© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme içtihadı hakkında bilgi notu No 179
Kasım 2014
Tarakhel/İsviçre [BD] - 29217/12
Karar 4.11.2014 [BD]
Madde 3
Sınır dışı etme
Dublin II tüzüğü gereğince İtalya’ya sığınma talebinde bulunan afgan asıllı ailenin sınır dışı edilme tehditi altında bulunması : sınır dışı edilme ihlâl sonucu doğuracaktır
Olay – Başvuranlar, İsviçre’de ikâmet eden evli afgan bir çift ve onların altı çocuklarıdır. Bu çift ve ilk beş çocukları 2001 yılının Temmuz ayında İtalya kıyılarına varmışlar ve hemen EURODAC (Avrupa Birliği çerçevesinde sığınma taleplerine ilişkin veri tabanı) için gerekli uygulamaya tabii olmuşlardır : fotoğraf çekimi ve parmak izi alma. Başvuranlar daha sonra, önce Avusturya’ya, sonra da sığınma talebinde bulundukları İsviçre’ye gitmişlerdir. Ancak, başvuruları, Avrupa Birliği Dublin II tüzüğüne göre sığınma taleplerinin İtalya’da gerçekleşmesi gerektiğinden dolayı reddedilmiştir. İsviçreli yetkililer başvuranların İtalya’ya gönderilmesine karar vermişlerdir. Başvuranların bu karara karşı yaptıkları itirazlar reddedilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki başvurularında, başvuranlar İsviçre’den İtalya’ya gönderilmelerinin Sözleşme’nin 3. maddesinden doğan haklarını ihlâl edeceğini iddia etmişlerdir.
Hukuk – Madde 3 : Olayda, Mahkeme’nin, İtalya’da sığınma talep edenleri karşılayan düzenlemenin genel durumuna ve başvuranların özel konumlarına bakarak onların İtalya’ya gönderilmeleri halinde Sözleşme’nin 3. maddesini ihlâl edecek şekilde kötü muameleye maruz kalma konusunda kesin ve ciddi gerekçelerin olup olmadığını incelemesi gerekmektedir. Mahkeme, bu davada da, olayların gerçekleştiği tarihte Yunanistan’daki genel durumun ışığında başvuranın kişisel durumunu incelediği M.S.S./Belçika ve Yunanistan davasındaki benzer yaklaşımda bulunmak zorunda olduğunu varsaymaktadır.
a) İtalya’daki sığınma talep edenleri karşılma sisteminin genel durumu hakkında– Mohammed Hussein ve diğerleri/Hollanda ve İtalya kararında Mahkeme, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (HCR) tavsiye kararlarının ve İnsan Hakları Komiseri’nin 2012 tarihinde yayınlanmış olan raporunun uygulamadaki bazı zayıflıklara işaret ettiğini ortaya koymuştur : kimlik tespiti uygulamasının yavaşlığı, karşılama birimlerinin yetersizliği ve bu birimlerde hakim olan yaşam koşulları.
b) Sığınma talep edenleri karşılayan birimlerin onları ağırlama kapasitesi hakkında– Yer sayısı ihtiyacın açıkça altında kalmaktadır. Şöyle ki, mevcut olan sayısal verilerin doğruluğu tartışmasına girmeden Mahkeme, 2013 yılının ilk altı ayında yapılan sığınma taleplerinin sayısı (14 184) ile SPRAR sığınmacıları karşılama ağı dahilindeki birimlerdeki yer sayısı (9 630 yer) arasında açık orantısızlık olduğunu tespit etmiştir.
c) Müsait olan birimlerdeki yaşam koşulları hakkında– Sığınma talep edenleri karşılama merkezlerindeki (CARA) aşırı kalabalıklaşma sorunu gibi karşılama koşullarındaki bir takım bozulmaları ortaya koyan HCR, sağlığa aykırı koşulların ve şiddetin yaygınlaşmasına ilişkin bir durum ortaya koymadığı gibi italyan yetkililerin sığınma talep edenlerin karşılanma kalitesini geliştirme konusunda yapmış oldukları çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. İnsan Hakları Komiseri de 2012 tarihli raporunda « bazı karşılama merkezlerinde » bazı sorunların olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak italyan hükümeti 12 Şubat 2014 tarihli duruşmada bir yandan, başvuranların gelişinden kısa bir süre önce CARA’da bir takım şiddet olaylarının yaşandığını doğrulamış, diğer yandan ise, sığınma talebinde bulunan aile bireylerinin, her ne kadar kimliklerin tespiti sırasında olduğu gibi belirli durumlarda ve kısa süreliğine birbirlerinde ayrılmaları gerekmekte ise de, bunun sistematik bir şekilde yapıldığını inkâr etmiştir.
