Olaylar ve Olgular – Başvuran bir İngiliz vatandaşıdır ve emekli olmasının ardından, 1982 yılında Birleşik Krallıktan ayrılmış ve İtalyan vatandaşı karısı ile birlikte İtalya’ya taşınmıştır. Yurtdışında on beş yıl ikamet ettikten sonra başvuran, bu tarihten itibaren Birleşik Krallıktaki milletvekili seçimlerinde oy kullanma hakkını kaybetmiştir. Başvuran, İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunduğu başvurusunda, 1 No.’lu Protokolün 3. maddesi uyarınca ülkeleri dışında ikamet eden kişilerin oy kullanma haklarına getirilen on beş yıl süre sınırının orantısız olduğunu ve oy kullanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda başvuran, Birleşik Krallıkla çok güçlü bağları olduğunu ve emekli maaşı, banka işlemleri, mali düzenlemeler, vergilendirme ve sağlık gibi tümü Birleşik Krallıkta alınan siyasal kararların konusu olan hususlardan etkilendiğini kaydetmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 1 No.’lu Protokolün 3. Maddesi: Ülkelerinde ikamet etmeyen kişilerin oy kullanmalarına getirilen kısıtlama, oy kullanma hakkını Birleşik Krallıkla yakın bağlantısı olan ve dolayısıyla Birleşik Krallığın yasalarından en çok doğrudan etkilenen vatandaşlarla sınırlandırması meşru hedefini gözetmiştir. Ülkeleri dışında ikamet eden kişilerin başka bir ülkeye göç etmelerinin ardından on beş yıl boyunca ulusal seçimlerde oy kullanmasına izin verildiğinden, söz konusu kısıtlama oy kullanma hakkının özünü ihlal etmemiştir. Başvuran ikamete dayalı olarak ulusal seçimlerde oy kullanmaya getirilen kısıtlamanın başlı başına orantısız olduğunu ileri sürmesinden ötürü, Mahkeme’nin ilk olarak, 1 No.’lu Protokolün 3. maddesinin Sözleşmeci Devletlerin, ülkeleri dışında ikamet eden vatandaşlarına, ikamete dayalı herhangi bir kısıtlama getirmeksizin, oy kullanma hakkı tanıması gerektirip gerektirmediğini incelemesi ve ikinci olarak, kişilerin on beş yıl boyunca başka bir ülkede ikamet etmelerinin ardından oy kullanma haklarından mahrum eden mevzuatın, oy kullanma hakkına, çakışan çıkarlar arasında adil bir denge kurar nitelikte uygun bir kısıtlama olup olmadığını incelemesi gerekmiştir.
Mahkeme ilk hususa ilişkin olarak, çeşitli Avrupa Konseyi organlarının faaliyetlerini incelemiş ve bu faaliyetlerin, göç nedeniyle karşı karşıya kalınan, menşe ülkeleri ve ikamet edilen ülkelerde siyasal katılıma ilişkin sorunlar hakkında, Avrupa düzeyinde farkındalığın giderek arttığıkanaatine varmıştır. Fakat bu belgelerin hiçbiri, mevcut yasaya göre, Devletlerin ülkeleri dışında ikamet eden kişilere oy kullanma hakkına sınırsız erişim imkânı tanıma yükümlülüğü olduğu sonucuna varmaya herhangi bir dayanak teşkil etmemiştir. Zira üye Devletlerin bu alandaki yasalarında ve uygulamalarında, ülkeleri dışında ikamet eden kişilere oy kullanma imkânı tanınması yönünde açık bir eğilimleri olmasına ve üye Devletlerin önemli çoğunluğunun sınırsız hak tanınması taraftarı olmasına rağmen, yurtdışında yaşayan vatandaşlara sınırsız oy kullanma hakkı tanınması yönünde ortak bir yaklaşıma veya fikir birliğine varıldığı bir aşamaya ulaşıldığı söylenemezdi. Konunun dikkatle izlenmesi gerekse de, Devletlerin bu alanda sahip oldukları takdir yetkisi böylelikle geniş tutulmuştur.
İkinci konuya (orantılılık) dönülecek olursa, ülkelerinden ayrılmalarının ardından, yurtdışında ikamet eden vatandaşlara on beş sene boyunca oy kullanma hakkının tanınması önemli olmuştur. Dikkatli bir şekilde incelenmeleri gerekli olsa da, uygulanmalarında takdire yer vermeyen genel tedbirler Sözleşme’ye uygun olabileceğinden, başvuranın kişisel olarak Birleşik Krallıkla bağlantısını büyük ölçüde sürdürmüş olması, ülkenin günlük sorunlarına ilişkin detaylı bilgilere sahip olması ve bu sorunların bazılarından etkilenebileceği gerçeği, getirilen on beş yıl kuralını orantısız kılmamıştır. Davalı Devletin, ülkeleri dışında ikamet eden kişilerin oy kullanma konusundaki tüm başvurularda, kişilerin ülkeyle yeterince yakın bağlantılarının olup olmadığını saptaması gerekli olsaydı Devlete yüklenecek ciddi külfeti dikkate alarak Mahkeme, somut davada alınan genel tedbirin, yasal belirliliği desteklemeye ve çıkarları vaka bazında tartmada açığa çıkabilecek keyfiyet ve tutarsızlık sorunlarını engellemeye hizmet etmesinden memnun kalmıştır. Ayrıca, Meclisin mevcut davada çatışan çıkarları pek çok kez gözetme yoluna başvurmuş olması ve ülkeleri dışında ikamet eden kişilerin oy kullanma haklarını detaylı bir şekilde tartışmış olması da konuyla alakalı bulunmuştur. Gerçekten de, Meclisin görüşlerinin geçirdiği evrim, yurtdışından oy kullanma imkanın tanındığı 1985 yılından itibaren, ülke dışında ikamet etme süresinde yapılan değişikliklerden görülebilmiştir.
Özetle, yerel yasama meclisinin sahip olduğu takdir yetkisi dikkate alındığında, başvuranın oy kullanma hakkına davalı Devlet tarafından getirilen kısıtlamanın, izlenen meşru hedefle orantılı olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla, söz konusu mevzuat, başvuranın menşe ülkesindeki milletvekili seçimlerine katılma hususundaki çıkarı ile davalı Devletin milletvekili seçimlerinde oy kullanma hakkını Birleşik Krallıkla yakın bağlantıları olan ve dolayısıyla ülke yasalarından en fazla doğrudan etkilenecek kişilerle sınırlandırması konusunda tercih ettiği yasama politikası arasında adil bir denge kurmuştur.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (oybirliğiyle).
Full & Egal Universal Law Academy