AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TARMAN / TÜRKİYE
Başvuru No. 63903/10
KARAR
STRAZBURG
21 Kasım 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Tarman / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 31 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, yine bu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (63903/10 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Hülya Tarman’ın (“başvuran”), 8 Eylül 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. Mahkeme İçtüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası (in fine) uyarınca başvuranın kendi kendisini savunmasına izin verilmiştir.
3. Başvuran itibarının korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
4. Başvuranın itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti, 26 Mayıs 2016 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmının ise, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1962 doğumlu olup, Köln’de ikamet etmektedir.
A. Başvuran hakkında açılan ceza soruşturması hakkında
6. Başvuran, 29 Mayıs 2007 tarihinde, B.T. ve M.Y.Ö. hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na ("Cumhuriyet Başsavcılığı") şikâyette bulunmuştur. Başvuran, Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği yazılı ifadesinde, söz konusu kişilerle bir görüşmesinde, bu kişilerin Diyarbakır Valisine karşı bir saldırı gerçekleştirilmesi ile ilgili konuştuklarını duyduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, başvuran, M.Y.Ö.’nün kendisini daha sonra ölümle tehdit ettiğini ve bu saldırıyı yönlendirmek istediğine ilişkin suçlamada bulunduğunu belirtmiştir. Başvurana göre, B.T., M.Y.Ö.’yü bu suçları işlemeye teşvik etmiştir.
7. Başvuran, B.T. ve M.Y.Ö’ye karşı olaylarla ilgili ceza soruşturması başlatılmıştır. Bu soruşturma esnasında, söz konusu kişiler gözaltına alınmış ve Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü tarafında sorgulanmışlardır. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 31 Mayıs 2007 tarihli fezlekede, başvuranın tehdit ve şantaj suçlarından şüpheli bulunduğu ifade edilmiştir.
8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Ekim 2007 tarihinde, B.T. ve başvuran hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Buna karşın, Başsavcılık, M.Y.Ö. hakkında tehdit ve şantaj suçlarından Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası açmıştır.
B. Takvim Gazetesine karşı açılan hukuk davası hakkında
9. Ulusal Takvim Gazetesi, 22 Haziran 2007 tarihinde, başvuranın da aralarında bulunduğu dört kişinin resimlendirildiği "4 canlı bomba aranıyor" başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makale, aralarında başvuranın da bulunduğu isimleri tam olarak ("in extenso") açıklanan dört teröristin Türkiye’ye geldiklerini belirtmektedir. Bu teröristlerin, PKK’ya (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) ait özel kamplarda yetiştirildiklerini eklemektedir. Ayrıca, makalede polisin bu durumdan haberdar olduğu ve bu kişilerin fotoğraflarını dağıttığı belirtilmektedir.
10. Başvuran, 23 Temmuz 2007 tarihinde, Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinde ("Asliye Hukuk Mahkemesi") gazeteye ait yayın şirketine karşı, ihtilaf konusu makalenin yayımlanmasından dolayı kişilik haklarının ihlal edilmesinden şikâyetçi olarak, tazminat davası açmıştır.
11. Asliye Hukuk Mahkemesi, 7 Ekim 2008 tarihinde, bu bilginin makalenin yayımlandığı tarihte görünüşe uygun olarak yayımlanmış olması halinde, ihtilaf konusu makalenin basının sorumluluğuna yol açmaya elverişli olarak değerlendirilemeyeceği kanısına vararak, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesi, yukarıda anılan Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü’nün 31 Mayıs 2007 tarihli belgesine (yukarıdaki 7. paragraf), Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ceza soruşturması dosyasına ve sonrasında açılan ceza davası dosyasına atıfta bulunmuştur.
12. Yargıtay, 4 Şubat 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, Asliye Hukuk Mahkemesinin delilleri uygun şekilde değerlendirdiği ve kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaatindedir.
13. Yargıtay’ın kararı, 13 Mart 2010 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
C. Star Gazetesine karşı açılan hukuk davası hakkında
14. Ulusal Star Gazetesi, 22 Haziran 2007 tarihinde, "4 canlı bomba için alarm verildi" başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makale, istihbarat servislerinden elde edilen bilgilere göre, PKK’nın Türkiye’ye dört canlı bomba gönderdiğini belirtmektedir. Makale, bu canlı bombaların kimliklerinin tespit edildiğini belirtmekte ve isimlerinin baş harflerini açıklamaktadır. Makale, başvuranın da aralarında bulunduğu dört kişi ile resimlendirilmiştir.
15. Başvuran, 23 Temmuz 2007 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesinde Star gazetesine ait yayın şirketine karşı, ihtilaf konusu makalenin yayımlanmasından dolayı uğradığı manevi zarara ilişkin tazminat davası açmıştır.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Temmuz 2007 tarihinde, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü’ne başvuranın isminin ve fotoğrafının olduğu bir notun basına iletilmiş veya kamuya ilan edilmiş olup olmadığını sormuştur. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü, 5 Aralık 2007 tarihli bir mektup ile, Asliye Hukuk Mahkemesine, arşivlerde başvuran hakkında hiçbir kayıt bulunmadığına dair bilgi vermiştir.
17. Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Eylül 2008 tarihinde, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü’nün, başvuran ile ilgili ceza soruşturması açılmadığına ve Cumhuriyet Başsavcılığına iletilen ceza dosyasının başvuran, B.T. ve M.Y.Ö. arasında geçen sıradan bir olay ile ilgili olduğuna dair 5 Aralık 2007 tarihli yazısına dayanarak, ihtilaf konusu makalenin gerçeğe uygun olmadığı ve kişilik haklarına zarar verdiği gerekçesiyle, ilgilinin tazminat talebini kısmen kabul etmiştir.
18. Yargıtay, 4 Şubat 2010 tarihinde, ihtilaf konusu makalenin yazarının, makalenin yayımlandığı tarihte kendisine gerçek gibi görünen olayları, bu görünüme uygun şekilde sunduğunu dikkate alarak, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay, bu amaçla, başvuran ile diğer ilgililer arasında saldırı hakkında geçen görüşmeleri; bu kişilerin tehdit ile alakalı şikâyette bulunmadan önce yetkilileri haberdar etmediklerini; başvuranın gözaltına alınması ve gazete tarafından fotoğrafları yayımlanan ilgili kişilerden bir tanesinin geçmişte PKK ile bağlantısı olduğunu göz önünde bulundurmuştur. Yüksek Mahkeme ayrıca, "talimat almak" gibi ilgili makalede kullanılan ifadelerin, metni daha okunur hale getirmeyi ve kamunun ilgisini uyandırmayı hedefleyen ikincil unsur olduklarını ve bu ifadelerde gerçeklik olmamasının, bütün makaleyi hukuka aykırı kılmadığını değerlendirmektedir.
19. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay kararı üzerine 30 Haziran 2010 tarihinde, başvuranın talebini reddetmiştir.
20. Yargıtay, 23 Aralık 2010 tarihinde, usul ve yasaya uygun olduğunu değerlendirerek ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
21. Hakaret davalarında iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin Mahkeme içtihadı, Yakup Saygılı/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42914/16, 18 ila 22. paragraflar, 11 Temmuz 2017) kararında detaylı olarak ifade edilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, ihtilaf konusu makalelerin yayımlanması nedeniyle, masumiyet karinesi hakkına riayet edilmemesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, bu bakımdan, ulusal mahkemeleri, basında hakkında çıkan ve kendisine göre yalan olan iddiaları, basın özgürlüğünün korunmasına bağlı olduklarını değerlendirdikleri için eleştirmektedir. Başvuran, söz konusu makalelerde, kimliğinden söz edilmesi ve fotoğrafının yayımlanmasından şikâyet etmekte ve halka hedef olarak gösterildiği ve hayatı için endişe etmekte olduğunu belirtmektedir.
23. Mahkeme; başvuranın, hakkında karalayıcı olduğunu düşündüğü, basın tarafından yayımlanan makalelerin esas olarak içeriğini şikâyet ettiğini kaydetmiştir. Mahkeme, davaya ilişkin olayları hukuki açıdan nitelendirme konusunda tek yetkili olduğunu ve tarafların onlara atfettiği nitelendirmeye bağlı olmadığını hatırlatmaktadır; somut olayda Mahkeme, ihtilaf konusu makalelerin içeriği ve başvuranın sonucuna itiraz ettiği hukuk davalarının niteliği bakımından, şikâyet konusu olayların Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelemesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısmı şu şekildedir:
" 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
A. Kabul edilebilirlik hakkında
24. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği ve başvuranın avukat tarafından imzalanmış yetki belgesi vermeyi ihmal ettiği gerekçeleriyle iki yönden kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır.