Şöyle ki, İtalya’nın mevcut olan durumu daha evvel belirtilen M.S.S. davası zamanında Yunanistan’ın bulunduğu durum ile hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Bu davada Mahkeme, Yunanistan’da onbinlerce sığınma talebinde bulunanlara karşı karşılama merkezlerinin 1000’den az yere sahip olduğunu ve başvuranın ileri sürdüğü yoksulluk koşullarının büyük ölçekte bir olay olduğunu ortaya koymuştur.
Her ne kadar, İtalya’da sığınma talep edenleri karşılama ile ilgili düzenlemenin yapısı ve genel durumu bu kişilerin bu ülkeye gönderilmeleri konusunda tek başına bir sorun teşkil etmiyor ise de, yukarıda ortaya konan veriler ve bilgiler sistemin mevcut kapasitesi konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Bu durumda, önemli sayıda sığınma talebinde bulunanların barındırılamadıklarına veya sağlığa aykırı, şiddetin hakim olduğu, sıkışık koşullarda kalabalık birimlerde barındırıldıklarına ilişkin varsayım dayanaktan yoksun sayılarak bertaraf edilemez.
d) Başvuranların bireysel durumları hakkında –İtalya’da sığınma talebinde bulunanların durumu, M.S.S. davasında incelendiği şekilde, Yunanistan’dakiler ile karşılaştırılamadığı gibi, mevcut davadaki başvuranların durumları M.S.S. davasındaki başvuranınkinden farklıdır : mevcut davada italyan yetkililer başvuranlarla derhal ilgilenmişlerdir. Oysa ki, diğer davada başvuran, önce tutuklanmış, daha sonra da geçimi için hiçbir destek olmadan kendi kaderine terk edilmiştir.
Olayda, İtalya’daki karşılama sisteminin mevcut durumunu göz önünde tuttuğumuzda, bu ülkeye doğru gönderilen önemli sayıda sığınma talebinde bulunanların barındırılamadıklarına veya sağlığa aykırı, şiddetin hakim olduğu, sıkışık koşullarda kalabalık birimlerde barındırıldıklarına ilişkin varsayım dayanaktan yoksun değildir. Bu durumda, işviçreli yetkililerin, italyan meslektaşlarından, başvuranların İtalya’ya vardıkları zaman çocuklarının yaşlarına uygun koşullarda ve birimlerde barındırılacaklarına ve aile birliğinin korunacağına ilişkin teminat almaları gerekmektedir.
İtalyan hükümetine göre, çocuklu aileler son derece savunmasız bir grup olarak nitelendirilip, bunlarla normal olarak, SPRAR ağı bünyesinde ilgilenilmektedirler. Bu sistem onlara, kalacak yer, yiyecek, sağlık hizmeti, italyanca dersleri, sosyal hizmetlere yönlendirme, hukuksal danışmanlık, mesleki eğitim, çıraklık stajı ve tek başına ev arama gibi konularda destek sağlamaktadır. Ancak, italyan hükümeti yazılı ve sözlü görüşlerinde başvuranlarla ilgilendikleri özel koşullar hakkında detaylı bilgi vermemiştir.
12 Şubat 2014 tarihli duruşmada İsviçre hükümeti, Federal mülteci bürosunun (ODM) italyan yetkililer tarafından, başvuranların gönderilmeleri halinde, onların Avrupa mülteciler fonu (FER) tarafından finanse edilen birimlerde kalacaklarına dair bilgilendirildiğini belirtmiştir. Ancak, başvuranların yöneltildikleri yerler, buradaki barınma koşulları ve aile birliğinin korunması hakkında güvenilir ve detaylı bilgilerin eksikliği nedeniyle isviçreli yetkililer, başvuranların İtalya’ya gönderilmeleri halinde onlarla çocukların yaşlarına uygun şekilde ilgilenileceği konusunda emin olabilecekleri yeterli unsura sahip değildir.
Böylece, yapılan bu açıklamalardan, isviçreli yetkililerin başvuranları, italyan yetkililerden, bir yandan başvuranlar ile çocukların yaşlarına uygun olacak şekilde ilgilenileceği, diğer yandan da, aile birliğinin muhafaza edileceği konusunda önceden teminat almadan İtalya’ya gönderilmeleri halinde Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlâl edileceği sonucuna varılmaktadır.
Sonuç: Sınır dışı edilme ihlâl sonucu doğuracaktır (üç oya karşı dört oy).
Madde 41 : Sınır dışı edilmenin ihlâl sonucunu doğuracak olmasının tespiti manevi tazminat açısından yeterlidir.
(Bakınız, M.S.S/Belçika ve Yunaistan [BD], 30696/09, 21 Ocak 2011, Bilgi notu 137, ve Mohammed Hussein ve diğerleri/Hollanda ve İtalya (karar), 27725/10, 2 Nisan 2013, Bilgi notu 162 ; ayrıca bakınız « Dublin » olayları hakkında tematik fiş)
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy