Olaylar — 2003 yılında, belediye mahkemesi, bir dergide yayımlanan ve hakaret içerdiği iddia edilen iki makale ile ilgili olarak bir devlet bakanı tarafından açılan tazminat davasında, başvuranın, yayıneviyle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna karar vermiştir. İlk makalede, başvuranın, aynı siyasi partiden bakan olan bir meslektaşının izlediği politikayı eleştirdiği bir röportaj yer almaktadır. Makalenin başlığında, bakanın gerçekleştirdiği eylemlerin “entrika” olarak tanımlanmış olması nedeniyle, başvuran, meslektaşının itibarını zedelemekten sorumlu tutulmuştur. Başvuranın ikinci makaleyle ilgili sorumluluğu ise, partinin genel sekreteriyle yaptığı bir telefon görüşmesinde, kulak misafiri olunan ve hakaret içerdiği iddia edilen iki ifadeden kaynaklanmaktadır. Bu ifadelerden birinde, söz konusu bakanın, başvuranın kariyerine yönelik bir tehditte bulunduğu belirtilmektedir. İç hukuktaki yargılamalar esnasında, başvuran, ifade özgürlüğü hakkı kapsamında, iddia edilen sözleri söylemediğini ancak savunmalarının reddedildiğini ileri sürmüştür.
Hukuki Değerlendirme — Madde 10
(a) Uygulanabilirlik — Hükümet, başvuranın, dava konusu sözleri dile getirmediği konusunda ısrarcı olması nedeniyle, ifade özgürlüğü hakkına istinat edilemeyeceğini belirtmiştir. Ancak, Mahkeme, hakaretle ilgili sorumluluğun kapsamının, bir kişinin sadece kendi söylediği sözlerden ibaret olması gerektiğine ve bir kimsenin başkaları tarafından dile getirilen sözler veya iddialar sebebiyle sorumlu tutulamayacağına dikkat çekmiştir. Bu nedenle, ulusal mahkemelerin, başvuranı söylemediği sözlerden dolayı itham ederek tazminat ödemeye mahkûm etmek suretiyle, kendisinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasını dolaylı olarak engellediği hallerde, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki korumadan faydalanma hakkına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Zira başvuranın savunmasının doğru olduğunun ortaya çıkması halinde, hakkında hükmedilen tazminat kararı, gelecekte benzer eleştirilerde bulunma konusunda caydırıcılık teşkil etmiş olacaktır. Bu nedenle, somut davada, Sözleşme’nin 10. maddesinin uygulanabileceğine karar verilmiştir.
Sonuç: İlk itiraz reddedilmiştir (oy birliğiyle).
(b) Esas Hakkında — Mahkeme, tazminat kararının, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale anlamına geldiği sonucuna varmıştır. Bununla birlikte, Mahkeme, söz konusu müdahalenin, kanunda öngörülmüş olduğunu ve diğer kişilerin itibarını veya haklarını korumak gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini de kabul etmiştir. Mahkeme, söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususuyla ilgili olarak ise, hakaret içerdiği iddia edilen söz konusu ifadeler bağlamında, gerçeklere dayalı ifadeler ile değer yargıları arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu ayrım, başvuranın, hakaretle ilgili haksız fiil sorumluluğunun, kendi söylediği sözlerin ötesine taşınıp taşınmadığının tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilir. Bu bağlamda, ilk makalenin başlığıyla ilgili her türlü sorumluluk, başvurandan ziyade, derginin yazı işleri müdürüne aittir. Bakanın, başvuranın kariyeriyle ilgili görüşünün yer aldığı ikinci makalede, hakaret içerdiği iddia edilen sözler, ulusal mahkemeler tarafından, doğruluğu kanıtlamayan bir değer yargısından ziyade gerçeklere dayalı bir ifade olarak nitelendirilmiş ve yanlış bir tespitte bulunulmuştur. Ulusal mahkemeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılacak “ilgili ve yeterli” gerekçeler göstermeksizin, başvuranı, ilk makalenin başlığından ve ikinci makaledeki söz konusu ifadeden sorumlu tutarak, başvuranın hakaretle ilgili sorumluluğunu kendi söylediği sözlerin ötesine taşımıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 41: 1,500 avro manevi tazminata hükmedilmiş olup, maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
(Ayrıca bk. Reznik / Rusya, 4977/05, 4 Nisan 2013, 162 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy