Shishanov / Moldova Cumhuriyeti – 11353/06 - 15.9.2015 tarihli Karar [III. Bölüm]
Olaylar – 1996 yılında bir dizi ağır suçtan toplamda yirmi beş yıl hapis cezasına çarptırılmış olan başvuran, birçok tutukevinde tutulu bulundurulmuştur. Başvuranın şikayetleri, diğerlerinin arasında, aşırı kalabalık tesisler, uygun olmayan yaşam ve hijyen koşulları ile yemeğin kalitesinin ve miktarının yetersiz olduğu iddiaları ile alakalı olmuştur.
Başvuran, 2014 yılının Şubat ayında Rusya Federasyonu’ndaki bir tutukevine nakledilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – 3. madde
(a) Kabul edilebilirlik hakkında (iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz) – Mahkeme, birçok kararında, mevcut iç hukuk yollarının, Moldova Cumhuriyeti’ndeki tutukluluk koşullarının yetersiz olmasından kaynaklı Sözleşme ihlallerine yönelik etkili bir tazmin sağlamadıklarına hükmetmiştir.
Somut davada, Hükümet’in ileri sürmüş olduğu Devlete karşı tazminat davası açılması önerisi, başvuranın tutukluluk koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak yeterliliği bulunmayan ve sadece tazminat sağlanmasına ilişkin bir hukuk yoluydu. Hükümet, idari makamların yetersiz tutukluluk koşulları için maddi tazminat ödemesini öngören yerel içtihatların söz konusu zamanda hukuk mahkemeleri için yerleşmiş, tutarlı ve bu nedenle de öngörülebilir bir uygulama olduğunu kanıtlamış değildir. Dolayısıyla, Mahkeme, hukuk mahkemeleri önündeki bir tazminat davasının, erişilebilir olsa dahi, uygulamada etkili olduğu kanaatinde değildir.
Başvuranın başvurabileceği etkili ve önleyici bir hukuk yolunun mevcut olup olmadığı konusunda, yetkili yerel makam, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduğu iddia edilen eylem ve kusurları Mahkeme içtihatlarıyla vücut bulan ilke ve standartlar açısından incelememiştir. Ayrıca, tutuklu ve hükümlülerin hijyen koşullarına ilişkin kurum içi kuralların bir cezaevinde ihlal edilmiş olduğunun tespiti üzerine, sorgu hakimi ilgili makama belirli bir tedbiri alması yönünde herhangi bir talimat vermemiştir. Sorgu hâkiminin tespit etmiş olduğu eksiklikler, cezaevi yetkilileri tarafından yalnızca kısmi olarak giderilmiştir. Bu sebeple, sorgu hâkimine yapılan başvuru uygulamada etkili olmamıştır.
Hükümet ayrıca, başvuranın sorgu hâkiminin kararı temelinde Devlet aleyhine hukuk mahkemeleri önünde bir tazminat davası açmış olması gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak, bu hukuk yolunun söz konusu zamanda etkili olduğu varsayılsa dahi, kendi lehlerine bir mahkeme kararı verilmiş olan tutuklu ve hükümlülerin kendi temel haklarının tanınması amacıyla bir dizi hukuk yoluna başvurma girişiminde bulunması beklenemezdi.
Sonuç: ilk itirazlar reddedilmiştir (oybirliğiyle).
(b) Esas hakkında – 3. madde: Başvuranın her üç cezaevinde de şikâyetçi olduğu tutukluluk koşulları, başka bir deyişle, tesisin aşırı kalabalık olması, yaşam ve hijyen koşullarının uygun olmaması ve yemeğin kalitesinin ve miktarının yetersiz olması Sözleşme’nin 3. maddesinin gerektirdiği ağırlık seviyesini aşmıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Madde 46: Mahkeme, başvuranın tutuklu bulundurulduğu cezaevlerinde tesislerin aşırı kalabalık olması, yaşam ve hijyen koşullarının uygun olmaması ve yemeğin kalitesinin ve miktarının yetersiz olması sebebiyle, somut davada Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir. Eylül 2005[1]‘ten bu yana, Moldova Cumhuriyeti 30’dan fazla davada benzer sebeplerle Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal etmiştir ve ağırlıklı olarak aynı mesele ile ilgili olmak üzere 70’ten fazla derdest başvuru mevcuttur.
Davalı Devletin tutukluluk koşullarını iyileştirmek amacıyla adımlar atmış olmasına rağmen, bireylerin erişimine açık olan ve yetkili yerel makamın yetersiz tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetleri esas bakımından incelemesi ve bu konuda uygun ve yeterli tazmin sağlamasına olanak tanıyan yeterli ve etkili bir mekanizmanın tesis edilmesi gereklidir.
“Önleyici” hukuk yolları ve “tazmin edici” nitelikteki hukuk yollarının birlikte var olması ve birbirini tamamlaması gereklidir. Dolayısıyla, bir başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı koşullarda tutulması halinde, en uygun tazmin biçimi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmama hakkının ihlalinin ivedi bir şekilde sonlandırılmasıdır. Ayrıca, insanlık onurunu ihlal eden tutukluluk koşullarına maruz bırakılan herkes, tespit edilen ihlale ilişkin bir tazmin elde edebilmelidir.
(a) Önleyici hukuk yolları – En iyi seçenek, tutukevlerinin denetlenmesi için özel bir makamın oluşturulması olacaktır. Bu hukuk yolunun etkili bir hukuk yolu olabilmesi için, söz konusu makamın (i) cezaevi sisteminden sorumlu makamlardan bağımsız olması, (ii) tutuklu ve hükümlülerin şikâyetleri incelenirken bu kişilerin etkili bir katılımını güvenceye alması, (iii) tutuklu ve hükümlülerin şikâyetlerini ivedi ve özenli bir şekilde incelemesi, (iv) söz konusu şikâyetlerin altında yatan sorunları ortadan kaldıracak çok çeşitli hukuki vasıtaların mevcut olmasını sağlaması ve (v) bağlayıcı ve icra edilebilir kararlar vermesi gerekecektir. Bahse konu hukuk yolu ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı koşullarda gerçekleştirilen tutukluluk işlemlerine bir son verilmesine yönelik işlemlerin ivedilikle yapılmasına imkân sağlamalıdır.
Tercih edilebilecek diğer bir seçenek ise, yeni bir mekanizma geliştirilerek ya da hâlihazırda var olan başvuru sistemi başvurular sorgu hâkimine yapılacak şekilde değiştirilerek, adli bir makam önünde önleyici bir hukuk yolu tesis etmektir. Somut davada, sorgu hâkimine yapılmış olan başvuru, başta hâkimin idari makamlara bazı özel tedbirleri alınması talimatı vermemiş olması ve makamların hâkim tarafından tespit edilmiş olan eksiklikleri yalnızca kısmen giderebilmiş olması sebebiyle, uygulamada etkisiz kalmıştır. Dolayısıyla, yetkili adli makam, cezaevi yetkililerine sadece şikâyet sahibinin değil aynı zamanda diğer tutuklu ve hükümlülerin koşullarının da iyileştirilmesine olanak tanıyan belirli işlemlerde bulunmaları talimatını verebilecek yetkiyi haiz olmalıdır. Devlet bunun yanı sıra, hâkimin alınması yönünde talimat vermiş olduğu tedbirlerin uygulanmasına yönelik kesin düzenlemeleri de tanımlamış olmalıdır.
(b) Tazmin edici hukuk yolları – Davacıya düşen ispat külfetinin aşırı nitelikli olmaması gerekir. Tutuklu ve hükümlülerin en azından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline ilişkin bir görüntünün olduğunu göstermeleri ve hâlihazırda erişilebilir olan herhangi bir delil sunmaları gerekebilir. O zaman, bahse konu iddiaların doğruluğunun tartışılması yerel makamlara düşecektir.
Usuli güvenceler ile ilgili olarak, tutuklu ve hükümlülerin davası makul bir süre içinde görülmelidir ve söz konusu davayı düzenleyen kurallar Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirlendiği üzere adillik ilkesine uygun olmalıdır. Mahkeme harçlarına dair kuralların tutuklu ve hükümlüler üzerine aşırı bir yük yüklememesi gerekir. Dahası, bir tazminata hükmedilmesi hususu, başvuranın sorumlu kişilerin ya da belirli yetkililerin eylemlerinin kanuna aykırı olduğunu kanıtlama kabiliyetince belirlenmemelidir. Son olarak, manevi zararlar bakımından hükmedilen tazminat miktarı, Mahkemece benzer davalarda hükmedilmiş olan miktarlarla kıyaslandığında makul olmayan bir tutarda olmamalıdır.
Hükümet tarafından somut davada atıf yapılan tazmin edici hukuk yolu, başka bir deyişle, Devlete karşı hukuk mahkemeleri önünde bir tazminat davası açılması, uygulamada etkili olmamıştır. Yüksek Adalet Divanı’nın 24 Aralık 2012 tarihinde bütün üyelerin hazır bulunduğu bir oturumda aldığı ve Sözleşme’nin 3, 5 ve 8. maddelerinin ihlali sonucu sebep olunan maddi ve manevi zararlara yönelik tazminat ödenmesine ilişkin davaların incelenmesiyle ilgili açıklayıcı kararında, AİHM’in tazmin edici hukuk yolları konusundaki içtihatları doğrultusunda belirlemiş olduğu ilkelerin büyük çoğunluğu dikkate alınmıştır. Ancak, Yüksek Adalet Divanı başvurana, manevi zarara uğramış olduğunu ispatlama külfeti yüklemiştir. Bu bağlamda, tutukluluk koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklerine aykırı olduğunun tespit edilmesi kendi başına, söz konusu tutuklu kişinin manevi zarara maruz kalmış olduğu yönünde güçlü bir karinenin oluşmasına yol açmıştır.
Son olarak, Sözleşme’ye aykırı koşullar altında geçirilen tutukluluk günlerinin sayısıyla orantılı bir ceza indirimi yoluna gidilmesi, tutuklulukları halen devam eden kişiler bakımından değerlendirilebilecek bir tazmin biçimi olabilirdi. Günümüzde, Moldova ceza mahkemeleri bir kişinin Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı koşullar altında tutulduğunun tespit edilmesi durumunda, sanık kişinin cezasında indirim yapma yoluna gidebilmektedirler. Ancak, hâlihazırda hüküm giymiş bir kimsenin cezasında indirim yapılamamakta ve bu nedenle çok sayıda hükümlü bu mekanizmanın sağladığı imkândan faydalanamamaktadır. Mevzuatta cezada yapılacak indirimin hesaplanmasına ilişkin herhangi belirli bir yöntem belirtilmemiştir ve mahkemelerin cezada yapılacak indirimi Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilenlere aykırı koşullarda geçirilmiş olan gün sayısına oranla hesaplama gerekliliği söz konusu değildir.
Mahkeme ayrıca, başvuranın haberleşmesine saygı hakkının gözetilmemiş olması sebebiyle Sözleşme’nin 8. maddesinin de ihlal edilmiş olduğuna hükmetmiştir.
Madde 41: manevi zararlar bakımından 10.000 avro (EUR) ödenmesine hükmedilmiş olup, maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
(Ayrıca bk. Ananyev ve Diğerleri / Rusya, 42525/07 ve 60800/08, 10 Ocak 2012, 148 Sayılı Bilgi Notu; ve Stella ve Diğerleri /İtalya (k.k.), 49169/09 ve diğerleri, 16 Eylül 2014, 177 Sayılı Bilgi Notu)
[1] Ostrovar / Moldova, 35207/03, 13 Eylül 2005.
Full & Egal Universal Law Academy