1. İç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz
25. Hükümet, başvuranın, Yargıtay’ın kararlarına karşı karar düzeltme talebinde bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet aynı zamanda, ilgilinin cevap ve düzeltme hakkına ilişkin prosedüre başvurabileceğini ileri sürmektedir ve bu bağlamda, başvuranın Mahkemeye bu hukuk yolunu kullandığına dair hiçbir delil sunmadığını kaydetmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın basında yer alan ihtilaf konusu makaleler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunma ve idare mahkemelerinde soruşturmaya ilişkin bilgileri sızdıran polis memurlarına karşı tam yargı davası açma imkanı olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, ilgilinin, cezai ve idari hukuk yollarına başvurmak için sorumluların kimlik bilgilerine sahip olmasına gerek olmadığını eklemektedir.
26. Başvuran, karar düzeltme talebinin etkin bir hukuk yolu olmadığını ileri sürerek yanıt vermektedir. Başvuran ayrıca, cevap ve düzeltme hakkına ilişkin prosedürü kullandığını, fakat bir sonuca varamadığını belirtmektedir. Başvuran, hakkındaki özel bilgileri açığa veren kişileri veya idareyi tanımadığı sürece, herhangi bir cezai şikâyette bulunamayacağı ve idare mahkemelerinde dava açamayacağı kanaatindedir.
27. Mahkeme, karar düzeltme talebinin kullanılmaması ile ilgili olarak, daha önce benzer bir itirazı incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (Gök ve diğerleri/Türkiye, No. 71867/01 ve 3 diğer No., 47 ve 48. paragraflar, 27 Temmuz 2006). Mevcut davada, farklı tespitlere yol açabilecek olay ve gerekçenin bulunmaması nedeniyle itirazın bu kısmını reddetmek uygun düşmektedir.
28. Mahkeme, başvuranın tekzip hakkını ve ceza davası açma hakkını kullanmaması ile ilgili olarak, bir başvuranın büyük olasılıkla etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını kullanmış olması gerektiğini ve bir başvuru yolu kullanıldığında, uygulamada aynı amacı taşıyan başka bir başvuru yolunun kullanılmasının zorunlu olmadığını hatırlatmaktadır (Kozacıoğlu/Türkiye [BD], No. 2334/03, 40. paragraf, 19 Şubat 2009). Mahkeme, itibarın korunması hakkı konusunda, Türk Anayasa Mahkemesi’nin, somut olayda başvuran tarafından tüketilen iç hukuk yolu olan bir hukuk davasının açılmasının, Türk hukukundaki en etkin hukuk yolu olduğunu değerlendirmekte ve bu hukuk yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvuruları, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle, reddettiğini de hatırlatmaktadır (yukarıda 21. paragraf). Mahkeme, dolayısıyla, mevcut davanın koşulları içersinde, başvuranın bu hukuk yolundan başka bir hukuk yolunu tüketmesi gerekmediği kanaatine varmaktadır (Yakup Saygılı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar.), No.42914/16, 47. paragraf, 11 Temmuz 2017). Sonuç olarak, itirazın bu kısmını da reddetmek uygun düşmektedir.
29. Mahkeme, idare mahkemeleri önünde dava açılmamasıyla ilgili olarak, bu hukuk yolunun, polis memurları tarafından yapılan soruşturma hakkındaki bilgilerin ifşa edilmesine ilişkin şikâyet ile ilgili bir telafi olanağı sunabileceği şeklinde değerlendirilebileceğini kaydetmektedir. Buna karşın Mahkeme, somut olayda, başvuranın, polis memurları tarafından kendisine ait özel bilgilerin ifşa edilmesi yerine esasen ihtilaf konusu makalelerin içeriğinden şikâyetçi olduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda 23. paragraf). Dolayısıyla, itirazın bu kısmını da reddetmek uygun düşmektedir.
2.Başvuranın avukat tarafından imzalanmış yetki belgesi sunmayı ihmal etmesine ilişkin itiraz
30. Hükümet, Mahkemeden, bu talebi Mahkeme İçtüzüğü’nün 36. maddesinin gerekliliklerine uygun olmaması nedeniyle reddetmesini talep etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın, bir avukat tarafından temsil edildiğini adil tazmine ilişkin görüşlerinde iddia etmesine rağmen, bir avukat tarafından imzalanmış herhangi bir yetki belgesi sunmadığını ileri sürmektedir.
31. Başvuran, bu itiraz hakkında görüş bildirmemektedir.
32. Mahkeme, başvuranın görüşlerinin adil tazmine ilişkin talepleri kısmında, bir avukat tarafından temsil edilmediğini; ancak bu görüşlerin bir avukat tarafından kaleme alındığını belirttiğini kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın, Mahkeme İçtüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası (in fine) uyarınca Bölüm Başkanı tarafından kendisini savunmasına izin verildiğini belirtmektedir. Sonuç olarak, itirazı reddetmek uygun düşmektedir.
33. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esası hakkında
1. Tarafların iddiaları
34. Başvuran, ihtilaf konusu makalelerin kendisini terörist olarak tanıtarak hayatını tehlikeye attığını ve özel hayatına yapılan bu ihlalin, basın özgürlüğü savunularak haklı gösterilemeyeceğini ileri sürmektedir.
35. Hükümet somut olayda, ulusal mahkemelerin, başvuranın kişisel hakları ile basın özgürlüğü arasında makul bir denge kurduklarını değerlendirmektedir. Hükümete göre, ihtilaf konusu makaleler, kamu yararına bir tartışmaya katkı sağlamıştır ve ifşa edilen bilgiler, kendisine gerçek gibi görünen bilgilere uygundur.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
36. Mahkeme, Couderc et Hachette Filipacchi Associés/Fransa ([BD], No. 40454/07, 83 ila 93. paragraflar, AİHM 2015 (özetler)) kararında özetlenen, özel hayata saygı ve ifade özgürlüğü hakkındaki içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
37. Mahkeme; özel hayat kavramının geniş bir kavram olduğunu, kişinin adı, resmi ve fiziki ve ruhsal bütünlüğü gibi kişisel kimliğe bağlı olan halleri kapsadığını hatırlatmaktadır (bk. Von Hannover/Almanya, No. 59320/00, 50. paragraf, AİHM 2004‑VI). Bir kişinin itibarının korunması hakkının özel hayata saygı hakkının bir unsuru olarak Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girdiği Mahkemenin içtihadında kabul edilmektedir (Axel Springer AG/Almanya [BD], No.39954/08, 83. paragraf, 7 Şubat 2012, Delfi AS/Estonya [BD], No. 64569/09, 137. paragraf, AİHM 2015; Bédat/İsviçre [BD], No. 56925/08, 72. paragraf, AİHM 2016; Medžlis Islamske Zajednice Brčko ve diğerleri/Bosna-Hersek [BD], No. 17224/11, 76. paragraf, AİHM 2017; bk. diğerleri arasında, Polanco Torres et Movilla Polanco/İspanya, No. 34147/06, 40. paragraf, 21 Eylül 2010). Mahkeme, daha önceki kararlarında, bir kişinin kamuya açık bir tartışmada eleştirilmesine rağmen; özel hayatına bağlı olan bu kişinin itibarının, kişisel kimliğinin ve ruhsal bütünlüğünün bir parçası olduğunu kaydetmiştir (Pfeifer/Avusturya, No. 12556/03, 35. paragraf, 15 Kasım 2007 ve Petrie/İtalya, No. 25322/12, 39. paragraf, 18 Mayıs 2017). Aynı değerlendirmeler kişinin onuruna da uygulanmaktadır (Sanchez Cardenas/Norveç, No. 12148/03, 38. paragraf, 4 Ekim 2007 ve A/Norveç, No. 28070/06, 64. paragraf, 9 Nisan 2009). Ancak, Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanması için, itibarın ihlali belirli bir ciddiyet seviyesine ulaşmalı ve özel hayata saygı hakkından yararlanmasına zarar vermelidir (Axel Springer AG, yukarıda anılan, 83. Paragraf; Delfi AS, yukarıda anılan, 137. paragraf, Bédat, yukarıda anılan, 72. paragraf, Medžlis Islamske Zajednice Brčkove diğerleri, yukarıda anılan, 76. paragraf).
38. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, Devletin bir eyleminden değil de, Devletin üçüncü şahısların müdahalesine karşı özel hayatını koruyamamasına ilişkin ihmalinden şikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, mevcut davaya benzer davalarda, Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan pozitif yükümlülükler çerçevesinde, Devletin başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan karşı tarafın ifade özgürlüğü arasında doğru dengeyi sağlamış olup olmadığını belirlemesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Petrie, yukarıda anılan, 40. paragraf, 18 Mayıs 2017). Mahkeme, başvuranın itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında makul bir denge kurulması için uygun kriterleri daha önce birçok kararında özetlediğini belirterek, bu kriterleri şu şekilde ifade etmektedir: genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı, hedef alınan kişinin ünlülük derecesi, röportajın konusu, ilgili kişinin önceki davranışı, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ve gerektiğinde somut olayın koşulları (Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], No. 40660/08 ve No. 60641/08, 108 ila 113. paragraflar, AİHM 2012 ve Axel Springer AG, yukarıda anılan, 89 ila 95. paragraflar; ayrıca bk., Couderc et Hachette Filipacchi Associés, yukarıda anılan, 93. paragraf).
39. Mahkeme, somut olayda, ilgilinin şikâyeti sonrasında hakkında açılan ceza soruşturmasının tehdit ve şantaj suçlarıyla alakalı olmasına ve bu soruşturma sonrasında hakkında takipsizlik kararı verilmesine rağmen (yukarıda 6 ila 8. paragraflar); başvuranın iki makale tarafından intihar saldırısı hazırlayan bir canlı bomba olarak gösterildiğini ve fotoğrafının bu makalelerde yayımlandığını (yukarıda 9 ve 14. paragraflar) kaydetmektedir. İhtilaf konusu makalelerin yayımlanması nedeniyle kişilik haklarına zarar verildiğini iddia eden başvuran, açtığı davalar sonucunda ulusal mahkemelerin tazminat taleplerini reddettiğini de tespit etmektedir.
40. Mahkeme, somut olayda, içtihadında belirlenen kriterlere uygun olarak, ulusal mahkemelerce başvuranın itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında makul bir denge kurulup kurulmadığını değerlendirmek için, ulusal yargıcın gerekçesine özellikle dikkat etmesi gerektiği kanısındadır (Sapan/Türkiye, No. 44102/04, 37. paragraf, 8 Haziran 2010 ve Kaos Gl/Türkiye, No. 4982/07, 57. paragraf, 22 Kasım 2016).
41. Mahkeme bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesinin Takvim gazetesi ile ilgili 7 Ekim 2008 tarihinde verdiği kararda ve Yargıtay’ın Star gazetesi ile ilgili 4 Şubat 2010 tarihinde verdiği kararda, bu iki yargı organının,– maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak – ihtilaf konusu makaleler hakkında açık bir nitelendirme yapmaksızın, yalnızca bu bağlamda somut olaydaki ceza soruşturması dosyasının belgelerine dayanarak (yukarıda anılan, 11 ve 18. paragraflar), bu makalelerin içeriğinin, yayımlandıkları tarihteki görünümlere uygun olduğunu belirttiklerini gözlemlemektedir.
42. Bu durumda Mahkeme yalnızca, ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu makalelerin içeriğinin görünüşe uygunluğunu kontrol etmekle yetindiklerini ve yukarıda anılan etkin kriterlere uygun olarak (yukarıda, 38. paragraf) başvuranın özel hayatına riayet edilmesi hakkı ile basın özgürlüğü arasında makul bir denge kurmadıklarını tespit edebilir. Bu durumda, Mahkeme, ulusal mahkemelerin kararlarının, basın özgürlüğünün, somut olayda, başvuranın itibarını koruma hakkına, yargı organı tarafından yürütülen ceza soruşturması dosyasına göre yalnızca tehdit ve şantaj suçlarından şüpheli olmasına rağmen ilgilinin kimliğini ve fotoğrafını ifşa eden ve kendisini tehlikeli bir terörist olarak gösteren ihtilaf konusu makalelerde şeklen ve içerik olarak yapılan ihlale hak verip veremeyeceği sorusuna tatmin edici bir yanıt vermediklerini tespit etmektedir.
43. Mahkeme, somut olayda, içtihadında belirlenen kriterlere uygun olarak, ulusal mahkemelerin, başvuranın itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında makul bir denge kurmadıklarını değerlendirmektedir.
44. Mahkemenin, mevcut davanın koşullarında, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
45. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
46. Başvuran, maddi veya manevi tazminat belirtmeksizin, maruz kaldığını iddia ettiği zarara karşılık olarak 50.000 avro (EUR) talep etmiştir.
47. Hükümet, iddia edilen ihlal ile talep edilen tazminat arasında bir illiyet bağı bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
48. Mahkeme, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında bir illiyet bağı bulunmadığını kaydetmektedir ve talebi reddetmektedir. Buna karşın, başvurana manevi zarara ilişkin 1.500 avro verilmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama Masraf ve Giderleri
49. Başvuran, ulusal mahkemeler önündeki işlemler ve avukat masrafları için 2.550 avro harcadığını belirtmektedir. Bu bakımdan hiçbir delil sunmamaktadır.
50. Hükümet, başvuranın masraflar ve giderler açısından hiçbir talepte bulunmadığını değerlendirmektedir.
51. Mahkemenin içtihatlarına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, somut olayda, kendisinde bulunan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak talep edilen masraflara uygun bir delil bulunmaması nedeniyle masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
52. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvurana, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 1.500 avro (bin beş yüz bin avro) ödemesi gerektiğine ve ödemenin yapıldığı tarihte geçerli oran esas alınarak bu miktarın davalı Devletin para birimine dönüştürülerek ödenmesine;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 21 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy