AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TALU / TÜRKİYE
(Başvuru No. 63465/12)
KARAR
STRAZBURG
27 Kasım 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Talu / Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Hâkimler
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 6 Kasım 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Umur Ekrem Talu’nun (‘‘başvuran’’) 10 Ağustos 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 63465/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar F. İlkiz ve Z.K. Yıldırım tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 12 Ekim 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1957 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran Sabah gazetesinde köşe yazarı olarak görev yapmaktadır.
6. Olayların meydana geldiği dönemde Kartal Cumhuriyet Savcısı olan R.H.B, 14 Şubat 2008 tarihinde, başvuran hakkında 10 Aralık 2017 tarihinde Sabah gazetesinde yayınlanan ‘‘Vahşet şakası’’ başlıklı bir makalesinin itibar hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek, tazminat davası açmıştır. R.H.B. tarafından ileri sürülen makalenin ilgili kısmı şu şekildedir:
‘‘Çok sayıda kamu görevlisi fedakârca görev yapıyor. Ama bazıları da "katillerle yarenlik" yapıyor. İnsanları ensesinden vuran kahpelikle, gırtlak kesen vahşilikle ahbaplığı "devlete, millete hizmet" zanneden bir faşist kültür "hukuk devleti" nin en büyük iç düşmanı. Tabii, aynı şekilde, sıradan insanların "sıradan faşo’’ damarlarını coşturarak, lanet bir toplumsal zehirlenme, kitlesel şiddet ve nefret kültürü yayıyorlar. Trabzon’da, Malatya’da veya başka bir yerde kimi "resmi" nin böyle pervasız veya taammüden, hatta hücre gibi yürüttükleri ilişkiler, herhalde "kanlı kol da yen içinde kalır" geleneğine güvenildiğinden. Övünmeleri ise, ayıpla, utançla, vahşetle övünmenin; (...) devlete, ahlaka, dine, cumhuriyete, demokrasiye, vicdana nasıl münasip kaçtığına dair bir insanlık kültürünü baş tacı ve devlet adabı kılamamamızdan olmalı. Telefonu ile Malatya[1] vahşeti sanıklarından birini aradığı "haber" yapılan savcının, o gazetecileri "suçlu" sayabilmesi ise "demokratik hukuk devleti şakası" olmalı! "
7. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Mart 2011 tarihinde, başvuranın makalesinin R.H.B.nin itibarına zarar verdiği kanaatindedir ve somut olayda, ilgilinin hakların korunmasının kamu yararına göre ağır basması, başvuranı, makalenin yayınlanma tarihinden itibaren geçerli faiz oranı ile R.H.B.ya 15.000 Türk lirası (TL) ödemesine hükmetmiştir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, bu bağlamda, -bir Cumhuriyet savcısı- olan davacının yakınlarından birine, kendi adına kayıtlı olan bir telefon hattına erişim hakkı verdiğini ve ‘‘Malatya katliamı’’ davası kapsamında, bu telefon hattı aracılığıyla söz konusu davanın sanıklarından biriyle telefon görüşmesi yapıldığı tespit edildiği ve ulusal basının bu bilgiyi aktardığını belirtmiştir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın makalesinin R.H.B.yi hedef aldığı kanaatine vararak, ihtilaf konusu makalede kullanılan terimlerin ifade özgürlüğü hakkının sınırlarını aştığını ve makalenin gerçeği yansıtmayan kelimeler içerdiği kanaatindedir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, bu bağlamda makalenin aşağıdaki kısımlarına atıfta bulunmuştur: ‘‘bazıları da "katillerle yarenlik" yapıyor’’, ‘‘kimi "resmi" nin (...) hatta hücre gibi yürüttükleri ilişkiler’’, ‘‘herhalde "kanlı kol da yen içinde kalır" geleneğine güvenildiğinden’’ ve ‘‘Telefonu ile Malatya vahşeti sanıklarından birini aradığı "haber" yapılan savcının.’’
8. Yargıtay, 5 Ekim 2011 tarihinde, her iki tarafın yaptığı temyiz başvurusu hakkında karar vererek, davacının talebinin reddedilmesi gerektiğini değerlendiren ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yüksek Mahkeme, makalesinde, başvuranın telefon hattıyla yapılan görüşmelerle ilgili yazılar yazan gazetecilere karşı R.H.B.nin şikâyetlerini "şaka" olarak nitelendirdiğini ve bu şikâyetler sonucunda başlatılan ceza yargılamalarını eleştirdiğini tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme, ihtilaf konusu makalenin, içerik ve üslubu ile ilgili olarak güncel olduğunu, gerçeği yansıttığını, esas ve şekil olarak dengeli olduğunu ve içeriğindeki hiçbir ifadenin davacının kişilik haklarını ihlal etmek için elverişli olmadığı kanaatindedir.
9. Yargıtay, 16 Şubat 2012 tarihinde, R.H.B.nin karar düzeltme talebi kapsamında, 5 Ekim 2011 tarihli kararını iptal etmiş ve 29 Mart 2011 tarihli asliye hukuk mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, başvuranın makalesinde yer alan aşağıdaki bölümlerin ‘‘eleştiri sınırlarını’’ aştığı kanaatindedir: ‘‘Ama bazıları da "katillerle yarenlik" yapıyor’’ ve ‘‘kimi "resmi" nin böyle pervasız veya taammüden, hatta hücre gibi yürüttükleri ilişkiler.’’
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, R.H.B.nin açtığı hukuk davası sonucunda kendisine tazminat ödemesine hükmeden kararın, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörüldüğü gibi, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
11. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
12. Başvuran, kendisine göre, ifade özgürlüğü hakkı tarafından korunan ve "Malatya katliamı" davasının esası hakkında yargı gücünü eleştirdiği kanaatinde olduğu bir makale için, nazarında önemli bir miktar olan, bir tazminat ödemeye mahkûm edilmesi basın özgürlüğüne engel teşkil edecek nitelikte olduğunu ileri sürmektedir.
13. Hükümet dolayısıyla, ifade özgürlüğü hakkının başvuran tarafından kullanılmasına müdahalede bulunulmadığını değerlendirmektedir. Hükümet daha sonra, bir müdahalenin varlığı tanınacaksa eğer, bu müdahale Medeni Kanun’un 24. maddesi ve Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi ile öngörüldüğünü ve bu müdahalenin itibar hakkının veya başkalarının haklarının korunmasının meşru amacını izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, bir müdahalenin tanınması durumunda, ihtilaf konusu müdahalenin, başvuranın makalesinin R.H.B.nin itibarına ve bir Devlet memuruna duyulan güveni zedeleyecek nitelikte olduğu ölçüde demokratik bir toplumda gerekli olduğu kanaatindedir. Son olarak, Hükümete göre, yargılamanın hukuki niteliğinden dolayı, başvuranın tazminat ödemeye mahkûm edilmesi, izlenen meşru amaç ile orantılıdır.
14. Mahkeme, ifade özgürlüğü ve özel yaşamın korunması ile ilgili Yerleşik İçtihadından doğan ilkelerin, bilhassa Couderc ve Hachette Filipacchi Derneği/Fransa([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlendiklerini hatırlatmaktadır.
15. Mahkeme, somut olayda, R.H.B tarafından açılan bir hukuk yargılaması sonrasında, başvuranın, itibar hakkını ihlal etmesi nedeniyle ilgiliye tazminat ödemeye mahkûm edildiğini belirtmektedir. Başvuran, R.H.B. adına kayıtlı bir telefon hattı üzerinden bir ceza davasında bulunan sanıklardan birine R.H.B.nin bir yakını tarafından yapılan telefon görüşmesine ilişkin makaleler yayınlayan gazeteciler hakkındaki yaptığı şikâyetler ile ilgili olarak, basın aracılığıyla R.H.B.yi eleştirmesinden dolayı suçlanmaktadır.
16. Mahkeme, ulusal makamlarca, başvuranın ifade özgürlüğü ile karşı tarafın itibarının korunmasına ilişkin hakkı arasındaki dengenin, Mahkemenin İçtihadında belirlenen kurallara uygun olarak (yukarıda anılan, Tarman, 38. paragraf), sağlanıp sağlanmadığını değerlendirmek için, ulusal hâkimin gerekçelerini dikkate alması gerektiğini (ibidem, 40. paragraf) hatırlatmaktadır.
17. Mevcut davada, Mahkeme, bu bağlamda, 29 Mart 2011 tarihli kararında, asliye hukuk mahkemesinin başvuranın makalesinin R.H.B.nin itibarına zarar verdiği kanaatinde olduğunu ve somut olayda, ilgilinin bu haklarının korunması kamu yararına göre üstün geldiğini gözlemlemektedir. Bu sonuca varmak için, asliye hukuk mahkemesi, yalnızca ihtilaf konusu makalenin bazı kısımlarını (bk. yukarıdaki 7. paragraf) ileri sürerek, ifade özgürlüğünün sınırlarını aşan ifadeler ve gerçeği yansıtmayan kelimeler içerdiğini belirtmiştir. Yargıtay’ın, 29 Mart 2011 tarihli kararı onayan 16 Şubat 2012 tarihli kararında, daha fazla gerekçelendirmeksizin, sadece söz konusu makalenin belirli kısımlarının "eleştiri sınırlarını" aştığını belirtmiştir (yukarıdaki 9. paragraf).
18. Mahkeme, bu durumda, sadece, ulusal mahkemelerin, başvuranın makalesinin, yalnızca ‘‘eleştiri sınırların’’ aşan ve gerçeği yansıtmayan unsurlar içerdiğini belirttiklerini ve bu sonuca varırken hangi kriterleri dikkate aldıklarını belirtmediklerini tespit edebilmektedir. Dolayısıyla, ulusal kararlar, başvuranın makalesinin R.H.B.nin itibarına ne şekilde zarar verdiğini ve başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile R.H.B.nin itibarının korunması hakkı arasında dengenin sağlanması amacıyla mahkemelerin görevlerini ne şekilde yürüttükleri hakkında bilgi sahibi olmayı mümkün kılmamaktadır.
19. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, bu davanın koşullarında, içtihadı ile belirlenen kriterlere uygun olarak, ulusal makamların, söz konusu çıkarlar arasında bir denge kurmadıkları kanaatindedir.
20. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
21. Başvuran, söz konusu tazminatın toplam miktarına tekabül eden, maddi tazminat olarak, 26.783,43 Türk lirası (TL) ve buna ilişkin olarak mahkûmiyeti sonrasında yaptığı diğer masraflar ile bu tazminatı ödemek için çektiği banka kredisine ilişkin masraflara tekabül eden 1.055 TL tutarlarını talep etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, İstanbul İcra Dairesi tarafından hazırlanan ve ödenmesi gereken tazminatın ve masrafların detaylarını içeren bir belgenin yanı sıra söz konusu krediyle ilgili masrafları belirten bir banka tarafından verilen bir belgeyi de sunmaktadır. Başvuran, ayrıca, manevi tazminat olarak 5.000 avro talep etmektedir. Başvuran, ayrıca, ulusal yargılama kapsamında yaptığı iddia edilen masraf ve giderler için 403,30 TL talep etmektedir ve bu bağlamda üç makbuz sunmaktadır. Başvuran, son olarak, Mahkeme önündeki yargılama kapsamındaki masraflar ile, miktarını belirtmeksizin ve kanıtlayıcı belgeleri sunmaksızın, avukatlık masraflarının geri ödenmesini talep etmektedir.
22. Hükümet, başvuranın sunulan maddi zararın iddia edilen ihlalden kaynaklandığını kanıtlaması gerektiği kanaatindedir. Hükümete göre, bu yönde talep edilen miktar aşırıdır. Manevi tazminat talebiyle ilgili olarak Hükümet, iddia edilen zarar ile tespit edilen ihlal arasında bir nedensellik bağının bulunmadığını ve bu talebin aşırı ve dayanaksız olduğunu ve aynı zamanda Mahkeme içtihadında belirlenen miktarlara uymadığını değerlendirmektedir. Hükümet, masraf ve giderler ile ilgili olarak, başvuranın bu bağlamda sunulan talepleri ayrıntılı olarak açıklamadığını ve avukatlık ücretlerinin ödenmesine veya vekâletnameye ilişkin olarak herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını belirtmektedir.
23. Mahkeme, başvurana maddi zarar bağlamında 4.000 avro ve manevi zarar bağlamında 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, aynı zamanda ulusal yargılamaya ilişkin masraf ve giderler için 60 avro ödenmesine karar vermiştir. Ancak, Mahkeme, bu konuda kanıtlayıcı belgelerin sunulmaması durumunda, önünde yapılan yargılamanın masraflarının geri ödenmesine ilişkin talepleri ve avukatlık masraflarını reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3. a)Davalı Devletin, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden, davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, üç ay içinde, başvurana aşağıdaki miktarları ödemesine:
i. Maddi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 4.000 avro (dörtbin avro) ödenmesine;
ii. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (binbeşyüz avro) ödenmesine,
iii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 60 avro (altmış avro) ödemesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 27 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]1. 2007 yılında, Malatya’da (Anadolu) bir Hristiyan yayınevinde üç evanjelist misyoner katledilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy