AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SÜLEYMAN YILDIZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 22592/10)
KARAR
STRAZBURG
7 Haziran 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yıldız ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuruyu (22592/10 no.lu), dokuz Türk vatandaşının (“başvuranlar”) (başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar, karar ekinde bulunan tabloda yer almaktadır) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 30 Mart 2010 tarihinde Mahkemeye başvurmasını;
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında sunulan şikâyetin, Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığında İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesi yönündeki kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
17 Mayıs 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Mevcut başvuru, herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin başvuranların taşınmazların askeri makamlar tarafından (askeri güvenlik bölgesi olarak) işgal edilmesi ile ilgilidir. Başvuranlar, Oltu’da (Erzurum) bulunan iki taşınmazın ortak malikleridirler. Taşınmazlar, tapu sicilinde şu parsel numaralarıyla kayıtlıdır:- 189 ada, 5 parsel (4.750,18 m2);
- 189 ada, 9 parsel (3.391,75 m2).
Başvuranların murisi (de cujus) olan Aslan Yıldız, 2000 yılında, Oltu Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Aslan Yıldız, taşınmazlarının askeri makamlar tarafından kanuna aykırı olarak işgal edildiğini ileri sürmüştür. Aslan Yıldız, tazminat davasını kazanmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vererek, bu inceleme temelinde, ihtilaf konusu taşınmazların 1987 yılından beri askeri güvenlik bölgesi içerisinde yer aldığını, askeri makamların söz konusu bölgeye idari binalar ve nöbetçi kulübeleri inşa ettiğini, bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını ve bu bölgede inşaat ve tarım faaliyetlerinin yasaklandığını tespit etmiştir Sonuç olarak Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak, ihtilaf konusu taşınmazların Hazine adına tescil edilmesi karşılığında Aslan Yıldız’ın tazminat alma hakkı bulunduğuna hükmetmiştir. Ardından Yargıtay, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştur. Yargıtay, idarenin ihtilaf konusu taşınmazlar hakkındaki el atma uygulamasının kalıcı olmadığı kanaatine varmıştır. Yargıtay kararının üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesi, ilk verdiği kararda direnmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, idarenin kamulaştırma işlemi uygulanmaksızın ve Aslan Yıldız’a herhangi bir tazminat ödenmeksizin, A. Yıldız’ın taşınmazlarına el attığı kanaatine varmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu kararı bozmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şüphesiz, ihtilaf konusu taşınmazlara idare tarafından el atıldığını, ancak bu durumun geçici olduğunu ve dolayısıyla, kamulaştırma tespitine yol açacak nitelikte bir mülkiyetten yoksun bırakmanın söz konusu olamayacağını belirtmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararına uymuş ve başvuranların murisinin (de cujus) tazminat talebini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat ödenmesine ilişkin koşulların bir araya gelmediği kanaatine varmıştır. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmıştır. Başvuranlar, 2004 yılında, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde ecrimisil davası açmışlar ve taşınmazlarının idare tarafından işgal edilmesi sebebiyle alamadıkları kira bedeline tekabül eden bir tazminat talebinde bulunmuşlardır. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yaptırarak, bu incelemenin sonucuna göre başvuranların talebini haklı bulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranların, mülklerinden özgürce yararlanamadıkları ve dolayısıyla, askeri makamlar tarafından taşınmazlarının kullanımına getirilen kısıtlama nedeniyle zarara uğradıkları kanaatine varmıştır. Bu karar üzerine başvurulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, söz konusu bölgenin askeri bölge olarak sınıflandırıldığını ve bu bölgede bulunan taşınmazların maliklerinin, bu geçici durumun devam ettiği süre boyunca mülklerinden özgürce yararlanamadıklarını tespit etmiştir. Dava dosyası, başvuranların hak ettikleri tazminat miktarının hesaplanması için Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderilmiştir. Başvuranlar, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, arazilerine el atılmasının tespit edildiğini ve özellikle yetkili idarenin, kendilerine uğradıkları zararın gerçek miktarına ilişkin bir değerlendirme yapılmasını muhtemel kılan herhangi bir belge sunmasını talep ederek, ilgili hâkimin sadece genel soruşturma yetkilerini kullanması ve kanaat oluşturmalarını sağlayacak unsurları yasal yollarla kendilerine sağlamak için her türlü tedbiri alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2008 yılında, başvuranların, idare tarafından taşınmazlarının işgal edilmesinin başlangıç tarihine veya maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın miktarına ilişkin herhangi bir delil sunamadıkları gerekçesiyle, başvuranların taleplerini reddetmiştir. Bu karar, Yargıtayın 30 Eylül 2009 tarihinde verdiği onama kararı ile kesinleşmiştir. Başvuranlar, idareyi, usulüne uygun şekilde bir kamulaştırma kararı verilmeksizin ve kendilerine en küçük bir tazminat ödenmeksizin, taşınmazlarını işgal etmekle suçlayarak, mülkiyete saygı haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, davanın koşullarında, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedirler. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemekte ve özellikle başvuranlara ait olan taşınmazların parsellerinin askeri güvenlik bölgesinde yer aldığını belirten herhangi bir şerhin tapu sicilinde bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararı ulusal mahkemeler önünde kanıtlayamamaları nedeniyle, başvurunun kabul edilemez olduğunun belirtilmesi gerektiğini iddia etmektedir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Mahkeme, başvuranlar Saniye Yıldız ve Şeref Yıldız ile ilgili olarak, başvurularının sırasıyla 2 Nisan 2012 ve 24 Şubat 2017 tarihlerinde sunulmasının ardından hayatlarını kaybettiklerini ve hiç kimsenin bu başvuranlar adına yargılamayı takip etmek istediğini dile getirmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, müteveffaların muhtemel varislerinin, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi anlamında, başvuruyu takip etmek istemedikleri kanaatine varmaktadır. Mahkeme, diğer başvuranların kendi şikâyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler sunduklarını ve Mahkemenin davanın incelenmesi için gerekli unsurlara sahip olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, ilgililerin somut olayda bireysel başvuru haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılamayacaktır. Mahkeme aynı zamanda, başvuranların mağdur sıfatına ilişkin olarak Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazı da reddetmektedir. Mahkeme ayrıca, ilgililerin haklarını ileri sürmek için Türk hukuk sisteminin kendilerine sunduğu tüm hukuk yollarını kullandıkları kanaatine varmaktadır. Başvuranların iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından ve kesinleşmiş ulusal karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde Mahkemeye başvurmaları sebebiyle, başvuru, süresinden sonra sunulmamıştır. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Mahkeme, davanın esasına ilişkin olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yapısına, bu hükmün içerdiği üç ayrı kurala ve kamulaştırma işleminin yerine getirmesi gereken koşullara ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], no. 71243/01, §§ 93-94, 25 Ekim 2012). Mahkeme daha önce, idarenin resmi kamulaştırma kurallarını geçersiz kılmasına izin veren kamulaştırmasız el atma uygulamasının, kişileri öngörülemeyen ve keyfi bir sonuçla karşı karşıya bırakma riski taşıdığına ve bu uygulamanın yeterli bir hukuki güvenlik derecesi sağlayamadığına veya usulüne uygun bir kamulaştırma işlemine alternatif bir yol teşkil edemeyeceğine hükmetmiştir (Scordino/İtalya (no. 3), no. 43662/98, § 89, 17 Mayıs 2005, Guiso‑Gallisay/İtalya, no. 58858/00, § 87, 8 Aralık 2005, Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no. 11765/05, § 43, 27 Mayıs 2010 ve Halil Göçmen/Türkiye, no. 24883/07, § 32, 12 Kasım 2013). Mahkeme daha önce, yine aynı askeri güvenlik bölgesiyle ilgili benzer olgu ve şikâyetler içeren bir davayı incelediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu davada (Yavuz Özden/Türkiye, no. 21371/10, 14 Eylül 2021), idarenin başvuran Özden’in taşınmazına geçici bir süreyle de olsa el attığı; ilgilinin, ihtilaf konusu süre boyunca idare tarafından taşınmazının işgali sebebiyle mülkünden yoksun bırakıldığı; Özden’in söz konusu mülke ilişkin tapu belgesi, hiçbir zaman resmi olarak iptal edilmemiş olsa da, yine de, tapuya bağlı tüm ayrıcalıklardan belirsiz bir süreyle mahrum bırakıldığı; bu nedenle, söz konusu sürenin sona ermesiyle ilgili herhangi bir somut beklentisinin olmadığı ve son olarak, Hükümetin devam eden bu durum karşısında tazminat ödenmemesini haklı göstermek için herhangi bir istisnai koşulu ileri sürmediği kanaatine varmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme bir yandan, söz konusu durumun idareye, başvuran Özden’in zararına olacak şekilde, taşınmazın yasaya aykırı olarak işgalinden istifade etme imkânı verdiği; diğer yandan, bu ihtilaf konusu müdahalenin yasallık ilkesiyle uyumlu olmadığı ve başvuranın mülkiyetine saygı hakkını ihlal ettiği kanaatine varmıştır. Son olarak, Devlet tarafından uygulamaya konulan yasal çerçevenin, ilgiliye, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle güvence altına alınan haklarına saygı gösterilmesine imkân tanıyan bir mekanizmayı sağlayamadığı kanaatine varmıştır. Somut olayda da Mahkeme, aynı tespitte bulunmaktadır. Mahkeme, başvuranların mülklerinden özgürce yararlanamadıklarının ve dolayısıyla, askeri makamlar tarafından taşınmazlarının kullanımına getirilen kısıtlama nedeniyle zarara uğradıklarının ulusal mahkemeler önünde açıkça tespit edildiğini gözlemlemektedir. Oysa bu tespite rağmen, başvuranlar, zararlarını telafi etmek için herhangi bir tazminat almamışlardır. Dolayısıyla Mahkeme, Yavuz Özden kararında (yukarıda anılan) varılan sonuçlardan uzaklaşılmasına imkân veren herhangi bir unsur veya iddia tespit etmemektedir. Sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları maddi zarar bağlamında 200.000 Türk lirası (TRY) ve manevi zarar bağlamında 200.000 TRY talep etmektedirler. Mahkeme, davanın koşullarında, başvuranlar tarafından maruz kalınan zararın değerlendirmesinin karmaşık olduğunu ve Mahkemenin bu sorunu makul bir şekilde çözüme kavuşturmasını sağlayabilecek bütün araçlara sahip olmadığını tespit etmektedir. Bu sebeple Mahkeme, Kaynar ve diğerleri/Türkiye kararına (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, 7 Mayıs 2019) atıfta bulunarak ve somut olayda ulusal makamların, ilgililerin maruz kaldıkları zararı değerlendirmek için daha iyi bir konumda bulundukları ve Sözleşme’nin ihlalini sonlandırmak ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için uygun hukuki ve teknik imkânlara sahip oldukları kanaatine vararak, zararın tazmini hususunun, Tazminat Komisyonuna gönderilmesine karar vermektedir. Dolayısıyla davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi uygundur.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun Saniye Yıldız ve Şeref Yıldız ile ilgili kısmının kayıttan düşürülmesine;Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Davanın Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince, 7 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranların Listesi
22592/10 No.lu Başvuru
No.
Adı SOYADI
Doğum Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Süleyman Yıldız
1966
Türk
Erzurum
2.
Abdulkadir Yıldız
1968
Türk
Erzurum
3.
Cumhur Yıldız
1960
Türk
Erzurum
4.
Hamza Yıldız
(Belirtilmemiş)
Türk
Erzurum
5.
Hasan Yıldız
1951
Türk
Erzurum
6.
Nuran Yıldız
1954
Türk
Erzurum
7.
Osman Yıldız
1955
Türk
Erzurum
8.
Saniye Yıldız
(Belirtilmemiş)
Türk
Erzurum
9.
Şeref Yıldız
(Belirtilmemiş)
Türk
Erzurum