Sindicatul “Păstorul cel Bun” – Romanya - 2330/09 - Karar 9.7.2013 [BD]
Olaylar –Romanya Ortodoks Kilisesi ruhban sınıfı ile laik personelinden otuz beş üye, 2008 yılı Nisan ayında bir sendika kurmaya karar vermiştir. Seçilen başkan, ilk derece mahkemesi nezdinde, sendikaya tüzel kişilik verilmesini ve sendika siciline kaydını talep etmiştir; ancak başpiskoposluk temsilcisi buna itiraz etmiştir. Sendika temsilcisi talebini yinelemiş ve savcılık bu talebe katılmıştır. Mahkeme, Mayıs 2008’de, talebi kabul etmiş ve sendikanın sicile kaydını emretmiş, böylelikle sendikaya tüzel kişilik vermiştir. Başpiskoposluk, bu karar aleyhinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Bölge mahkemesi, Temmuz 2008 tarihli kesinleşmiş bir kararla temyiz başvurusunu kabul etmiş, ilk derece mahkemesinde verilen kararı iptal etmiş ve tüzel kişilik verilmesi ve sendika siciline kayıt talebini esastan reddetmiştir.
Mahkeme dairelerinden biri, 31 Ocak 2012 tarihli bir kararla (bakınız Bilgi Notu no. 148), ikiye karşı beş oyla, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç” yokluğunda ve yeterli sebep bulunmazken, başvuran sendikanın tescili talebinin reddi gibi radikal bir tedbirin güdülen amaçla orantısız ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gereksiz olduğu gerekçesiyle 1. maddenin ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Hukuk – 11. Madde
a) Uygulanabilirlik – İhtilaflı sendikanın üyeleri ve onların ücretlendirilmesi, pek çok açıdan bir iş ilişkisi niteliği sergilemektedir. Bununla birlikte, ruhban sınıfı mensuplarının çalışmaları; ruhanî bir amaç gütmesi ve kilise bünyesinde gerçekleştirilmesi gibi, belli derecede özerklik ve Kilise karşısında daha fazla sadakat yükümlülüğü gerektirmesi muhtemel özel durumlar arz etmektedir. Dolayısıyla, tamamıyla dinî olan faaliyetlerin, daha ziyade ekonomik niteliği bulunan faaliyetlerden açık bir biçimde ayrılması yerinde olabilir. Oysa durumlarının özel olmasına karşın, ruhban sınıfı mensupları, görevlerini 11. madde kapsamına giren bir iş ilişkisi çerçevesinde gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla bu hüküm, davaya konu olaylar için geçerlidir.
b) Esas – Başvuran sendikanın tescilinin reddedilmesi, Romanya Ortodoks Kilisesinin statüsünde yer alan hükümlere dayanan bir müdahale teşkil etmektedir. Yerel mahkemeler; bu durumdan, kiliseyle ilgili dernek ve vakıfların oluşturulmasının Saint Synode Kuruluna özgü olduğu ve ruhban sınıfı mensuplarının, biçimi her ne olursa olsun, derneğe katılımı için piskoposluk izninin gerekli olduğu sonucunu çıkarmıştır. Söz konusu müdahale, başkalarının, bu durumda Romanya Ortodoks Kilisesinin haklarını koruma meşru amacını gütmekteydi.
Başpiskoposluğun, sendikanın tanınması konusunda yerel mahkemeler önündeki itirazını desteklemek amacıyla savunduğu iddialar göz önünde bulundurulduğunda; bölge mahkemesi mantıken, sendikanın tesciline izin verecek bir kararın, söz konusu dinî örgütün özerkliği karşısında gerçek bir risk oluşturabileceğini düşünebilirdi. Bu bakımdan Romanya’da her dinî topluluk, kendi statüsünü kabul etme, dolayısıyla personelinin çalışması, istihdamı ve ruhban sınıfıyla yürüttüğü ilişkiler hakkında özgürce karar verme hakkına sahipti. Dinî müesseselerin özerkliği ilkesi, Romanya Devleti ile topraklarında tanınan dinî topluluklar arasındaki ilişkilerin kilit taşını teşkil etmektedir. Romanya Ortodoks Kilisesi, iş kanunun konuyla ilgili hükümlerini kendi statüsüne aktarmamayı tercih etmiştir ki; bu karar, söz konusu dinî topluluğun özerkliği ilkesine saygı adına, bir hükümet kararı ile de onaylanmıştır. Oysa başvuran sendikanın statüsünde güdülen ve özellikle serbest girişimin, rekabetin ve üyelerinin ifade özgürlüğünün teşvik edilmesi, bir sendika üyesinin Saint Synode Kuruluna katılımının sağlanması, başpiskoposluktan yıllık malî rapor hazırlamasının talep edilmesi ve üyelerinin menfaatlerini savunma aracı olarak grevin kullanılmasından oluşan amaçlar göz önünde bulundurulacak olursa; söz konusu sendikanın tescilini dinî toplulukların özerkliği namına reddeden yargı kararı, bilhassa Devletin bahsi geçen özerkliğin korunmasındaki rolü düşünüldüğünde, mantıksız görünmemektedir. Devlet; başvuran sendikayı tescil etmeyi reddederek, yalnızca Romanya Ortodoks Kilisesinin örgütleniş ve işleyişine karışmaktan imtina etmiş; böylece Sözleşme’nin 9. maddesinin kendisine yüklediği tarafsız olma yükümlülüğüne riayet etmiştir.
Bölge mahkemesi; üyelerinin bir dernek kurulması için öngörülen özel usule uymamış olması nedeniyle, talebinin Kilise statüsünün gerekliliklerini karşılamadığını tespit ettikten sonra; başvuran sendikayı tescil etmeyi reddetmiştir. Dolayısıyla yalnızca dinî müesseselerin özerkliği ilkesini uygulamıştır. Bölge mahkemesi; başpiskoposluk tarafından ileri sürülen gerekçeleri kendi gerekçeleri olarak kabul ederek, sendikanın kurulmasına izin vermesi halinde, Kilise geleneğine ve kilisenin istişare ve karar alma konularındaki kurallarına yabancı ve yeni bir kuruluşun, Kilise statüsünde öngörülen istişare ve müzakere yapılarının yerini alacağı veya söz konusu yapıların bu yeni oluşumlu işbirliği içerisinde çalışmak zorunda kalacağı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla mahkemenin gerçekleştirdiği denetim, kilise yetkililerince ileri sürülen riskin muhtemel ve ciddî olduğunun, söz konusu yetkililerin öne sürdüğü gerekçelerin, bahsi geçen dinî topluluğun özerkliğinin uygulanmasına yabancı bir amaca hizmet etmediğinin ve başvuran sendikanın tescilinin reddedilmesinin, bu riski bertaraf etmek için gerekli olanın ötesine geçmediğinin teyit edilmesine olanak vermiştir.
Daha genel olarak, Romanya Ortodoks Kilisesi statüsü, kendi haklarını ve meşru menfaatlerini korumak amacıyla sendikalar kurmaları konusunda ruhban sınıfının mensuplarına yönelik mutlak bir yasak öngörmemektedir. Bu nedenle, başvuran sendikanın üyelerini, amaçları Kilise’nin statüsüyle bağdaşan, Kilise’nin geleneksel hiyerarşik yapısını ve burada kararların alınış biçimini tartışmaya açmayan bir dernek kurmak suretiyle, Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarını kullanmaktan alıkoyan hiçbir şey bulunmamaktadır. Ayrıca, hâlihazırda Romanya Ortodoks Kilisesi bünyesinde mevcut olup, ulusal mahkemelerce yetkilendirilmiş ve faaliyetlerini Kilise statüsünün gerekliliklerine uygun olarak yürüten derneklerden herhangi birine özgürce üye olmak, başvuran sendikanın üyelerinin elindedir.
Son olarak, Avrupa’da, devletler ve dinî topluluklar arasındaki ilişkileri düzenleyen çok çeşitli anayasa modelleri bulunmaktadır. Avrupa’da bu konu hakkında mutabakat olmadığı göz önünde bulundurulursa, Devletin bu alandaki takdir payı daha büyüktür ve dinî topluluklar bünyesinde, bu toplulukların sahip olduğu özerkliğin uygulanmasını engelleyebilecek amaçlar güden sendika oluşumlarını tanıma veya tanımama hakkını kapsamaktadır. Sonuç olarak, bölge mahkemesinin başvuran sendikayı tescil etmeyi reddetmesi, ulusal makamların bu konuda sahip olduğu takdir payını aşmamıştır ve dolayısıyla, orantısız değildir.
Sonuç : ihlâl yokluğu (altıya karşı on bir oyla).
Full & Egal Universal Law Academy