Bu çeviri Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Araştırma – İçtihat Biriminin () desteğiyle hazırlanmış ve Anayasa Mahkemesinin intranet sayfasında yayınlanmıştır. Bu belgenin tekrar yayınlanma izni sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin HUDOC sayfasında yer alması amacına yöneliktir ().
This translation was made available with the support of the Turkish Constitutional Court Research and Case-law Department () and published on its intranet. The permission of reproducing this document has been granted for the sole purpose of its publication on the Court’s case-law database HUDOC ().
Cette traduction a été préparée avec le soutien de la Division de Recherche et de Jurisprudence de la Cour constitutionnelle turque () et publié sur son intranet. L’autorisation de reproduction de ce document est limitée à sa publication sur la page de jurisprudence HUDOC de la Cour européenne des droits de l’homme ().
ARAŞTIRMA VE İÇTİHAT BİRİMİ (ar-iç)
BİLGİ NOTU
AİHM KARARLARI
2013/8
SÖYLER/TÜRKİYE
(29411/07, 17/9/2013)
Karar Metni
İlgili Maddeler
AİHS P1.3
Hak ve Özgürlükler
Serbest seçim hakı
Anahtar Kelimeler
Hükümlü, oy hakkı, suç ve cezanın niteliği, meşru amaç, orantılılık, takdir marjı, TCK, YSK
Davanın Özü
Hükümlülerin, işledikleri suçun ve aldıkları cezanın niteliği dikkate alınmaksızın oy kullanmaktan mahrum edilmemeleri gerekir.
KARARIN ÖZETİ
Olaylar ve Olgular:
Birden fazla karşılıksız çek keşide etmek suçundan hapis cezası çekmekte olan başvurucu, Yüksek Seçim Kuruluna yazdığı yazıda, kendisinin hükümlü olması nedeniyle 2007 Genel Seçimlerinde oy kullanmasının mümkün olmadığını belirtmiş, Hirst/Birleşik Krallık kararına atıfta bulunarak gerekli ayarlamaların yapılıp anılan seçimde oy kullanmasına izin verilmesini talep etmiştir. YSK, 298 sayılı Kanun’un 7/3 maddesi uyarınca onun genel seçimlerde oy kullanmasının mümkün olmadığını bildirmiştir. Başvurucu, 2007 Genel Seçimlerinde oy kullanamadığı gibi, 9/4/2009 tarihinde şartla tahliye edilmesine rağmen oy kullanamama durumu, bihakkın tahliye tarihi olan 1/4/2012 tarihine kadar devam etmiştir.
İddialar:
Başvurucu, ekonomik krizin etkisiyle iflas ettiğinden bahisle, işlediği suçun, vatandaşlık görevlerini ahlâken ve zihnen yapmasına engel olacak nitelikte olmadığını, ulusal mevzuatın işlenen suçun niteliğini veya cezanın ağırlığını dikkate almaksızın hak mahrumiyetini otomatik olarak doğurduğunu ve orantısız olduğunu belirterek Ek (1) No’lu Protokol’ün 3. maddesinde korunan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümetin Savunması:
Hükümet, kısıtlamanın meşru amacının başvurucunun rehabilitasyonu olduğunu, Türkiye’de oy kullanmaya ilişkin kısıtlamanın kapsamının suçun niteliğine bağlı olduğunu ve tam bir yasaklama olmadığını, bu yönüyle davanın Hirst kararındakinden farklı olduğunu belirtmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
Mahkeme, seçimlerde nüfusun herhangi bir bölümünün dışarıda bırakılmasının, Ek (1) No’lu Protokol’ün 3. maddesinin amaçlarıyla bağdaşabileceğini fakat suçun vahameti veya niteliği ile cezanın uzunluğunu dikkate almadan ayrım yapmaksızın otomatik olarak uygulanan bir kısıtlamanın kabul edilebilir bir takdir aralığının dışında kalacağını ve Protokol’ün anılan maddesiyle uyumsuz olacağını belirtmiştir.
Mahkeme, kasıtlı suçlardan mahkûm olanların tamamına uygulanması, cezanın ertelenmesi hâlinde bile uygulanmasının söz konusu olması, şartla tahliyeden sonra da bihakkın tahliye tarihine kadar uygulanmaya devam edilmesi hususlarını dikkate alarak, Türkiye’deki hükümlülerin oy verme konusundaki hak mahrumiyetinin İngiltere, İtalya ve Avusturya’dakinden daha sert ve kapsamlı olduğu tespitinde bulunmuştur. Hükümetin ileri sürdüğü hükümlülerin rehabilitasyonu amacının ise savunulamaz olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme, sadece suçun işlenmesi sırasındaki niyete bağlı bir ayrımın, hakların gereği gibi korunmasını sağlamayacağını, başvurucunun mahkûmu olduğu karşılıksız çek keşide etme gibi önemsiz suçlar yönünden bile kısıtlamanın ayrım yapmadan uygulanabildiğini vurgulamıştır.
Mahkeme, Türkiye’deki sert önlemin hayati öneme sahip bir hak üzerinde otomatik ve ayrım yapmadan uygulanmasının takdir aralığı dışında kaldığı ve Ek (1) No’lu Protokol’ün 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmış, 3000 Avro manevi tazminata hükmetmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy