AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TANRIVERDİ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 46444/13 ve 10 diğer başvuru No.–
bk. ekteki liste)
KARAR
STRAZBURG
18 Haziran 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Tanrıverdi ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Komite olarak toplanarak, 28 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu kararın ekindeki listede yer alan on bir Türk vatandaşının, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca, Mahkeme’ye yapmış olduğu on bir başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyetler, 3 Ekim 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiştir ve başvuruların geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. 2009 yılında KCK (Koma Civakên Kurdistan – "Kürdistan Topluluklar Birliği" ) isimli örgüte üye olduğu iddia edilen birçok kişi hakkında ceza soruşturmaları başlatılmıştır. Cumhuriyet savcıları tarafından, birçok iddianame ile, esasen terör örgütüne üye olmakla suçlanan birçok kişi hakkında yetkili ağır ceza mahkemeleri önünde ceza davaları açılmıştır. Cumhuriyet savcıları, KCK’nın, PKK terör örgütünün (Kürdistan İşçi Partisi) bir "şehir kolu" olduğunu belirtmişlerdir.
5. Başvuranlar hakkında yürütülen ceza soruşturmaları kapsamında, belirtilmeyen tarihlerde, yetkili nöbetçi hâkimler tarafından, soruşturulan kişilerin ve avukatlarının soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
6. KCK üyesi olduklarına dair haklarında şüphe duyulan başvuranlar, ekte belirtilen farklı tarihlerde, yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar tarafından gözaltındayken imzalanan tutanaklar, ilgililerin polisler tarafından terör örgütüne üye oldukları hakkında şüphe duyulduğu hususunda bilgilendirildiklerini göstermektedir. İlgililer, ifadeleri alındıktan sonra, yetkili mahkemeler önüne çıkarılmışlardır ve söz konusu mahkemeler ilgililerin tutuklanmalarına karar vermişlerdir.
7. Başvuranlar, daha sonra, tutuklanmalarına itiraz etmek ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını talep etmek için birçok başvuruda bulunmuşlardır (kişi başına en az dört ve en çok on başvuru). Dosya üzerinden yapılan inceleme sonrasında, yetkili ağır ceza mahkemeleri söz konusu başvuruları reddetmişlerdir.
8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranları terör örgütü olduğu iddia edilen KCK’ya üye olmakla, söz konusu örgüte yardımda bulunmakla ya da bu örgütün hiyerarşik yapısına ait olmadan yardımda bulunmakla suçlayarak, 9 Haziran 2010 tarihinde düzenlediği bir iddianameyi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, suçlamalarını başvuranların veya suç ortaklarının evlerinde ve iş yerlerinde yapılan aramalar sırasında el konulan belgeler, telefon dinleme kayıtları, KCK’ya üye oldukları iddia edilen kişiler hakkında yürütülen ceza soruşturmaları kapsamında ilgililere veya diğer şüphelilere ait e-posta kayıtları, tanık ifadeleri, bazı suç ortaklarının beyanları ve bilirkişi raporları gibi farklı delil unsurlarına dayandırmıştır.
9. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Mayıs 2010 ve 21 Eylül 2012 tarihleri arasında farklı tarihlerde, başvuranların beraat edilmelerine karar vermiştir (ekte bulunan başvuranlar listesine bk.). Dolayısıyla başvuranlar, dört ay yirmi günden (asgari süre) üç yıl, bir ay ve on yedi güne (azami süre) kadar tutukluluk sürelerine maruz kalmışlardır.
10. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Mart 2017 tarihli bir kararla,
bazı başvuranları isnat edilen suçtan mahkûm etmeye ve diğerlerinin ise atılı suçlardan dolayı beraat edilmelerine karar vermiştir. Dosyada yer alan unsurlardan, başvuranlar aleyhinde açılan ceza davalarının halen ulusal mahkemeler önünde derdest olduğu anlaşılmaktadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
11. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Mahkeme’nin Mustafa Avcı/Türkiye (No. 39322/12, §§ 27-46, 23 Mayıs 2017) kararında açıklanmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
12. Mahkeme, başvurulardaki benzerliği göz önünde bulundurarak, başvuruları tek bir kararda birlikte incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 1 VE 3. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuranlar, suç işledikleri hakkında şüphe duyacak makul gerekçe bulunmadığı halde özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarından şikâyetçidirler. Ayrıca başvuranlar, tutukluluk sürelerine ilişkin bir şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, bu bağlamda, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarını ileri sürmektedirler; söz konusu madde şu şekildedir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)
3. İşbu maddenin 1. fıkrasının c) bendinde öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
(...) "
A. Başvuranların Suç İşlediğine Dair Şüphe Duyacak İnandırıcı Sebeplerin Bulunmadığı İddiası Hakkında
14. Hükümet, konu hakkındaki Mahkeme içtihatlarına ilişkin ilkelere atıfta bulunarak, öncelikle başvuranların terörle mücadele kapsamında, özellikle PKK ve KCK ile mücadele kapsamında başlatılan bir ceza soruşturması sırasında yakalandıklarını ve tutuklandıklarını belirtmektedir. Hükümet, somut olayda yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirilen ve dosyada yer alan delil unsurları bakımından, tarafsız olarak, başvuranların kendilerine isnat edilen suçları işledikleri hakkında şüphe duymak için inandırıcı delillerin bulunduğu kanısında varmanın mümkün olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, soruşturma sırasında ele geçirilen delil unsurları dikkate alınarak başvuranlar hakkında bir ceza soruşturması başlatıldığını ve söz konusu soruşturmanın, ulusal makamlar önünde halen derdest olduğunu eklemektedir.
15. Başvuran taraf iddiasını yinelemektedir.
16. Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakılmanın dayandırılması gereken şüphelerin inandırıcılığı konusundaki içtihadından doğan ilkeleri -bunlar bilhassa Murray/Birleşik Krallık (28 Ekim 1994, § 55, seri A No. 300-A) ve Ayşe Yüksel ve diğerleri (No. 55835/09 ve diğer 2, §§ 51-53, 31 Mayıs 2016) kararlarında özetlenmektedir- hatırlatmaktadır.
17. Somut olayda Mahkeme, başvuranların terör örgütüne karıştıkları hakkında şüphe duyulması nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, Cumhuriyet Başsavcısının suçlamalarını esasen başvuranların veya suç ortaklarının evlerinde ve iş yerlerinde yapılan aramalar sırasında el konulan belgeler, telefon dinleme kayıtları, KCK’ya üye oldukları iddia edilen kişiler hakkında yürütülen ceza soruşturmaları kapsamında ilgililere veya diğer şüphelilere ait e-posta kayıtları, tanık ifadeleri, bazı suç ortaklarının beyanları ve bilirkişi raporları gibi farklı delil unsurlarına dayandırdığını da kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvuranlar kendilerine isnat edilen ve ceza kanunu ile ağır şekilde cezalandırılan suçları işlediklerine dair şüphelerin bulunduğu kanısına dayanarak yakalanmış ve tutuklanmışlardır.
18. Mahkeme, şüphe aşamasında gerekli olan olgusal gerekçelendirme düzeyine ilişkin olarak Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının gerekleri dikkate alındığında, ceza soruşturması dosyasında, en azından başvuranın kovuşturulmasına yol açan suçların başvuranlar tarafından işlenmiş olabileceğine tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgilerin bulunduğu kanaatine varmaktadır. Başvuranların bir suç işledikleri hakkında şüphe duymak için “inandırıcı sebeplere” dayanılarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi anlamında yakalandıkları ve tutukladıklarının kabul edilebileceği sonucuna varılması gerekmektedir (daha önce anılan Murray, § 63, ve Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, § 37, 19 Eylül 2006).
19. Sonuç olarak, başvuruların bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve bu kısmın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
B. Tutuklamanın Süresi Hakkında
20. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanun’unun (CMK) 141. maddesi tarafından öngörülen tazminat yolunun başvuranların erişimine açık olduğunu belirtmektedir. Hükümet, başvuranların yukarıda belirtilen hükme dayanarak tazminat davası açabilecekleri ve açmış olmaları gerektiği kanaatindedir.
21. Başvuranlar, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedirler.
22. Mahkeme, başvuranların tutukluluklarının serbest bırakılmalarıyla sona erdiğini kaydetmektedir. Somut olayda Mahkeme, iç hukuk sisteminin, başvuranların gözaltı sürelerinin yasallığıyla ilgili olarak, kendilerine CMK’nın 141. maddesi açısından Devlete karşı tazminat davası açma imkânı sağladığını gözlemlemektedir (Demir/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012). Hâlbuki Mahkeme, ilgililerin bu imkândan yararlanmadıklarını ve hangi sebeple bu türden bir davayı açmadıkları konusunu dile getirmediklerini kaydetmektedir. Bu nedenle, Mahkeme başvuranların bu hükme dayanarak iç hukuk mahkemelerine başvurmaları gerektiği kanısındadır; başvuranlar böyle bir başvuruda bulunmamışlardır.
23. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul ederek, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikâyetini reddetmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 2. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrası açısından özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının sebebine ilişkin bilgi bulunmamasından yakınmaktadırlar.
25. Hükümet öncelikle, 46444/13, 46496/13, 46502/13, 46503/13, 46508/13 ve 46512/13 No.lu başvuruların başvuranlarının, Sözleşme’nin 35. maddesi tarafından öngörülen altı aylık süreye riayet etmediklerini ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin şikâyetlerinin gecikmeli olarak sunulmuş olduğunu belirtmektedir. Hükümet daha sonra, başvuranların kendilerini yakalayan güvenlik güçleri tarafından özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının sebebi hakkında bilgilendiklerini kaydetmektedir. Hükümet, bu bağlamda, başvuranlar tarafından gözaltına alındıkları sırada imzaladıkları tutanakların bu hususu gösterdiğinin altını çizmektedir.
26. Mahkeme, bir eyleme ilişkin şikâyetle ilgili olarak herhangi bir iç hukuk yolu bulunmadığında, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin, ilke olarak, şikâyet konusu eylemin gerçekleştirildiği tarihten itibaren işlemeye başladığını hatırlatmaktadır (Dalay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51143/11, 34. paragraf, 3 Mart 2015). Somut olayda, Mahkeme, başvuranların yakalanma gerekçeleri hakkında bilgilendirilmemesine ilişkin olarak, ilgililerin gözaltı süresinin tutuklandıkları gün sona erdiğini ve dolayısıyla altı aylık sürenin bu tarihten itibaren işlemeye başladığını kaydetmektedir. 46444/13, 46496/13, 46502/13, 46503/13, 46508/13 ve 46512/13 No.lu başvururlar ile ilgili olarak, söz konusu süre başvuranların Mahkemeye başvurdukları tarihten altı aydan fazla bir süre önce bitmiştir. Dolayısıyla, ilgililerin şikâyetinin, gecikmeden dolayı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, kabul edilemez olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
27. Daha sonra Mahkeme, diğer başvuranların şikâyetleri ile ilgili olarak, başvuranlar gözaltına alındıktan sonra düzenlenen ve başvuranlar tarafından imzalanan tutanakların, kendilerini yakalayan güvenlik güçleri tarafından terör örgütüne üye oldukları hakkında şüphe duyulduğu hususunda bilgilendiklerini kanıtladığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların yakalanmaları esnasında “bir mahkeme nezdinde tutukluluğunun yasaya uygunluğunun tartışabilmesi amacıyla, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarıyla ilgili olgusal ve hukuki nedenler” hakkında gereğince bilgilendirildikleri kanaatindedir (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 40, A serisi No. 182). Sonuç olarak, başvuruların bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
IV. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuranlar, tutukluluklarının yasallığına etkin bir şekilde itiraz etme imkânlarının bulunmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, serbest bırakılmalarına ilişkin yaptıkları başvuruyu bir duruşma yapmaksızın reddetmelerinden dolayı yerel mahkemeleri suçlamaktadırlar. Başvuranlar ayrıca, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin alınan tedbire de itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4 fıkrasını ileri sürmektedirler, bu hüküm aşağıdaki gibidir:
"4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. "
29. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
30. Mahkeme, Türk Hukuk Sisteminde tutuklunun tutukluluk halinin devamı konusunun belirli aralıklarda re’sen incelendiğini tespit etmektedir (soruşturma aşamasında her ay, esas hakkında her duruşma sırasında ve daha sıklıkla yargılama aşamasında). Diğer taraftan bir tutuklu, soruşturmanın ya da yargılamanın her anında serbest bırakılma talebinde bulunabilir ve belirli bir sürenin geçmesini beklemek zorunda kalmadan talebini yineleyebilir. Üstelik tutukluluğa ilişkin olarak -re’sen veya ilgilinin talebi üzerine verilen- tüm kararlar itiraz konusu olabilmektedir. Mahkeme, böyle bir sistemde her itirazın incelenmesi sırasında duruşma gerçekleştirilmesi gerekliliğinin, ceza yargılamasında belirli bir duraksamaya yol açabileceğini daha önce kabul etmiştir (bu anlamda bk. Knebl/Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010). Bu değerlendirmeler ışığında ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası alanına giren yargılamanın özel niteliği, özellikle ivedilik gerekliliği dikkate alındığında, Mahkeme, -özel koşullar haricinde- her itirazda duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Ayrıca Mahkeme, şayet tutuklu, hakkında verilen tutukluluk kararı hakkında itirazda bulunması için ilk derece mahkemesi hâkimi karşısına çıkabilmişse, temyiz aşamasında -tutuklunun kişisel olarak veya ihtiyaç halinde avukatının- mahkemeye çıkarılmamasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını özünde ihlal etmediği, en azından bu koşulun silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil etmediği kanaatindedir.
31. Mahkeme, somut olayda başvuranların ve avukatlarının, yetkili mahkemelerin başvuranların serbest bırakılma talepleri hakkında karar verdiğini, davanın esası hakkında yapılan tüm duruşmalarda bulunduklarını tespit etmektedir. Mahkeme, davanın koşullarında, daha sonrada birbiri ardına yapılan itirazların incelenmesi sırasında duruşma gerçekleştirilmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Taraflardan hiçbirinin ihtilaf konusu olan mahkeme karşısına çıkarılmama durumunun, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerini ihlal etmediğinin belirtilmesi gerekmektedir (Altınok/Türkiye, no. 31610/08, 50 ila 56. paragraflar, 29 Kasım 2011).
32. Sonuç olarak Mahkeme, başvuruların bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
33. Mahkeme daha sonra, başvuranların soruşturma dosyalarına erişimin kısıtlanmasına ilişkin alınan tedbirden şikâyetçi olduklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
34. Başvuranlar, ne soruşturma dosyasını ne de kendileri aleyhine toplanan delil unsurlarını inceleme imkânlarının bulunmadığını ileri sürmektedirler.
35. Hükümet, başvuranların tutuklanmalarına ilişkin kararlara ve tutukluluk halinin devamı kararlarına itiraz etmek için yeterince unsurları bulunduğunu iddia etmektedir.
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, yakalanan ya da tutuklanan her kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılması durumunda -yine Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında- [tutuklanmalarının veya yakalanmalarının] "yasallığı" hakkında zorunlu usul ve esas gerekliliklerine uyulup uyulmadığının denetlenmesi bakımından bir başvuru hakkı tanıdığını hatırlatmaktadır. Her ne kadar yukarıda anılan 5. maddenin 4. fıkrası bağlamındaki usuli işlemler her durumda hukuk ve ceza yargılamaları bakımından 6. madde tarafından öngörülen korumaların aynısının uygulanmasını gerektirmese de -bu iki maddenin farklı amaçları bulunmaktadır- (Reinprecht/Avusturya, No. 67175/01, § 39, AİHM 2005-XII) söz konusu usuli işlemlerin adli bir niteliğe bürünmesi ve ilgili özgürlükten yoksun bırakmanın özelliklerine uygun bir koruma sağlaması gerekmektedir (D.N./İsviçre, [BD], No. 27154/95, § 41, AİHM 2001-III). Özellikle, tutuklama kararına karşı bir itiraza ilişkin olarak başlatılan bir dava, çekişmeli olarak görülmeli ve taraflar arasında, yani savcı ile tutuklu kişi arasında silahların eşitliğini sağlamalıdır (Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 58, AİHM 1999‑II). Ulusal mevzuat bu gerekliliği farklı şekillerde yerine getirebilir, ancak mevzuat tarafından benimsenen yöntem, karşı tarafa, sunulan görüşlerden haberdar olma ve bunlarla ilgili olarak gerçek anlamda yorumda bulunabilme imkânı tanımalıdır (Lietzow/Almanya, No. 24479/94, § 44, AİHM 2001‑I). Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki bir yargılamanın gerekli korumaları sağlayıp sağlamadığını belirlemek için, söz konusu yargılamanın yürütüldüğü koşulların özel niteliğini göz önünde bulundurmak gereklidir (Megyeri/Almanya, 12 Mayıs 1992, § 22, A serisi, No. 237‑A). Özellikle bir avukatın müvekkilinin tutukluluğunun yasallığı ile ilgili etkin bir itiraz yapabilmesi için temel bir önem arz eden dava dosyasındaki unsurlara erişimin engellendiği durumlarda, silahların eşitliği ilkesine riayet edilememiş olacaktır (diğer kararlar arasında bk. Lamy/Belçika, 30 Mart 1989, § 29, A serisi No.151, yukarıda anılan Nikolova kararı, § 58, Schöps/Almanya, No. 25116/94, § 44, AİHM 2001-I, yukarıda anılan Lietzow kararı, § 44 ve Mooren/Almanya [BD], No.11364/03, § 124, 9 Temmuz 2009 ve Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012 ve Ovsjannikov/Estonya, No. 1346/12, §§ 72-78, 20 Şubat 2014).
37. Mahkeme, somut olayda başvuranlar ve temsilcilerinin, delil unsurlarını incelemelerinin engellenerek, soruşturma dosyasına erişimlerinin tamamen yasaklandığına ve bu durumun iddianamenin sunulduğu tarihe kadar geçerli olduğuna taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, ne başvuranların ne de avukatlarının, ilgililerin tutukluluğunun yasallığına itiraz edebilmeleri için temel bir önem arz eden belgelerin içeriği ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların, tutuklanmaları için ileri sürülen gerekçelere yeterli şekilde itiraz etme imkânı bulamadıkları kanaatine varmaktadır (Şık/Türkiye, No. 53413/11, § 75, 8 Temmuz 2014 ve Mustafa Avcı/Türkiye, No. 39322/12, § 92, 23 Mayıs 2017).
38. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
39. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
" Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. "
A. Tazminat
40. Başvuranlar, tazminat başlığı altında hiçbir talep sunmamışlardır. Dolayısıyla kendilerine bu bağlamda bir ödeme yapılmasına yer
yoktur.
B. Masraf ve Giderler
41. Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yapmış oldukları masraf ve giderler için 94.847,94 avro (EUR) talep etmektedirler.
42. Hükümet, Mahkemeyi, abartılı ve dayanaktan yoksun olarak değerlendirdiği bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
43. Mahkeme, somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar bağlamında 250 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmekte ve bu meblağın başvuranların her birine ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
44. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine,
2. Soruşturma dosyalarına erişimin kısıtlanması nedeniyle, tutukluluk halinin devamı kararına itiraz etmek için etkin bir hukuk yolu bulunmadığına ilişkin şikâyetle ilgili olarak başvuruların kabul edilebilir ve başvuruların geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine,
4. a) Davalı Devlet tarafından, başvuranların her birine, masraf ve giderler için, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 250 avro (ikiyüzelli avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
5. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 18 Haziran 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
No.
Başvuru No.
Başvuru tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Gözaltına alınma tarihi
Tutuklanma tarihi
Serbest bırakılma tarihi
1
46444/13
5 Haziran 2010
Abdurahim TANRIVERDİ
30 Ocak 1967
Diyarbakır
17 Haziran 2009
19 Haziran 2009
27 Ocak 2012
2
46451/13
5 Haziran 2010
Abdullah DEMİRBAŞ
6 Mayıs 1966
Diyarbakır
24 Aralık 2009
25 Aralık 2009
14 Mayıs 2010
3
46496/13
19 Mart 2010
Rahmi ÖZMEN
1 Şubat 1980
Diyarbakır
14 Nisan 2009
18 Nisan 2009
1 Haziran 2012
4
46502/13
19 Mart 2010
Heval ERDEMLİ
24 Ağustos 1976
Diyarbakır
14 Nisan 2009
18 Nisan 2009
1 Haziran 2012
5
46503/13
19 Mart 2010
Roza ERDEDE
2 Mart 1981
Diyarbakır
14 Nisan 2009
18 Nisan 2009
1 Haziran 2012
6
46505/13
5 Haziran 2010
Adnan BAYRAM
10 Mart 1955
Diyarbakır
17 Aralık 2009
21 Aralık 2009
27 Ocak 2012
7
46508/13
5 Haziran 2010
Nizamettin ONAR
2 Şubat 1972
Diyarbakır
30 Aralık 2009
2 Ocak 2009
1 Haziran 2012
8
46509/13
5 Haziran 2010
Veysi AKAR
22 Ağustos 1980
Diyarbakır
17 Aralık 2009
21 Aralık 2009
27 Ocak 2012
9
46510/13
5 Haziran 2010
İhsan SEVİKTEK
9 Mart 1974
Diyarbakır
5 Ocak 2010
6 Ocak 2010
27 Ocak 2012
10
46511/13
5 Haziran 2010
Seyithan ŞEN
1 Mayıs 1971
Diyarbakır
14 Ocak 2010
16 Ocak 2010
27 Ocak 2012
11
46512/13
5 Haziran 2010
Garip KANDEMİR
6 Nisan 1976
Diyarbakır
11 Eylül 2009
14 Eylül 2009
21 Eylül 2012
Full & Egal Universal Law Academy