AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İŞİK VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 31714/10)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tâbi tutulabilir.
İşik ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 18 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşları Mazlum İşik, Muhammed Beyter ve Recep Ertunç’un (“başvuranlar”) 12 Mayıs 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 31714/10) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Hakkâri Barosuna bağlı Avukat F. Timur tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 3. ve 5. maddesinin 1. ve 3. fıkraları ile ilgili şikâyetler, 16 Mart 2015 tarihinde Hükümete bildirilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmı, Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmıştır.
4. Hükümet, başvurunun komite tarafından incelenmesine itiraz etmektedir. Mahkeme; Hükümetin itirazını inceledikten sonra, bu itirazı reddetmiştir.
OLAY VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1994, 1994 ve 1993 doğumlu olup, Hakkâri’de ikamet etmektedirler.
A. Davanın Bağlamı
6. 6 Aralık 2009 tarihinde, yasadışı örgüt PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşullarını protesto etmek için Hakkâri’de gösteriler düzenlenmiştir. Trafik seyrinin engellenmiş olması nedeniyle, polis ve göstericiler arasında çatışmalar yaşanmıştır. Yüzleri örtülü bazı göstericiler, polis araçlarına patlayıcı maddeler ve molotof kokteylleri atmışlardır. Bu kişilerin arasında bulunan başvuranlar, saat 18.30 sıralarında yakalanmışlardır.
B. Başvuranlar İle İlgili Tıbbi Raporlar
7. Başvuranlar 6 Aralık 2009 tarihinde, saat 19.30 sıralarında Hakkâri Devlet Hastanesinde muayene edilmişlerdir. Düzenlenen tıbbi raporlara göre:
- İşik’in vücudunda herhangi bir lezyon bulunmamaktadır.
- Beyter’in sağ göz dış kısmında küçük bir kanama odağı ile sağ bileğinde hassasiyet bulunmaktadır.
- Ertunç’un burnunda ve alnında kızarıklıkların yanı sıra kafatasının ön kısmında kırık mevcuttur. Raporda, bu yara üzerine iki dikiş atıldığı belirtilmektedir.
8. Hakkâri Cumhuriyet Savcısı (“Savcı”); 7 Aralık 2009 tarihinde, başvuranların avukatının talebi üzerine, yeni tıbbi muayeneler yapılmasını istemiştir. Savcılık talebi üzerine, Hakkâri Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 7 Aralık 2009 tarihinde düzenlenen raporlarda, şu ifadeler yer almaktadır:
- İşik’in vücudunda herhangi bir lezyon bulunmamaktadır.
- Beyter’in sol zigomatik ve sağ orbital bölge iç kısımda üzeri kabuklu sıyrıklar, frontal bölgede 2 x 2 cm.lik bir ödem, sol sakral bölgede üzeri kabuklu 2 x1 cm. ve 1 x 0.5 cm.lik sıyrıklar, sağ bilek kısmında şişlik ve palpasyonla hassasiyet bulunmaktadır.
- Ertunç’un sol frontal bölge saçlı deri üzerinde sütüre kesi, sağ bilek dış kısımda ve beşinci karpal bölgesinde[1] palpasyonla hassasiyet, sağ kolda 1 x 1 cm.lik sıyrık bulunmaktadır. Raporda, başvuranın kafatasında kırık bulunmadığı belirtilmektedir.
Başvuranlar Beyter ve Ertunç ile ilgili raporlar kapsamında; ilgililerin vücudunda tespit edilen lezyonların, herhangi bir hayati tehlike arz etmediği ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte oldukları belirtilmektedir.
9. Başvuranlar 7 Aralık 2009 tarihinde, haklarında uygulanan gözaltı işlemi sonrasında, Hakkâri Devlet Hastanesinde bir sefer saat 14.00 sıralarında; bir sefer de saat 18.00 sıralarında muayene edilmişlerdir. Bu muayeneler ile ilgili olarak düzenlenen raporlara göre; İşik’in oksipital bölgede “küçük bir yara kabuğu” bulunmaktadır. Beyter ve Ertunç’un vücudunda gözlemlenen lezyonlar, daha önceki raporlarda belirtilenlere benzerlik göstermektedir.
C. Polis Memurları ve Başvuranlar Hakkındaki Soruşturmalar
10. Başvuranları yakalayan beş polis memurunun, 6 Aralık 2009 tarihinde, başka polis memurları tarafından ifadeleri alınmıştır. Polis memurları, verdikleri ifadelerinde; başvuranların da aralarında bulunduğu on beş kadar göstericinin, kendilerine ve araçlarına taş atmaları üzerine, bu göstericileri kovalamaya başladıklarını; başvuranların, yakalanmalarına karşı koymaları nedeniyle, kendilerine -orantılı şekilde- güç kullanmak zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir.
11. Aynı gün düzenlenen tutanakta yer alan bilgilere göre Ertunç; yakalandığı ve polislerin arasında bulunduğu sırada, göstericiler tarafından atılan taşların isabet etmesi sonucunda, başından yaralanmıştır.
12. Başvuranlar daha sonra Çocuk Şube Müdürlüğüne sevk edilmiş ve res’en görevlendirilen avukat huzurunda sorguya çekilmişlerdir. Sorgu esnasında başvuranlar, polislere saldırdıkları yönündeki iddiaları kabul etmemişlerdir. İşik ve Ertunç, yakalama işlemi sırasında ve sonrasında, polis tarafından kötü muamele gördüklerini ifade etmişlerdir.
13. Cumhuriyet Savcısı, 7 Aralık 2009 tarihinde, terör örgütüne destek vermek ve güvenlik güçlerine mukavemet etmek suçlamalarıyla, başvuranların ifadelerini almıştır. Başvuranlar bu suçlamaları kabul etmemişlerdir. Ertunç aynı zamanda; araca bindirildiği sırada, polisler tarafından başından darp edildiğini ifade etmiştir. İşik, kelepçe takıldığını ve dövüldüğünü belirtmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi aynı gün başvuranları sorguya çekmiş ve tutuklanmalarına karar vermiştir.
14. Başvuranların avukatı, 11 Aralık 2009 tarihinde, kötü muamelede bulundukları iddiasıyla polis memurları hakkında; tıbbi muayeneleri uygun şekilde gerçekleştirmedikleri iddiasıyla ise; doktorlar hakkında şikâyetçi olmuştur.
15. Savcı 9 Şubat 2010 tarihinde, bu şikâyet ile ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, vermiş olduğu kararı kapsamında; İşik’in herhangi bir yaralanmaya maruz kalmadığını ve diğer iki başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların da, tıbbi raporlarda belirtildiği şekilde, basit tıbbi müdahalelerle tedavi edilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir. Savcı; yaraların, polisin orantılı güç kullanımına izin verildiği yakalama işlemleri sırasında meydana gelmiş olabileceği gibi, gösteriler sırasında da meydana gelmiş olabileceği kanaatine varmıştır. Savcı daha sonra; Ertunç’un, göstericiler tarafından atılan bir taş sonucu başından yaralandığının belirtildiği yakalama tutanağına atıfta bulunmuştur.
16. Van Ağır Ceza Mahkemesi 8 Mart 2010 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan itirazı dosya üzerinden incelemiş ve itirazın reddine karar vermiştir.
17. Başvuranlarla aynı gün yakalanan E.A. isimli bir şahıs, vermiş olduğu ifadesinde; gençleri, polislere saldırmak için organize eden ve zorlayan çok sayıda kişinin isimlerini vermiştir. Konuyla ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır. Başvuranlar ile olayları planlayan bazı şahıslar arasında çok sayıda bağlantı tespit edilmiştir. Polis; gösteri günü, olay yerinde, molotof kokteyli yapımında kullanılan şişe, benzin, tutuşturucu gibi maddelerin yanı sıra, yüzü örtmek için kullanılan maskelere el koymuştur. Cumhuriyet Savcısı; belirtilen bu unsurların yanı sıra, iddianamesi kapsamında; dosya kapsamında da mevcut bulunan, -olayların- görsel kayıtlarına atıfta bulunmuştur.
18. Başvuranlar; Van Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, 18 Şubat 2010 tarihinde, terör örgütüne destek vermek ve güvenlik güçlerine mukavemet etmek suçlarından, dört yıl iki ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bunun yanı sıra, ilgililerin tutuklulukta geçirdikleri süre ve yaşlarının küçüklüğünü göz önünde bulundurarak serbest bırakılmalarına karar vermiştir. Söz konusu mahkeme kararı hakkında Yargıtay; 6 Haziran 2012 tarihinde, usulden bozma kararı vermiştir. Dosyada yer alan son bilgilere göre dava, Hakkari Sulh Ceza Mahkemesinde derdesttir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, yakalanmaları sırasında darp edildiklerinden ve kelepçelendiklerinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddelerine dayanarak, şüphelilerin kimliklerinin teşhis edilmemesi, tanık aranmaması ve haklarındaki ön yargılardan dolayı ifadelerinin alınmaması nedeniyle kötü muamele şikâyetleri konusunda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından yakınmaktadırlar.
20. Mahkeme, bir şikâyetin iki öğe barındırdığını hatırlatmaktadır: Gerçeğe dayalı iddialar ve hukuki argümanlar. Mahkeme; jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda Mahkeme; başvuranların şikâyetlerinin, Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
" Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. "
21. Hükümet, söz konusu iddiaları kabul etmemekte ve soruşturmanın sonuçlarına atıfta bulunmaktadır. Başvuranlara karşı kullanılan gücün, onları yakalamak amacıyla gerekli ve orantılı olduğunu değerlendirmektedir.
22. Mahkeme; başvuran İşik ile ilgili olarak, vücudunda tespit edilen tek lezyonun, oksipital bölgedeki “küçük bir yara kabuğu” olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda 9. paragraf). Mahkeme, yakalama işlemlerini çevreleyen koşulları göz önünde bulundurarak, söz konusu yaranın, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girmesi için gerekli olan “ağırlık eşiğine” (Bouyid /Belçika [BD], No. 23380/09, § 86-87, AİHM 2015) bu başvuran açısından ulaşıldığının söylenemeyeceği kanısındadır. Netice itibarıyla Mahkeme; İşik’in şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
23. Mahkeme; Beyter ve Ertunç’un şikâyetlerinin ise, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını değerlendirmektedir. Bu nedenle, bu başvuranların şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
24. Mahkeme, konuya uygulanacak genel ilkeler ile ilgili olarak, El‑Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182‑185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No.10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve yukarıda anılan Bouyid (§§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
A. Usul Yönünden
25. Mahkeme, kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak soruşturma yapılması yükümlülüğünün; bir sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü olduğunu daha önce de ifade etmiştir. Soruşturma, ilke olarak; olayın gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması halinde sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 98, Karar ve Hükümler Derlemesi, Mikheïev /Rusya, No. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006 ve Mehmet Fidan/Türkiye, No. 64969/10, §§ 46-49, 16 Aralık 2014).
26. Mahkeme; bu usuli yükümlülüğün, toplumun yasallık ilkesine saygı gösterilmesine olan güvenini korumak ve yasa dışı eylemlere ilişkin her türlü suç ortaklığı ya da bunlara tolerans gösterildiği izlenimini oluşturmamak amacıyla gerekli olduğunu hatırlatmaktadır (bk. öldürücü güç kullanımı kapsamında mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla) McKerr/Birleşik Krallık, § 114, AİHM 2001-III).
27. Mevcut dava kapsamında; başvuranlar tarafından iddia edildiği üzere, dosyada, söz konusu müdahalenin failleri olan polis memurlarının, savcı tarafından sorguya çekildiklerinin belirtilmesine imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Savcı aslında, olaylarla ilgili tutanağa atıfta bulunmakla yetinmiştir. Savcı, olaylarla ilgili tanık ifadelerini almaya çalışmamış ve başvuranların kötü muamele iddialarına ilişkin olarak ifadelerini almamıştır.
27. Nitekim savcı, başvuranlar hakkında uygulanan yakalama işleminin somut koşulları üzerinde herhangi inceleme yapmamıştır; bu nedenle güç kullanmanın gerekli olup olmadığı hususunu tespit etmek ve sonrasında bunun orantılılığını değerlendirmek için herhangi bir objektif değerlendirme yapılamamıştır. Mahkeme ayrıca bu bağlamda, başvuranların olayların geldiği dönemde reşit olmadıklarını, yakalanmaları sırasında açıkça dövüldüklerini iddia ettiklerini ve kafatasının frontal bölgesinde yara bulunan Ertunç’un, polisler tarafından araçlarına bindirildiği sırada başından darp edildiğini belirttiğini kaydetmektedir.
28. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.
B. Esas Yönünden
29. Mahkeme; bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel anlamda güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığında, örneğin tutuklandığı sırada, davranışları kesinlikle gerektirmediği hallerde, kişiye karşı fiziksel güç kullanımının, insan onurunu zedelediğini ve kural olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 88 ve Vatandaş/Türkiye, No. 37869/08, § 34, 15 Mayıs 2018).).
30. Somut olayda Mahkeme; öncesinde de belirtildiği üzere, yürütülen soruşturmanın Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerini karşılamadığı sonucuna varmıştır. Ancak, soruşturmanın etkinliğine zarar veren bu unsurlar, başvuranların yaralarının ne zaman ve ne şekilde meydana gelmiş olabileceği hususuyla ilgili bir sonuca varılmasını da engellemektedir (bk. örneğin, güce başvurmanın orantılılığı ve gerekliliği ile ilgili bir inceleme için, Ahmet Akman/Türkiye, No. 33245/05, §§ 41-42, 13 Ekim 2009). Bununla birlikte Mahkeme; sahip olduğu unsurları göz önünde bulundurarak; başvuranların, güvenlik güçlerine patlayıcı madde attıkları gerekçesiyle kovalamaca sonrasında yakalandıklarını göz ardı edemez. Bu türden koşulların, ilgililerin zarar vermelerini ve kaçmalarını engellemek ve meydana gelen lezyonları açıklamak için orantılı bir güç kullanımını gerektirdiği kabul edilebilecektir. Dolayısıyla Mahkeme; Beyter ve Ertunç’un yakalanmaları sırasında kötü muamele gördüklerini “her türlü makul şüphenin ötesinde” (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 82) tespit edememektedir.
31. Dolayısıyla Mahkeme; Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğini söylemek için yeterli unsura sahip değildir (bk. aynı anlamda, Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan/Türkiye, No. 17850/11, §47-49, 30 Ağustos 2016).
32. Bunun yanı sıra Mahkeme; bu sonucun ulusal hukukta yürütülen ve yukarıda gözlemlenen soruşturmanın etkin olmamasından ileri geldiğinin altını çizmektedir (bk. mutatis mutandis -gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla- Daşlık/Türkiye, No. 38305/07, §§ 52 ve 54, 13 Haziran 2017, mutatis mutandis (gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla- Danelia/Gürcistan, No. 68622/01, §§ 42‑45, 17 Ekim 2006 ve Döndü Erdoğan/Türkiye, No. 32505/02, §§ 48-50, 23 Mart 2010, soruşturmanın etkin olmaması göz önünde bulundurulduğunda, delil unsuru bulunmamasının yetkililere atfedildiği davalar).
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine dayanarak, yasaya aykırı şekilde yakalandıklarından ve tutuklandıklarından yakınmaktadır.
34. Hükümet, başvuranları yakalamak için inandırıcı sebeplerin bulunduğunu belirtmekte ve haklarında açılan iddianameye atıfta bulunmaktadır.
35. Mahkeme; başvuranların, esasında yakalanmalarını haklı gösteren inandırıcı gerekçeler bulunmadığından yakındıklarını gözlemlemektedir. Ancak Mahkeme; başvuranların, gözaltına alınmalarından sonra, terör örgütüne destek vermek ve güvenlik güçlerine mukavemet etmek suçları nedeniyle (bk. yukarıda 13. paragraf) ceza soruşturmalarına konu olduklarını (hakim tarafından tutuklanma, savcı tarafından suçlanma) gözlemlemektedir. Mahkeme; toplanan delil unsurları ile ceza yargılamasının bağlantısı göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların inandırıcı nedenler bulunmadan gözaltına alındıklarını söyleyemez. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve bu nedenle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir (bk. Rahat ve Tuş/Türkiye (kk.), No. 39865/02, 18 Mart 2004 ve Mürsel Okay/Türkiye (kk.), No. 6283/02, 1 Haziran 2006. Konuyla ilgili iç hukukta başvuruda bulunma imkânı ile ilgili olarak, aynı zamanda, Mustafa Avcı /Türkiye, No. 39322/12, §§ 63‑67, 23 Mayıs 2017 kararına bakınız).
36. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak, tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğunu belirtmektedirler.
37. Hükümet; başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmektedir.
38. Mahkeme, tazminat yolunun, ihtilaf konusu tutukluluk işlemi sona erdiğinde, kuşkusuz uygun bir telafi teşkil ettiğini yeniden ifade etmektedir. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendinde öngörülen hukuk yolunu, ceza yargılamasının sonlanmasından önce erişilebilir kılan Türk Anayasasıyla alınan içtihadi tutumdan bu yana; başvuranların, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği iddiasının ulusal düzeyde telafi edilmesine imkân veren bir hukuk yoluna sahip olduklarını daha önce ifade etmiştir (Demir/Türkiye (kk.), No. 51770/07, § 31, 16 Ekim 2012 ve Yıldız /Türkiye (kk.), No. 42745/09, §§ 25-29, 11 Ekim 2016).
39. Mahkeme, yukarıda anılan örneklerden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir unsur ya da argüman tespit etmemektedir. Sonuç olarak; başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
A. Tazminat
41. Başvuranların her biri; maddi zarar bağlamında, bu talebin gerekçelerini belirtmeden, 10.000 avro talep etmektedirler. Başvuranların her biri aynı zamanda, başvurunun kaynağındaki olaylara maruz kaldıkları kanaatiyle, manevi zarar bağlamında 50.000 avro talep etmektedirler.
42. Hükümet; bu taleplerin, dayanaktan yoksun ve aşırı olduğunu değerlendirmektedir.
43. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile herhangi bir maddi zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık; manevi tazminat olarak, Beyter ve Ertunç’a ayrı ayrı 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmaktadır.
B. Yargılama Giderleri
44. Başvuranlar aynı zamanda; avukatlarının çalışma ücreti için 10.800 avro; posta, telefon, faks ve çeviri masrafları ile diğer harcamalara bağlı olarak Mahkeme önünde yapmış oldukları harcamalar için ise 3.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar, bu taleplerini destekleyecek herhangi bir belge sunmamıştır.
45. Hükümet; Mahkeme’yi, belgelendirilmemiş olmaları nedeniyle, söz konusu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
46. Bir başvuranın, yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde; bu miktarlar kendisine geri ödenebilmektedir; ayrıca, İçtüzüğün 60. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, taleplerin rakamla, kategorilere ayırarak ve ilgili kanıtlayıcı belgelerle birlikte sunulması gerekmektedir; aksi takdirde, Mahkeme, bu taleplerin tamamını veya bir kısmını reddedebilmektedir. Somut olayda Mahkeme; başvuranın talebini desteklemek için herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını tespit ederek, ilgilinin talebini tümüyle reddetmeye karar vermektedir (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 122, AİHM 2011 (alıntılar)).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Beyter ve Ertunç ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
4.
a) Davalı Devlet tarafından, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, Beyter ve Ertunç’a ayrı ayrı, kendilerince ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat bağlamında 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bitim tarihinden başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 9 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Önkol ve el arasında bulunan kemik sırası
Full & Egal Universal Law Academy