Olaylar ve Olgular – İtalya’da hem devlet üniversitelerinin hem de özel üniversitelerin tıp ve dişçilik gibi belirli meslek fakültelerinde numarus clausus (üniversiteye girmesine izin verilen aday sayısı sınırlaması) geçerlidir. Başvuranların tümü başvurmuş oldukları tıp veya dişçilik fakültelerinde yer bulamamış öğrencilerdir. İlk yedi başvuran giriş sınavında başarısız olmuştur. Başlangıçta dişçilik fakültesinde yer bulan sekizinci başvuran dersin sınavlarına defalarca katılmamasının ardından derse kabul edilmemiş ve başvuranın giriş sınavına tekrar girmesi gerekmiştir. Sekiz başvuranın tamamı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 No.’lu Protokolün 2. maddesi ile güvence altına alınan eğitim haklarının ihlal edildiği şikayetinde bulunmuştur.
Hukuksal Değerlendirme – 1 No’lu Protokoldeki 2. Madde
(a) Tüm Başvuranlara Ait Şikâyet Hakkında –Uygulanabilir mevzuat uyarınca giriş sınavı ve numerus clausus(sınırlı sayı) ile getirilen kısıtlamalar öngörülebilir olmuştur ve üniversitelerde uygun koşullarda, asgari ve yeterli düzeyde eğitim verilmesini sağlayarak yüksek profesyonellik seviyesine ulaşma meşru hedefine uymuştur. Bu durum kamu yararınadır. Dolayısıyla dava, kısıtlamaların orantılılığı konusuna yönelmiştir.
Giriş sınavı zorunluluğuna gelince; ilgili sınavlar ile en meziyetli öğrencileri belirleme, üniversitelerde asgari ve yeterli düzeyde eğitim verilmesini sağlamak için orantılı bir tedbir olmuştur. Mahkeme söz konusu sınavların içeriği veya uygunluğu hakkında karar verme yetkisine sahip değildir.
Numerus clausus hususuna ilişkin olarak, başvuranların kişisel menfaatleri ile üniversite derslerine katılan diğer öğrenciler dahil olmak üzere tüm toplumun menfaati arasında bir dengeye ulaşılması gerekmiştir. Numerus clausus’un dayandığı iki kıstas olan üniversitelerin kapasiteleri, kaynak potansiyelleri ve toplumun belirli bir mesleğe duyduğu ihtiyaç, eğitim hakkının düzenlenmesinin halkın ve bireylerin ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre değişebileceğine hükmeden Mahkeme içtihadına uymuştur. Bu iki kıstasın ayrıca en yüksek (üçüncül) düzeyde eğitim kapsamında da değerlendirilmesi gerekmiştir.
Bu iki kıstastan ilki bakımından, eğitim hakkı sadece mevcut olduğu ölçüde ve sınırlar dahilinde geçerli olduğundan, kaynakların dikkate alınması açıkça konu ile ilgili ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde kabul edilebilir olmuştur. Bu durum özellikle devlet üniversiteleri söz konusu olduğunda geçerli iken, hem İtalya’daki özel sektörün kısmen devlet yardımlarına bağımlı olmasından, hem de erişimin düzenlenmesinin keyfi olarak derse kabul edilme veya dersten men edilmeyi engellemek ve eşit muameleyi teminat altına almak için gerekli olmasından ötürü, Devletin özel kurumlara erişimi düzenlemesi orantısız veya keyfi bulunmamıştır. Dolayısıyla, özellikle de asgari ve yeterli eğitimin azami önem taşıdığı alanlarda, yeterliliklerine ve mesleğe yatkınlıklarına bakılmaksızın, adayların sadece maddi imkanları sayesinde özel kurumlara erişimini engellemek üzere, Devlet’in sektörü düzenleme konusunda titiz davranması haklı bulunmuştur. Aşırı kalabalık sınıfların eğitim sisteminin etkililiğine zarar verebileceği de kabul edilmiştir. Dolayısıyla ilk kıstas hem meşru hem de orantılı bulunmuştur.
İkinci kıstasa, yani toplumun belirli bir mesleğe duyduğu ihtiyaca gelince; (daha geniş bir) Avrupa Birliği’nden veya özel bağlamdan doğabilecek ilgili ihtiyaçları ve hatta gelecekteki yerel ihtiyaçları göz ardı etmesine rağmen, Mahkeme yine de kıstası dengeli ve orantılı bulmuştur. Belirli meslek kategorilerinde profesyonellerin eğitilmesi büyük yatırımlar gerektirdiğinden, Hükümet’in kamu harcamalarının aşırı olmasını engellemek üzere harekete geçme yetkisi bulunmaktadır. Toplumun genelinde işsizliğin toplumsal bir yük olarak değerlendirilmesi mümkün olduğundan, Devlet’in her başarılı adayı iş piyasasına dâhil etmeyi amaçlaması makuldür. Ayrıca yerel piyasayı terk ederek yurtdışında iş bulmayı hedefleyecek mezun sayısının belirlenmesi imkansız olduğundan, Devlet’in politikasını mezunların yüksek oranda iş aramak için ülkede kalacağı varsayımına dayandırması makuldür.
Son olarak, giriş sınavına katılma sayısına ilişkin herhangi bir kısıtlama bulunmadığı görüldüğünden, başvuranların diğer derslere başvurma veya yurtdışında okuma hakkından mahrum bırakılmadıkları anlaşılmıştır. Başvuranların sınava tekrar girme ve başarılı oldukları takdirde derse erişim hakkı kazanma fırsatları mevcut olmuştur. Sonuç olarak, uygulanan tedbirler orantısız değildir ve Devlet takdir yetkisini aşmamıştır.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (bire karşı altı oyla).
(b ) Sadece Sekizinci Başvurana Ait Şikâyet Hakkında – Art arda sekiz yıl boyunca dersin sınavlarına girmeyen bir öğrencinin derse kabul edilmemesi ve giriş sınavına tekrar girmesinin gerekli olması, özellikle de söz konusu üniversite dersine uygulanan numerus clausus ilkesi göz önünde bulundurulduğunda, makul bulunmuştur. Dolayısıyla sekizinci başvuranın çıkarları ile diğer adayların ve toplumun genelinin çıkarları arasında bir denge kurmuş olan bu tedbir orantılı bulunmuştur.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (oybirliğiyle).
Full & Egal Universal Law Academy