AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SÜLEYMAN BABA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2150/05)
KARAR
(Adil tazmin - kayıttan düşürülme)
STRAZBURG
21 Kasım 2017
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Süleyman Baba / Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 31 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USULTürkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Süleyman Baba’nın ("başvuran") 29 Kasım 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 2150/05) bulunmaktadır.23 Mart 2010 tarihli kararla ("esas hakkında verilen karar"), Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Süleyman Baba/Türkiye, No. 2150/05, § 27, 23 Mart 2010).Başvuran, Sözleşme’nin 41. maddesine dayanarak, maruz kaldığı kanısına vardığı maddi zararın tazmin edilmesine yönelik bir meblağ talep etmiştir.Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanmasına bu aşamada yer olmaması nedeniyle, bu hakkı saklı tutmuş ve Hükümet ile başvuranı, işbu kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç aylık bir süre içinde bu konuya ilişkin görüşlerini yazılı olarak sunmaya ve özellikle, kendi aralarında varabilecekleri her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet etmiştir (idem, § 32, ve hüküm metninin 3. paragrafı).Hem başvuran hem de Hükümet görüşlerini sunmuşlardır.Dostane çözüme ulaşılmasını sağlayacak herhangi bir anlaşmaya varılmamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
"Şayet Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku, bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
I. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
A. Maddi zarar
Başvuran, Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zararın tazmin edilmesine yönelik olarak, kendi ifadesine göre, Mahkeme önündeki başvurusuna konu edilen taşınmazın gerçek değerine karşılık gelen bir meblağı talep etmektedir.
Esas hakkında yapılan yargılama sırasında, başvuran, 1.300.000 Türk lirası (TRY) (yaklaşık 600.000 avro (EUR)) talep etmiştir. Başvuran, talebini desteklemek için, Mahkemeye, bir gayrimenkul şirketi tarafından 13 Haziran 2009 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporunu sunmuştur.
Başvuran, 21 Nisan 2015 tarihinde dosyaya eklenen ek görüşlerinde, bir gayrimenkul şirketi tarafından 8 Nisan 2015 tarihinde hazırlanan bilirkişi raporuna dayanarak, söz konusu taşınmazın değerine ilişkin bir güncelleştirme sunmuştur. Bu rapordan, ihtilaf konusu taşınmazın değerinin belirlenmesi amacıyla, bu şirketin birçok unsuru dikkate aldığı ve söz konusu taşınmazın metre kare fiyatının, ormanlık alana ait olarak sınıflandırılması halinde 50 TRY’ye ve aksi takdirde 200 TRY’ye karşılık geldiği sonucuna vardığı anlaşılmaktadır. Böylelikle, bu rapora göre, 37.220 m2 yüzölçümüne sahip olan söz konusu taşınmazın değeri, bu taşınmazın ormanlık alana ait olarak değerlendirilip değerlendirilmemesine göre, 1.850.000 TRY (değerlendirme tarihinde yaklaşık 642.360 avro) ya da 7.450.000 TRY (değerlendirme tarihinde yaklaşık 2.586.800 avro) olarak belirlenmiştir.Hükümet, Mahkemeyi, aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu kanısına vardığı, başvuranın tazminat talebini reddetmeye davet etmektedir.
Hükümet, Mahkemeye, ilgilinin taşınmazının değerinin 19.032,85 TRY (yaklaşık 9.000 avro) olduğunu belirten, Kocaeli Emlak Dairesi Başkanlığı tarafından 3 Ekim 2009 tarihinde hazırlanan bilirkişi raporunu sunmuştur.
Başvuran aynı zamanda, 20 Mayıs 2015 tarihinde dosyaya eklenen ek görüşlerinde, Gebze Mal Müdürlüğü tarafından 13 Nisan 2015 tarihinde düzenlenen rapora dayanarak, ihtilaf konusu taşınmazın değerine ilişkin bir güncelleştirme sunmuştur. Bu rapora göre, söz konusu taşınmazın değeri 28.399,14 TRY’dir (değerlendirme tarihinde yaklaşık 10.140 avro).
B. Manevi zarar
Başvuran, manevi zarar bağlamında herhangi bir talep dile getirmemektedir.
C. Masraf ve giderler
Başvuran, masraf ve giderler bağlamında herhangi bir talep sunmamaktadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE İÇTİHATLARI İLE MAHKEMENİN KONUYA İLİŞKİN İÇTİHADI
12. Mahkeme, somut olayda, ilgili iç hukuk ve uygulaması ile ormanlık alanda bulunan taşınmazlara ilişkin davalarda adil tazmin konusundaki içtihadıyla ilgili olarak, Gümrükçüler ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin) (No. 9580/03, §§ 17-19, 7 Şubat 2017) kararına atıfta bulunmaktadır.
III. İÇ HUKUKTAKİ SON GELİŞMELER
İç hukukta meydana gelen son gelişmeler aynı zamanda, Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin) (yukarıda anılan karar, §§ 20-25) kararında yer almaktadır.
IV. HÜKÜMETİN TALEBİ 22 Nisan 2016 tarihli yazıyla, Hükümet, Mahkemeden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanun’la kurulan Tazminat Komisyonunun yetkileri konusunda iç hukukta - bilhassa 25 Ocak 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’yla - yapılan değişiklikleri dikkate alarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkralarına dayanarak, mevcut başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. Hükümet, bu konuda aşağıdaki görüşleri dile getirmiştir:
"Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye pilot kararında, Türkiye’de Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında makul süre gerekliliğine ilişkin hem yapısal hem de sistematik bir sorunun mevcut olduğunu tespit etmiştir (Ümmühan Kaplan/Türkiye, §§ 48 ve 49, 20 Mart 2012).
Pilot kararın verilmesinin ardından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulması amacıyla bir Tazminat Komisyonu kurulmuştur (6384 sayılı Kanun). Bu Kanun, yargılamanın aşırı uzun sürmesine ilişkin iddialar açısından yeni bir hukuk yolu oluşturmuştur. Mahkeme, 4860/09 No.lu Müdür Turgut ve diğerleri/Türkiye başvurusuna ilişkin 26 Mart 2013 tarihli kararı ve 56125/10 No.lu Demiroğlu ve diğerleri/Türkiye başvurusuna ilişkin 4 Haziran 2013 tarihli kararı çerçevesinde, yeni hukuk yolunun, etkin ve erişilebilir bir başvuru yolu olduğu ve başvuranlara Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında yargılamanın aşırı uzun sürmesine ilişkin şikâyetlerinin giderilmesine yönelik makul bakış açıları sunduğu gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır.
Mahkeme aynı zamanda, 6384 sayılı Kanun’un 23 Eylül 2012 tarihinden önce sunulan ve henüz Hükümete tebliğ edilmeyen, kendi önünde derdest olan bütün başvurulara uygulanabilir olduğunu kaydetmiştir. Aynı şekilde, Mahkeme, Müge Sargın (20236/06) ve Mahmut Bacak ve diğer 44 başvuru (18904/09) gibi kararlarında, 6384 sayılı Kanun’un, Hükümete tebliğ edilen başvurulara ve yeni iç hukuk yolu olarak Komisyonun bulunması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilen başvurulara uygulanabilir olduğunu belirtmiştir.
Mahkemenin, Komisyonun Türkiye’de erişilebilir bir hukuk yolu teşkil ettiği sonucuna varması sebebiyle, Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca Tazminat Komisyonunun yetkisinin genişletilmesini ilişkin bir süreç başlatmıştır. Komisyonun yetkisi, 10 Şubat 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’yla genişletilmiştir (16 Mart 2014 tarihli Resmi Gazete). Ardından, söz konusu yetki, 206/8509 No.lu 25 Ocak 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’yla genişletilmiştir (9 Mart 2016 tarihli Resmi Gazete). Bundan böyle, Tazminat Komisyonu, diğerlerinin yanı sıra, ormanlık alanlara ilişkin davalara bakmaya yetkilidir. Gerçekte, 4. maddenin a) bendine göre, Tazminat Komisyonu, 31 Ağustos 1956 tarihli 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca tapunun iptal edilmesi veya kadastro çalışmaları sırasında söz konusu taşınmazın ormanlık alanda yer aldığının tespit edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılan başvurulara bakmaya yetkilidir.
Dolayısıyla, başvuranlar, yeni bir iç hukuk yoluna sahiptirler. Başvuranlar bundan böyle, tazminat talep etmek için Tazminat Komisyonuna başvurabilmektedirler."
V. MAHKEMENİN KARARI
Mahkeme, Hükümetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkralarına dayanarak başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi yönündeki talebine ilişkin olarak, öncelikle, başvurunun, daha önce esas hakkında verdiği 23 Mart 2010 tarihli kararında kabul edilebilir olduğunu belirttiğini kaydetmektedir (hüküm metninin 1. paragrafı). Ardından, Mahkeme, birçok defa, genel kural olarak, iç hukuk yollarını tüketme gerekliliğinin Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca kendisine sunulan adil tazmin taleplerine uygulanmadığını belirttiğini hatırlatmaktadır. Gerçekte, Mahkemeye başvurmadan önce, iç hukuk yollarını tüketmelerinin ardından bir sonuç alamayan başvuranların, Mahkemeden adil tazmin elde etmek amacıyla diğer hukuk yollarını tüketmekle yükümlü olmaları halinde, Sözleşme’yle öngörülen usulün insan haklarının etkin şekilde korunması açısından pek uygun olmadığı ortaya çıkabilecek ve bu usul Sözleşme’nin gaye ve amacıyla bağdaşmayan bir duruma neden olabilecektir (en yeni tarihli bir örnek için bk., S.L. ve J.L./Hırvatistan (adil tazmin), No. 13712/11, § 17, 6 Ekim 2016, ve bu kararda atıfta bulunulan davalar). Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin talebini reddetmektedir. Bu nedenle, Mahkeme aynı zamanda, somut olayda ortaya konulan soruna benzer bir hukuki sorunla ilgili olan Gümrükçüler ve diğerleri kararında (yukarıda anılan karar, (adil tazmin)), başvuranlara tazminat ödenmesi yönündeki somut imkânın ulusal düzeyde mevcut olduğunun tespit edilmesi nedeniyle, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine dayanarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verdiğini hatırlatmaktadır. Bu kararda, Mahkeme gerçekte, "yerel düzeyde görevli olan ve taşınmazlara, kayıtlara, arşivlere ve diğer tüm pratik yollara erişimi olan yetkili organların, mülkiyete ilişkin karmaşık konularda karar vermek, değerlendirmede bulunmak ve tazminat miktarını belirlemek için şüphesiz daha iyi bir konumda bulunduklarını (...) " saptamıştır (Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin), yukarıda anılan karar, §§ 28-43). Mevcut davanın incelemesi çerçevesinde, farklı bir sonuca varılmasını sağlayabilecek özel bir koşul tespit edilmemektedir. Böylelikle, bu koşullarda ve Sözleşme tarafından kurulan denetim mekanizmasının ikincil niteliğini dikkate alarak Mahkeme, başvurunun incelenmesine devam edilmesinin gerekli olmadığı kanısına varmaktadır (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi). Mahkeme ayrıca, somut olayda, başvurunun incelenmesinin devamını gerektirebilecek, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygı gösterilmesi konusunda özel bir koşulun bulunmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesi (in fine)). Mahkeme, bu sonuca ulaşmak için, koşulların bunu haklı kıldığı kanısına vardığında, bir başvurunun yeniden kayda alınmasına karar vermek için Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrasının kendisine tanıdığı yetkiyi dikkate aldığını belirtmektedir (yukarıda anılan Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin) kararı, § 42). Sonuç olarak, başvurana göre Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali nedeniyle meydana gelen maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle ilgili olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE, Hükümetin başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi yönündeki talebinin reddine;Başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 21 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy