Olaylar ve Olgular – Nisan 2011 tarihinde Malta’ya kuraldışı bir tavırla giren başvuran polis tarafından yakalanmış ve tutuklanmıştır. Sığınmacı olmak için başvuruda bulunmuş ve tutukluluk haline itiraz etmiştir. Temmuz 2012 tarihinde, Göç Temyizi Kurulu, başvuranın davasında, sığınmacı olma talebi hala derdest durumda olsaydı, geri dönme işlemleri sürmekte veya başvuranın gizlice kaçma riski olmasaydı, başvuranın tutuklu halde bulundurulamayacağına hükmetmiştir. Fakat 2 Nisan 2012 tarihinde başvuranın sığınmacı olma talebi nihai bir kararla reddedildikten sonra durum değişmiştir.
AİHM önünde, başvuran, sığınma başvurusuna ilişkin kararı ve böylece Malta’ya girmesi veya orada kalması için yetkilendirilmeyi beklediği gerekçesiyle, tutuklanmasının 5 maddeye aykırı olduğu ve daha önemlisi Malta’ya yasa dışı yollardan girmesini söz konusu maddenin engellemeyi hedeflemediği konularında şikayetçi olmuştur.
Hukuksal Değerlendirme – 5 § 1 (f) madde: Saadi / Birleşik Krallık kararında[1] Büyük Daire,5 § 1 (f) maddesinde geçen “kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması” ibaresinin anlamını ilk defa yorumlamıştır. Bir Devlet, ülkeye giriş izni verene kadar, bütün girişlerin yasa dışı olduğu ve ülkeye girmek isteyen fakat henüz girme izni olmayan kişilerin tutuklanması tam anlamıyla “kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonulması” anlamına gelebileceği görüşündedir. Sığınmacı olmak için başvuran kişi kendisini göçten sorumlu yetkililere teslim eder etmez, ülkeye giriş için izin almaya çalıştığı için 5 § 1 (f) maddesinde geçen söz konusu ibare uyarınca tutuklanması yasal olmadığını kabul etmemiştir. 5 § 1 (f) maddenin sadece ülkeye giriş kısıtlamalarını delmeye çalışan bir kişinin tutuklanmasına izin verdiğini addetmek maddenin anlamının ve Devletin inkar edilemez kontrol hakkının daraltılmasına yol açabileceği görüşündedir. Fakat, Mahkeme’nin içtihatları, göçmenlik bağlamında gerçekleştirilen tutuklamaların ne zaman 5 § 1 (f) maddesinde geçen söz konusu ibare uyarınca değerlendirileceği konusuna açıklık getirmemektedir. Başvuranın, Saadi kararının bütün üye Devletlerin sığınma başvuruları derdest haldeki göçmenleri ulusal hukuku göz önüne almaksızın yasal olarak tutuklayabileceği anlamına gelecek şekilde yorumlanmaması gerektiğine ilişkin iddiası dayanaktan yoksun değildir. Gerçekte, daha fazla hak oluşturma veya olumlu bir pozisyon kurma yükümlülüğünü aşan bir Devlet,sığınma başvurusu derdest haldeki göçmenlerin ülkeye girmesine veya orada kalmasına açıkça izin veren bir kanunu yürürlüğe koyduğunda, ülkeye yasa dışı yollarla yapılan girişleri önlemek için ilgili kişileri tutuklamak, 5 § 1 (f) madde uyarınca tutukluluğun yasallığı konusunu gündeme getirebilir. Gerçekte, bu durumlarda, alınan önlemin tutuklamanın hedefiyle yakından bağlantılı olduğunu düşünmek ve ilgili durumu iç hukuka uygun olduğunu addetmek zordur. Aslında, bu durum keyfi olacaktır ve böylece anlamlarına aykırı olacak şekilde iç hukukta bulunan hükümleri açık ve net olarak yorumlamak, 5 § 1 (f) maddenin amacına aykırı olacaktır. Saadi kararında, ulusal hukuk (geçici girişlere izin vermesine rağmen), başvurana bölgeye girmesi veya bölgede kalması için resmi bir izin vermemiştir ve bu nedenle, böyle bir mesele ortaya çıkmamıştır. Bu yüzden, kişiye giriş veya kalma izni verildiğinde 5. Maddeye ne zaman başvurulup başvurulmaması gerektiğine ilişkin soru büyük ölçüde ulusal hukuka bağlıdır.
Mevcut davadaki olaylar ışığında, Mahkeme 2008 tarihli 243 No’lu Yasal Tebligat’ın ve özellikle başvuranın “başvurusuna ilişkin nihai kararı beklerken Malta’ya girmesine veya orada kalmasına izin verilmesini” sağlayan 12 (1) No’luDüzenleme’nin çelişkili yorumlarıyla karşı karşıya kaldığı görüşündedir. Hükümet, ilgili madde uyarınca başvuranın ülkede kalmasına izin vermek zorunda olmadığını ileri sürmüştür. Fakat başvuranın davasına ilişkin olarak, Göç Temyizi Kurulu söz konusu maddenin giriş izni verdiğine ve bu nedenle başvuranın davasının koşullarının başvuranın tutuklanmasını gerektirmediğine ilişkin iddiayı desteklemiştir. Yasama organının niyetini yorumlamak Mahkeme’nin görevi değildir. Fakat niyeti ilgili maddenin, sığınma başvurusu derdest haldeki kişinin bölgeye giriş yapması veya bölgede kalması için resmi bir izin verilmesini talep etmeksizin sınır dışı edilemeyeceğine ilişkin uluslararası standartları yansıtmasını sağlamak olabilir. Sığınma talebinde bulunan kişinin sağlaması gereken koşulları belirleyen söz konusu madde, bu yorumu destekleyen herhangi bir belgenin yayınlanması veya herhangi bir resmi izin verme prosedürü sağlamamıştır. Bu durumda, Mahkeme ortaya çıkan ilk meselenin iç hukukun niteliğinden kaynaklandığı görüşündedir. Kanun’un 14. maddesi ile birlikte 5. Maddesinin ülkeye girişi yasak olan göçmenlerin tutuklanmasını gerektirmesine rağmen, “tersine işaret eden herhangi bir hukukun maddelerini göz önüne almaksızın uygulanan” 243 No’lu Yasal Tebligat, özellikle Göç Kanunu uyarınca tutuklama işleminin sadece bir kişi sığınmacı olarak başvurana kadar veya sığınmacı olma başvurusunun yasal olarak derdest halde bulunması devam ettiği sürece yasal (iç hukuk bağlamında) olup olmadığı konusunda çelişkinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fakat bu hukuki çerçevenin açıklığa kavuşması iç hukuk sisteminde gerekli olmasına rağmen, Mahkeme, tutuklama işleminin Kanun’un 14. maddesi ile birlikte 5. Maddesi uyarınca yasal bir dayanağı olduğu ve başvurana ülkede kalması için resmi izin verilip verilmediği kesinleşmediğinden (Mahkeme aslında başvurana ilgili yazılı belgelerin verilmediğini belirtmiştir ) tutuklanmasının 5 § 1 (f) maddesinin ilgili ibaresinin kapsamı içerisinde olduğunu kabul etmiştir.
Başvuranın tutuklanmasının keyfi olup olmadığı konusuna ilişkin olarak, Mahkeme, yerel makamların açısından, Hükümetin bireysel değerlendirme gerektirmediği görüşünde olduğu kapsamlı tutuklama kararlarına ve gönüllü olarak ülkeden ayrılma prosedürüne göz yummak gibi tuhaf uygulamalara dikkat çekmiştir. Bu uygulamalar ışığında, Mahkeme, Hükümetin en fazla on sekiz ay süren kapsamlı tutukluluk politikasını uygularken iyi niyetine ilişkin olarak tereddütlere sahiptir. Ayrıca, tutukluluk koşulları ve yerinin uygunluğu endişelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Uygunsuz koşullarla bir araya geldiğinde, sığınma başvurusunun sonucunu bekleyerek geçen üç aylık tutukluluk süreleri makul olmayan bir şekilde uzundur. Bu nedenle, Mahkeme altı aylık bir sürecin, özellikle birçok bağımsız kişi tarafından belirtilenler ışığında, makul olduğu görüşünde değildir. Başvuranın sığınma başvurusunun sonuçlandığı tarihe kadar tutukluluğunun devam etmesinin Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesine uygun olmadığına ve bu nedenle, söz konusu maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Mahkeme, ayrıca, başvuranın sığınma başvurusunun sonuçlanmasından sonra devam eden tutukluluk haline ilişkin olarak 5 § 1 (f) maddenin ve tutukluluk halinin hukuka uygunluğuna itiraz etmek için etkin ve hızlı bir iç hukuk yolu olmamasına ilişkin olarak 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
41. Madde: Manevi tazminat olarak 24.000 AVRO.
(Bkz. ayrıca Aden Ahmed / Malta, no. 55352/12, 23 Temmuz 2013).
[1]Saadi / Birleşik Krallık [BD], no. 13229/03, 29 Ocak 2008, Bilgi Notu 104.
Full & Egal Universal Law Academy