasal bir temsilci tarafından temsil edilmişler ve başvuranların avukatı, ilk duruşmada, polis memuru olan tanığı çapraz sorguya tabi tutabilmiştir.
Mahkeme bu nedenle, gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin izin belgesi çıkarılmasını sağlayan yargılamalarda adillik ilkesine aykırı bir unsurun yer almadığı kanaatine varmıştır. Bilhassa, özel bir avukatın görevlendirilmesine ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmaması yargılamaların Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine aykırılık teşkil etmesine yol açmamıştır.
Sonuç: ihlal yok (bire karşı altı oyla).
Madde 8: Mahkeme’nin önündeki yegâne mesele, başvuranların evlerinde gerçekleştirilen aramanın demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusuydu. Mahkeme, arama izninin nispeten geniş kapsamlı olarak düzenlenmiş olduğunu kabul etmekle birlikte, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan bir aramada el konulması mümkün olan nesne listesinin belirliliğinin, söz konusu olan iddiaların mahiyetine bağlı olarak davadan davaya değişeceğini kaydetmiştir. Başvuranların davasında olduğu gibi, geniş çaplı bir terör saldırısının planlandığı iddialarının söz konusu olduğu davalar, saldırının hazırlanmakta olduğuna ilişkin makul şüpheye sebebiyet verecek kadar yeterli delil olmasına rağmen, saldırının mahiyeti veya hedeflerine ilişkin bilgilerin mevcut olmaması bir arama sırasında ele geçirilmek istenen nesnelerin tam olarak tespit edilmesini imkânsız kıldığından belirli güçlükler barındıran davalardır. Bu tür karmaşık davalar, aksi halde izin verilene kıyasla daha geniş koşullara tabi olan bir aramayı haklı kılabilmektedir. Birden çok şüphelinin bulunması ve kodlu dil kullanılmasının güçlüğü arttırmasına karşın, durumun aciliyetinin göz ardı edilmesi mümkün değildir. Bir arama izninde ele geçirilmek istenen ve el konulacak nesnelerin tam mahiyetinin ayrıntılı olarak tespit edilmesini Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir koşul haline getirmek, çok sayıda yaşamın risk altında olduğu bir soruşturmanın etkinliğini ciddi anlamda tehlikeye sokabilirdi. Bu mahiyetteki davalarda, polisin arama sırasında karşılaşılanlar temelinde hangi nesnelerin terör faaliyetleriyle bağlantılı olabileceğini belirli bir esneklikle değerlendirmesine ve daha ayrıntılı incelemek üzere söz konusu nesnelere el koymasına izin verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, başvuranların el konulan nesneler açısından başvurabilecekleri geriye dönük (ex post facto) yargı denetimi talebi ve tazminat davası biçiminde bir hukuk yolunun bulunması ve başvuranların arama sırasında belirli bir nesneye el konmasına itiraz etme yoluna başvurmamış ya da haksız şekilde el konulduğunu veya arandığını iddia ettikleri herhangi bir nesneye işaret etmemiş olmaları. mevcut davayla belirli ölçüde alakalıydı.
Bu nedenle, arama izinlerinin aşırı derecede geniş kapsamlı olduğunun değerlendirilemez ve ulusal makamların, sonuç olarak meydana gelen başvuranların özel hayat ve konuta saygı haklarına yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu değerlendirme hakkı bulunmaktadır.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle).
(Ayrıca bk. A. ve Diğerleri / Birleşik Krallık [BD], 3455/05, 19 Şubat 2009, 116 Sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy