AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
S.S. YENİKÖY KONUT YAPI KOOPERATİFİ/ TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 10375/08)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2017
İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
S.S. Yeniköy Konut Yapı Kooperatifi / Türkiye davasında,
Başkan,
LediBianku,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
JonFridrikKjølbro,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’ nın katılımıyla, Komite
halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 5 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 10375/08) temelinde, bir Türk kooperatifi olan S.S. Yeniköy Konut Yapı Kooperatifi’nin (“başvuran”) 12 Şubat 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran kooperatifin eski yöneticileri ve mevcut tasfiye memurları tarafından imzalanan yasal izine dayanarak, başvuran İzmir Barosuna bağlı Avukat C. Varol tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 8 Şubat 2016 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran S.S. Yeniköy Konut Yapı Kooperatifi, Türk hukuku kapsamında İzmir’de faaliyet gösteren bir konut inşaatı kooperatifidir.
5. 1993 yılında, üçüncü taraf bir kooperatif,12.000 metre karelik bir arazi satın almış ve arazi bu kooperatif adına tapu siciline kaydedilmiştir. Söz konusu arazide 1995 yılında inşaat çalışmaları başlamıştır.
6. Orman idaresi, 2000 yılında Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi önünde arazinin kamuya ait ormanlık alanın bir parçası olduğunu iddia ederek, tapunun iptal edilmesi için dava açmıştır. Bu sırada üçüncü taraf kooperatif başvuran kooperatifle birleşmiş ve arazi başvuran kooperatifin adına tapu siciline kaydedilmiştir.
7. Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi 26 Aralık 2002 tarihinde, arazinin 9.322 metre karelik kısmının kamuya ait ormanlık alanın bir parçası olduğu gerekçesiyle Hazine adına tescil edilmesine hükmetmiştir. Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca arazinin bu kısmında inşa edilmiş olan binaların yıkılmasına hükmetmiştir.
8. Akabinde, başvuran Devlet’in tapu sicil kayıtlarının tutulmasından doğan bütün zararlardan dolayı sorumlu olduğunu öngören Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi uyarınca Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmış ve Hazine’den maddi zararlarının karşılanmasını talep etmiştir.
9. Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi 4 Şubat 2005 tarihinde başvurana 138.917.600.000 Türk lirası (eski Türk Lirası- ilgili tarihte yaklaşık 81.716 avro) tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
10. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 7 Şubat 2006 tarihinde, tapu sicili yetkililerinin, başvuranın kaybı ile ilişkilendirilebilecek, yasaya aykırı herhangi bir işlem ya da eylemde bulunmadıkları gerekçesiyle Menderes Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını bozmuştur.
11. Başvuran Menderes Asliye Hukuk Mahkemesine 6 Temmuz 2006 tarihinde başka bir dilekçe sunmuş ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararıyla çelişen bir kararı bulunduğuna işaret etmiştir. Bu bağlamda, başvuran davasının Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 7 Mayıs 2002 tarihli ve E.2002/3549 K.2002/5807 sayılı kararı temelinde kabul edilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
12. Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi 20 Ekim 2006 tarihinde Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararına uymuş ve başvuranın talebini reddetmiştir.
13. Başvuran kararı temyiz etmiştir. İddialarını yineleyerek ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 7 Mayıs 2002 tarihli kararına atıfta bulunarak, tazminat talebini yinelemiştir.
14. Başvuranın temyiz başvurusu Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından 1 Mayıs 2007 tarihinde reddedilmiştir. Bu karar kesinleşmiştir.
15. Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararlarında neden Yargıtay 1. Hukuk Dairesinden farklı bir sonuca vardıkları ile ilgili bir sebep belirtmemişlerdir.
II.İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. 6384 sayılı ve 19 Ocak 2013 tarihli Kanun
16. 6384 sayılı ve 19 Ocak 2013 tarihli Kanun (bk. aşağıdaki 35-36 par.) ile kurulan Tazminat Komisyonuna ilişkin iç hukuk ve uygulaması hakkındaki bilgilere Savaşçın ve Diğerleri/ Türkiye (k.k.), no. 15661/07, 7 Haziran 2016 kararından erişilebilir.
B. 2797 sayılı ve 4 Şubat 1983 tarihli Yargıtay Kanunu
17. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15(1) maddesi uyarınca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, Yargıtay hukuk dairelerinin bozma kararlarına karşı hukuk mahkemelerince verilen direnme kararlarını inceleme yetkisi bulunmaktadır.
18. Aynı Kanun’un 15(2-b) maddesine göre,Yargıtayın farklı hukuk daireleri tarafından birbiriyle çelişen kararlar verilirse, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu hususta kesin bir karar verir ve içtihatları birleştirir.
19. 2797 sayılı Kanun’un 16(5) maddesi, Yargıtay hukuk dairelerinin birinin (veya birden fazlasının) verdiği kararların Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun verdiği kararlarla çelişmesi durumunda, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun çelişen bu kararları uyumlaştıran kesin bir karar vereceğini öngörür.
C. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 7 Mayıs 2002 tarihli ve E.2002/3549 K.2002/5807 sayılı kararı.
20. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi (bundan böyle“Daire” olarak anılacaktır) 7 Mayıs 2002 tarihli ve E.2002/3549 K.2002/5807sayılı kararında bir arazi sahibinin kamuya ait ormanlık alanın bir parçası olduğu belirlenen arazisinin tapusunun iptali üzerine, Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi uyarınca bulunmuş olduğu tazminat talebini incelemiştir. Söz konusu davada Daire, kamu görevlilerinin bir kusurunun olup olmadığına bakılmaksızın tapu sicil kayıtlarının tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu kaydetmiştir. Böylece Hazine, arazi sahibi araziyi aldığında tapu sicil kayıtlarında kamuya ait ormanlık alanla ilgili bir bilgi bulunmadığı gerekçesiyle arazi sahibinin hasarını ödemek mecburiyetinde kalmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BEKLETİCİ MESELE
21. Hükümet başvuran kooperatifin Mahkemeye 2008 yılında mevcut başvurunun yapılmasından önce 2005 yılında tasfiye sürecine girmesine rağmen başvuru formunda tasfiye süreci ile ilgili ayrıntılı bir açıklama yapmadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, iç hukuk kapsamında, tasfiyede sürecindeki bir kooperatifin ancak tasfiye memurları tarafından temsil edilebileceği hususuna Mahkemenin dikkatini çekmiştir. Bu nedenle Hükümet Mahkemeden başvuranın temsilcisine ilgili tasfiye memurları tarafından yetki verilip verilmediğini kontrol etmesini ve eğer yetki verilmemişse, başvuruyu Mahkeme İçtüzüğü’nün 45§ 3 maddesinin gereklerini karşılamadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir.
22. Mahkeme, İçtüzüğün 45 § 3maddesi uyarınca başvuranların temsil edildiği temsilci tarafından vekaletname veya yazılı iznin sunulması gerekliliğini kaydeder. Mahkeme somut başvuruda başvuranın temsilcisinin, kooperatifin eski yöneticileri ve mevcut tasfiye görevlileri olan Ahmet Okan Birant ve Hulusi Sam tarafından imzalanmış yazılı izni Mahkemeye ibraz ettiğini gözlemlemektedir.
23. Bu koşullarda, Mahkeme İçtüzüğün 45 § 3 maddesi gereğince temsilci tarafından başvuran kooperatif adına hareket etme hususundaki yetki belgesinin sunulduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle, Mahkeme Hükümetin bu husustaki itirazını reddetmektedir.
II.SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuran kooperatif, benzer davalarda yerel mahkemelerce çelişen kararlar verilmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran ilgili olduğu ölçüde Sözleşme’nin aşağıdakini öngören 6 § 1 maddesine dayanmıştır:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili...yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık ve adil olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
25. Mahkeme başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını, dolayısıyla kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
B. Esas Hakkında
26. Başvuran Yargıtay tarafından oldukça benzer davalar ile ilgili verilen çelişen kararların hukuki güvenlik ilkesine zarar verdiğinden ve bu durumun Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının ihlal edilmesine neden olduğundan şikâyetçi olmuştur.
27. Hükümet başvuranın şikâyeti hakkında herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
28. Mahkeme ilk olarak, son derece mahkemesi önünde görülen benzer davalardaki çelişen kararların, tutarlılığı sağlayan bir mekanizmanın yokluğunda, adil yargılanma ilkesini ihlal edebileceği ve böylelikle kamunun yargıya olan güvenini sarsabileceğini ve bu güvenin hukukun üstünlüğüne dayalı bir Devlet için asli unsurlardan biri olduğunu yineler (bk. Balažoski /Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, no. 45117/08, § 30, 25 Nisan2013,ve Emel Boyraz/ Türkiye, no. 61960/08, § 72, 2 Aralık 2014). Mahkemenin çelişen kararların, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde yer alan, adil yargılama koşulunu ihlal ettiği koşulları değerlendirme ölçütü yerel mahkemelerin içtihatlarında derin ve uzun süredir devam eden farklılıkların bulunup bulunmadığı, iç hukukun bu tutarsızlıkların giderilmesi için etkili bir mekanizma sağlayıp sağlamadığı, söz konusu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulanması halinde ne ölçüde uygulandığına dayanmaktadır (bk. IordanIordanov ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 23530/02, §§ 49-50, 2 Temmuz 2009,ve Nejdet Şahin ve Perihan Şahin / Türkiye[BD], no. 13279/05, § 53, 20 Ekim 2011).
29. Somut davada, Mahkeme, iç hukuk kapsamında gerçekleşen yargılamalarda, başvuranın yalnızca Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından 2002 yılında verilen ve kamuya ait ormanlık alanının bir parçası olarak sınıflandırıldığı gerekçesiyle arazi tapusu iptal edilen davacının lehine hüküm verildiği tek bir karara atıfta bulunduğunu değerlendirmektedir.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2006 ve 2007 yıllarında görünüşte oldukça benzer olan davada farklı sonuçlara vardığı doğru olsa da, ilgili içtihadında “derin ve uzun süredir devam eden” farklılıklar bulunduğu söylenemez. Ayrıca, Mahkeme davacılar açısından doğrudan erişilebilir olmasa da, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15(2-b) maddesi uyarınca, Yargıtayın farklı hukuk dairelerinin verdiği kararlar arasında tutarsızlık olan davalarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun içtihatlara ilişkin bu ihtilafı çözen, yasal açıdan bağlayıcı bir hüküm vereceğini kaydetmektedir. Bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme yukarıda bahsi geçen yargısal bazı tutarsızlıkların üstesinden gelinmesine ilişkin hükmün somut davada uygulanıp uygulanamayacağı ve ne ölçüde uygulanabileceği hususunun incelenmesi için herhangi bir neden bulunmadığına karar vermiştir (bk.bu davaya uygulandığı ölçüde, Arişanu / Romanya(k.k.), no. 17436/09, 28 Ocak 2014). Bu koşullar kapsamında ve yorumlamanın yargının işleyişinin doğasında bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, (içtihatların özünde evrimsel olması nedeniyle) ve benzer davalara ilişkin olarak verilseler bile yerel mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırma hususunun Mahkemenin görevi olmadığı gerekçesiyle, Mahkeme Yargıtay 1. ve 4. Hukuk Dairelerinin kararları arasındaki yorum farkının tek başına Sözleşme’nin 6 § 1maddesinin ihlalini teşkil etmediğini değerlendirmektedir.
30. Ancak, Mahkeme adaletin düzgün şekilde yönetimi ile ilgili bir ilkeyi yansıtan yerleşik içtihadına göre, mahkemelerin kararlarının dayandığı sebepleri yeterli ölçüde belirtmesi gerektiğini tekrar etmektedir (bk. GarcíaRuiz /İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999‑I,ve burada atıf yapılan davalar). Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi mahkemeleri verdikleri kararlar için sebep göstermeye mecbur kılsa da, bundan her görüş için detaylı bir cevap verilmesi gerektiği anlaşılamaz. Bu sebep belirtme görevinin hangi dereceye kadar uygulanacağı, kararın niteliğine göre değişiklik gösterebilir ve bunun ölçüsü davanın kendine özgü koşulları ışığında belirlenmelidir. (bk. RuizTorija / İspanya, 9 Aralık 1994, § 29, Seri A no. 303‑A; Hiro Balani / İspanya, 9 Aralık 1994, § 27, Seri A no. 303‑B,ve yukarıda anılan GarcíaRuiz, § 26). Ayrıca temyiz mahkemesi, bir temyiz başvurusunu reddederken, basit şekilde alt mahkeme kararının gerekçelerini uygun bulabilir (bk. Helle / Finlandiya, 19 Aralık 1997, §§ 59-60, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VIII; Hirvisaari / Finlandiya, no. 49684/99, § 30, 27 Eylül 2001; Stepanyan /Ermenistan, no. 45081/04, § 35, 27 Ekim2009;ve Emel Boyraz, yukarıda anılan, § 74).
31. Somut başvuruda, yerel yargılamalarda, başvuran Menderes Asliye Hukuk Mahkemesinin ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin dikkatini, kamu görevlilerinin bir kusurunun olup olmadığına bakılmaksızın kamuya ait ormanlık alanın bir parçası olarak sınıflandırılmış arazinin tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğuna hükmeden Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2002 tarihli kararına çekmiştir. Ancak, ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay önündeki yargılamalarda yerel mahkemeler, tapu sicil yetkililerinin yasaya aykırı herhangi bir işlem ya da eylemlerinin bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın tazminat talep etme hakkının bulunmadığı hükmünü verirken başvuranın iddialarını değerlendirmemişlerdir. Mahkemeye göre, somut davada Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından daha önce verilen kararın ilk derece mahkemesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yaklaşımlarıyla uyuşmazlık içerisindeyken, başvuranın anılan karar ile ilgili iddiası yeterli ve açık bir yanıt gerektirmiştir. Böyle bir yanıtın yokluğunda, yerel mahkemelerin başvuranının iddialarını ele almayı ihmal edip etmedikleri veya başvuranın görüşünü reddetme niyetinde olup olmadıkları ve niyetleri bu yönde ise, bu kararı verirken gerekçelerinin ne olduğunu tespit etmek imkânsızdır (bk. yukarıda anılan Hiro Balani, § 28,ve yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75).
32. Ayrıca, Mahkeme benzer bir davada benzer bir sorunu daha önce incelediğini ve bu davada, yerel mahkemelerin kararları bakımından yeterli gerekçeler sunma hususundaki görevlerini yerine getirmemeleri nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine hükmettiğini belirtmektedir (bk. yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75). Mahkeme somut davada farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.
33. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin kararlarında yeterli gerekçelerin bulunmaması sebebiyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran tapusunun iptal edilmesinin, söz konusu arazinin Hazine adına yeniden tescil edilmesinin ve arazi üzerinde inşa edilen binaların herhangi bir tazminat ödenmeksizin yıkılmasının, orantısız bir yük teşkil ettiğinden ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyetin barışçıl şekilde kullanılması hakkını ihlal ettiğinden şikayetçidir.
35. Hükümet, yargılamaların uzunluğu, kararların gecikmeli olarak icra edilmesi ve icra edilmemesine ilişkin başvuruları ele almak üzere 6384 sayılı Kanun uyarınca Türkiye’de yeni bir Tazminat Komisyonu’nun kurulmuş olduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde kabul edilen kararnamelerle, Tazminat Komisyonu’nun yargı yetkisinin, diğer hususların yanı sıra, başvuranların arazilerinin kamuya ait ormanlık alanının bir parçası olarak sınıflandırıldığı durumlarda tapularının iptal edilmesi nedeniyle mülkiyetin barışçıl şekilde kullanılması haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetleri inceleyecek şekilde genişletildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonu’na herhangi bir başvuruda bulunmamış olması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
36. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, sonrasında,Savaşçın ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 15661/07, 7 Haziran 2016) davasında verdiği kararda, başvuranların iç hukuk yollarını, başka bir deyişle yeni oluşturulmuş olan bu hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, başvuranların arazilerinin kamuya ait ormanlık alanın bir parçası olarak sınıflandırılması nedeniyle tapularının iptali ile ilgili şikâyetler bakımından ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir.
37. Mahkeme, yukarıda anılan Ümmühan Kaplan davasına ilişkin kararında (yukarıda anılan 77. paragrafında), Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları (Mahkeme’nin Ümmühan Kaplan kararı kapsamında olduğunu tespit ettiği türdeki başvuruları) normal usul kapsamında inceleyebileceğini vurgulamıştır.
38. Ancak Mahkeme, Hükümet’in başvuranın 6384 sayılı Kanunla getirilen yeni iç hukuk yoluna başvurmadığına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Savaşçın ve Diğerleri davasında vardığı sonucu yinelemektedir.
39. Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında Mahkeme, başvuranın mülkiyet hakkı ile ilgili şikâyetinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
IV.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Başvuran adil tazmin talebinde bulunmaya davet edilmesine rağmen bu hususta herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Bu koşullarda, Mahkeme Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir tazminata hükmedilmesi için sebep bulunmadığına karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Yerel mahkemelerin kararlarının yeterli bir şekilde gerekçelendirilmediğine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy