AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
SÜZEN / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 58418/10)
KARAR
STRAZBURG
9 Haziran 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Süzen/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 12 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Mehmet Emin Süzen’in (“başvuran”) 12 Temmuz 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 58418/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat S.C. tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 7 Temmuz 2014 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
OLAYDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1963 doğumludur ve Şanlıurfa’da ikâmet etmektedir.
5. Devlet memuru olan başvuran, Şanlıurfa Maliye Müdürlüğünde çalışmaktadır. Başvuran, kamusal bir sendikanın üyesidir (Büro Çalışanları Sendikası).
6. Başvuran, 15 Şubat 2005 tarihinde, birçok sendikayı, derneği, siyasi partiyi ve başvuranın üyesi olduğu sendika da dâhil olmak üzere, bir araya getiren sivil bir topluluk olan Şanlıurfa Demokrasi Platformu (“Platform”) tarafından düzenlenen “Dünya savaşına karşı dünya barışı” temalı bir gösteriye katılmıştır.
7. Şanlıurfa Valiliği Disiplin Kurulu, 26 Mayıs 2005 tarihli bir kararla, başvurana disiplin cezası bağlamında, PKK (silahlı yasa dışı bir örgüt, Kürdistan İşçi Partisi) liderinin yakalanması nedeniyle, düzenlenen bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/D-o maddesi uyarınca, bir yıl süreliğine kademe ilerlemesinin durdurulması cezası vermiştir. Başvuran hakkında ayrıca, ilgilinin maaşından kesinti yapılmasına karar verilmiştir.
8. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, disiplin cezalarının iptali istemiyle Gaziantep İdare Mahkemesine (bundan sonra “İdare Mahkemesi”) dava açmıştır.
9. 19 Eylül 2006 tarihinde, İdare Mahkemesi, başvuranın yasa dışı bir örgütün liderinin yakalanışının anıldığı bir gösteriye katıldığını, göstericilerin siyasi bir partinin üyeleri olduğunu, Platform adına basın açıklamasının siyasi partinin temsilcisi tarafından yapıldığını tespit ettikten sonra, esasen siyasi parti tarafından düzenlenen bir gösterinin söz konusu olduğu sonucuna varmıştır. Başvuranın 657 sayılı Kanun’un 125/D‑o maddesinde belirtilen eylemi yaptığını yani “siyasi bir parti lehinde veya aleyhinde davrandığını” değerlendiren İdare Mahkemesi başvuran hakkında verilen kademe ilerlemesinin durdurulması kararının kaldırılmasını isteyen başvuranın talebini reddetmiştir. İdare Mahkemesi, başvuranın maaşında kesinti yapılmasına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğuna karar vererek idareyi, başvurana yasal faizlerle birlikte bu kesintiyi geri ödemeye mahkûm etmiştir.
10. Danıştay 9 Haziran 2009 tarihinde, başvuranın kademe ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin kararın kaldırılmasına ilişkin yaptığı temyiz başvurusunu reddetmiştir.
11. Danıştay, başvurana 15 Şubat 2010 tarihinde tebliğ edilen 29 Aralık 2009 tarihli kararla, başvuranın yaptığı karar düzeltme talebini reddetmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK
12. 657 sayılı 14 Temmuz 1965 tarihli Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil
ve haller şunlardır:
“(...)
Geçici olarak görevden çıkarma: Memuru, kadrosu saklı kalmak suretiyle, bir aydan altı aya kadar aylıksız olarak geçici süre ile görevinden çıkarmaktır.
Kademe ilerlemesinin durdurulmasıyla cezalandırılan fiiller ve durumlar şu şekildedir: “(...)
O) siyasi bir partinin lehinde veya aleyhinde davranma,
“(...) "
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerini ileri sürerek, üyesi olduğu sendikanın bağlı olduğu Platform tarafından düzenlenen barışçıl bir gösteriye katılması nedeniyle, disiplin cezası olarak kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verilmesinden şikâyet etmektedir. Olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018), şikâyeti Sözleşme’nin 11. maddesi açısından inceleyecektir. Sözleşme’nin 11. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir. "
14. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
15. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
16. Barışçıl toplantı özgürlüğü hakkına ilişkin genel ilkeler için, Mahkeme, Lashmankin ve diğerleri/Rusya (No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 412, 7 Şubat 2017) kararına atıfta bulunmaktadır.
17. Mahkeme, tarafların başvuranın barışçıl bir toplantıya katılma özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleye itiraz etmediğini tespit etmektedir. Ayrıca, taraflarca müdahalenin yasal dayanağının bulunduğuna ve başvurana verilen kademenin ilerlemesinin durdurulması cezasının, Devlet Memurlarına İlişkin 657 sayılı Kanun’un 125/D-o maddesine uygun olduğuna ilişkin bir itirazları yoktur.
18. Hükümet, müdahalenin ulusal güvenliğin korunması, kamu güveninin ve düzenin sağlanması amacı taşıdığını iddia etmektedir. Başvuran, bu noktada görüş belirtmemektedir. Mahkeme, başvuran hakkında alınan tedbirlerle izlenen amaçların meşruluğu konusunda şüpheleri bulunarak, müdahalenin “düzenin sağlanmasına” ilişkin korumanın meşru amacı taşıdığı hipotezinden yola çıkacaktır (Küçükbalaban ve Kutlu/Türkiye, No. 29764/09, § 29, 24 Mart 2015, mutatis mutandis (davaya uygulanabildiği ölçüde) İsmail Sezer /Türkiye, No. 36807/07, § 45, 24 Mart 2015, Doğan Altun/Türkiye, No. 7152/08, § 38, 26 Mayıs 2015 ve Dedecan ve Ok/Türkiye, No. 22685/09, § 33, 22 Eylül 2015).
19. Geriye, ihtilaf konusu tedbirin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında, “gerekli” olup olmadığı hususunu tespit etmek kalmaktadır.
20. Mahkeme, mevcut başvuruya benzer bir şikâyetin Küçükbalaban ve Kutlu, (yukarıda belirtilen §§ 22-39) davası çerçevesinde bir incelemeye konu edildiğini, bu davada barışçıl bir toplantıya katılma nedeniyle, kademe ilerlemesinin durdurulmasına tekabül eden disiplin cezasının “demokratik bir toplumda gerekli” olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatmaktadır (ibidem, §§ 32-39).
21. Mevcut durumda, başvuranlar Küçükbalaban ve Kutlu gibi, başvurana 15 Şubat 2005 tarihinde üyesi olduğu sendika tarafından düzenlenen barışçıl bir gösteriye tek başına katılması nedeniyle, disiplin cezası verilmiştir. Öte yandan, hiç kimse başvuranın aktif olarak ihtilaf konusu gösteriye katılmasından şikâyet etmemektedir. Aksine, başvuranın gösteriye katılması, devlet memurunun görevinin icrasında mesleki sıfatının yeniden söz konusu edilebileceği siyasi görüşlerini belirtmeksizin tamamen pasif bir şekildedir. Hükümet üstelik, başvuranın söz konusu gösteri sırasında hangi davranışıyla belirli bir siyasi parti lehine hareket ettiği konusunda hiçbir kanıt sunmamıştır. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın bu barışçıl gösteriye katılmasının, gösteri yapma özgürlüğünü kullanma çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Mahkeme, başvuranın bu gösteriye katılarak, barışçıl toplantı özgürlüğünü kullandığı kanaatine varmaktadır (ibidem, § 35).
22. Mahkeme ayrıca, mevcut davanın koşullarını inceledikten sonra, farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görmemektedir (diğer kararların arasından, yukarıda belirtilen Küçükbalaban ve Kutlu, § 39, bk. mutatis mutandis (davaya uygulanabildiği ölçüde), uyarı için Kaya ve Seyhan/Türkiye, No. 30946/04, § 31, 15 Eylül 2009 ve Şişman ve diğerleri/Türkiye, No.1305/05, § 35, 27 Eylül 2011, cezai para cezası ve devlet memurluğu çerçevesinde, mesleğini icra etmekte geçici yasak için Karaçay/Türkiye, No. 6615/03, § 38, 27 Mart 2007, Urcan ve diğerleri/Türkiye, No. 23018/04 § 35, 17 Temmuz 2008 ve Saime Özcan/Türkiye, No. 22943/04, § 23 15 Eylül 2009).
23. Mahkeme dolayısıyla, bir yandan Devletin kamu düzeninin sağlanmasını gerektiren genel menfaati ile diğer yandan başvuranın gösteri yapma özgürlüğü arasında adil bir dengenin kurulmadığı kanaatine varmaktadır. Başvurana verilen disiplin cezası, makul olarak “zorunlu sosyal bir ihtiyacı” karşılayan şeklinde değerlendirilemez.
24. Sonuç olarak, Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
25. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »Tazminat
26. Başvuran taraf, gecikme faiziyle birlikte altı aylık süre boyunca başvuranın maaşından kesinti yapılmasına ilişkin meblağa tekabül eden maddi tazminat olarak 2.766.40 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran manevi tazminat ile ilgili olarak, 3.000 avro (EUR) talep etmektedir.
27. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
28. Mahkeme, İdare Mahkemesinin başvuranın maaşından kesinti yapılmasıyla ilgili olması nedeniyle, disiplin kararını bozduğunu gözlemlemektedir (yukarıda 8. paragraf). Mahkeme, tespit edilen ihlal ile başvuran tarafından iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir. Mahkeme buna karşın, başvurana manevi zarar bağlamında 2.000 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.Masraf ve Giderler
29. Başvuran taraf ayrıca, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 2.000 avro talep etmektedir. Başvuran, kanıt olarak hiçbir belge sunmamaktadır.
30. Hükümet, bu meblağa itiraz etmektedir.
31. Mahkeme, kanıt olmaması nedeniyle, masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir (Öğrü/Türkiye, No. 19631/12, § 35, 17 Ekim 2017).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve bu meblağ üzerinden ödenecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 EUR (iki bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 9 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy