AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TAŞ ÇAKAR / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 73487/12)
KARAR
STRAZBURG
28 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Taş Çakar / Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Sevgi Taş Çakar’ın (“başvuran”) 3 Eylül 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 73487/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Elazığ Barosuna kayıtlı Avukat R. Yaratan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın adil yargılanma, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarına ilişkin şikâyetleri, 12 Aralık 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1985 doğumlu olup, Elazığ’da ikamet etmektedir.
5. Elazığ Cumhuriyet Savcısı, 8 Mayıs 2006 tarihli iddianameyle, başvuranı, Elazığ’da 1 Mayıs 2006 tarihinde düzenlenen bir gösteri sırasında işlediği bazı fiiller nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlamıştır.
6. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2011 tarihinde, başvuranı 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca on ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve ardından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, söz konusu gösteri sırasında, başvuranın, diğer göstericiler gibi, siyah bir bere, beyaz bir gömlek ve siyah bir pantolon giyerek kırmızı bir fular taktığını ve göstericiler tarafından bu üniforma kıyafetinin giyilmesinin yasa dışı bir örgütü temsil ettiğini ve bu örgütün propagandasını yapmayı amaçladığını tespit etmiştir.
7. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Mart 2012 tarihinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
8. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“[Yukarıdaki fıkra uyarınca] meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. (...)”
9. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmesinin ardından, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...)”
10. Bu hüküm, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...)”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
11. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, cezaya mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarını ihlal ettiği kanaatindedir.
12. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, yerel mahkemeleri, davasına ilişkin yetersiz bir inceleme yapmakla suçlamaktadır.
13. Mahkeme, başvuranın bu şikâyetlerle, kendi ifadesine göre, esasen ifade özgürlüğü hakkının kullanılması kapsamına giren eylemler nedeniyle cezai alanda mahkûm edilmesinden şikâyetçi olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, olay ve olguların hukuki nitelendirmesini yapmakla görevli olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
14. Hükümet, ilgili hakkındaki mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini belirterek, başvuranın mağdur sıfatına sahip olmaması bağlamında kabul edilemezliğe ilişkin bir itiraz ileri sürmektedir.
15. Başvuran, bu itirazı reddetmektedir. Başvuran, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile, bu hükmün caydırıcı etkisini hissettiğini belirtmektedir.
16. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğünün ihlaline yol açması nedeniyle doğrudan zararlarına maruz kaldığı ceza yargılamasının sonuçlarını önlediğinin ya da telafi ettiğinin kabul edilemeyeceği kanısına varmaktadır (bk., mutatis mutandis, Aslı Güneş/Türkiye (k.k.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006, ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Dolayısıyla, bu itirazı reddetmek gerekmektedir.
17. Mahkeme, öte yandan, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
18. Başvuran, hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedir.
19. Hükümet, şayet müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekirse, bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası tarafından öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, başvurana atfedilen eylemin, kendi ifadesine göre, açıkça şiddete teşvik edecek nitelikte olması nedeniyle, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğunu belirtmektedir.
20. Mahkeme, başvuranın mahkûm edilmesinin ve ardından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin, bu durumun yaratabileceği caydırıcı etki dikkate alındığında, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI, ve yukarıda anılan Ergündoğan kararı, § 26; ayrıca bk., aksi yönde bir karar için (a contrario), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
21. Mahkeme ardından, bu müdahalenin kanun tarafından, yani 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünün, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından, ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğinin taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
22. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hususuna gelince, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Belçika/Türkiye (No. 50171/09, §§ 31, 34 ve 35, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
23. Mahkeme, somut olayda başvuranın, yerel makamlara göre, yasa dışı bir örgütü temsil eden ve bir gösteri sırasında giyilen üniforma kıyafeti nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yaptığı gerekçesiyle cezaya mahkûm edildiğini kaydetmektedir (yukarıda 6. paragraf). Mahkeme, söz konusu gösteri sırasında başvuranın ihtilaf konusu kıyafeti giymesinin sonuçları ne olursa olsun, söz konusu eylemin kendiliğinden şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı olarak algılanamayacağı, bu durumun nefret söylemi teşkil etmediği ve nefret söyleminin de Mahkemeye göre dikkate alınması gereken en önemli unsur olduğu kanısına varmaktadır (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
24. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, on ay hapis cezasının verilmesinden ve ardından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden ibaret olan ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği, her halükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
25. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
26. Başvuran, maruz kaldığını belirttiği maddi zarar bağlamında 100.000 avro (EUR) ve aynı zamanda maruz kaldığı kanısına vardığı manevi zarar bağlamında 100.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, masraf ve harcamalar için 28.423,80 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, başvurunun hazırlanması amacıyla avukatı tarafından yapılan çalışmaları ve bu çalışmalardan her biri için avukatın geçirdiği saatleri belirten bir listeyi ibraz etmektedir.
27. Hükümet, maddi zarar bağlamında dile getirilen talebin desteklenmediği ve aşırı olduğu kanaatine varmaktadır. Manevi zararla ilgili talebe ilişkin olarak, Hükümet, bu talep ile iddia edilen ihlal arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığını ifade etmektedir. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleple ilgili olarak, başvuranın avukat ücret sözleşmesi ya da avukatlık masraflarına ve iddia edilen diğer masraflara ilişkin herhangi bir ödeme belgesi sunmadığını belirtmektedir.
28. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varmakta ve buna ilişkin talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 2.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Masraf ve giderlere ilişkin olarak Mahkeme, kendisine sunulan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, bütün masraf ve giderler bağlamında 1.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere: Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine; Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 28 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy