İKİNCİ BÖLÜM
SİSLİGÜN /TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 23897/12)
İHLAL KARARI
STRAZBURG
14 Aralık 2021
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sisligün / Türkiye davasında,
Başkan,
Aleš Pejchal,
Hâkimler,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Davanın temelinde, 1973 yılında doğan ve İstanbul’da ikametgâh eden ve Antalya barosuna kayıtlı H.K. Elban tarafından temsil edilen Ümit Sisligün (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 23 Şubat 2012 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 23897/12);
Sözleşme’nin 5 §§ 1 (c), 2, 3 ve 4 ve 8. ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümeti’ne (“Hükümet”) bildirilmesi kararını ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı;
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
23 Kasım 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU Başvuran, İstanbul Barosu’nda avukattır. Başvuru esas olarak, başvuranın suç işlediğine dair herhangi bir makul şüphenin bulunmadığı iddiasıyla tutuklanması ve evinin ve ofisinin aranmasına ilişkindir. Başvuran, 7 Nisan 2010 tarihinde PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) eski lideri Abdullah Öcalan da dâhil olmak üzere dört hükümlünün cezalarını çekmekte olduğu İmralı Cezaevi’nde tutuklu olan müvekkili H.A.’yı ziyaret etmiştir. 2011 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Abdullah Öcalan ile PKK/KCK arasındaki, özellikle avukatların sağladığı iddia edilen gizli iletişim kanallarını ortaya çıkarmak için soruşturma başlatmıştır. Başvuran 22 Kasım 2011 tarihinde evinde gözaltına alınmıştır. Aynı tarihte, önceki gün çıkarılan mahkeme kararına istinaden, başvuranın evinde ve diğer üç avukatla paylaştığı ofisinde arama yapılmıştır. Başvuranın avukatları, 23 Kasım 2011 tarihinde başvuranın tutuklanmasına ve gözaltına alınmasına itiraz etmişlerdir. Başvuranın avukatları, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın yakalanması için makul bir şüphe olmadığını savunmuşlardır. Ayrıca, başvuranlar arama kararının hem geçerliliğine hem de geniş kapsamlı olmasına itiraz etmişlerdir. Başvuran, Abdullah Öcalan ile İmralı Cezaevi’nde görüştüğü ve talimatlarını yasadışı örgüte ilettiği gerekçesiyle PKK/KCK üyeliğiyle suçlandığı İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından 25 Kasım 2011 tarihinde sorgulanmıştır. Bu iddiaları reddeden başvuran, 7 Nisan 2011 tarihinde İmralı Cezaevi’ni başka bir yasadışı silahlı örgüt üyeliğinden hüküm giyen müvekkili H.A. ile görüşmek amacıyla yalnızca bir kez ziyaret ettiğini açıklamıştır. Başvuranın avukatları Cumhuriyet savcısı huzurunda İmralı Cezaevi’nde yapılan görüşmelerin sıkı bir şekilde denetlendiğini ve kayıt altına alındığını, bu nedenle başvuranın ifadelerinin doğruluğunun ilgili kayıtlardan teyit edilebileceğini vurgulamıştır. Aynı tarihte başvuran, sorgulanmak üzere İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine çıkarılmış ve burada daha önceki ifadelerini tekrarlamıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 26 Kasım 2011 tarihinde başvuranın, aleyhine yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle serbest bırakılmasına karar vermiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Nisan 2012 tarihinde başvuran ve çoğu avukat olan yaklaşık elli kişiyi PKK/KCK üyesi olmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. İddianameye göre, soruşturma sırasında gerçekleştirilen teknik izleme sonucunda, başvuran dâhil olmak üzere dört avukatın 7 Nisan 2010 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan ile görüştüğü ve burada Öcalan’a örgüt hakkında bilgi aktardığı tespit edilmiştir. Ayrıca, bu avukatlar toplantının ardından, diğerlerinin yanı sıra Abdullah Öcalan’ın talimatlarını derledikleri ve ardından e-posta yoluyla örgütün üst düzey üyelerine ilettikleri “toplantı notları” hazırlamıştır. Savcı bu avukatları terör örgütü için kuryelik yapmakla suçlamıştır. Dava dosyalarında yer alan son bilgilere göre, diğer ceza davaları halen ilk derece mahkemelerinde derdesttir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİSÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Başvuranın suç işlediğine dair makul şüphe olmadığı iddiası
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin savunmasına ilişkin olarak, Mahkeme, Hükümetin, CMK’nın 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun özellikle ceza yargılamasının halen derdest olduğu bir suç işlendiği yönündeki makul şüphenin bulunmadığına itiraz etmek için etkili bir hukuk yolu olduğunu gösteren bir yargı kararını sunmadığını not eder. (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ahmet Hüsrev Altan / Türkiye, no. 13252/17, § 190, 13 Nisan 2021). Bu nedenle, Hükümetin itirazları reddedilmelidir. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesini karşılamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir. Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi kapsamındaki “makul şüphe” gerekliliğine ilişkin genel ilkeler, Selahattin Demirtaş / Türkiye (no. 2) ([BD], no. 14305/17, §§ 311-321, 22 Aralık 2020) davasında özetlenmiştir. Başvuran, yakalandığı sırada, Abdullah Öcalan ile PKK arasında sanık olarak elçilik yaptığına dair objektif bir gözlemciyi tatmin edecek hiçbir bilgi bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, Abdullah Öcalan ile yapılan tüm görüşmelerin cezaevi yönetimi tarafından kayıt altına alındığını ve görüşmeler sırasında avukatların aldığı notların daha sonra gözden geçirildiğini vurgulamıştır.
Hükümet, başvuran hakkında başlatılan soruşturma kapsamında, başvuranın, İmralı Cezaevi ziyareti sırasında aldığı notlar aracılığıyla PKK’nın Abdullah Öcalan ile iletişimini kolaylaştırdığını ortaya çıkaran teknik bir gözetime tabi tutulduğunu ve bu delilin iddianamede açıkça belirtilmiş olduğunu kaydetmiştir. Bu nedenle, polis nezaretinde gözaltında tutulmasına ilişkin makul şüpheler mevcut olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, Hükümetin gözlemlerinden, başvurana karşı öne sürülen “makul şüphenin”, başvuranın Abdullah Öcalan’a ve Abdullah Öcalan’dan bilgi aktarımına karıştığını gösteren bazı gözetim verilerine dayandığını kaydetmektedir. Ancak Hükümet, söz konusu verilerin ne zaman elde edildiğine dair hiçbir bilgi vermemektedir; sadece bu bilgilerin başvuranın yakalandığı sırada yetkililerin elinde hâlihazırda mevcut olduğunu iddia etmeden iddianamede yer aldığını belirtmektedir. Bu koşullar altında ve elinde bulunan bilgilere dayanarak, Mahkeme, söz konusu verilerin soruşturmanın sonraki aşamalarında elde edildiği ve başvuranın, 7 Nisan 2010 tarihinde İmralı Cezaevi’ne yaptığı ziyaretin müvekkili H.A. ile yaptığı izin verilmiş bir görüşmeden daha fazlası olduğunu gösterecek herhangi bir kanıtın başvuranın yakalandığı sırada mevcut olmadığı çıkarımına varmaktadır. Başvuranın, polis nezaretinde tutulmasını haklı kılacak herhangi bir makul şüphe bulunmadığına ilişkin iddiası, bu nedenle, çürütülmemiştir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, İşçi ve Diğerleri / Türkiye, no. 67483/12, § 45, 20 Ekim 2020 ve Alpergin ve Diğerleri / Türkiye, no. 62018/12, § 49, 27 Ekim 2020). Mahkeme, her ne kadar belirli bir suçlamayla ilgili olarak müteakip delil toplanmasının bazen başvuranı terörle bağlantılı suçlarla ilişkilendiren bir şüpheyi güçlendirebileceğini kaydetse de bu delillerin başvuranın ilk tutuklanmasını haklı kılan bir şüphenin yegâne dayanağını oluşturamayacağını yinelemektedir (benzer şekilde bakınız, yukarıda anılan, Fox, Campbell ve Hartley, § 35). Özellikle, bu tür delillerin sonradan toplanması, ulusal makamları, bir kişinin ilk tutuklanmasını haklı çıkarabilecek yeterli olgusal temel sağlama yükümlülüğünden kurtarmamaktadır (bk. yukarıda anılan, Selahattin Demirtaş , § 321 ve Alparslan Altan / Türkiye, no. 12778/17, § 139, 16 Nisan 2019).
Mahkeme, Hükümet tarafından, başvuranın yakalandığı sırada iddia edilen suçu işlediğinden makul ölçüde şüphelenildiği konusunda tatmin edici herhangi bir bilgi sunulmadığından Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
B. Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetler
AİHS’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4. maddesi kapsamındaki geri kalan şikâyetlere ilişkin olarak, Mahkeme şikâyet edilen konuların yetkisi dâhilinde olduğu kadarı ile incelemiş ve elindeki tüm materyaller ve içtihatları ışığında değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda, Mahkeme, bu şikayetlerin ya Sözleşme’nin 34 ve 35. maddelerinde belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ya da Sözleşme’de veya Sözleşme’nin Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir görüntü ortaya koymadığını tespit etmiştir (bk., örneğin, Paşa Bayraktar ve Aydınkaya / Türkiye (k.k.), no. 38337/12, §§ 24-31, 16 Mayıs 2017; Mustafa Avcı / Türkiye , no. 39322/12, §§ 58-67, 23 Mayıs 2017, ve Mehmet Hasan Altan / Türkiye, no. 13237/17, §§ 98-102, 20 Mart 2018). Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
DİĞER ŞİKÂYETLER
Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, aleyhinde herhangi bir makul şüphe olmamasına rağmen tek bir hâkim tarafından çıkarılan geniş kapsamlı bir arama kararı temelinde evinin ve hukuk bürosunun hukuka aykırı olarak arandığından ve Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında bu şikâyetini çözümleyebilmesi için etkili bir hukuk yolu bulunmadığından şikâyet etmiştir. Davanın gerçeklerini, tarafların beyanlarını ve Sözleşme’nin 5 § (1) (c) maddesi kapsamındaki tespitlerini göz önünde bulunduran Mahkeme, mevcut başvuruya konu temel hukuki sorunu incelemiş olduğunu ve başvuranın kalan şikâyetleri hakkında ayrı bir karar vermesine gerek olmadığı kanaatine ulaşmıştır (bk. Valentin Câmpeanu / Romanya adına Hukuki Kaynaklar Merkezi [BD], no. 47848/08, §156, AİHM2014).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, manevi tazminat olarak 10.000 avro ve Mahkeme nezdinde oluşan yasal masraf ve giderler için 4.318,13 avro talep etmiştir.Hükümet, başvuranın taleplerinin aşırı olduğunu öne sürerek itiraz etmiştir. Öte yandan, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, söz konusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 3.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, önünde gerçekleşen masraflar için başvurana toplamda, söz konusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
Sözleşme’nin 8 ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esas yönlerinden incelenmesine gerek bulunmadığına;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 3.000 avro (üç bin avro);
(ii) masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 14 Aralık 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan