AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞORLİ/TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 78727/16)
KARAR
STRAZBURG
5 Nisan 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Şorli/Türkiye davasında,
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşları olan, 1991 ve 1989 doğumlu, İstanbul’da ikamet eden ve Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilen Bilal Şorli ve Vedat Şorli’nin (“başvuranlar”) 23 Kasım 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 78727/16),
Başvurunun, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
15 Mart 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranların yakalandıkları ve gözaltına alındıkları sırada maruz kaldıkları kötü muamele iddialarıyla ilgilidir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
2. 13 Aralık 2013 tarihinde saat 13.00’a doğru, başvuranlar ile başvuranların kimlik kontrolünü ve üst aramasını yapmak isteyen üç polis memuru arasında bir tartışma çıkmıştır. Başvuranlardan birinin üzerinde bıçak bulunmuştur. İlgililer arasında çıkan arbedenin ardından başvuranlar polis merkezinde gözaltına alınmışlardır. Polis başvuranların etkisiz hale getirilmesi için göz yaşartıcı gaz kullanmıştır. Başvuranlar, aynı gün saat 17.30’da serbest bırakılmışlardır.
3. Gözaltı işlemleri sırasında 13 Aralık 2013 tarihinde saat 14.54’te B.Ş. hakkında düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin sol gözünün parietal kısmında bir ekimoz, sol kaşın üzerinde bir hematom, yanaklarında şişlik ve sağ omzunda hassasiyet bulunduğu belirtilmiştir.
4. 13 Aralık 2013 tarihinde saat 20.00’da evinde baygınlık geçiren B.Ş., hastaneye gitmiş, burada bir tıbbi rapor düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, ilgilinin sol göğsünün ön tarafında yüzeysel aşınma, sağ omuzda hassasiyet, başın ön bölgesinde hassasiyet, ellerde yüzeysel aşınma, alt çene kemiğinin solunda ödem bulunduğu tespit edilmiştir.
5. Gözaltı işlemleri sırasında 13 Aralık 2013 tarihinde saat 14.53’te V.Ş. hakkında düzenlenen tıbbi raporda, sağ parietal bölgede 1 x 1 cm şişlik ve ödem, sol ön bölgede 1,5 x 0,3 cm bir ekimoz, alnın ortasında 0,4 cm açık renkli bir ekimoz, sağ göz kapağında 0,5 cm bir ekimoz, sağ gözde bir ekimoz, her iki bilekte kelepçe takılması sebebiyle oluşan ekimozlar bulunduğu belirtilmiştir.
6. V.Ş.nin talebi üzerine, 13 Aralık 2013 tarihinde saat 22.00’da hastane başka bir rapor daha düzenlemiştir: Başvuran baş ağrılarının olduğunu belirtmiştir; bunun üzerine, sağ şakak bölgesinde 1 x 1 cm ödem, sol dizinde 1 cm çizik ve sırtında ve ellerinde ekimozlar bulunduğu tespit edilmiştir.
7. Cumhuriyet savcısı, 31 Ocak 2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş, bu karar, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.
8. Anayasa Mahkemesi, 13 Temmuz 2016 tarihinde başvuranların tutulma koşullarıyla ilgili olarak, polis memurlarının müdahalesinin, konu hakkında uygulanabilir zorlayıcı kuvvete ilişkin yasal sınırları aştığı sonucuna varılmasına imkân verecek delil unsuru bulunmadığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi başvuranların gözaltında tutuldukları süre boyunca kötü muameleye maruz kaldıkları iddialarıyla ilgili tespitte bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın Cumhuriyet savcısı tarafından ivedilikle ve etkin şekilde yürütüldüğüne hükmetmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA9. Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin genel ilkeler, Bouyid/Belçika ([BD], no. 23380/09, § 100 ve 101, AİHM 2015 ve bu kararda yer alan atıflar) kararında özetlenmiştir.
Şikâyetin Esas Yönü HakkındaArbede Sırasında Meydana Gelen Kötü Muameleler10. Mahkeme başvuranların kendiliğinden yakalandığını tespit etmektedir. İlgililer, yakalama sırasında polis memurlarının kimlik kontrolü ve üst araması emirlerine itaat etmeyi reddetmişlerdir. Başvuranlardan birinin bıçak taşıdığı tespit edilmiştir. Mahkeme daha önce bu bağlamda, kontrol edilen kişiler tarafından fiziki direniş veya şiddet içeren davranışlar gösterme riski bulunduğu durumlarda, kolluk kuvvetleri tarafından zor kullanılmasının haklı gösterildiğini kabul etmiştir (Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, A Serisi no. 269, Sarigiannis/İtalya, no. 14569/05, § 61, 5 Nisan 2011 ve Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan/Türkiye, no. 17850/11, § 41, 30 Ağustos 2016).
11. Mahkeme, Hükümet veya başvuranlar tarafından, olaya karışan bazı kişiler arasında, başvuranlar ile üç polis memurunun vücutlarında lezyonlar oluşmasına sebep olan bir arbede çıktığı hususuna itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından, başvuranların vücutlarında tespit edilen lezyonların, yakalanmaları sırasında polis memurlarına karşı direnmeleri ve saldırgan davranışları sonucunda meydana geldiğine dair davanın olgularına ilişkin olarak yapılan tespiti ve bu bağlamda Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine dair varılan sonucu paylaşmaktadır. Mahkeme ayrıca, başvuranların vücutlarında tespit edilen lezyonların, başvuranlar ile kolluk kuvvetleri arasında çıkan arbedenin sonucu olduğu kanaatine varmaktadır. Üç polis memuru tarafından başvuranların yakalanması sırasında onları zapt etmek için kullanılan güç, başvuranların fiziki direnişi ve davranışlarına karşı gerekli ve orantılıdır.
12. Mahkeme, bu yönden Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
Gözaltında Tutulma Sırasında Meydana Gelen Kötü Muameleler13. Mahkeme, bu konuda ileri sürülen iddialara göre, gözaltına alındıkları sırada başvuranlar adına düzenlenen tıbbi raporlardaki bulguların, polis tarafından gözaltında tutulduktan sonra doktorlar tarafından düzenlenen sağlık raporlarındaki bulgulardan farklılık gösterdiğini tespit etmektedir. Mahkeme bu bağlamda, bir kişinin tamamen polis memurlarının kontrolü altında bulunduğu, gözaltında tutulduğu sırada yaralanmış olması durumunda, bu süre içerisinde meydana gelen her türlü yaralanmanın kuvvetli fiili karinelere yol açtığını hatırlatmaktadır (Salman/Türkiye, [BD], no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Dolayısıyla bu yaralanmaların nedenleri hakkında makul bir açıklama yapmak ve özellikle mağdurların iddiaları tıbbi belgelerle desteklenmişse, bu iddialar hakkında şüphe yaratan olguları tespit eden delil unsurları sunmak Hükümetin görevidir (Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, § 87, AİHM 1999‑V ve Sonkaya/Türkiye, no. 11261/03, § 25, 12 Şubat 2008).
14. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, başvuranların gözaltında tutuldukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarına dair iddialarını incelemediğini tespit etmektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi veya Hükümet, gözaltı sürecinin başında ve sonunda düzenlenen farklı tıbbi raporlar arasındaki uyuşmazlıklar hakkında ya da gözaltı süresinin sona ermesinin ardından başvuranların vücudunda tespit edilen sorunlar hakkında herhangi bir açıklama yapmamıştır.
15. Dolayısıyla Mahkeme, gözaltı süresi boyunca başvuranlar tarafından maruz kalınan kötü muameleler sebebiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
Şikâyetin Usul Yönü Hakkında16. Mahkeme, başvuranların gözaltı süresinin sonunda bir doktor tarafından muayene edilmediğini tespit etmektedir. Başvuranlar sırasıyla, tıbbi bir rapor almak amacıyla hastaneye kendi imkânlarıyla gitmişlerdir. Özellikle, başvuran B.Ş. açıkça ya yakalandığı sırada ya da gözaltı süresi boyunca aldığı darbeler sebebiyle bayılmıştır. Mahkeme, başvuranların gözaltında tutuldukları sırada düzenlenen tıbbi raporlarda yer alan tespitlerin, gözaltı süresi sona erdikten sonra doktorlar tarafından düzenlenen tıbbi raporlarda yer alan tespitlerden farklı olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda yetkili ulusal makamlar tarafından, başvuranların, gözaltında tutuldukları sırada kötü muameleye maruz kaldıkları iddiaları hakkında herhangi bir soruşturma yürütülmemiştir. Mahkeme, bu sebeple, Davalı Devletin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerinin her türlü ihlalinin telafi edilmesinde ikincillik ilkesinin temel taşı olan Anayasa Mahkemesi’nin denetimi altında, Cumhuriyet savcılarının kovuşturma başlatma görevini hatırlatmaktadır.
17. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
18. Başvuranların her biri, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları manevi zarar bağlamında 20.000 avro (EUR) ve Mahkeme önünde görülen dava kapsamında yaptıkları masraf ve harcamalar bağlamında yaklaşık 2.600 avro (1.200 Türk lirası (TRY) sekreterya ve çeviri masrafları dâhil olmak üzere 16.068 TRY) talep etmektedir.
19. Hükümet, başvuranların taleplerine itiraz etmektedir.
20. Mahkeme, manevi tazminat bağlamında sırasıyla her bir başvurana, hükmedilecek miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere 12.500 avro ödenmesine hükmetmektedir.
21. Mahkeme, kendisine sunulan belgeleri ve bu konudaki içtihatlarını dikkate alarak, kendisi önünde görülen dava kapsamında yapılan masraf ve giderler bağlamında, başvuranlara müştereken 1.600 avro ödenmesine ve bu miktarın, ödenmesi gereken her türlü vergiden muaf tutulmasına hükmetmektedir.
22. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Yakalama sırasında meydana gelen kötü muamele ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarların ödenmesine:Manevi tazminat olarak, sırasıyla her bir başvurana, söz konusu miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergiden hariç olmak üzere 12.500 avro (on iki bin beş yüz avro) ödenmesine,Masraf ve giderler için başvuranlara müştereken, söz konusu miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergiden hariç olmak üzere 1.600 avro (bin altı yüz avro) ödenmesine,b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın bu dönemde geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 5 Nisan 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan