Olaylar – Türk hukuku kapsamında, kasıtlı olarak suç işlemekten dolayı mahkûm edilen kişiler oy kullanamaz. Bu kişilerin haklarından mahrum edilmesi, cezaevinden şartlı tahliye yoluyla serbest bırakılmaları halinde sona ermez. Bu kişilere verilen ceza süresinin tamamlanması durumunda haklarından mahrum edilmeleri durumu sona erer. Benzer şekilde, bir yıldan daha uzun bir hapis cezasının ertelenmesi ve mahkum edilmiş olan kişinin cezaevinde kalma süresinin sona ermesi durumunda, bu kişi cezanın ertelendiği süre sona erene dek oy kullanamayacaktır.
Başvurana 2007 yılında çek dolandırıcılığı suçundan beş yıl ceza verilmiştir. İki yıl sonra şartlı olarak tahliye edilmiştir. 2007 ve 2012 yılları arasında iki genel seçim gerçekleştirilmiş; ancak başvuran her iki seçimde de oy kullanamamıştır.
Hukuki değerlendirme- 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi: Türkiye’de cezaevi mahkûmlarının oy kullanma haklarına getirilen kısıtlamaların, cezası hiçbir şekilde cezaevinde infaz edilmeyen mahkûmlar için dahi geçerli olması, söz konusu kısıtlamalar, Mahkeme’nin Hirst (no. 2), Frodl ve Scoppola (no. 3) davalarında verdiği kararlarda incelemeye konu olan Birleşik Krallık, Avusturya ve İtalya’da uygulanan kısıtlamalardan daha katı ve geniş kapsamlıdır. Türkiye’de kişilerin haklarından yoksun bırakılması, yasalardan kaynaklanan otomatik bir sonuç olup, yargının takdir payına veya incelemesine bırakılmamaktadır. Ayrıca, Scoppola davasında ele alınan İtalya’daki durumun aksine, Türkiye’de oy kullanma hakkına kısıtlama getirilirken, suçun mahiyeti veya ağırlığı, hapis cezasının süresi (ertelenen bir yıldan kısa süreli cezalar bir tarafa bırakıldığında) veya mahkûmların içinde bulundukları koşullar dikkate alınmadığından, söz konusu kısıtlamanın uygulanmasında fark gözetilmemektedir. Türk mevzuatında, hak yoksunluğu tedbirinin öngörüldüğü suçların tasnifi veya tanımlanmasına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkeme, söz konusu hakların yürürlükteki yasal çerçeve kapsamında yeterince korunduğu, özlerine zarar gelmediği veya etkinliklerini yitirmelerine yol açacak bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varmak için, işlenen suçta aranan “kasıt” unsurunun tek başına yeterli olduğu kanısında değildir. Başvuranın davası, küçük suçlardan mahkum edilmiş olan kişilere dahi fark gözetilmeksizin kısıtlama uygulandığını göstermiştir. Ayrıca Mahkeme, uygulanan yaptırım ile başvuranın davranışları ve içinde bulunduğu koşullar arasında mantık ilişkisi kuramamıştır. Sözleşme kapsamında güvence altına alınan hayati öneme sahip bir hakla ilgili olarak öngörülen katı tedbirin doğrudan ve fark gözetmeksizin uygulanmasının, kabul edilebilir takdir payının dışında kaldığının değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: İhlal tespit edilmesi, manevi tazminat hususunda yeterli bir adil tazmin teşkil etmektedir.
(Bk. Hirst / Birleşik Krallık (no. 2) [BD], 74025/01, 6 Ekim 2005, Bilgi Notu 79; Frodl / Avusturya, 20201/04, 8 Nisan 2010, Bilgi Notu 129; ve Scoppola / İtalya (no. 3) [BD], 126/05, 22 Mayıs 2012, Bilgi Notu 152).
Full & Egal Universal Law Academy