AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TAŞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 702/11)
KARAR
STRAZBURG
24 Ekim 2017
İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Taş / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström ,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla,
Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 702/11) temelinde, Türk vatandaşı Çetin Taş’ın (“başvuran”) 10 Kasım 2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir, Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 10 Mayıs 2012 tarihinde başvurunun kısmen kabul edilemez olduğuna karar verilmiş ve başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğuna, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz etmek için başvurabileceği yolların etkinliğine ve başvuranın bu hususlardaki tazminat hakkına ilişkin şikâyetler Hükümete bildirilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümetin itirazını inceleyen Mahkeme, söz konusu itirazı reddetmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1992 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Davanın koşulları, taraflarca bildirildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
7. Başvuran 7 Aralık 2009 tarihinde yakalanmıştır.
8. Başvuran 9 Aralık 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi tarafından yasa dışı terör örgütü adına suç işlemek, aynı örgüt lehine propaganda yapmak, tehlikeli maddeleri bulundurmak ve kamu malına zarar vermek suçlarını işlediği şüphesiyle tutuklanmıştır.
9. İstanbul Cumhuriyet savcısı 30 Aralık 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine iddianamesini sunmuştur.
10. 6 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde ilk duruşma yapılmıştır. Mahkeme, başvuranın da hazır bulunduğu duruşmanın sonunda başvuranın tutukluluğunun devamına hükmetmiştir.
11. Başvuran söz konusu karara itiraz etmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Mayıs 2010 tarihinde söz konusu itirazı duruşmasız inceleyerek reddetmiştir. Söz konusu mahkeme kararını verirken Cumhuriyet savcısının başvurana ya da temsilcisine tebliğ edilmeyen yazılı mütalaasını dikkate almıştır.
12. Başvuran 10 Aralık 2010 tarihinde serbest bırakılmıştır.
13. Başvurunun yapıldığı tarihte, başvuran aleyhindeki yargılamalar ilk derece mahkemesi önünde devam etmekteydi.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
14. İlgili iç hukuk ve uygulamalara ilişkin açıklamalar Altınok / Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011; Demir / Türkiye (k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012; ve A.Ş./ Türkiye no. 58271/10, §§ 34-35, 13 Eylül 2016 kararlarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanan başvuran tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.
16. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (d) maddesi kapsamında kanuna aykırı tutukluluk için tazminat talep etme hakkının mevcut olduğunu belirterek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüş ve söz konusu iddiayı reddetmiştir.
17. Başvuran bu görüşe itiraz etmiştir.
18. Mahkeme, tutukluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun Demir / Türkiye, ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012), ve A.Ş. / Türkiye (no. 58271/10, §§ 85-95, 13 Eylül 2016) kararlarında incelendiğini gözlemlemektedir.
19. Yukarıda anılan Demir davasında Mahkeme, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyet kararları kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, A.Ş (yukarıda anılan § 92) kararında, 2015 yılının Haziran ayından itibaren CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun başvuranlar tarafından yargılamalar kesinleşmeden önce dahi tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
20. Somut davada, Mahkeme başvuranın tutukluluk halinin, başvuranın 10 Aralık 2010 tarihinde serbest bırakılması üzerine sona erdiğini, ancak aleyhindeki yargılamaların hala devam edip etmediği veya kesinleşip kesinleşmediği ile ilgili herhangi bir bilginin olmadığını kaydetmektedir. Ancak, Mahkeme başvuranın, her iki durumda da, CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkının bulunduğunu ve başvuranın tazminat talep etmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
21. Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin normal koşullarda Mahkeme’ye başvurunun yapılmış olduğu tarih referans alınarak yapılmasına karşın, bu kuralın istisnalarının söz konusu olduğunu ve bahse konu istisnaların her bir davanın kendine özgü koşulları bağlamında haklı gerekçelere dayandırılabileceğini yinelemektedir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006‑I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulanabilen hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
22. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvuranın söz konusu şikâyetinin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Başvuranın, tutukluluğuna karşı itirazıyla ilgili olarak inceleme yapan mahkemenin önüne çıkarılmaması bakımından
23. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak tutukluluk halinin gözden geçirildiği sırada mahkeme önüne çıkarılmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında iç hukuk sisteminde tutukluluk halinin devamına etkili bir şekilde itiraz edebileceği etkin bir hukuk yolu bulunmadığından şikâyetçi olmuştur.
24. Mahkeme, başvuranın 13. madde kapsamındaki şikâyetinin konuyla ilgili özel hüküm (lex specialis) ifade eden Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
25. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
26. Mevcut davada başvuran 9 Aralık 2009 tarihinde tutuklanmıştır. 6 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen duruşma sonucunda, yargılamayı yürüten mahkeme konu hakkında çekişmeli bir müzakereden sonra başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Akabinde başvuran söz konusu karara itirazda bulunmuştur.
27. Mahkeme, söz konusu itirazın 20 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından duruşmasız reddedildiğini gözlemlemektedir. Ancak başvuranın, itirazlarının incelenmesinden 14 gün önce yargılamayı yürüten mahkeme önüne çıkarıldığını kaydetmektedir. Bu koşullarda, Mahkeme Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi uyarınca itiraz mahkemesi önünde yeni bir duruşma gerçekleştirilmesinin gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
28. Dolayısıyla Mahkeme, tutukluluk incelemesi sırasında duruşma gerçekleştirilmemesinin silahların eşitliği ilkesini tehlikeye sokmadığı sonucuna varmıştır (bk. Altınok / Türkiye, no. 31610/08, §§ 54-55, 29 Kasım 2011; Çatal / Türkiye, no. 26808/08, § 40, 17 Nisan 2012; ve Ali Rıza Kaplan / Türkiye, no. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014).
29. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi bakımından
30. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, tutukluluğunun hukuka uygunluğu hususunda itirazda bulunmak amacıyla etkin bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, itiraz merciinin, kendisine veya temsilcisine tebliğ edilmeyen Cumhuriyet savcısı mütalaasına dayalı olarak itirazını reddetmesi nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
31. Hükümet, Cumhuriyet savcılarının mütalaalarının çok kısa, öz ve birbiriyle aynı mahiyette olması nedeniyle itirazları inceleyen mahkemelerin kararları üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ileri sürerek, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, Cumhuriyet savcısının mütalaasının sanığa veya avukatına tebliğ edilmesinin 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun ile zorunlu kılındığını belirtmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın önemli bir zarara uğramadığını ve söz konusu şikâyetin kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
32. Mahkeme, Hükümetin aynı konuda yapmış olduğu benzer bir itirazını hâlihazırda incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (Özellikle bk. Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, §§ 68-83, 28 Ekim 2014). Mahkeme mevcut davada yukarıda belirtilen başvuruya ilişkin tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir.
33. Mahkeme başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
34. Başvuranın şikâyetinin esası ile ilgili olarak, Mahkeme mevcut davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasındakilere benzer meseleleri içerdiğini belirtmektedir. Söz konusu tespitlerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır.
35. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranın tutukluluğunun hukuka uygun olup olmadığının gözden geçirilmesine ilişkin yargılamalar bağlamında başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğini değerlendirmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 5 maddesine dayanarak, Sözleşme’nin 5 §§ 3 ve 4. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi nedeniyle tazminat elde etme hakkından mahrum bırakıldığından şikâyetçi olmuştur.
37. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
38. Mahkeme başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
39. Mahkeme, 5. maddenin 5. fıkrasının, 1, 2, 3 veya 4. fıkralara aykırı şekilde gerçekleştirilen hürriyetten yoksun kılma işlemleri bakımından tazminat elde edilmesine yönelik bir hukuk yolunun mevcut olmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185‑A). Bu tazminat hakkının ön koşulu, bir yerel makam veya Mahkeme tarafından 5. maddenin belirtilen fıkralarından birinin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olmasıdır.
40. Bu bağlamda Mahkeme, mevcut davada başvuranın tutukluluğunun hukuka uygun olduğu hususuna itiraz etmek üzere etkili bir iç hukuk yoluna sahip olma hakkının, Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle ihlal edildiğini belirtmektedir (bk. yukarıda 29. paragraf).
41. Mahkeme benzer bir meseleyi, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 66-69) davasında incelediğini belirtmektedir. Söz konusu tespitlerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir gerekçe yoktur.
42. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
43. Başvuran 20.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
44. Hükümet söz konusu talebe itiraz etmiştir.
45. Önündeki tüm unsurları dikkate alan Mahkeme, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesinin ihlal edildiği tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar açısından tek başına adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. Ceviz / Türkiye, no. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve giderler
46. Başvuran ayrıca, avukatlık ücreti için 1.570 avro ve Mahkeme ve ulusal makamlar önünde gerçekleşen kırtasiye, fotokopi ve tercüme gibi masraf ve giderler için 900 avro talep etmiştir. Bu bağlamda başvuran, temsilcisi tarafından hazırlanan bir maliyet cetveli ve avukatlık ücretine ilişkin bir makbuz ibraz etmiştir.
47. Hükümet söz konusu talebe itiraz etmiştir.
48. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgeleri ve yukarıda belirtilen ölçütü göz önünde bulundurarak başvurana tüm başlıklar altındaki masraflar karşılığında 1.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
49. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesine ve bu bakımdan tazminat elde edilememesine ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
2. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine;
4. İhlal tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğine;
5. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, her türlü vergi miktarı hariç tutulmak üzere, masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 24 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy