AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SÜLEYMAN ÇELEBİ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 37273/10, 38958/10, 38963/10, 38968/10, 38973/10, 38980/10, 38991/10, 38997/10, 39004/10, 39030/10, 39032/10, 39034/10, 39037/10, 39038/10, 39042/10, 39049/10, 39052/10 ve 45052/10)
KARAR
STRAZBURG
24 Mayıs 2016
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirlenen şartlara göre kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2016. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Süleyman Çelebi ve diğerleri / Türkiye Davasında,
Başkan
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, 3 Mayıs 2016 tarihinde kapalı oturumla gerçekleştirildiği müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (başvuru numaraları 37273/10, 38958/10, 38963/10, 38968/10, 38973/10, 38980/10, 38991/10, 38997/10, 39004/10, 39030/10, 39032/10, 39034/10, 39037/10, 39038/10, 39042/10, 39049/10, 39052/10 ve 45052/10 olan) davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan on dokuz kişinin ve Türkiye’de kurulmuş olan bir sendikanın (‘‘başvuranlar’’) yapmış oldukları başvurular bulunmaktadır. Başvuranların isim listesi belge ekinde yer almaktadır. Başvuranlar, 22 Mayıs 2010, 23 Mayıs 2010 ve 7 Haziran 2010 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye başvurmuşlardır.
2. Başvuranlar, Mahkeme huzurunda İstanbul Barosuna bağlı Avukat N. Okcan ve Avukat O.M. Eyüboğlu tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar Mahkeme huzurunda, 1 Mayıs 2008 tarihli toplantı sırasında güvenlik güçleri tarafından maruz bırakıldıklarını iddia ettikleri muameleler sebebiyle özellikle Sözleşme’nin 3 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
4. Başvurular Hükümete 5 Eylül 2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
OLAY ve OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran Süleyman Çelebi, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (bundan sonra metinde ‘‘DİSK’’ olarak anılacaktır) başkanıdır, başvuran Gençay Gürsoy Türk Tabipler Birliği (bundan sonra metinde ‘‘TTB’’ olarak anılacaktır) İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteridir ve diğer başvuran şahıslar DİSK Yönetim Kurulu üyeleri veya bu kuruluşların üyeleridir.
6. Süleyman Çelebi, DİSK Başkanı olarak, işçi bayramının 1 Mayıs 2008 tarihinde Taksim Meydanında kutlanacağını duyurmak amacıyla, Nisan ayı boyunca, basında birçok konuşma yapmıştır. Eş zamanlı olarak, İstanbul Valisinin, Taksim meydanının tamamen göstericilere kapatılacağına ve bu kararı ihlal etme girişiminde bulunan kişilere polis tarafından müdahale edileceğine ilişkin beyanı televizyon kanallarında yayımlanmıştır. İçişleri Bakanı ve Hükümet sözcüsü de, bazı kaynaklardan alınan bilgilere göre kortejde provakatörlerin bulunacağını ve araç trafiğinin ve kamu düzeninin bozulabileceği sebebiyle bu türden bir gösterinin yürürlükteki yasal hükümlere ve Anayasa’ya aykırı olduğunu ekleyerek, aynı yönde açıklamalarda bulunmuşlardır.
7. Türkiye’nin ileri gelen üç büyük sendikası DİSK, KESK ve TÜRK-İŞ ile birlikte TTB, 29 Nisan 2008 tarihinde, iki gün sonra 1 Mayıs tarihinde saat 13.00’a doğru Taksim Meydanında büyük çaplı ortak bir gösteri düzenleyeceklerini Valiliğe bildirmişlerdir. Sendikalar, bu vesileyle Atatürk heykelinin önüne çelenk bırakmak ve 1 Mayıs 1977 tarihinde meydana gelen, 34 kişinin ölümü ve 126 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayları anmak amacıyla basın açıklaması yapmak istediklerini belirtmişlerdir.
8. Valilik, 30 Nisan 2008 tarihinde gösteri yapılmasını yasaklamıştır ancak çelenk bırakma eyleminin yalnızca DİSK Yönetim Kurulu temsilcileri tarafından yapılması şartıyla gerçekleştirilmesine izin vermiştir. Sendikalar, 1 Mayıs tarihinde 1977 olaylarının meydana geldiği yer olan Taksim Meydanına yürümek için ısrar etmişlerdir.
9. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, göstericilerin toplanmasını engellemek amacıyla 30 Nisan 2008 tarihinde Taksim Meydanının etrafına bariyerler kurmuştur.
10. Bazı başvuranlar, ertesi gün Taksim Meydanına girebilmelerini kolaylaştırmak amacıyla 30 Nisan’ı 1 Mayıs’a bağlayan gece DİSK binasında kalmışlardır.
11. Valilik, 1 Mayıs 2008 tarihinde saat 05.00’dan itibaren ana caddelerdeki trafik akışını durdurmaya, toplu taşımada otobüs, metro ve vapur hizmetlerini iptal etmeye ve Taksim Meydanı yakınında bulunan okulların kapatılmasına karar vermiştir. Birçok güvenlik talimatı Taksim Meydanına erişimi engellemiştir.
12. Polis tarafından düzenlenen 1 Mayıs 2008 tarihli tutanağa göre, yasa dışı çeşitli kuruluşların ve siyasi partilerin bayraklarını taşıyan kişiler, saat 06.00’dan itibaren DİSK binasının önünde toplanmaya başlamışlardır. Yine söz konusu tutanağa göre, polis, sendika yöneticilerini, toplantılarının, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununu (bundan sonra metinde ‘‘2911 sayılı Kanun’’ olarak anılacaktır) ihlal ettiğine ve dolaysıyla yasa dışı olduğuna dair uyarmıştır ve göstericilerden dağılmalarını istemiştir. Tutanakta göstericilerin saldırgan bir tutum içerisinde olduklarından bahsedilmemiş ancak marjinal gruplara dahil oldukları kanısına varılmıştır. Tutanakta ayrıca polisin, göstericileri dağıtma emri aldığı ve saat 06.45’e doğru 800-900 göstericiye karşı su panzerleri ve göz yaşartıcı gaz bombaları kullanarak silah zoruyla (manu militari) müdahalede bulunduğu belirtilmiştir. Söz konusu kişilerin dağıtılmasının ardından DİSK merkezine komşu caddelerde zırhlı araçlarla takip edildikleri ve birçok göstericinin binanın içerisine kaçtığı belirtilmiştir. Polisin göstericileri kışkırtmamak amacıyla binanın içine girmekten kaçındığı belirtilmiştir. Yine tutanağa göre, caddede gece geç saatlere kadar şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Tutanak, video kayıtlarına ve göstericilerin şiddet eylemlerini, taş ve çeşitli nesneler attıklarını bildiren televizyon kanalları tarafından verilen bilgilere dayandırılmıştır. Tutanakta son olarak göstericilerin kar maskesi taktıkları ve ‘faşizme karşı omuz omuza’’ sloganları attıkları belirtilmiştir.
13. Başvuranların ifadelerine göre, polisler kendilerini takip etmiş ve DİSK binasının içine göz yaşartıcı bomba atmışlardır.
14. Başvuranlar, polisin takip sırasında Şişli Etfal Hastanesi’nin bahçesine sığınmış olan göstericilere ve acil servis önünde gösteri yapan bir grup doktora saldırdığını belirtmişlerdir. Güvenlik güçleri ayrıca, acil servisin girişinde ve hastane bahçesinde göz yaşartıcı bomba kullanmışlardır.
15. Gösterinin dağıtılması sırasında başvuranların da aralarında bulunduğu birçok kişiye güvenlik güçleri tarafından vurulmuştur. Başvuranlar Ali Murtaza Keleş, Mehmet İçin, Gürol Şimşek, Rahmi Yılmaz, Mevsim Gürlevük ve Yaşar Yaradılmış göz yaşartıcı gazdan ve polisin fiziki darbelerinden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmışlardır. Aynı tarihte düzenlenen tıbbi rapora göre, Rahmi Yılmaz’ın başına vurulmuştur ve bu darbeler söz konusu başvuranda anevrizma ve konuşma problemlerine yol açmıştır. Rahmi Yıldız’la ilgili sağlık raporu, ‘‘kavum septum pellusidum’’ izlendiğini belgelemektedir. Yaşar Yaradılmış’a ilişkin raporda ise, olaylar sırasında ‘‘ayak parmağı kemiklerinden birinin kırılması sebebiyle, ilgilinin bir aylık iş göremez durumda olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan Polis, birçok kişiyi yakalayarak gözaltına almıştır.
16. Şişli Eftal Hastanesi ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümü tarafından 1 Mayıs ile 10 Mayıs 2008 tarihleri arasında verilen tıbbi raporlar, başvuran Ali Murtaza Keleş ile ilgili herhangi bir patoloji veya başka bir belirti bulunduğunu göstermemektedirler.
17. DİSK’in bulunduğu bina, panzerlerle tazyikli su sıkılması ve göz yaşartıcı gaz bombası atılması sonucunda tahrip olmuştur.
18. Başvuranlar aynı gün, saat 10.30’a doğru, toplantılarına son vermişlerdir. Başvuranlar, bu kararı, polis müdahalesine maruz kalmamak istedikleri için aldıklarını açıklamışlardır.
19. Ertesi gün DİSK binasının içerisinde patlamamış bir göz yaşartıcı gaz bombası bulunmuş ve bir tutanak düzenlenerek, bu tutanakla birlikte savcılığa gönderilmiştir.
20. Emniyet Müdürü H.Y. 2 Mayıs 2008 tarihinde olaylar hakkında açıklayıcı bir rapor hazırlamıştır. H.Y. raporda, göstericilerin şafak vaktinden itibaren DİSK binasının önünde toplandıklarını ve bina önünde, trafik akışını engellediklerini belirtmiştir. Raporda polisin megafonla bu kişilerden yolu trafiğe açmalarını istediği, göstericilerin taş atarak karşılık verdiği ve güvenlik güçlerinin göstericilerin üzerine tazyikli su sıkarak ve ‘‘göstericilerin dağılması için gerekli miktarda’’ göz yaşartıcı gaz bombası atarak karşılık verdiği belirtilmiştir. H.Y. diğer taraftan, Süleyman Çelebi’nin kameralar karşısında 5 veya 6 adet ZET ve 2 veya 3 adet SMOKES türü göz yaşartıcı bomba kapsülünü göstererek ve bunların DİSK binasının içinde bulunduğunu belirttiği basına yaptığı açıklamaya itiraz etmiştir. H.Y. kapsüller hakkında gözle görülebilir referanslara dayanarak, bu parçaların aslında caddeden toplanan boş kapsüller olduğunu belgelemiştir. Bu bağlamda raporda, göz yaşartıcı gaz bombası kapsüllerini fırlatma silahlarının içeri yöneltilebileceği kapılar, pencereler ve duvarlarda herhangi bir zorlama izinin bulunmadığı belirtilmiştir. Emniyet müdürü, ayrıca ‘‘elle atılan SMOKES türü gaz kapsüllerinin yangınlara sebebiyet verebileceğini, zira bu silahların yere düşmesinden sonra 20-30 saniye kadar alev çıkardığını ve bu kapsüllerin sadece tekme atılarak uzaklaştırılabileceğini’’ açıklamıştır. H.Y., söz konusu göz yaşartıcı gaz bombalarının bina içerisine atılmış olması durumunda, en azından içeride yanmış nesnelerin bulunması gerektiğini ve mevcut durumda böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Son olarak H.Y. göstericileri kışkırtmamak amacıyla polislerin binaya girmekten sakındıklarını belirtmiştir. Sendika yöneticilerinin de polislerle aynı endişeyi duyduklarını ve içeride bulunan Milletvekili Algan Hacaloğlu’ndan güvenlik güçleriyle görüşmesi için dışarı çıkmasını istediklerini açıklamıştır. Ayrıca Emniyet müdürü, hatta polisin anlaşmaya varmak için bile binaya girmeyi reddettiğinin altını çizmiştir.
21. Mahkeme’ye gönderilen dosyada güvenlik güçlerinin saldırgan müdahaleleriyle ilgili birçok gazete küpürü ve televizyon haberlerinden alınan iki video kaydı yer almaktadır. Bu iki video kaydında göstericilerin Taksim Meydanına doğru izlediği güzergâh üzerinde yer alan Şişli Eftal Hastanesi, hastane bahçesinde bekleyen kalabalığı hedefleyen göz yaşartıcı gaz bombalarına sahne olmuştur. Yine bu görüntülere göre, göstericiler hastaneye sığınmışlar ve hastalar ve yakınlarının protestolarına rağmen, polisler göz yaşartıcı gaz bombalarını acil servis kapılarına kadar fırlatmışlardır. Videoda ayrıca, polisleri engellemek için bebeğini havaya kaldıran bir baba ve hastane içerisinde dumanlardan etkilenen yaşlı insanlar görülmektedir.
22. Gazetelerde yayınlanan militanların nefes almak için DİSK binasının pencerelerinden sarktığını ve sokakların dumana boğulduğunu gösteren fotoğraflar, bol miktarda göz yaşartıcı gaz kullanımına tanık olmuştur. Dosyaya göre, çevre sokaklarda güvenlik güçleri, göstericilerle halkı ayırt etmeksizin tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullanmıştır.
A. Başvuranlar Tarafından Yapılan Suç Duyurusu
23. Başvuranlar, TTB hariç olmak üzere, belirtilmeyen bir tarihte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Devlet Bakanı Cemil Çiçek, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve yardımcısı Hayati Yazıcı, emirleri veren Emniyet Müdürlüğünün diğer üst düzey yöneticileri ve göstericileri güç kullanarak dağıtan müdahaleye katılan tüm kolluk kuvvetleri hakkında görevini kötüye kullanma, kötü muamelede bulunma, yasa dışı yakalama ve başvuranların barışçıl gösteri düzenleme haklarını ihlal etme gerekçeleriyle, Şişli Başsavcısına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, ifade özgürlüğü ve Anayasa ve Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından korunan barışçıl gösteri düzenleme haklarının, DİSK binasında yasa dışı bir arama yapıldığı gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğinden, kendilerine ayrımcı bir muamele yapılmasından ve son olarak polis müdahalesi sırasında göz yaşartıcı gaz kapsülü isabet etmesiyle bir sendikacının ölmüş olması sebebiyle yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçidirler.
24. Ayrıca TTB de, 14 Mayıs 2008 tarihinde, Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü ve güvenlik güçleri mensupları hakkında, görevini kötüye kullanma, aşırı güç kullanımı ve Anayasa ile Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından korunan barışçıl gösteri düzenleme haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle, Şişli Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
25. İstanbul Savcılığı, suç duyurularını, suçlanan şahısların statülerine göre incelemek amacıyla üç kısıma ayırmıştır.
1. Bakanlar Hakkında Yapılan Suç Duyurularının Sonucu
26. Başbakan ve Bakanlar hakkında yapılan suç duyuruları, 1 Şubat 2009 tarihinde, savcılığın ilgilileri soruşturmama kararıyla reddedilmiştir. Bu karar, Anayasa’nın 100. maddesine dayanılarak savcılığın yetkisiz olduğu gerekçesiyle verilmiştir, ilgilileri soruşturmakla yetkili tek organ Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
27. Müştekiler tarafından bu karara karşı yapılan itiraz, 22 Mayıs 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kesin olarak reddedilmiştir.
2. İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü ve Polis Şefleri Hakkında Yapılan Suç Duyurularının Sonucu
28. Süleyman Çelebi ve diğer on altı başvuran tarafından İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü ve polis şefleri hakkında yapılan suç duyuruları ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, şüphelilerin statüleri nedeniyle, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında 4483 sayılı Kanun (bunsan sonra metinde ‘‘4483 sayılı Kanun’’ olarak anılacaktır) uyarınca görevsizlik kararı vermiştir. Savcılık, suç duyurularını, incelemesi için Yargıtay Başsavcısına göndermiştir.
29. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 14 Kasım 2008 tarihinde, İçişleri Bakanlığından, İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü hakkında bir soruşturma açmasını istemiştir.
30. İçişleri Bakanlığı, 3 Şubat 2009 tarihinde, bu iki üst düzey yetkili için suç duyurusunu işleme koymama kararı vermiştir.
31. Danıştay, başvuranlar tarafından yapılan itiraz üzerine, 2 Haziran 2009 tarihinde, E.2009/679 K.2009/936 sayılı kararıyla Bakanlık kararını iptal etmiş ve İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü hakkında bir soruşturma açılmasına izin verilmesi veya soruşturma açılmasının reddedilmesi yönünde bir karar verilmesini talep etmiştir.
32. İçişleri Bakanlığı, 8 Eylül 2009 tarihinde dava açılması için gerekli olan iznin verilmesini reddetmiştir. Bakanlığa göre, ‘‘İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü olayın meydana geldiği tarihte olay yerinde bulunmamıştır ve polislere, göstericilere vurma veya Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisinde ve DİSK binasının içerisinde göz yaşartıcı gaz kapsülü kullanma emirlerini ilgililerin verdiğini gösteren bir delil unsuru bulunmamıştır’’.
33. Danıştay, 23 Aralık 2009 tarihinde, ‘‘ilgililere atılı suçların soruşturma açılmasını gerektirmediğini’’ belirterek, başvuranlar tarafından ileri sürülen itirazı reddetmiştir.
34. Bu zaman zarfında TTB tarafından 14 Mayıs 2008 tarihinde yapılan suç duyurusunun ardından, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, 4 Kasım 2009 tarihinde İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü hakkında soruşturma açmama ve 4483 sayılı Kanun uyarınca takipsizlik kararı vermiştir.
35. TTB’nin avukatı, bu karara itiraz etmiştir.
36. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Aralık 2009 tarihinde bu itirazı reddetmiştir. Karar, TTB’nin avukatına 22 Aralık 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
3. Güvenlik Güçleri Hakkında Yapılan Suç Duyurularının Sonucu
37. Güvenlik güçleriyle ilgili suç duyuruları, savcılık tarafından soruşturma açılması için izin verilmesi istemiyle Valiliğe gönderilmiştir.
38. İstanbul Valiliği, 11 Ağustos 2008 tarihinde, ‘‘dosyanın işleme konulmama kararı verilmesi’’ yönünde Emniyet Müdürlüğü tarafından sunulan öneriyi, 4483 sayılı Kanun’a dayanarak onaylamıştır. Kararda, ‘‘müdahale sırasında makamlar tarafından kullanılan gücün değerlendirilebilmesi için’’, polislerin bazı bireysel davranışlarının olduğu kadar öfke ve panik gibi duygusal durumlarının da insancıl davranışlar olarak değerlendirilmesi gerektiği’’ ve ‘‘polislerin görevleri dâhilinde davrandıkları’’ belirtilmiştir. Bu karar, 4 Kasım 2008 tarihinde sadece TTB avukatına tebliğ edilmiştir.
39. TTB Başkanı, bu karara, 14 Kasım 2008 tarihinde, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi önünde itiraz etmiştir.
40. TTB’nin avukatına, bu itiraz başvurusunun sonucuyla ilgili olarak herhangi bir belge tebliğ edilmemiştir.
41. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle güvenlik güçleri mensupları hakkında yapılan suç duyurusuna ilişkin takipsizlik kararını 13 Mayıs 2009 tarihinde Süleyman Çelebi’ye tebliğ etmiştir. Savcı ayrıca, ‘‘4483 sayılı Kanun uyarınca ve somut olayda yürütülen inceleme bakımından soruşturma açılmamasına karar verildiğini’’ ve ‘‘kesinleşen bu karar dolayısıyla, müştekilerin şikâyeti hakkında takipsizlik kararı verilmesinin uygun olduğunu’’ belirtmiştir.
42. Süleyman Çelebi tarafından Bölge İdare Mahkemesi’ne sunulan itiraz, 17 Eylül 2009 tarihinde reddedilmiştir. Red kararı, 23 Kasım 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. Başvuranlar Hakkında Açılan Ceza Soruşturması
43. Bu arada 15 Temmuz 2008 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Musa Çam’ı, insanları, 1 Mayıs’ı Taksim Meydanında kutlamaya davet ettiği 24 Nisan 2008 tarihli basın açıklaması sebebiyle, halkı kanunlara karşı başkaldırmaya teşvik etmekle suçlamıştır.
44. Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 4 Aralık 2008 tarihinde, aşağıda belirtilen ifadelerle, Musa Çam’ın tahliye edilmesine karar vermiştir. ‘‘Anayasa’nın 34. maddesinin 1. fıkrası ve İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, önceden izin almaksızın barışçıl gösteri düzenleme hakkına sahip olan ve basın açıklaması aracılığıyla Sözleşme’nin 10. maddesinde güvence altına alınan halkı bilgilendirme hakkını kullanmış olan sanığa, herhangi bir suç isnat edilemez’’.
45. Diğer taraftan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 18 Eylül 2008 tarihinde, 2911 sayılı Kanunu ihlal ettikleri gerekçesiyle dokuz başvuran hakkında soruşturma başlatmıştır.
46. İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 2008 tarihinde, aynı kanunda suç teşkil eden belirleyici unsurların bulunmadığının altını çizerek, bu başvuranların beraatına karar vermiştir.
47. Son olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 21 Eylül 2008 tarihinde, -9’u başvuranlar olmak üzere- 1 Mayıs olayları sırasında güvenlik güçlerine itaatsizlik ve zorbalık suçlarından gözaltına alınan 234 kişi hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Bu kararda şu ifadeler yer almaktadır: ‘‘söz konusu kişiler, yasa dışı bir gösteriye katılmaktan ve güvenlik güçlerine karşı koymaktan gözaltına alınmış olsalar bile, güvenlik güçleri tarafından göstericileri dağıtmak için ve göstericilerin Taksim Meydanına girmelerini engellemek için kullanılan yöntemlerin çeşitliliği dikkate alındığında, ortaya çıkan çatışma, sanıkların makamlara karşı koyduğu şeklinde değerlendirilemez.’’.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE ULUSLARARASI HUKUK İLE UYGULAMALARI
A. İç Hukuk
1. Başvuranlar Tarafından İleri Sürülen İçtihat Örnekleri
48. Başvuran taraf, örnek olarak Mahkeme’ye, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi hakkında yürütülen bir yargılama kapsamında verdiği 1 Temmuz 2008 tarihli kararı sunmuştur. Bu davada, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Süleyman Çelebi’yi 1 Mayıs 2007 tarihinde yapılan kutlamalar için halka çağrıda bulunmak için bir basın bildirisi yazması sebebiyle 2911 sayılı Kanunu ihlal etmekle suçlamıştır. Şişli Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın beraatına karar vermiş ve kararında aşağıdaki ifadelere yer vermiştir:
‘‘ Sanık, yasal çerçeveye riayet ederek bir duyuru yapmıştır. Bildirisini kamuoyuna sunarak, Anayasa ve Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kullanmıştır. (...) Üstelik Polis Günü, Lale Festivali, konserler, vb. gibi kutlamaların, daha önce idarenin de izniyle Taksim Meydanın’da ktlandığı herkes tarafından bilinmektedir. (...) Sonuç olarak başvuranın sendikal bir organizasyonla, genel olarak İşçi Bayramı olarak kabul edilen tarih olan 1 Mayıs’ı Taksim Meydanında kutlama isteğine ilişkin olarak ifade özgürlüğünün kısıtlanması, demokratik bir toplumda gerekli bir tedbir olarak değerlendirilemez. Gösterilerin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak idarenin yükümlülüğüdür ve işçilerin gösteri yapma hakkına Sözleşme’nin 11. maddesinin gerektirdiği şekilde saygı duyulmalıdır. (...) ’’
2. Anayasa
49. Anayasa’nın 34. maddesi aşağıdaki gibidir:
‘‘ Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. (Değişik: 3.10.2001-4709/13 md.) ’’
50. Anayasa’nın 137. maddesi aşağıdaki hükmü içermektedir:
‘‘ Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.
Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.
Askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır. ’’
3. Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında 4483 Sayılı Kanun’un Hükümleri
51. 2 Aralık 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4483 sayılı Kanun, 2 Ocak 2003 tarihinde 4778 sayılı Kanun’la değiştirilmiştir. 4483 sayılı Kanunun değişik 2. maddesine göre, kötü muameleye ve/veya gücün kötüye kullanımına ilişkin şikâyetler söz konusu olduğunda, memurların soruşturulması, genel hukuka, yani Ceza Kanunu hükümlerine tabi tutulur (kötü muamele için eski Ceza Kanunu’nun 243. maddesi ile 26 Eylül 2004 tarihli yeni Ceza Kanunu’nun 94 ve 95. maddeleri ve aşırı güç kullanımı için eski Ceza Kanunu’nun 245. maddesi ile yeni Ceza Kanunu’nun 256. maddesi) ve amirin izni alınmaksızın soruşturma başlatılabilir. Yine aynı maddenin 4. maddesi göre, ‘‘memurlar ve kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyuruları bir eylemle ilgili olmalıdır, soyut veya genel bir nitelik teşkil etmemeli ve somut bir olayı göstermelidir ve olayla doğrudan ilgili kişiler ciddi delil unsurlarına dayandırılmalıdır. Suç duyuruları, zorunlu olarak her müştekinin adını-soyadını, adresini, mesleğini ve imzasını içermelidir. Söz konusu koşulların yerine getirilmemesi durumunda, şikâyetler Cumhuriyet savcısı veya yetkili makam tarafından değerlendirmeye alınmazlar. ‘‘
52. Ayrıca bu tarihten itibaren, Devlet görevlileri tarafından yapılan kötü muamele ve aşırı güç kullanımına ilişkin soruşturmalarla ilgili olarak, 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Bu türden eylemlerin soruşturulması, genel hukuka, dolaysıyla Cumhuriyet savcılarının yetki alanına girer.
4. 5271 Sayılı ve 4 Aralık 2004 Tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu
53. 6459 sayılı ve 11 Nisan 2013 tarihli İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesine üçüncü bir cümle eklenmiştir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
‘‘ Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır. ’’[1]
5. 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu
54. 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun (‘‘2911 sayılı Kanun’’) 3. maddesi, silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının önceden izin alınmasını gerektirmediğini belirtmektedir.
55. Bu Kanunun 6. maddesi, toplantı veya gösterinin yapılacağı yer ve güzergâhın belirlenmesinde vali veya kaymakamın yetkili olduğunu ve katılımcıların belirlenen güzergahı izlemesi gerektiğini açıklamaktadır.
56. 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesi, Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilmesini ve bu bildirimde toplantının amacının, toplantının yapılacağı yer, gün, başlayış ve bitiş saatlerinin belirtilmesini öngörmektedir.
57. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesinde, genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamayacağını ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemeyeceğini belirtilmiştir. Genel meydanlarda düzenlenen toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.
58. Hükümet, dava dosyasına İstanbul Valiliği tarafından 30 Ocak 2008 tarihinde yayımlanan, valilik makamları tarafından izin verilen yer ve güzargahları belirten bir bildiriyi eklemiştir. Teksim Meydanı bu listede yer almamaktadır.
6. 5442 Sayılı İller İdaresi Kanunu
59. 5442 Sayılı İller İdaresi Kanunu’nun 8. maddesi aşağıdaki gibidir:
‘‘ İllerin idari teşkilatının en üst düzey amiri validir. Her bakanlık, kendi yönetmeliğine uygun olarak, iller için yeterli birimlere sahiptir (...) Tüm bu birimler, valiliğin emrine tayin edilmiştir. ’’
Bu hükme göre, vali, sadece polisin değil, aynı zamanda il sınırları içerisinde görevli tüm Devlet memurlarının da amiridir.
60. Aynı kanunda 11/A maddesinde aşağıdaki hususlar belirtilmektedir:
" Vali, il sınırları içinde bulunan genel (örneğin jandarma ve polisin) ve özel (örneğin orman korucularının) bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür. "
61. Dolayısıyla vali, il sınırları içerisinde Devlet otoritesinin temsilcisidir. Kamu düzeninden sorumludur: Vali, kendisini "idari polis otoritesi" yapan polis yetkilerine sahiptir. İl sınırları içerisinde Başbakanın ve her bakanın doğrudan temsilcisidir.
7. 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu
62. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 2. maddesinde şu hususlar açıklanmaktadır:
" Yetkili amir tarafından verilecek sözlü emirler derhal yerine getirilir. Bu emirlerin yazılı olarak verilmesi istenilemez. [Aşağıda belirtilen durumlarda] emrin yerine getirilmesinden doğabilecek sorumluluk emri verene aittir.
1- Can, ırz veya mal emniyetini korumak için, (...)
9- Kanunsuz toplantı veya kanunsuz yürüyüşleri dağıtmak veya suçlularını yakalamak için, (...) "
B. Uluslararası Hukuk
63. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 1222. toplantısında (12 Mart 2015), barışçıl gösterilerin dağıtılması sırasında aşırı güç kullanımına başvurulmasına ilişkin 46 davayla ilgili olarak kendisine başvurulduğu hakkında Türk Hükümetini bilgilendirmiştir. Delegeler Komitesi, konuyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir:
" Delegeler,
Bireysel tedbirlerle ilgili olarak
1. Soruşturmaların yeniden açılmasına imkân veren, Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren mevzuatın, Ataman[2] grubu davalarının çoğuna uygulanamadığını endişeyle kaydetmektedirler ve dolayısıyla ısrarla, Türk makamları, başvuranların kötü muamele iddiaları hakkında yeni soruşturmalar başlatmaya davet etmektedirler,
2. Ayrıca, Türk makamları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ataykaya[3] Davasında vardığı sonuçları dikkate alarak, başvuranın oğlunun ölümü hakkında bu davada yeni soruşturma tedbirleri almaya ısrarla davet etmektedirler,
Genel Tedbirlerle İlgili Olarak
3. ısrarla, Türk makamları, ilgili mevzuatın ve bilhassa gösterilerin barışçıl bir şekilde gerçekleştirildiği ve kamu düzeni açısından bir tehlike teşkil etmediği durumlarda, Türk Hukukunda toplanma özgürlüğü hakkına bir müdahalenin gerekliliğini değerlendirmek amacıyla özellikle (2911 sayılı) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanunun değiştirilmesi amacıyla çabalarını yoğunlaştırmaya davet etmektedirler,
4. Türk makamlarından, kolluk kuvvetlerinin tutumunu ve gösteriler sırasında güce başvurulmasına ilişkin normları düzenleyen çeşitli kanunları sağlamlaştırmalarını talep etmektedirler,
5. Türk makamlarına, ilgili mevzuatın gösteriler sırasında kolluk kuvvetleri tarafından başvurulan gücün, tamamen orantılı olmasını ve bu türden bir güç kullanımının gerekliliğini, orantısını ve makul niteliğini denetlemek amacıyla, makabline şamil olarak (ex post facto) uygun bir başvuru yolu öngörmesini gerektirip gerektirmediğini değerlendirmeleri hususunda çağrıda bulunarak,
6. makamların ve mahkemelerin, kolluk kuvvetleri hakkında kötü muamele iddialarıyla ilgili yürütülen ceza soruşturmaları ve yargılamaları kapsamında, Sözleşme normlarına riayet ederek ve üst düzey polisler de dâhil olmak üzere tüm sorumluların eylemleriyle ilgili cevap vermek zorunda olmalarını sağlayacak şekilde ivedilik ve özenle hareket etmeleri amacıyla, gerekli önlemleri almaları için Türk makamlarına çağrılarını yinelemektedirler. "
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
64. Mahkeme, başvuruların olaylar ve olgular ile içerdikleri hukuki sorunların benzerliklerini dikkate alarak, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvuruların birleştirilmesinin uygun olduğu kanısındadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
65. Başvuranlar, TTB hariç olmak üzere, polisin gösteriyi dağıtmak için orantısız bir güç kullandığını iddia etmektedirler, bu bağlamda bazı başvuranların göz yaşartıcı gazdan zehirlenmeleri ve darp edilmelerine bağlı sorunlar sebebiyle hastaneye kaldırıldıklarını belirtmektedirler. Başvuranlar, kolluk kuvvetlerinin, hastanenin acil servisinin kapısına kadar göz yaşartıcı gaz kullanmış olmalarına rağmen cezasız kaldıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, makamların birçok kişinin hayatını tehlikeye attıkları kanısındadırlar.
Diğer taraftan başvuranlar, kolluk kuvvetlerinin amiri ve emir veren olarak suçladıkları iki üst düzey memurun, valinin ve İstanbul Emniyet Müdürünün, cezalandırılmadıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, polislerin bu yönde emir almamış olmaları durumunda, bu kadar yoğun bir şekilde göz yaşartıcı gaz bombası kullanmayacakları ve saldırgan bir tutuma başvurmayacakları kanısındadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedirler, bu hüküm aşağıdaki şekildedir:
" Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz."
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
1. Başvuranlar Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’la İlgili Olarak
66. Mahkeme, kötü muamele iddialarının, uygun delil unsurlarına dayandırılması gerektiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 82, AİHM 2015).
67. Mahkeme, somut olayda kendisine sunulan tıbbi raporların, Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’ın bedenlerinde farklı yaralanmaların bulunduğunu gösterdiğini dikkate almaktadır (yukarıdaki 15. paragraf).
68. Hükümet, söz konusu tıbbi raporlara itiraz etmemektedir.
69. Mahkeme, Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’la ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. Fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilmezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi uygundur.
2. Diğer Başvuranlarla İlgili Olarak
70. Mahkeme, birçok başvuranın, gösterilerinin dağıtılması sırasında polisler tarafından darp edildiklerini, ardından göz yaşartıcı gaz kullanımına bağlı olarak solunum zorlukları yaşamaları sebebiyle hastaneye kaldırıldıklarını iddia etmelerine rağmen, söz konusu sonuçların, Sözleşme’nin 3. maddesinde belirlenen ağırlık eşiğini aştığı sonucuna varılmasına imkân veren herhangi bir tıbbi rapor sunmadıklarını dikkate almaktadır. Diğer taraftan ilgililer, başka bir doktor tarafından muayene edilmeleri için çaba sarf etmemişlerdir. Kısaca, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere tabi tutuldukları iddialarına dayanak oluşturabilecek herhangi bir delil unsuru veya delil oluşturacak bir belge bulunmamaktadır (Oya Ataman/Türkiye, No. 74552/01, § 26, AİHM 2006‑XIII, Saya ve diğerleri/Türkiye, No. 4327/02, § 15, 7 Ekim 2008 ve Aytaş ve diğerleri/Türkiye, No. 6758/05, § 14, 8 Aralık 2009).
71. Dolayısıyla Süleyman Çelebi, Gürol Şimşek, Mehmet İçin, Ali Murtaza Keleş, Hüseyin Yaman, Mevsim Gürlevük, Adnan Serdaroğlu, Muzaffer Subaşı, Tayfun Görgün, İsmail Yurtseven, Ali Cancı, Nuri Serim, Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Celal Ovat, Musa Çam, Özdemir Aktan ve Gençay Gürsoy ile ilgili bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Kötü Muamele İddiaları Hakkında
a) Tarafların Gerekçeleri
72. Başvuranlar Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz, güvenlik güçlerinin müdahalesini eleştirmektedirler ve güvenlik güçleri tarafından kötü muameleye tabi tutulmuş olmaktan şikâyetçidirler. Başvuranlar, 1 Mayıs vesilesiyle düzenlenen gösterinin, sembol bir yer olan Taksim Meydanına kadar bir yürüyüş şeklinde olması gereken yasal ve barışçıl bir gösteri olduğu kanısındadırlar. Başvuranların yaralanmaları, olayın ardından, güvenlik güçlerinin aşırı şekilde güce ve göz yaşartıcı gaza başvurduğunu ileri sürmek için aldıkları tıbbi raporlara dayanmaktadır.
73. Hükümet, gösterinin dağıtılması için aşırı bir güç kullanıldığını reddetmektedir. Bununla birlikte, Yaşar Yaradılmış’ın bedeninde tespit edilen yaralanmalarla ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği iddiasını değerlendirmeyi, Mahkeme’nin takdirine bırakmaktadır.
b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi
74. Mahkeme öncelikle, bir şikâyetin, 3. maddenin alanına girebilmesi için, kötü bir muamelenin, asgari ağırlık düzeyini aşmış olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirilmesi görecelidir, bu değerlendirme, özellikle de muamelenin türü ve çerçevesi, icra edilme şekilleri, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ve bazen de, mağdurun, cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm koşullarına dayanmaktadır (daha önce anılan Bouyid, § 86 ve Tarakhel/İsviçre [BD], No.29217/12, § 94, AİHM 2014 (özetler)).
75. Mahkeme, somut olayda, söz konusu gösterinin, daha önce Disk ve Kesk/Türkiye Davası (No. 38676/08, §§ 33-34, 27 Kasım 2012) kapsamında incelenen yoğun bir baskının konusu olduğunu tespit etmektedir. Bu davada Mahkeme, göstericileri dağıtmak için kullanılan gücün aşırı olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla Mahkeme, tıbbi raporlarla tespit edilen yaralanmaların, gerçekten kolluk kuvvetleri tarafından yapılan dağıtma eylemi sırasında meydana geldiğini kabul etmektedir. Bu sebeple Mahkeme’nin, somut olayda kullanılan gücün gerekli ve orantılı olup olmadığını araştırması gerekmektedir.
76. Mahkeme öncelikle, Hükümetin, başvuranların davranışlarıyla güç kullanılan bir müdahaleyi kışkırttıklarını iddia etmediğini gözlemlemektedir (bu anlamda bk. Serkan Yılmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 25499/04, § 24, 13 Ekim 2009).
77. Mahkeme, 1 Mayıs 2008 tarihinde meydana gelen olaylara ilişkin tutanakta ve Emniyet Müdürü H.Y. tarafından düzenlenen raporda, polislerin müdahalesinden önce başvuranların saldırgan bir davranışına atıfta bulunulduğunu görmemektedir. Mahkeme, ayrıca bir gösterinin dağıtılmasının tek başına, göstericilerin maruz kaldığı darbelerin şiddetini haklı göstermeye yetmeyeceğini yinelemektedir (Özalp Ulusoy/Türkiye, No. 9049/06, § 44, 4 Haziran 2013).
78. Mahkeme, dosyada yer alan belgeler ve Hükümet görüşleri bakımından, gösteri sırasında güvenlik güçleri tarafından güç kullanılmasının, başvuranların davranışlardan kaynaklanmadığı ve kullanılan gücün aşırı ve haksız olduğu kanısındadır.
79. Mahkeme ayrıca, başvuranlarında aralarında bulunduğu göstericilere karşı kullanılan aşırı gücü kınadığını yinelemektedir. Mahkeme, tıbbi raporlarda belirtilen fiziki sorunların (yukarıdaki 15. paragraf), gösterinin dağıtılması sırasında Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’a isabet eden darbelerin sonucunda meydana geldiğini ve bu durumun, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eden insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele teşkil ettiğini teyit etmektedir.
80. Dolayısıyla Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’la ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmiştir.
2. Yürütülen Soruşturmaların Etkin Niteliği Hakkında
a) Tarafların Gerekçeleri
81. Başvuranlar, tüm çabalarına rağmen, adli makamlara, polisler kadar müdahalede güç kullanılması yönünde emir veren amirlerinin de - yani İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü’nün de- sorumlu olup olmadığını inceletmeyi başaramamış olmaktan üzüntü duymaktadırlar. Başvuranlar, hem polislerin hem de amirlerinin cezasız kaldıklarını ve dokunulmaz olduklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar görüşlerinde, özellikle Başbakan ve diğer bakanlar hakkında yaptıkları suç duyurusunun sonucundan şikâyet etmemektedirler.
82. Hükümet, görüşlerinde, kötü muamele ve aşırı güç kullanıldığı iddialarının, 4483 sayılı Kanun’un uygulama alanına girmediğini ve bu iddiaların savcılıklar tarafından soruşturulması gerektiğini açıklamaktadır. Hükümet, Cumhuriyet savcılarının, bu türden şikâyetler için önceden izin alınması gerekmeksizin bir ceza soruşturması açma yetkilerinin bulunduğunu eklemektedir. Hükümet, somut olayda kolluk kuvvetleriyle ilgili 4483 sayılı Kanun hükümlerine savcılık tarafından riayet edilmediğini kabul etmektedir.
83. Hükümet, kolluk kuvvetlerinin suçlanmasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönü hususunu, Mahkeme’nin takdirine bırakmaktadır.
84. İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü ile ilgili olarak, Hükümet, bu üst düzey memurlar hakkında yapılacak tüm idari ve/veya cezai işlemler için İçişleri Bakanlığı’ndan izin almak gerektiğini belirtmektedir.
b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi
85. Mahkeme, son olarak Bouyid/Belçika Kararında (daha önce anılan, §§ 114‑123) açıklandığı şekliyle, genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
86. Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden incelenmesinin, sadece savunulabilir bir şikâyet ileri süren başvuranları içerdiğini hatırlatmaktadır (yukarıdaki 80. paragraf). Ardından Mahkeme, bir kişinin polisin veya diğer Devlet birimlerinin birinin sorumluluğu altında bulunduğu sırada, yasa dışı ve Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı ciddi bir istismara maruz kaldığını savunulabilir bir şekilde ileri sürmesi durumunda, bu hükmün resmi etkin bir soruşturma yapılmasını gerektirdiğini teyit etmektedir. Bu soruşturma sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmalarına imkân verene kadar ilerleyebilmelidir. Soruşturmanın bu şekilde yürütülmemesi durumunda, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza veya muamelelerin genel anlamda hukuki olarak yasaklanması, uygulamada etkisiz olacaktır ve bazı durumlarda Devlet görevlilerinin, neredeyse cezasız kalma hakkına sahip olarak, kendi denetimleri altında bulunan kişilerin haklarını ayaklar altına alması mümkün olacaktır.
87. Mahkeme, somut olayda öncelikle, en azından Yaşar Yaradılmış ile ilgili olarak, ihtilaf konusu gösteride polis müdahalesi sırasında kötü muamelede bulunulduğuna Hükümet tarafından itiraz edilmediğini tespit etmektedir (yukarıdaki 73. paragraf). Mahkeme, başvuranlar tarafından sunulan suç duyurusunun ardından, savcılığın, 4483 sayılı Kanun uyarınca takipsizlik kararı verdiğini dikkate almaktadır.
88. Mahkeme, Hükümet tarafından 4483 sayılı Kanunla ilgili sunulan tüm açıklamalar ışığında, savcılığın, güvenlik güçleri hakkında sunulan suç duyurusunun ardından adli bir soruşturma başlatmasında hiçbir engel bulunmadığı kanısındadır (yukarıdaki 82. paragraf).
89. Mahkeme ayrıca, dosyada yer alan belgelere göre, suçlanan polisler hakkında ceza soruşturması açılması için valilikten izin talep edildiğini, hâlbuki 4778 sayılı değişiklik kanunun yürürlüğe girdiği 2 Ocak 2003 tarihinden itibaren, Devlet görevlileri tarafından yapılan kötü muamele ve aşırı güç kullanımı için açılan soruşturmaların genel hukuka tabi olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, davanın koşullarında ihtilaf konusu olaylar ve eylemlerin 1 Mayıs 2008 tarihinde meydana gelmesi sebebiyle, eski 4483 sayılı Kanun hükümleri geçerli olmaksızın, 4778 sayılı Kanun’un 2. maddesine uygun olarak (yukarıdaki 51-52. paragraflar), soruşturma açılmasından, Cumhuriyet savcısının yetkili olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, 4483 sayılı Kanuna getirilen değişikliğin tanınmamasının, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak maruz kaldığı gerçek koşulların tespit edilmesini engellediği kanısındadır (İşeri ve diğerleri/Türkiye, No.29283/07, § 42, 9 Ekim 2012, Karahan/Türkiye, No. 11117/07, § 45, 25 Mart 2014 ve Tüfekçi/Türkiye, No. 52494/09, § 47, 22 Temmuz 2014).
90. Devlet görevlilerini hedef alan, kötü muamele ve aşırı güç kullanımına ilişkin suç duyuruları kapsamında, yetkili makamların, savcılıklar tarafından ceza soruşturması açılmasını sağlamak amacıyla, gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.
91. Üst düzey memurların yani İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü’nün cezasızlığı iddialarıyla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranlar tarafından yapılan suç duyurusunun, güvenlik güçlerine göstericileri şiddetle bastırması talimatını vermekle suçlanan İçişleri Bakanlığı tarafından verilen bir takipsizlik kararıyla sonuçlandığını gözlemlemektedir. Bu takipsizlik kararı, Yargıtay Başsavcısının, İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü hakkında bir soruşturma açmayı amaçlayan talebine rağmen verilmiştir (yukarıdaki 29. paragraf). Başvuranlar tarafından sunulan itiraz üzerine, Danıştay, Bakanlık tarafından verilen takipsizlik kararının iptal edilmesine karar vermiştir.
92. Bununla birlikte, İçişleri Bakanlığı, itirazlarını sürdürmüştür. Bakanlık, herhangi bir soruşturma yapılmasını reddetmiş ve kararını şu gerekçelerle haklı göstermiştir: "İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü, olay yerinde bulunmamıştır ve göstericilere vurulması veya Şişli etfal Hastanesi’nin acil servisi ile DİSK binasının içerisinde göz yaşartıcı gaz kapsülleri kullanılması emrini verdiklerini gösteren delil unsurları bulunmamaktadır" (yukarıdaki 32. paragraf).
93. Mahkeme, İdari Yüksek Mahkeme Danıştay’ın ilk başta davayı takipsizlikle sonuçlandıran valilik kararını iptal ettiğini, valilik kararının, Vali ve Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izin vermesine imkân sağlayabileceğini kaydetmektedir. Oysa Bakan, bu iki üst düzey memurun görevlerinin icrasıyla ilgili olarak herhangi bir şekilde "sorgulanmalarını" engelleyerek, haklarında idari veya adli bir soruşturma açılmasını kesinlikle reddetmiştir.
94. Mahkeme, İçişleri Bakanlığının, Yargıtay nezdinde görevli Cumhuriyet savcısının verdiği adli bir karara uymayı reddetmesinden endişe duyduğunu belirtmektedir.
95. Mahkeme, göz yaşartıcı gaz kapsüllerinin hastane bahçesine kadar atıldığı polis müdahalesinin şiddetini dikkate aldığında, polislerin aldığı emirlerin içeriğini ve sınırlarını aydınlatmak amacıyla açılacak bir ceza soruşturmasının kesinlikle önemli olduğu kanısındadır.
96. Yine, Bakanlık tarafından herhangi bir disiplin soruşturmasının açılmaması, ister istemez gizli bir anlaşma yapıldığı, en azından güvenlik güçlerine isnat edilen suçların tasvip edildiği hissini vermektedir. Vali tarafından medyada belirtilen ifadeler ve güvenlik güçleri tarafından kullanılan yöntemlerin içeriği düşünüldüğünde, polislerin bazı kesin talimatları yerine getirmemiş olması anlaşılır bir durum değildir (yukarıdaki 6. paragraf).
97. Mahkeme, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 2. maddesinde, gösterilerin dağıtılması kapsamında sorumluluğun güvenlik güçlerinin üst düzey amirlerinde olduğunun açıkça belirtildiğini, ardından somut olayda kalabalığın dağıtılması emrini Emniyet Müdürünün verdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 62. paragraf).
98. Mahkeme ayrıca, ulusal hükümler gereğince, ihtilaf konusu eylemlerin sorumlularının, toplum nazarında tamamen bir cezasızlıktan yararlanmış gibi görünmemeleri için, bir ceza soruşturmasının, başvuranların aşırı güç kullanıldığı iddialarına adli makamlar önünde cevap verme imkânı verebileceği kanısındadır.
99. Mahkeme, kolluk kuvvetleri mensupları ve emirleri veren kişiler olarak İstanbul Emniyet Müdürü ile İstanbul Valisi hakkında açılmış bir ceza soruşturmasının bulunmadığını dikkate alarak, Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’la ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
100. Başvuranlar, kolluk kuvvetlerini, toplantıya müdahale etmekle ve kendilerini gösteri yapma hakkından alıkoymakla suçlamaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, bu müdahalenin, ifade özgürlüğü ve gösteri düzenleme özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Bir sendikanın, dolayısıyla bir tüzel kişinin, siyasi bir parti veya bir dernek gibi, Mahkeme huzurunda barışçıl toplantı düzenleme hakkını ileri sürebildiğinin dikkate alınması uygundur (Stankov ve Organisation macédonienne unie Ilinden/Bulgaristan, No. 29221/95 ve 29225/95, AİHM 2001‑IX ve Parti populaire démocrate-chrétien/Moldova (No. 2), No. 25196/04, 2 Şubat 2010).
101. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin ileri sürülme şeklini değerlendirerek, şikâyetleri sadece Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelemeye karar vermiştir (daha önce anılan Özalp Ulusoy, § 57), bu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
" 1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir. "
102. Hükümet, kabul edilemezlik itirazı ileri sürmemektedir.
103. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
104. Başvuranlar, iddialarını yinelemektedirler. Başvuranlar, toplantılarının hiçbir şekilde silahlı olmadığını ve güvenlik güçleri tarafından güç kullanılarak müdahale edilene kadar göstericilerin herhangi saldırgan bir tutum sergilemediğini tekrar etmektedirler. Başvuranlar, makamlarla çatışmalarının esas sebebi olarak Taksim Meydanında gösteri düzenlemenin yasaklanmasını eleştirmektedirler ve bu yasağın keyfi ve dayanaksız olduğu kanısındadırlar.
105. Hükümet, valiliğin, provakatörlerin katılacağına dair uyarıldığı gerekçesiyle 1 Mayıs gösterisini yasakladığını belirtmektedir. Hükümet, güvenlik güçlerinin, başvuranların reddetmesi sebebiyle bozulan trafik akışını yeniden düzenlemek amacıyla müdahale ettiğini eklemektedir. Hükümet ayrıca, gösterilerin gerçekleştirilmesi için belirlenen ve onaylanan yerlerin listesinin, 30 Ocak 2008 tarihinde kamuya açık olarak duyurulduğunu ve Taksim Meydanının bu listede yer almadığını belirtmektedir (yukarıdaki 58. paragraf). Hükümete göre, başvuranlar, gösterilerini izin verilen bir yerde de gerçekleştirebilirlerdi.
106. Hükümet ayrıca, söz konusu müdahalenin 2911 sayılı Kanunla öngörüldüğünü, kamu düzeninin meşru müdafaasını ve "düzensizliğin engellenmesini" amaçladığını ileri sürmektedir. Hükümet, müdahalenin, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusunu, Mahkeme’nin takdirine bırakmaktadır.
2. İlgili Genel İlkeler
107. Tarafların, barışçıl gösteri düzenleme özgürlüğüne müdahalede bulunulduğuna ve yasal düzenlemeye ve de yasal düzenlemenin meşru amaçlarına itiraz etmemeleri sebebiyle, Mahkeme, incelemesine, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusuyla başlayacaktır.
108. Mahkeme, öncelikle Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin içtihadında yer alan temel ilkelere atıfta bulunmaktadır (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], No.37553/05, §§ 142-160, AİHM 2015).
3. Bu İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
109. Mahkeme, İstanbul Valiliğinin, gösteriler için izin verilen yerler hakkında kamuoyunu bilgilendirdiğini dikkate almaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, özerk rolüne ve belirli bir uygulama alanına sahip olmasına rağmen, 11. maddenin 10. madde ışığında değerlendirilmesi gerektiğini ve düşünce ve ifade özgürlüğünün korunmasının, 11. maddede güvence altına alınan toplanma ve dernek özgürlüklerinin amaçlarından birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Vogt/Almanya, 26 Eylül 1995, § 64, A Serisi No. 323 ve Rekvényi/Mcaristan [BD], No. 25390/94, § 58, AİHM 1999‑III). Bu sebeple, gösteri düzenlemek, düşüncelerin, fikirlerin ve tutumların bir ifade şeklidir, basit kutlama toplantılarından veya diğer sosyal faaliyetlerden farklıdır. Dolayısıyla göstericilerin tatmin edici bir şekilde ifade özgürlüğü haklarını kullanabilmeleri için, kendi ifadeleri hakkında düşündürmek amacıyla kamuoyunun dikkatini çekebilmek için ve kamuoyunu sosyal konular hakkında bilgilendirmek, düşüncelerini kamuya açık olarak sergilemek için, gösteri için seçilen yer, belirli sembolik bir öneme sahiptir. Mahkeme, belirlenmiş bir yer söz konusu olduğunda, kesinlikle ulusal makamların göstericilerin tüm taleplerini karşılamalarını beklememektedir, sadece yer konusunda verilecek iznin, barışçıl toplanma özgürlüğüne gizli bir engel teşkil etmemesi gerektiğini hatırlatmak istemektedir (daha önce anılan Oya Ataman, § 38).
110. Mahkeme ardından, mevcut davada, göstericilerin toplantısının, DİSK binası önünde saat 06.00’a doğru başladığını ve güvenlik güçlerinin saat 06.30’a doğru müdahalede bulunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, ulusal makamların, Taksim Meydanına doğru öngörülen yürüyüşün başlamasından bile önce gösteriye son verdiğini tespit etmektedir (bk. daha önce anılan Oya Ataman, § 41 ve aksi anlamda (a contrario), Éva Molnár/Macaristan, No. 10346/05, § 42, 7 Ekim 2008).
111. Mahkeme özellikle, Disk ve Kesk Kararında (daha önce anılan, §§ 33-34) Şişli Etfal Hastanesi’nin bahçesine göz yaşartıcı gaz kapsülü fırlatılmasını cezalandırdığını hatırlatmaktadır. Mahkeme özellikle, göstericiler ile sadece hastanenin bahçesinde bulunan diğer insanlar arasında ayırım yapmaksızın kör bir kuvvetin sivil topluma karşı kullanılmasının endişe verici olduğu kanısındadır.
112. Mahkeme, kolluk kuvvetlerinin gösteriyi engelleyen müdahalesi sebebiyle başvuranlar tarafından savcılığa yapılan suç duyurusuyla ilgili olarak, ilgililerin, makamları, Sözleşme’nin 11. maddesi kadar Anayasa ile de korunan gösteri düzenleme haklarını ihlal etmekle suçladığını kaydetmektedir (yukarıdaki 23-24. paragraflar).
113. Mahkeme, başvuranların, hiyerarşik olarak farklı düzeylerdeki makamların sorumluluklarının tespit edilmesini amaçlayan suç duyurularının, ne demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği açısından ne de söz konusu müdahale sırasında kullanılan gücün orantısı açısından, herhangi bir incelemeye tabi tutulmaksızın reddedildiklerini gözlemlemektedir (Aşıcı/Türkiye (No. 2), No. 26656/04, § 47, 31 Ocak 2012).
114. Mahkeme diğer taraftan, 2911 sayılı Kanunu ihlal ettikleri gerekçesiyle başvuranlar hakkında açılan ceza soruşturmalarının, ulusal mahkemelerin ilgilileri beraat ettirmesiyle sonuçlandığını tespit etmektedir (yukarıdaki 46‑47. paragraf).
115. Mahkeme, ilk derece mahkemeleri tarafından başvuranlar lehinde verilen ve Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerine ilişkin atıfları da içeren kararları dikkate almaktadır ve bu hükümlerin değerlendirilmesinde dayanak gösterilen gerekçelere katılmaktadır. Mahkeme özellikle, polis müdahalesinden önce göstericiler tarafından yapılan herhangi bir şiddet eylemi bulunmadığını tespit etmektedir.
116. Mahkeme, göstericilere dolayısıyla başvuranlara karşı aşırı güç kullanılmasını kınadığını yinelemektedir. Mahkeme, gösterinin gerçekleşmesini engellemek amacıyla güvenlik güçleri tarafından yapılan sert müdahalenin şeklinin, aşırı derecede göz yaşartıcı mühimmat kullanılmasının ve bu müdahalenin orantısı ve gerekliliği hakkında hiçbir adli inceleme yapılmamasının, başvuranları ve diğer sendika üyelerini, haklarını savunmak için barışçıl gösterilere meşru olarak katılmaktan caydırıcı nitelikte olduğu kanısındadır. Bu anlamda Mahkeme, daha önce İsmail Sezer/Türkiye Davasında, sendikacıların bir gösteriye katılmış olmaları sebebiyle çarptırıldıkları disiplin cezalarının, "caydırıcı nitelikte" olduğuna hükmettiğini hatırlatmaktadır (İsmail Sezer/Türkiye, No.36807/07, § 55, 24 Mart 2015).
117. Sonuç olarak Mahkeme, somut olayda makamların, göstericilere karşı tamamen hoşgörüsüz davrandıkları ve başvuranların barışçıl toplantı düzenleme özgürlüğüne engel oldukları, hatta şiddet kullanarak engel oldukları ve bu müdahalenin, temel bir sosyal ihtiyacı karşılama niteliğinden tamamen yoksun olduğu kanaatindedir.
118. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. VE 46. MADDELERİNİN UYGULANMASI
A. Sözleşme’nin 41. Maddesi
119. Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince;
" Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. "
1. Zarar
120. Başvuranların her biri, Sözleşme’nin 41. maddesi bakımından, manevi zararları karşılığında 10.000 avro (EUR) talep etmektedirler.
121. Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
122. Mahkeme, tespit edilen ihlalleri değerlendirerek (yukarıdaki 81, 100 ve 128. paragraflar), manevi zararları karşılığında, başvuranlar Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’ın her birine 10.000 avro ve diğer başvuranların her birine 7.500 avro ödenmesine karar vermiştir.
2. Masraf ve Giderler
123. Başvuranlar ayrıca Mahkeme huzurunda yapmış oldukları masraf ve giderler karşılığında 5.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar, bu taleplerine dayanak oluşturacak herhangi bir belge sunmamışlardır.
124. Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.
125. Mahkeme, içtihatlarına göre, başvuranın, masraf ve giderleri karşılığında, bu masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ispatlaması ve makul nitelikli miktarlar ileri sürmesi durumunda geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda ispatlayıcı herhangi bir belgenin bulunmaması sebebiyle, masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
3. Gecikme Faizi
126. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna hükmetmiştir.
B. Sözleşme’nin 46. Maddesi
127. Somut olayın Sözleşme’nin 46. maddesiyle ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
" 1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir."
128. Mahkeme, Sözleşme’nin 46. maddesi bakımından, ihlal tespit edilen her kararın, davalı Devletin, söz konusu ihlale son vermesini ve bu bağlamda ortaya çıkan sonuçların, mümkün olduğunca ihlalden önceki durumu sağlayacak şekilde ortadan kaldırılmasını zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır.
129. Mahkeme, güvenlik güçlerinin gösterilerde silah zoruyla (manu militari) müdahalede bulunmasının ve özellikle göz yaşartıcı mühimmat kullanmasının, daha önce de Sözleşme’nin 46. maddesinin konusu olduğunu hatırlatmaktadır (Ataykaya/Türkiye, No. 50275/08, §§ 66-75, 22 Temmuz 2014 ve İzci/Türkiye, No. 42606/05, §§ 94-99, 23 Temmuz 2013).
130. Mahkeme, göz yaşartıcı gaz kullanımına bağlı ölüm ve yaralanma tehlikelerinin en aza indirilmesi amacıyla, geç kalınmadan, göz yaşartıcı gazın doğru kullanımına ilişkin güvencelerin güçlendirilmesi gerektiği kanısındadır. Mahkeme ayrıca, personele uygun bir eğitim verilmesi, gösteriler sırasında bu personelin gözlemlenmesi ve denetlenmesi ve özellikle kolluk kuvvetlerine saldırgan bir şekilde direnmeyen kişilere karşı güç kullanımına başvurulmasının gerekliliğinin, orantısının ve makul niteliğinin makabline şamil olarak (ex post facto) etkin bir incelemeye tabi tutulması gerekliliklerinin kaçınılmaz olduğu kanaatindedir (Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, No. 44827/08, § 61, 16 Temmuz 2013 ve daha önce anılan İzci, § 99).
131. Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 3. ve 11. maddelerine ilişkin olarak tespit edilen ihlallerin, yine, 1 Mayıs 2008 tarihli gösteri sırasında güvenlik güçleri tarafından yapılan gereksiz ve orantısız bir müdahaleden kaynaklandığını kaydetmektedir. Bu şikâyet edilen müdahaleler ve hatta Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlaliyle sonuçlanan orantısız güç kullanımı, Türkiye’de hala devam ediyor gibi görünmektedir (Aydan/Türkiye, No. 16281/10, 12 Mart 2013, daha önce anılan Ataykaya,Behçet Söğüt ve diğerleri/Türkiye, No.22931/09, 20 Ekim 2015 ve Gülcü/Türkiye, No. 17526/10, 19 Ocak 2016).
132. Gösterilerde orantısız güç kullanımına ilişkin başvuruların artması karşısında alınan genel tedbirler kapsamında, Mahkeme, gösteriler sırasında kolluk kuvvetlerinin gözetim altında tutulmasını ve özellikle kolluk kuvvetlerine karşı saldırgan bir şekilde direnmeyen kişilere karşı güç kullanıldığı durumlarda, her türlü güç kullanımının gerekliliği, orantısı ve makul niteliği hakkında makabline şamil olarak (ex post facto) adli bir inceleme yapılmasını sağlamanın çok önemli olduğunu hatırlatmaktadır.
133. Mahkeme, başvuranların, bu üst düzey memurların olayda sorumlu olduklarını ileri sürdükleri şikâyetlerinin üzerine, etkin bir soruşturma yürütülmediğini dikkate almaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, İzci (daha önce anılan, §§ 98‑99) Kararında, bir soruşturmanın etkin niteliğe sahip olabilmesi için, üst düzey polis memurlarının sorumluluğunu tespit etmeye de yönelik olması gerektiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır.
134. Mahkeme özellikle, barışçıl gösterileri dağıtmak için güç kullanımına başvurmanın ve gösteriler sırasında sistematik ve aşırı bir şekilde ölümcül sonuçlara yol açabilen göz yaşartıcı gaz kullanımının, sivil toplumun diğer üyelerinde, barışçıl gösterilere katılma korkusu doğurabileceğinin ve bu kişileri, Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarının gereğini yerine getirmekten caydırabileceğinin altını çizmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine,
2. Başvuranlar Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz ile ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin ve bütün başvuranlarla ilgili olarak Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna,
3. Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz ile ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
4. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine,
5. a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak; davalı Devletin, manevi tazminat olarak başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki miktarları ödemesine,
i. Başvuranlar Yaşar Yaradılmış ve Rahmi Yılmaz’ın her birine, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 10.000 avro (on bin avro) ödemesine,
ii. Başvuranlar Süleyman Çelebi, Gürol Şimşek, Mehmet İçin, Ali Murtaza Keleş, Hüseyin Yaman, Mevsim Gürlevük, Adnan Serdaroğlu, Muzaffer Subaşı, Tayfun Görgün, İsmail Yurtseven, Ali Cancı, Nuri Serim, Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Celal Ovat, Musa Çam, Özdemir Aktan, Gençay Gürsoy, Türk Tabibler Birliği ve İstanbul Tabib Odası’nın her birine 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro) ödemesine,
b) Bu miktarlara, söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
6. Başvurunun geri kalan kısmı için sunulan adil tazmin taleplerinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 24 Mayıs 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithNebojša Vučinić
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK
No.
Başvuru No.
Başvuru Tarihi
Başvuran
Doğum Tarihi
İkamet Yeri
Temsilcisi
37273/10
22/05/2010
Süleyman ÇELEBİ
01/01/1948
Istanbul
Necdet OKCAN
38958/10
23/05/2010
Gürol ŞİMŞEK
12/03/1967
Istanbul
Necdet OKCAN
38963/10
23/05/2010
Rahmi YILMAZ
01/01/1985
Istanbul
Necdet OKCAN
38968/10
23/05/2010
Mehmet İÇİN
Istanbul
Necdet OKCAN
38973/10
23/05/2010
Yaşar YARADILMIŞ
01/01/1961
Istanbul
Necdet OKCAN
38980/10
23/05/2010
Ali Murtaza KELEŞ
01/01/1949
Istanbul
Necdet OKCAN
38991/10
23/05/2010
Hüseyin YAMAN
01/01/1946
Istanbul
Necdet OKCAN
38997/10
23/05/2010
Mevsim GÜRLEVÜK
01/01/1965
Istanbul
Necdet OKCAN
39004/10
23/05/2010
Adnan SERDAROĞLU
01/01/1961
Istanbul
Necdet OKCAN
39030/10
22/05/2010
Muzaffer SUBAŞI
01/01/1952
Istanbul
Necdet OKCAN
39032/10
22/05/2010
Tayfun GÖRGÜN
01/01/1955
Istanbul
Necdet OKCAN
39034/10
22/05/2010
İsmail YURTSEVEN
01/01/1960
Istanbul
Necdet OKCAN
39037/10
22/05/2010
Ali CANCI
01/01/1951
Istanbul
Necdet OKCAN
39038/10
22/05/2010
Nuri SERİM
01/01/1953
Istanbul
Necdet OKCAN
39042/10
22/05/2010
Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU
01/01/1959
Istanbul
Necdet OKCAN
39049/10
22/05/2010
Celal OVAT
01/01/1971
Istanbul
Necdet OKCAN
39052/10
22/05/2010
Musa ÇAM
01/01/1953
Istanbul
Necdet OKCAN
45052/10
07/06/2010
Özdemir AKTAN
03/03/1953
Istanbul
Gençay GÜRSOY
20/08/1939
Istanbul
TÜRK TABİBLER BİRLİĞİ VE İSTANBUL TABİB ODASI
İstanbul
O. M. EYÜBOĞLU
[1] Orijinal Türkçe metin : ‘‘ Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi halinde yeniden soruşturma açılır.’’
[2]. Oya Ataman/Türkiye, No. 74552/01, AİHM 2006‑XIII. Bu davada, çeşitli barışçıl gösterilere silah zoruyla yapılan müdahalelerle ilgili olarak Bakanlar Komitesi huzurunda verilen kararlar grubundan bahsedilmektedir.
[3]. Ataykaya/Türkiye, No. 50275/08, 22 Temmuz 2014.
Full & Egal Universal Law Academy